Rıhletü İbn Cübeyr (Dârü'l-Hilâl neşri). İbn Cübeyr, Ebü'l-Hasan Muhammed b. Ahmed b. Cübeyr el-Kinânî, el-Endelüsî, eş-Şâtıbî, el-Belensî. Arap-Endülüslü bir seyyah, kâtip ve şairdir. İspanya'nın doğusundaki Belensiye'de (Valencia) 539/1145 yılında doğdu. Ailesi, kadim ve büyük Arap kabilelerinden Benî Kinâne'ye mensuptur. Büyük dedesi Ebû Abdisselâm b. Cübeyr, İspanya'ya gitmiş ve orada ikamet etmiştir. Anlaşıldığına göre ailesi Belensiye'de yaşamaktaydı. Bir süre babasının yanında Şâtıbe'de ikamet etti; babasından, Ebû Abdullah el-Asîl'den ve İbnü'l-Hasan b. Ebî'l-Îş'ten dinî ve edebî ilimleri tahsil etti. Bu sırada şairlik yeteneğinin terbiyesini de ihmal etmedi. Daha sonra Gırnata'ya hicret etti; yetenekleri sayesinde babası gibi, Muvahhidler'den Gırnata hâkimi Ebû Saîd Osman b. Abdülmü'min'in kâtipleri arasına girdi. Kraçkovski, İbn Cübeyr'in Arap edebiyatının gelişiminde önemli bir rol oynayanlardan olduğunu zikreder. Terâcim erbabı (biyografi âlimleri) onun, dönemin ediplerinden olduğunu, ustaca nazmı ve güzel nesrinin bulunduğunu nakleder. Bir dîvân şiiri ve mensur mektupları bulunmakta olup bunlar şöhretine vesile olmuştur. Ancak şöhretinin asıl temelini, kendi adıyla anılan «Rıhletü İbn Cübeyr» isimli kitabı teşkil etmektedir.
رحلة ابن جبير ط دار الهلالابن جبير أبو الحسن محمد بن أحمد بن جبير الكناني، الأندلسي، الشاطبي، البلنسي. رحّالة، كاتب وشاعر عربي أندلسي. ولد في بلنسة شرقي أسبانيا سنة ٥٣٩ هـ. أسرته من بني كنانة وهي من القبائل العربية العريقة والكبيرة.جده الكبير أبو عبد السلام بن جبير، ذهب إلى أسبانيا وبقي مقيماً فيها. وإن أسرته على ما يبدو كانت تعيش في بلنسة. أقام بمعية والده مدة في شاطبة فأخذ العلوم الدينية والأدبية عليه وعلى أبي عبد الله الأصيل وابن الحسن بن أبي العيش ولم يغفل خلال ذلك عن تربية قريحته الشعرية. ثم هاجر بعدها إلى غرناطة وفي ظل مواهبه دخل كأبيه في عداد كتّاب أبي سعيد عثمان بن عبد المؤمن حاكم غرناطة الذي كان من الموحدين.يذكر كراتشكوفسكي بأن ابن جبير كان ممن لعب دوراً هاماً في تطوير الأدب العربي. ويذكر أرباب التراجم بأنه من أدباء عصره وله نظم بارع ونثر بديع. له ديوان شعر ورسائل منثورة آلت إلى شهرته إلا أن أساس شهرته قامت عن كتابه الذي عرف باسمه «رحلة ابن جبير» .
