Rabbim! Yardım et ve hayırla tamamla, ey Kerîm!
Necasetle Değişen Su Bâbı
1 - Babama, evinde kuyu kazmış ve kuyu ile hapishanenin yakınındaki bir hendek arasında yaklaşık on beş zira mesafe bulunan bir adam hakkında sordum. Su, rengi değişmiş olarak çıktı. Ne dersin? Dedi ki: Eğer kokusu güzelse (bir mahzuru yoktur). Eğer kokusu güzel değilse tadına bakılır. Bunun üzerine dedi ki: Eğer suyun değişmesi hapishanenin necasetinden ise bu suya yaklaşılmaz, kuyu iptal edilir. Şayet bu su, çekildikten sonra renginde, kokusunda ve tadında hiçbir değişiklik olmayacak hâle dönüyorsa, ümit ederim ki bir beis yoktur.
2 - Babama okudum, dedi ki: Bir hayvan leşi veya içine düşüp ölen bir kuş gibi bir şeyden dolayı suyun kokusu değişirse, ondan abdest almayı hoş görmem.
3 - Dedim ki: Ya bir cırcır böceği suya düşüp diri olarak çıkarılırsa?
رب أعن وأتمم بِخَير يَا كريمبَاب المَاء يتَغَيَّر بِالنَّجَاسَةِ ١ - سَأَلت أبي عَن رجل حفر بِئْرا فِي دَار وَبَين الْبِئْر وَبَين خَنْدَق فِي قرب السجْن مِقْدَار خَمْسَة عشر ذِرَاعا فَخرج المَاء متغير اللَّوْن مَا ترى فِيهِقَالَ إِن كَانَ طيب الرّيح وان لم يكن طيب الرّيح فالطعمفَقَالَ إِن كَانَ تغير المَاء من نَجَاسَة السجْن فَلَا يقرب هَذَا المَاء يعطل الْبِئْر وان كَانَ هَذَا المَاء إِذا نزح عَاد الى مَالا يكون فِيهِ تغير فِي لون وَلَا ريح وَلَا طعم فأرجو أَن لَا يكون بِهِ بَأْس٢ - قَرَأت على أَبى قَالَ وَإِذا تغير ريح المَاء من الشَّيْء وَقع فِيهِ من الْميتَة أَو طير وَقع فِيهِ فَمَاتَ فَلَا يُعجبنِي أَن يتَوَضَّأ مِنْهُ٣ - قلت وان وَقع صَرْصَر فِي مَاء وَأخرج وَهُوَ حَيّ
Dedi ki: "Eğer (su) az ise bu benim hoşuma gitmez. Helâ ve lağımlardan gelen bir su ise onunla abdest alınması da hoşuma gitmez." Dedi ki: "Balığa gelince, eğer suyu değiştirmişse, onda bir beis olmamasını ümit ederim."
4 - Dedim ki: "Peki kurbağa ve kaplumbağa?"
Dedi ki: "O hususta cüret edemem; kaplumbağa yemekte ise beis yoktur."
5 - Babama sordum: "Su ile necaset mahreci arasında en yakın mesafe ne kadardır?"
Dedi ki: "Kokusu olmadığı ve tadını değiştirmediği müddetçe (bir şey lazım gelmez)."
6 - Babamın şöyle sorulurken işittim: "Kuyuya kuş, serçe veya buna benzer bir şey düşerse ne dersiniz?"
Dedi ki: "Koku veya tadı değiştirmediği müddetçe beis yoktur. Ancak idrar veya yaş insan dışkısı olursa, suyun tamamının çekilmesi bana daha makbul gelir."
SUYUN ELBİSEYE DEĞMESİ BÂBI
7 - Babama sordum: "Taharet suyu ile temizlenilse, sonra o su mestine veya nalınına isabet etse, onu yıkamak gerekir mi, yoksa gerekmez mi?"
Dedi ki: "Yıkamaz ve bunların hiçbirine itibar etmez."
NECASET DÜŞEN VEYA CÜNÜP KİMSENİN YIKANDIĞI SU BÂBI
8 - Babamın şöyle sorulurken işittim ve kendisi de dinliyordu: "Durgun su —yani içinde necaset bulunursa— ondan abdest alınır mı?"
قَالَ إِن كَانَ قَلِيلا فَلَا يُعجبنِي وان كَانَت مِمَّا يأوي الكنف والبلاليع فَلَا يُعجبنِي أَن يتَوَضَّأ مِنْهُ قَالَ وَأما السّمك إِذا غير المَاء فأرجو أَن لَا يكون بِهِ بَأْس٤ - قلت الضفدع والسلحفاةقَالَ مَا اجترئ عَلَيْهِ وَلَا بَأْس بِأَكْل السلحفاة٥ - سَأَلت أبي كم أقرب مَا يكون بَين المَاء والمخرجقَالَ مَا لم يكن لَهُ ريح وَلم يُغير طعمه٦ - سَمِعت أبي سُئِلَ عَن الْبِئْر يَقع فِيهَا الطير والعصفور وَنَحْو هَذَا أَو مَا أشبههفَيَقُول لَا بَأْس بِهِ مَا لم يُغير ريح أَو طعم قَالَ إِلَّا أَن يكون بَوْل أَو عذرة رطبَة فأعجب إِلَيّ أَن ينْزح مَاؤُهَا كُلهبَاب مَاء الْوضُوء يُصِيب الثَّوْب ٧ - سَأَلت أَبى عَن مَاء الطّهُور إِذا تطهر بِهِ فَأصَاب ذَلِك المَاء خفه أَو نَعله يَنْبَغِي أَن يغسل ذَلِك أم لَافَقَالَ لَا يغسل وَلَا يلْتَفت الى شَيْء من ذَلِكبَاب المَاء إِذا وَقعت فِيهِ نَجَاسَة أَو اغْتسل فِيهِ الْجنب ٨ - سُئِلَ أَبى وَأَنا أسمع عَن المَاء الراكد يتَوَضَّأ مِنْهُ يَعْنِي إِذا كَانَ فِيهِ نَجَاسَة
Resûlullah (s.a.v.)'in hadisinde şöyle buyrulmuştur: 'Su iki kulleye ulaştığında necasetlenmez.' Kulleler (ölçüsü) hakkında İbn Cüreyc şöyle demiştir: 'Beni tereddüde düşüren husus şudur: Kulle, Hecer kullelerinden olup dokuz kırba eder.' Babama okudum, dedim ki: 'Cünüp bir kimse, iki kulleye ulaşmayan bir kuyuda veya bir gölde guslederse, bu onun için yeterli midir?' Cevap verdi: 'Ona yeterli olmaz.' Babamın şöyle sorulurken işittim: 'Bir kuyuya idrar akıtıldı.' Dedi ki: 'Kuyunun suyu boşaltılır (çekilir). Zira Resûlullah (s.a.v.) durgun suya idrar yapmayı yasaklamıştır.' Babama dedim ki: 'Onlar (bu sudan) kaç gün boyunca abdest aldıklarını ve namaz kıldıklarını bilemiyorlar.' Buyurdu ki: 'Namazlar iade edilir.' Denildi ki: 'Onlar kaç gün namaz kıldıklarını da bilmiyorlar.' Dedi ki: 'En çok (tahmin ettikleri) süreyi gözetirler (takdir ederler), ta ki kalplerinde bir şey (şüphe) kalmayana kadar.' Dedim ki: 'Elbiseler (ne olacak)?' Buyurdu ki: 'Elbiseler yıkanır.' Farenin zeytine düşmesi babı: Babama, beş kırbadan daha fazla olan zeytine farenin düşmesi hakkında sordum. Dedi ki: 'Zeytin (yağı), benim yanımda suyun yerini tutmaz. Çünkü su, her şey için tahûrdur (temizleyicidir).'