Kitap ve müellif: Bismillâhirrahmânirrahîm. Bu kitabın müellifi, Ebü’l-Hasan Muhammed b. Ahmed b. Cübeyr el-Kinânî, el-Endelüsî, eş-Şâtıbî el-Belensî’dir. Belensiye’de 539 hicrî yılında dünyaya gelmiştir. Evvel emirde dinî ilimlere büyük bir alaka duymuş, bu ilimleri Şâtıbe’de babasından dinlemiş ve Kur’an’ı Ebü’l-Hasan b. Ebî’l-Îş’ten almıştır. Şöhreti ise, adıyla anılan Rıhletü İbn Cübeyr adlı eserine dayanmaktadır. Zira bu eser, onun gerçekleştirdiği üç seyahatin semeresi olup, bunların en mühimi üç yılı aşkın süren seyahatidir. Bu seyahate 578 hicrî yılının Şevval ayının on dokuzuncu pazartesi günü başlamış ve 581 hicrî yılının Muharrem ayının yirmi ikinci perşembe günü son vermiştir. Bu kitap, onun memleketlerin ve şehirlerin harikaları arasında dolaşırken edindiği müşahedeler ve tecrübelerle, garip manzaralara şahit oluşuyla ve o dönemlerde hâkim olan siyasî, içtimaî ve ahlakî ahval ve şuûn hakkındaki bilgisiyle dopdolu bir şekilde ortaya çıkmıştır. Nadide değeri hasebiyle müsteşriklerin dikkatini celbetmiştir. Nitekim ilk olarak Sicilya’ya dair kısmı 1846 miladî yılında Fransızcaya tercüme edilip basılmış, akabinde eserin tamamı neşredilmiştir.
الكتاب والمؤلفبسم الله الرّحمن الرّحيم مؤلف هذا الكتاب هو أبو الحسن محمد بن أحمد بن جبير الكناني، الأندلسي، الشاطبي البلنسي. ولد في بلنسة سنة ٥٣٩ هـ. وقد شغف أول ما شغف بعلوم الدين فسمعها من أبيه في شاطبة، وأخذ القرآن عن أبي الحسن بن أبي العيش.وقد قامت شهرته عن كتابه الذي عرف باسمه (رحلة ابن جبير) اذ أنه جاء ثمرة لرحلات ثلاث قام بها، أهمها رحلة استغرقت أكثر من ثلاث سنوات وقد بدأها في يوم الاثنين في التاسع عشر من شهر شوال سنة ٥٧٨ هـ. وختمها في يوم الخميس في الثاني والعشرين من شهر محرم سنة ٥٨١ هـ.وقد جاء هذا الكتاب حافلا بالمشاهد والتجارب التي اكتسبها اثناء تجواله في عجائب البلدان والمدن، ورؤيته لغرائب المشاهد، واطلاعه على الشؤون والأحوال السياسية والاجتماعية والأخلاقية التي كانت سائدة في تلك الحقبات من الزمن.وقد استرعى اهتمام المستشرقين لما له من قيمة نفيسة. فترجموا أول شيء القسم المختص منه بصقليّة الى الفرنسية وطبع في عام ١٨٤٦ م، ثم طبع كله
İlk defa Leiden’de 1852 (m.) senesinde, müsteşrik Wright tarafından kaleme alınan bir mukaddime ilâvesiyle neşredildi. Ardından 1907 (m.) senesinde, müellifinin tercüme-i hâli ile birlikte yeniden basıldı. İbn Cübeyr’in vefatı ise 614 (h.) senesinde, Mısır ve İskenderiye’ye yaptığı son seyahat esnasında vuku bulmuş olup orada muhaddis olarak ikamet etmekteydi. Dâr ve Mektebetü’l-Hilâl bünyesindeki Miras Tahkik Heyeti.
ولأول مرة في ليدن عام ١٨٥٢ م. باضافة مقدمة اليه وضعها المستشرق رايت. ثم أعيد طبعه عام ١٩٠٧ م. مع ترجمة لمؤلفه.وقد كانت وفاة ابن جبير في سنة ٦١٤ هـ. في آخر رحلة قام بها الى مصر والإسكندرية حيث أقام هنالك محدثا.لجنة تحقيق التراث بدار ومكتبة الهلال
Seferlerde vâki olan ittifakâtın ahbârına dâir bir tezkiredir. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bunu kayda başladığım vakit, beş yüz yetmiş sekiz senesi Şevvâl ayının otuzuncu gününe rastlayan Cuma günü olup deniz üzerinde Cebel-i Şelîr (1) karşısında bulunuyordum. Allah bizi lütfuyla selâmete erdirsin.