قَالَ حَدِيث النَّبِي صلى الله عليه وسلم إِذا كَانَ المَاء قُلَّتَيْنِ لم ينجس والقلتان قَالَ ابْن جريج الَّذِي يحيرني أَن الْقلَّة من قلال هجر تسع قربتين٩ - قَرَأت على أبي قلت إِذا اغْتسل الْجنب فِي بِئْر أَو غَدِير من المَاء أقل من قُلَّتَيْنِ أيجزيه ذَلِك قَالَ لَا يجْزِيه١٠ - سَمِعت أبي سُئِلَ عَن بِئْر انصب فِيهِ بَوْل قَالَ ينْزح لِأَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم قد نهى أَن يبال فِي المَاء الدَّائِم قلت لأبي فَإِنَّهُم لَا يدركون كم قد توضئوا مِنْهَا أَيَّامًا وصلوا قَالَ تُعَاد الصَّلَوَات قيل فَإِنَّهُم لَا يدركون كم يَوْمًا صلوا قَالَ يتوخون أَكثر مَا يرَوْنَ حَتَّى لَا يكون فِي قُلُوبهم شَيْء قلت فالثياب قَالَ تغسل الثِّيَاببَاب الْفَأْرَة تقع فِي الزَّيْت ١١ - سَأَلت أبي عَن الْفَأْرَة تقع فِي الزَّيْت وَهُوَ أَكثر من خمس قرب قَالَ الزَّيْت لَا يقوم عِنْدِي مقَام المَاء وَذَلِكَ أَن المَاء طهُور لكل
O şey ve zeytin yağı benim nezdimde onun yerini tutmaz; onu helâl kılmaya cesaret edemem. Zeytin yağı suyun yerini tutsaydı, elbiseye idrar isabet ettiğinde zeytin yağı ile yıkansa temiz olurdu. Oysa zeytin yağı ile temizlik olmaz. Nebî (s.a.v.) sadece 'Onu suyla yıka' buyurmuştur; su ise tahurdur, o tahurdur.
12 - Dedim ki: Ebu Musa el-Eş'arî (r.a.) 'Onu (ölü hayvanı) kavrulmuş un karışımı (sevîk) ile değiştirin ve satın, fakat bir Müslümana satmayın' demiş. Dedi ki: Ölü hayvanın satılması bana hoş gelmez.
13 - Babama farenin zeytin yağına düşmesi hakkında sordum. Dedi ki: Eğer (yağ) katı ise çevresi alınıp atılır; erimiş ise yenmez. 'Az veya çok olsun mu?' dedim. Dedi ki: Bu hususta bundan fazlasını işitmedim. O (zeytin yağı) benim nezdimde suyun yerini tutmaz, yani suya benzemez; o, yenilen bir yiyecektir; su ise onunla temizlenilir. Ebu Musa (r.a.) dedi ki: Onu zeytin yağı veya sadeyağ ile karıştırılmış sevîk karşılığında değiştirin ve satın, fakat Müslümana satmayın ve (durumu) açıklayın.
14 - Babama dedim ki: Onunla (necis zeytin yağı ile) kandil yakılır mı? Dedi ki: Elleriyle dokunmamışlarsa bunda bir beis yoktur; çünkü o necistir.
15 - Babama dedim ki: Onunla deri (meşin) yağlanır mı?
شَيْء وَالزَّيْت لَا يقوم عِنْدِي مقَامه وَلَا أجترىء أَن أبيحه لَو قَامَ الزَّيْت مقَام المَاء كَانَ إِذا أصَاب الثَّوْب بَوْل فَغسل بالزيت طهر وَلَا يكون تَطْهِير بالزيت إِنَّمَا قَالَ النَّبِي صلى الله عليه وسلم اغسله بِمَاء وَالْمَاء طهُور هُوَ الطّهُور١٢ - قلت قَالَ أَبُو مُوسَى الْأَشْعَرِيّ لتوه بسويق وبيعوه وَلَا تبيعوه من مُسلم قَالَ: لَا يُعجبنِي أَن تبَاع الْميتَة١٣ - سَأَلت أبي عَن الْفَأْرَة تقع فِي الزَّيْت قَالَ إِن كَانَ جَامِدا يُؤْخَذ مَا حولهَا فَيلقى وَمَا كَانَ ذائبا فَلَا يُؤْكَل قلت قَلِيلا كَانَ أَو كثيرا قَالَ مَا سَمِعت فِيهِ بِأَكْثَرَ من هَذَا وَلَا يقوم عِنْدِي مقَام يَعْنِي المَاء لِأَنَّهُ لَا يشبه المَاء هُوَ طَعَام يُؤْكَل المَاء يتَطَهَّر بِهِ قَالَ أَبُو مُوسَى لتوا بِهِ سويقا بالزيت أَو بالسمن وبيعوه وَلَا تبيعوه من مُسلم وبينوا١٤ - قلت لأبي تستصبح بِهِ السرج قَالَ لَا بَأْس بِهِ إِن لم يمسوه بِأَيْدِيهِم لِأَنَّهُ نجس١٥ - قلت لابي يدهن بِهِ الْأدم
(İmam Ebû Dâvûd) dedi ki: “Hayır, çünkü içinde su içilir ve giysi yapılır.” Babamın şöyle dediğini işittim: “Onunla insan yağlanmaz. Zira ondan kırba ve tulum yapılır, bu sebeple tadını alır. Gemilerin onunla katranlanmasında ise bir beis yoktur.
16 – Babama, yağa veya zeytinyağına düşen fare hakkında sordum. Dedi ki: Zührî'nin Saîd'den, onun Ebû Hureyre'den, onun da Nebi (s.a.v.)'den rivayet ettiği –ki bunu Ma‘mer rivayet eder– hadise göre: “Eğer (yağ) katı ise, onu ve etrafındakini alın, atın. Eğer sıvı ise, ona yaklaşmayın.” Bazıları ise “yemeyin” demiştir.
17 – Suyun temiz bir madde ile değişikliğe uğraması bâbı. Babam bana tahdîs etti, dedi ki: Bize Velîd b. Müslim tahdîs etti, dedi ki: Bize Evzâî, Yahyâ b. Ebî Kesîr'den, o da İkrime'den tahdîs etti, dedi ki: Nebiz (abdest suyu olarak) caizdir, başka bir şey bulamazsa. Evzâî dedi ki: Eğer sarhoş edici ise onunla abdest almasınlar. Babamın bu hadisin akabinde şöyle dediğini işittim: “Su isminden başka bir isme dönüşen her şey ile abdest almak bana hoş gelmez.” Babam dedi ki: Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu: “Su bulamazsanız teyemmüm edin.” Babam dedi ki: Nebiz ile abdest almaktansa teyemmüm etmek bence daha sevimlidir.
18 – Erkeğin, kadının abdest suyunun fazlası ile abdest alması bâbı. Babamın şöyle dediğini işittim: “Kadının, erkeğin onu gördüğü hâlde abdest almasında beis yoktur; yalnız başlarına kalmadıkları sürece.” Bu, İbn Sircis hadisine dayanır.
قَالَ لَا لِأَنَّهُ يشرب فِيهِ المَاء ويلبسسَمِعت أبي يَقُول وَلَا يدهن بِهِ الادم وَذَلِكَ أَنه يَجْعَل مِنْهُ الاسقية والقرب فَيَأْخُذ طعمه وَلَا بَأْس أَن تطلى بِهِ السفن١٦ - سَأَلت أَبى عَن الْفَأْرَة تقع فِي السّمن أَو الزَّيْتفَقَالَ حَدِيث الزُّهْرِيّ عَن سعيد عَن أبي هُرَيْرَة عَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم الَّذِي يرويهِ معمر قَالَ إِن كَانَ جَامِدا فَخُذُوهُ وَمَا حولهَا فالقوة وان كَانَ مَائِعا فَلَا تقربوه وَقَالَ بَعضهم فَلَا تطعموهبَاب المَاء إِذا تغير بطاهر ١٧ - حَدثنِي أَبى قَالَ حَدثنَا الْوَلِيد بن مُسلم قَالَ حَدثنَا الاوزاعي عَن يحيى بن ابي كثير عَن عِكْرِمَة قَالَ النَّبِيذ وضُوءًا وان لم يجد غَيره قَالَ الاوزاعي إِن كَانَ مُسكرا فَلَا يتوضوا مِنْهُسَمِعت ابي يَقُول على اثر هَذَا الحَدِيث كل شَيْء يتَحَوَّل عَن اسْم المَاء لَا يُعجبنِي ان يتَوَضَّأ بِهِقَالَ ابي قَالَ الله عز وجل {فَلم تَجدوا مَاء فَتَيَمَّمُوا}قَالَ ابي يتَيَمَّم احب إِلَيّ من أَن يتَوَضَّأ بالنبيذبَاب الرجل يتَوَضَّأ بِفضل وضوء الْمَرْأَة ١٨ - سَمِعت ابي يَقُول لَا بَأْس ان تتوضأ يَعْنِي الْمَرْأَة وَهُوَ يَرَاهَا مَا لم تَخْلُو بِهِ على حَدِيث ابْن سرجس
19 — Babamın huzurunda okudum: "Kadın, onunla yalnız kaldığında —yani abdest (suyu) kastedilmektedir— onun fazla suyu ile abdest alınması bence hoş değildir; ancak ikisi birlikte (kullanmış) iseler müstesna."
BÂB: HAMAM SUYUNDAN GUSLETMEK
20 — Babamın hamam suyundan gusletmek hakkında sorulduğunu işittim; "Hamam suyundan gusledilmez" buyurdu.
21 — Babama hamam suyundan gusledilir mi diye sordum; "Hayır" buyurdu. Bunun üzerine kendisine: "Peki o hâlde nereye gidelim?" dedim.
BÂB: TÜM HAYVANLARIN ARTIKLARINDAN (SÜ'R) MEKRUH OLANLAR VE İÇLERİNDE BEİS OLMAYANLAR
22 — Babama tüm hayvanların artıklarından hangisinin mekruh olduğunu ve hangisinde beis bulunmadığını sordum; şöyle buyurdu: "Eşeğin artığı mekruhtur; köpeğin artığı ise (bulaştığı yer) birkaç defa yıkanır."
23 — Babamın eşeğin tükürüğü veya terinin elbiseye isabet etmesi hakkında sorulduğunu işittim; bunu mekruh gördü ve "O necistir yahut rictir" buyurdu.
24 — Babamın huzurunda okudum ve dedim ki: "Eti yenen ve yenmeyen hayvanlar ile kuşların artıklarından abdest alınır mı?" Şöyle buyurdu: "Katır ile eşeğin artığından hayır; at, binek hayvanı ve koyuna gelince…"
١٩ - قَرَأت على ابي وَالْمَرْأَة إِذا خلت بِهِ يَعْنِي الْوضُوء لَا يُعجبنِي أَن يتَوَضَّأ بفضلها إِلَّا أَن يَكُونَا جَمِيعًابَاب الْغسْل من مَاء الْحمام ٢٠ - سَمِعت ابي سُئِلَ عَن الْغسْل من مَاء الْحمامقَالَ لَا يغسل من مَاء الْحمام٢١ - سَأَلت ابي يغْتَسل من مَاء الْحمامفَقَالَ لَا فَقلت لَهُ قَالَ فَلم نَذْهَب اذابَاب مَا يكره من سُؤْر الْبَهَائِم كلهَا وَمَا لَا بَأْس بِهِ مِنْهَا ٢٢ - سَأَلت ابي مَا يكره من سُؤْر الْبَهَائِم كلهَا وَمَا لَا بَأْس بِهِ مِنْهَافَقَالَ يكره سُؤْر الْحمار وسؤر الْكَلْب يغسل مَرَّات٢٣ - سَمِعت ابي سُئِلَ عَن لعاب الْحمار اَوْ عرقه يُصِيب الثَّوْب فكرهه قَالَ هُوَ نجس اَوْ رِجْس٢٤ - قَرَأت عَليّ ابي قلت يتَوَضَّأ من سُؤْر الدَّوَابّ وَالطير مِمَّا أكل لَحْمه وَمِمَّا لم يُؤْكَلقَالَ أما سُؤْر الْبَغْل وَالْحمار فَلَا وَأما الْفرس وَالدَّابَّة وَالشَّاة
Deve ve sığırda bir beis yoktur, dedi. Güvercinlerde de beis yoktur, dedi. Tavuklar da, eğer otlakları kötü bir otlak değilse (beis yoktur), dedi. Kuşlardan otlağı kontrol edilemeyen (ne yediği bilinmeyen) ise bu hoşuma gitmez, dedi. 25 – Babamdan işittim, köpeğin kaba (ağzını sokup) yalaması hakkında şöyle derdi: Nebi (s.a.v.)'den Ebû Hureyre yoluyla rivayet edilir: Yedi defa yıkanır, ilki toprakla. İbn Mugaffel dedi ki: Nebi (s.a.v.)'den rivayet edilir: Yedi defa yıkanır ve sekizincisinde toprağa bulanır. 26 – Babama tazı (selûkî) köpeğinin kaptan içmesini sordum. Dedi: Yedi defa yıkanır, birisi toprakla. 27 – Babama kedinin artığını sordum. Babam dedi: Bunda bir beis yoktur. Yağmur çamurunun elbiseye bulaşması babı. 28 – Babama, yağmur çamurunun elbisesine bulaşması ve bu çamura katırların ve hayvanların idrarı karışmışsa (ne yapmalı) diye sordum. Dedi: Umarım ki bunda bir beis yoktur. Gübre veya idrarın kişinin ayakkabısına veya elbisesine bulaşması babı. 29 – Babamdan işittim, yaş gübre hakkında şöyle derdi: Eğer eşekten veya
وَالْبَعِير وَالْبَقَرَة فَلَا بَأْس بِهِ قَالَ وَلَا بَأْس بالحمام قَالَ والدجاج اذا لم يكن مرعاه مرعى سوء قَالَ وَمَا كَانَ من الطير لَا يضْبط مرعاه فَلَا يُعجبنِي٢٥ - سَمِعت ابي يَقُول فِي الْكَلْب يلغ فِي الْإِنَاء يرْوى عَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم من طَرِيق ابي هُرَيْرَة يغسل سبعا أولَاهُنَّ بِالتُّرَابِ وَقَالَ ابْن مُغفل رُوِيَ عَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم يغسل سبعا ويعفر الثَّامِنَة فِي التُّرَاب٢٦ - سَأَلت ابي عَن الْكَلْب السلوقي يشرب من الْإِنَاءقَالَ يغسل سبع مَرَّات إِحْدَاهَا بِالتُّرَابِ٢٧ - سَأَلت ابي عَن سُؤْر الهرفَقَالَ أبي لَا بَأْس بِهِبَاب طين الْمَطَر يُصِيب الثَّوْب ٢٨ - سَأَلت ابي عَن الرجل يُصِيب ثَوْبه من طين الْمَطَر وَقد خالطه بَوْل البغال وَالدَّوَابفَقَالَ أَرْجُو أَن لَا يكون بِهِ بَأْسبَاب السرقين اَوْ الْبَوْل يُصِيب نعل الرجل اَوْ ثَوْبه ٢٩ - سَمِعت ابي يَقُول فِي السرقين الرطب اذا كَانَ من حمَار اَوْ
Bununla birlikte katırın yıkanması hoşuma gider; eğer eşekten değilse bir sakınca yoktur. Mest hakkında da aynı şekilde: Meste dışkı veya idrar bulaşırsa onu yıkamak gerekir; yıkamadığı takdirde namazı iade eder. 30 - Babama binek hayvanlarının dışkıları ve idrarları hakkında sordum. Dedi ki: Bunda ihtilaf vardır; onlardan kimileri mekruh sayar. Dışkılar elbiseye bulaşırsa bunda da ihtilaf vardır. Nalına bulaştığında ise onu temiz bir yere sürerse sakınca yoktur, onunla namaz kılınabilir. 31 - Babama sordum: Bir adam taze dışkıya basar, ayağında mest vardır, sonra kurur; onu yıkar mı yoksa kazır mı? Dedi: Yıkar. Dedim ki: Peki kazırsa? Dedi: Dışkı, kazımakla değil ancak yıkamakla temizlenir. 32 - Babama sordum: Belli bir dışkı veya belli bir idrar olduğunu bilmediği bir yerden geçerse? Dedi: Sonra bastığı toprak ona yeter; zira toprak bir kısmını diğer kısmıyla temizler. 33 - Babama sordum: Adamın nalının ipine küçük damlalar halinde idrar isabet etse? Dedi: Onu yıkar; aynı şekilde elbiseyi de yıkar. 34 - Babama idrarlardan hangilerinin necis olduğunu sordum. Dedi: Eti yenen hayvanın idrarı dışında bütün idrarlar necistir.
بغل يُعجبنِي أَن يغسلهُ واذا لم يكن من حمَار فَلَا بَأْس وَكَذَلِكَ فِي الْخُف اذا أصَاب الْخُف الْعذرَة اَوْ الْبَوْل فَلَا بُد من غسله وَيُعِيد الصَّلَاة اذا لم يغسل٣٠ - سَأَلت ابي عَن ارواث الدَّوَابّ وابوالهاقَالَ فِيهِ اخْتِلَاف مِنْهُم من يكرهها أما الارواث تصيب الثَّوْب فَفِيهِ اخْتِلَاف واذا اصاب النَّعْل فمسحه على مَوضِع طَاهِر فَلَا بَأْس يُصَلِّي بِهِ٣١ - قلت لأبي الرجل يطَأ على الْعذرَة الرّطبَة وَفِي رجله خف ثمَّ يجِف يغسلهُ اَوْ يحكهقَالَ يغسلهُقلت فَإِن حكهقَالَ لَا تنقى الْعذرَة بالحك إِلَّا بِالْغسْلِ٣٢ - قلت لأبي اذا مر بِموضع لَا يعلم انها عذرة بِعَينهَا اَوْ بَوْل بِعَيْنِهقَالَ يجْزِيه مَا وطىء عَلَيْهِ من الارض بعد فالارض يطهر بَعْضهَا بَعْضًا٣٣ - قلت لأبي الرجل يُصِيب شِرَاك نَعله الْبَوْل نقط صغَار قَالَ يغسلهُ وَكَذَلِكَ الثَّوْب يغسلهُ٣٤ - سَأَلت ابي مَا يستنجس من الابوال فَقَالَ الابوال كلهَا نَجِسَة إِلَّا مَا يُؤْكَل لَحْمه
35 - Babama, ayağında mest olduğu hâlde necâsete basan ve sonra bunu yıkayan veya kazıyan adamın durumunu okudum. Dedi ki: "Eğer o necâsetin aynısı veya bevlin aynısı ise onu yıkar; eğer sadece üzerinden geçip orayı tahmin ediyor, fakat onun aynen necâset veya aynen bevl olduğunu bilmiyorsa — dedi ki — sonrası onu temizler."
36 - Babama, bir elbiseye bevl isabet etmesi hâlinde, elbiseyi suya daldırmanın yeterli olup olmadığını yoksa mutlaka ovmak gerekip gerekmediğini sordum. Bunun üzerine: "Onu yedi defa yıkar ve sıkar." dedi. Babamın şöyle dediğini işittim: "İnsanlardan kimi bu hususta müsamahakâr davranır — zannımca nefsini kastediyor — ve Nebî (s.a.v.)'in, deve idrarlarından içmelerine izin verdiğini delil getirir."
37 - Babama: "Ya at?" dedim. Dedi ki: "Onun eti, Nebî (s.a.v.) zamanında bir at kestiğimiz ve yediğimize dair Esmâ bint Ebî Bekir hadisine göre yenir." Babama: "Onun bevli necîs midir?" dedim. Dedi ki: "Sana dedim ya, eti yenen hayvanlarınki dışında bütün beviller necistir."
٣٥ - قَرَأت على ابي الرجل يطَأ الْعذرَة وَفِي رجله خف ثمَّ يغسلهُ أَو يحكهقَالَ مَا كَانَ عذرة بِعَينهَا أَو بَوْل بِعَيْنِه يغسلهُ فَإِذا مر على مَوضِع وَهُوَ يقدره لَا يعلم انها عذرة بِعَينهَا اَوْ بَوْل بِعَيْنِهقَالَ مَا بعد يطهره٣٦ - سَأَلت ابي عَن الثَّوْب يُصِيبهُ الْبَوْل يُجزئهُ أَن يغمسه فِي المَاء اَوْ لَا بُد من الدَّلْك يدلكهفَقَالَ يغسلهُ سبعا ويعصرهسَمِعت ابي يَقُول وَمن النَّاس من يسهل فِيهِ اظنه يَعْنِي نَفسه ويحتج أَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم أذن لَهُم أَن يشْربُوا من أَبْوَال الابل٣٧ - قلت لأبي فالفرسقَالَ يُؤْكَل لَحْمه على حَدِيث أَسمَاء بنت أبي بكر ذبحنا فرسا على عهد النَّبِي صلى الله عليه وسلم فأكلناقلت لأبي بَوْله نجسقَالَ قلت لَك الأبوال كلهَا نَجِسَة إِلَّا مَا يُؤْكَل لَحْمه
Gece uykusundan kalkıldığında ellerin yıkanması babı. 38 - Babama, cünüp olduğu hâlde eline bir pislik dokunmamış ve uyumamış bir kimsenin elini su kabına sokması hakkında sordum. Dedi ki: Eğer uyumamışsa, onun için bir beis olmamasını ümit ederim. Uyumuşsa ellerini yıkar. Ölü hayvan derilerinin tabaklanması babı. 39 - Babamı şöyle derken işittim: İbn ‘Ukeym’in hadisine git. Bize Resûlullah (s.a.v.)’in vefatından bir ay önce bir mektubu geldi: Ölü hayvanın derisinden ve sinirinden faydalanmayın. İbn Abbas’ın hadisi ise ihtilaflıdır. Zührî, Ubeydullah vasıtasıyla İbn Abbas’tan, o da Meymûne’den rivayet etti ve onda tabaklanmayı zikretmedi. İbn Uyeyne ise tabaklanmayı zikretti. Ma‘mer ve Mâlik ise onu zikretmedi. Bence o (İbn Uyeyne) vehim içindedir. Ma‘mer dedi ki: Zührî şöyle dedi: Deri tabaklanmamış olsa bile ondan faydalanılır; çünkü (Hz. Peygamber) ‘Onun derisinden faydalansaydınız ya!’ buyurdu. Babam dedi ki: Bize Abdurrezzâk, Ma‘mer’den rivayet etti. 40 - Babam dedi ki: Zeyd b. Eslem’in İbn Va‘le vasıtasıyla İbn Abbas’tan rivayet ettiği hadis: Nebî (s.a.v.)’i şöyle derken işittim: Hangi deri tabaklanırsa mutlaka temizlenmiştir. Babam dedi ki: İsmâil b. Ebî Hâlid de eş-Şa‘bî vasıtasıyla İkrime’den böyle rivayet etti. Babam dedi ki: Ben ise İbn ‘Ukeym’in hadisine gidiyorum. 41 - Babama, (hayvan derisinden yapılan) kendisiyle dikilen kayış (kadd) hakkında sordum.
بَاب غسل الْيَدَيْنِ عِنْد الْقيام من نوم اللَّيْل ٣٨ - سَأَلت ابي عَن الرجل يدْخل يَده فِي الْإِنَاء وَهُوَ جنب وَلم يَمَسهَا اذى وَلم ينَامقَالَ إِن كَانَ لم ينم فأرجو أَن لَا يكون بِهِ بَأْس وَإِن نَام يغسلهَابَاب فِي جُلُود الْميتَة إِذا دبغت ٣٩ - سَمِعت أبي يَقُول اذْهَبْ الى حَدِيث ابْن عكيم جَاءَنَا كتاب رَسُول الله صلى الله عليه وسلم قبل مَوته بِشَهْر أَن لَا تنتفعوا من الْميتَة بإهاب وَلَا عصب وَحَدِيث ابْن عَبَّاس قد اخْتلف فِيهِ قَالَ الزُّهْرِيّ عَن عبيد الله عَن ابْن عَبَّاس عَن مَيْمُونَة وَلم يذكر فِيهِ الدّباغ وَذكر ابْن عُيَيْنَة الدّباغ وَلم يذكرهُ معمر وَلَا مَالك وَأرَاهُ وهم قَالَ معمر وَقَالَ الزُّهْرِيّ ينْتَفع بِالْجلدِ وَإِن لم يدبغ لقَوْله أَلا انتفعتم بإهابهاقَالَ أبي حدّثنَاهُ عبد الرَّزَّاق عَن معمر٤٠ - قَالَ أبي وَحَدِيث زيد بن أسلم عَن ابْن وَعلة عَن ابْن عَبَّاس سَمِعت النَّبِي صلى الله عليه وسلم يَقُول ايما إهَاب دبغ فقد طهر قَالَ أبي وَقَالَ إِسْمَاعِيل بن أبي خَالِد عَن الشّعبِيّ عَن عِكْرِمَة قَالَ أبي وَأَنا أذهب الى حَدِيث ابْن عكيم٤١ - سَأَلت ابي عَن الْقد يخرز بِهِ
Dedi ki: Eğer (deri) tabaklanmamışsa, o (deri) ona yeterli gelmez ve ondan faydalanılmaz. Şayet (hayvan) usulünce (tezkiye edilmiş) kesilmiş ve boğazlanmışsa, bunda bir beis yoktur.
Babamdan işittim: Eşeklerden elde edilen kadd (deri şeridi) helâl olmaz; yani onunla dikiş dikilmez veya herhangi bir şeyde kullanılmaz. Eşek usulünce kesilmiş olsa da eti yenmez; meyte (leş) ise ondan faydalanılmaz.
Babam deve hakkında şöyle dedi: Devenin kadd'ı (derisi), eğer usulünce kesilmişse bir beis yoktur. Şayet meyte ise onu hoş görmedi (kerih gördü).
42 - Bize anlatıldı: Seleme b. el-Muhabbık'ın meytenin tabaklanmasına dair hadisini babama sordum. Dedi ki: Onu rivayet etmem. (Ancak) İbn Ukaym'in hadisi (var): Resûlullah (s.a.v.)'in kitabı vefatından bir veya iki ay önce bize geldi: "Meyteden ne derisinden (îhâb) ne de sinirinden (asab) faydalanmayın."
Domuz kılı ile dikiş dikmek bâbı.
43 - Domuz kılı hakkında babama sordum. Dedi ki: Onunla dikiş dikilmesi hoşuma gitmez. Şayet onunla dikiş dikilmişse, o dikişle dikilen hufflar içinde namaz kılmakta bir beis yoktur; zira o (kıl) bulaşmaz.
Meytenin boynuzları ve tüyleri hakkında bâb.
44 - Meytenin derileri ve boynuzlarının bıçaklara sap yapılması hakkında babama sordum.
قَالَ إِن كَانَ لم يدبغ فَلَا يجْزِيه وَلَا ينْتَفع بِهِ وان كَانَ قد ذكي وَذبح فَلَا بَأْس بِهِسَمِعت أبي يَقُول الْقد الَّذِي يكون من الْحمير لَا يحل يَعْنِي لَا يخرز بِهِ اَوْ يسْتَعْمل فِي شَيْء وان ذكي الْحمار لَا يُؤْكَل لَحْمه وَالْميتَة لَا ينْتَفع بهَاقَالَ أبي فِي الْجمل الْقد مِنْهُ لَا بَأْس بِهِ إِذا ذكي فَإِن كَانَ ميتَة أكرهه٤٢ - حَدثنَا قَالَ سَأَلت أبي عَن حَدِيث سَلمَة بن المحبق فِي دباغ الْميتَةفَقَالَ لَا أجريه حَدِيث ابْن عكيم أَتَانَا كتاب رَسُول الله صلى الله عليه وسلم قبل وَفَاته بِشَهْر أَو شَهْرَيْن لَا تنتفعوا من الْميتَة بإهاب وَلَا عصببَاب الخرز بِشعر الْخِنْزِير ٤٣ - سَأَلت ابي عَن شعر الْخِنْزِيرقَالَ لَا يُعجبنِي أَن يخرز بِهِ فَإِن خرز بِهِ فَلَا بَأْس بِالصَّلَاةِ فِي الْخُفَّيْنِ الَّذِي يخرز بِهِ لِأَنَّهُ لَا يعلقبَاب فِي قُرُون الْميتَة وريشها ٤٤ - سَأَلت أبي عَن جُلُود الْميتَة وقرونها يتَّخذ نصبا للسكاكين
Böylece şöyle dedi: "Ölü hayvanın derisinden ve sinirinden faydalanılmaz." "Ya tüyleri?" dedim. "Yıkanırsa sakıncası yok" dedi.
Kâfirlerin Elbiseleri Babı
45 - Bize anlattı: Babamı işittim şöyle diyordu: "Yahudi, Hristiyan veya Mecusî'nin dokunduğu her elbise -eğer izar ve şalvar gibi ise- o elbiseyle namaz kılınması hoşuma gitmez. Zira onlar idrardan sakınmazlar."
Cünüplüğün Elbiseye İsabet Etmesi Babı
Babam'a, bir adamın elbisesiyle cünüp olup da o halde namaz kılmasını sordum. Dedi ki: "Dilerse elbisenin tamamını yıkar, dilerse tamamını ovalar." "Ovalamak yeterli midir?" denildi. "Evet" dedi.
47 - Babam'a, elbiseye cünüplük isabet etmesini sordum. Dedi ki: "Bu konuda iki habere de (iki rivayete de) başvur: Süleyman b. Yesâr'ın Âişe (r.anhâ)'dan rivayet ettiği, Nebî (s.a.v.)'in onu yıkadığı hadis ile A'meş'in İbrahim'den, onun Hemmâm'dan, onun Âişe (r.anhâ)'dan rivayet ettiği, Nebî (s.a.v.)'in onu ovalayıp namaz kıldığı hadis."
فَقَالَ لَا ينْتَفع من الْميتَة بإهاب وَلَا عصبقلت وريشهاقَالَ لَا بَأْس بِهِ إِذا غسلبَاب ثِيَاب الْكفَّار ٤٥ - حَدثنَا قَالَ سَمِعت أبي يَقُول كل ثوب يلمسه يَهُودِيّ أَو نَصْرَانِيّ أَو مَجُوسِيّ إِذا كَانَ مثل الْإِزَار والسراويل فَلَا يُعجبنِي أَن يصلى فِيهِ وَذَلِكَ أَنهم لَا يتنزهون من الْبَوْلبَاب الْجَنَابَة تصيب الثَّوْب سَأَلت أبي عَن الرجل يجنب فِي الثَّوْب فَيصَلي مَكَانَهُقَالَ إِن شَاءَ غسل الثَّوْب كُله وَإِن شَاءَ فركه كُلهقيل ويجزيه الفركقَالَ نعم٤٧ - سَأَلت ابي عَن الثَّوْب تصيبه الْجَنَابَةقَالَ اذْهَبْ فِيهِ الى الْخَبَرَيْنِ جَمِيعًاحَدِيث سُلَيْمَان بن يسَار عَن عَائِشَة عَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم كَانَ يغسلهُ وَحَدِيث الْأَعْمَش عَن ابراهيم عَن همام عَن عَائِشَة أَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم فركه وَصلى
Ebû Ma‘şer bunu İbrâhîm’den, o el-Esved’den, o da Hz. Âişe (r.anhâ)’dan rivayet etti: (Kuru meniyi) ovarak giderirdi. Babam şöyle dedi: Ben iki habere de birlikte gidiyorum, hiçbirini diğeriyle reddetmiyorum. Buna örnek Resûlullah (s.a.v.)’in Hakîm b. Hizâm’a: “Yanında olmayanı satma!” buyurması, sonra da selem akdine izin vermesidir; oysa selem, mülkünde olmayanı sıfat üzerine satmaktır. Bu bence ilk örnek gibidir. Yine musarrât koyun hadisinde; adam onu satın alıp sağdığında dilerse iade eder ve bir sa‘ hurma verir. Resûlullah (s.a.v.)’in “Menfaat, tazmin karşılığındadır” buyruğu gereğince sütün müşteriye ait olması gerekirdi; çünkü o, tıpkı bir köleyi kullanıp bir kusur bulduğunda iade eden ve kullanımı karşılığında bir şey ödemeyen gibi, tazmin yüklenmektedir. Resûlullah (s.a.v.): “İkindiden sonra namaz kılınmaz” buyurmuş, sonra da: “Kim bir namazı uyuyarak veya unutarak geçirirse, hatırladığında onu kılsın” buyurmuştur. Birini diğeriyle reddetmeyiz; unutursa hatırladığında kılar, ikindiden sonra nafile kılmaz. Böylece iki haberi de birlikte uygularız. Yine Hz. Peygamber (s.a.v.)’den sehiv secdeleri ile ilgili olarak, onları bazen selamdan önce bazen de sonra yaptığı rivayet edilmiştir. Biz bu haberleri, Hz. Peygamber’den geldiği şekliyle ve nasıl tarif edilmişse öyle uygularız. Kişi, Resûlullah (s.a.v.)’in selamdan önce secde ettiği yerlerde önce, selamdan sonra secde ettiği yerlerde sonra secde eder; bir kısmını diğeriyle reddetmez. Buna benzer bütün durumlarda haberler birlikte uygulanır; ta ki haberin birinin diğerinden sonra olduğuna dair bir delil gelene kadar. O zaman sonraki alınmaya daha layıktır. Nitekim İbn Şihâb ez-Zührî şöyle demiştir: “Resûlullah (s.a.v.)’in işlerinden en son olanı alınır.” Çünkü o, yolculukta Kedîd’e varıncaya kadar oruç tutmuş, sonra orucu bozmuştur. Babama elbiseye bulaşan meniden sordum. Dedi ki: Kuruyunca ovalarsa bir sakınca yok; yıkasa da sakınca yok; yaşken silse de sakınca yok.
وَرَوَاهُ أَبُو معشر عَن ابراهيم عَن الْأسود عَن عَائِشَة فركهقَالَ أبي اذْهَبْ الى الْخَبَرَيْنِ جَمِيعًا وَلَا أرد احدهما بِالْآخرِوَلِهَذَا مِثَال مِنْهُ قَوْله الرَّسُول صلى الله عليه وسلم لحكيم بن حزَام لَا تبع مَا لَيْسَ عنْدكثمَّ أجَاز السّلم وَالسّلم بيع مَا لَيْسَ فِي ملكه وَإِنَّمَا هُوَ على صفة وَهَذَا عِنْدِي مثل الأول وَمِنْه أَيْضا الشَّاة الْمُصراة إِذْ اشْتَرَاهَا الرجل فحلبها فَإِن شَاءَ ردهَا ورد صَاع تمر وَقَوله صلى الله عليه وسلم الْخراج بِالضَّمَانِ فَكَانَ يَنْبَغِي أَن يكون اللَّبن للْمُشْتَرِي لِأَنَّهُ ضَامِن بِمَنْزِلَة العَبْد إِذا اسْتَعْملهُ فَأصَاب بِهِ عَيْبا رده وَكَانَ لَهُ عَلَيْهِ بضمانه وَقَوله صلى الله عليه وسلم لَا يصلى بعد الْعَصْر ثمَّ قَالَ من نَام عَن صَلَاة فنسيها فليصلها إِذا ذكرهَا فَلَا يرد أَحدهمَا بِالْآخرِ اذا نَسِيَهَا صلاهَا اذا ذكرهَا وَلَا يتَطَوَّع بعد الْعَصْر فنستعمل الْخَبَرَيْنِ جَمِيعًاوَمثل مَا يرْوى عَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم فِي سَجْدَتي السَّهْو أَنه يسجدهما قبل وَبعد فنستعمل الْأَخْبَار فِيهَا كَمَا جَاءَ عَن النَّبِي صلى الله عليه وسلم وكما وصف ذَلِك عَنهُ فيسجدها الرجل كَمَا سجد النَّبِي صلى الله عليه وسلم قبل وَبعد فِي الْمَوَاضِع الَّتِي سجد فِيهَا قبل وَسجد فِيهَا بعد وَلَا يرد بَعْضهَا بِبَعْض هَذَا وَشبهه اسْتعْمل الْأَخْبَار حَتَّى تَأتي الدّلَالَة بِأَن الْخَبَر قبل الْخَبَر فَيكون الْأَخير أولى أَن يُؤْخَذ بِهِ مِثْلَمَا قَالَ ابْن شهَاب الزُّهْرِيّ يُؤْخَذ بالأحدث فالأحدث من أَمر رَسُول الله صلى الله عليه وسلم وَذَلِكَ أَنه صَامَ فِي سَفَره حَتَّى بلغ الكديد ثمَّ أفطر٤٨ - سَأَلت أبي عَن المنى يُصِيب الثَّوْبقَالَ إِذا جف ففركه فَلَا بَأْس وَإِن غسله فَلَا بَأْس وَإِن مَسحه وَهُوَ رطب فَلَا بَأْس
49 - Babama, elbise içinde cima eden adam hakkında sordum. Şöyle buyurdu: "O elbiseyle namaz kılmakta bir beis yoktur; meğer ki elbiseye bir pislik (eza) bulaşmış olsun. Eğer bir pislik bulaşmışsa, onu yıkar veya ovalarsa, bundan sonra o elbiseyle namaz kılmasında bir beis yoktur."
50 - Babama, cünüp olduğu elbiseyle namaz kılan adam hakkında sordum: "Onun namazı caiz midir?" Şöyle buyurdu: "Eğer o elbiseyle namaz kılmış ve elbisede cenâbet eseri bulunuyorsa -ki bu eser kendisine göre aşikâr (fâhiş) ise veya aşikâr addediyorsa- o zaman kıldığı namazı iade eder. Zira elbisede aşikâr bir cenâbet bulunmaktadır." Dedim ki: "Ya cenâbet aşikâr olur da adam elbiseyi ovalarsa?" Buyurdu: "Namazı caiz olur."
[ABDESTİ BOZAN ŞEYLER BÖLÜMÜ]
51 - Babama, tenasül organına dokunmaktan dolayı abdest hakkında sordum. Buyurdu: "Ondan dolayı abdest alması hoşuma gider."
52 - Babamın, elinin içiyle veya dışıyla fercine dokunan adam hakkında şöyle buyurduğunu işittim: "Atâ, 'Hangi yolla dokunursa dokunsun, ona abdest vacip olur' demiştir."
53 - Babama, tenasül organına dokunan adam hakkında sordum.
٤٩ - سَأَلت أبي عَن الرجل يُجَامع فِي الثَّوْبفَقَالَ لَا بَأْس بِالصَّلَاةِ فِيهِ إِلَّا أَن يُصِيبهُ أَذَى فَإِن كَانَ أَصَابَهُ أَذَى غسله وفركه فَلَا بَأْس أَن يُصَلِّي فِيهِ بعد ذَلِك إِذا غسله أَو فركه٥٠ - سَأَلت أبي عَن الرجل يُصَلِّي فِي الثَّوْب الَّذِي يجنب فِيهِ هَل تجوز صلَاتهفَقَالَ إِن كَانَ صلي فِيهِ وَفِيه أثر جَنَابَة فَإِن كَانَ فَاحِشا عِنْده أَو يفحش عِنْده فَأَعَادَ الصَّلَاة الَّتِي صلاهَا وَفِيه الْجَنَابَة الْفَاحِشَةقلت فَإِن كَانَت الْجَنَابَة فَاحِشَة ففرك الثَّوْبقَالَ أَجْزَأت صلَاتهبَاب نواقض الْوضُوء ٥١ - سَأَلت أبي عَن الْوضُوء من مس الذّكرقَالَ يُعجبنِي أَن يتَوَضَّأ مِنْهُ٥٢ - سَمِعت أبي يَقُول فِي الرجل إِذا مس فرجه بباطن كَفه أَو بِظَاهِرِهِقَالَ عَطاء بأيه مَسّه وَجب عَلَيْهِ الْوضُوء٥٣ - سَأَلت أبي عَن رجل مس ذكره
Bunun üzerine dedi ki: Kişi eliyle tenasül organına dokunacak olursa namaz için abdest alır; bu görüşü kendim için tercih ettim, zira bana göre daha ihtiyatlıdır. Eğer elbisenin üzerinden dokunursa abdest almaz.
54 – Babam’a küçük bir çocuğun zekerine dokunan adam hakkında sordum. Dedi ki: Abdest alması bana daha hoş gelir.
55 – Babam’a okudum: Kişi tenasül organına avucunun içiyle veya dışıyla dokunursa abdest alması gerekir. Eğer elini sürerse…
56 – Babam bana rivayet etti: Mu‘temir bir defa daha Berd’den, o Nâfi‘den, o İbn Ömer’den rivayetle, İbn Ömer’in güneş doğduktan sonra sabah namazını iade ettiğini –çünkü zekerine dokunmuştu– haber verdi. Babam bana rivayet etti: Mu‘temir, Ubeydullah’tan, o Nâfi‘den, o İbn Ömer’den rivayetle, İbn Ömer’in tenasül organına dokunduğunda abdest aldığını haber verdi.
57 – Babam’a zekerine dokunan bir adam hakkında sordum. Dedi ki: Abdesti iade eder. Sonra şöyle dedi: Eğer bu görüşü benimsemişse, namazı da iade etmesi gerektiği kanaatindeyim; ister kasten ister unutarak olsun. Dedi ki: Bunu inkâr eden kimse, kahkaha attığında abdesti iade etmek gerektiğini kabul eder; tıpkı hades durumunda abdesti iade ettiği gibi. Babam dedi ki: Deve etlerinden dolayı da abdest almak, zekerine dokunmak gibidir. Eğer namaz kılarsa iade eder; ancak bir adamın on yıllık namazını iade etmesi bana aşırı gelir.
فَقَالَ إِذا أفْضى بِيَدِهِ الى فرجه تَوَضَّأ للصَّلَاة اخْتَارَهُ لنَفْسي لِأَنَّهُ عِنْدِي أَكثر وَإِذا مَسّه من فَوق الثَّوْب فَلَا يتَوَضَّأ٥٤ - سَأَلت أبي عَن الرجل يمس ذكر الصَّبِي الصَّغِيرقَالَ أعجب إِلَيّ أَن يتَوَضَّأ٥٥ - قَرَأت على أبي قَالَ إِذا مَا الرجل مس فرجه بباطن كَفه أَو بظاهرها فَعَلَيهِ الْوضُوء وَإِذا أفْضى بِيَدِهِ٥٦ - حَدثنِي أبي قَالَ حَدثنَا مُعْتَمر مرّة أُخْرَى عَن برد عَن نَافِع عَن ابْن عمر أَنه أعَاد صَلَاة الْفجْر بَعْدَمَا طلعت الشَّمْس لِأَنَّهُ كَانَ مس ذكرهحَدثنِي أبي قَالَ حَدثنَا مُعْتَمر عَن عبيد الله عَن نَافِع عَن ابْن عمر انه كَانَ يتَوَضَّأ اذا مس فرجه ٥٧ سَأَلت أبي عَن رجل مس ذكرهفَقَالَ يُعِيد الْوضُوء ثمَّ قَالَ إِذا كَانَ اعْتقد هَذَا القَوْل أرى لَهُ أَن يُعِيد الصَّلَاة أَيْضا عَامِدًا اَوْ نَاسِياقَالَ من يُنكر هَذَا يرى اذا ضحك ان يُعِيد الْوضُوء كَمَا يُعِيد الْوضُوء اذا أحدثقَالَ أبي وَيتَوَضَّأ من لُحُوم الْإِبِل مثل مس الذّكر وان صلى أعَاد إِلَّا أَنه يفحش عِنْدِي أَن يكون الرجل يُعِيد صَلَاة عشر سِنِين