Ahmed b. Hassân ile Muhammed b. Cübeyr’in Gırnâta’dan –Allah onu korusun– mübârek Hicaz niyetiyle ayrılışı, mezkûr Şevvâl’in sekizinci günü Perşembe gününün ilk saatinde vuku bulmuş olup bu, Acemî Şubat ayının üçüncü gününe muvâfık idi. Allah bu niyeti teysîr, teshîl ve cemîl san‘atını bildirmekle karîn kılsın.
Bazı işlerin görülmesi için Ceyyân’a (2) uğranıldı. Sonra mezkûr Şevvâl ayının on dokuzuncu günü Pazartesi gününün ilk saatinde oradan çıkış yapıldı ki bu da yine mezkûr Şubat ayının on dördüncü gününe muvâfık idi.
İlk menzilimiz oradan Kubzâk Kalesi’ne (3), sonra da ondan Kabra Kalesi’ne (4) oldu.
تذكرة بالأخبار عن اتفاقات الأسفاربسم الله الرّحمن الرّحيم ابتدئ بتقييدها يوم الجمعة الموفي ثلاثين لشهر شوّال سنة ثمان وسبعين وخمس مئة على متن البحر بمقابلة جبل شلير «١» عرّفنا الله السلامة بمنّه.وكان انفصال أحمد بن حسان ومحمد بن جبير من غرناطة، حرسها الله للنية الحجازية المباركة، قرنها الله بالتيسير والتسهيل وتعريف الصنع الجميل، أول ساعة من يوم الخميس الثامن لشوال المذكور وبموافقة اليوم الثالث لشهر فبرير الأعجمي. وكان الاجتياز على جيّان «٢» لقضاء بعض الأسباب، ثم كان الخروج منها أول ساعة من يوم الاثنين التاسع عشر لشهر شوّال المذكور وبموافقة اليوم الرابع عشر لشهر فبرير المذكور أيضا.وكانت مرحلتنا الأولى منها الى حصن القبذاق «٣» ثم منه الى حصن قبرة «٤»
Sonra oradan İsticce şehrine, ardından Eşvûne Kalesi'ne«1», sonra oradan Şelber'e, sonra oradan Arkış Kalesi'ne, sonra oradan İbnü's-Süleym şehrine bağlı Kahşime (Kışme) köyü olarak bilinen köye, ardından oradan Tarîfe Adası'na; bu yolculuk, söz konusu ayın yirmi altıncı Pazartesi günü gerçekleşti. İkinci günün Salı öğle vakti olduğunda, Allah bizlere denizi geçerek Kasrü'l-Masmûde‘ye«2» varmayı fevkalade bir kolaylıkla müyesser kıldı. Hamd Allah'a mahsustur. Oradan ayın yirmi sekizinci Çarşamba günü sabah vaktinde Sebte'ye hareket ettik. Orada Ceneviz Rûm'una ait, İskenderiye'ye gitmek üzere hareket edecek bir gemi bulduk. Allah'ın havliyle (gücü ve kudretiyle) O, azze ve celle, bize gemiye binmeyi kolaylaştırdı. Ayın yirmi dokuzuncu Perşembe günü öğle vakti, söz konusu Şubat ayının yirmi dördüncü gününe rastlayan (günde), Allah teâlânın havli ve yardımıyla yelken açtık. O'ndan başka Rab yoktur. Denizdeki rotamız Endülüs sahillerine paralel idi. Ondan sonra Zilkade ayının altıncı Perşembe günü Dâniye'ye hizalandığımızda ondan ayrıldık. Bundan önce sözü edilen ayın yedinci Cuma günü sabahında Yâbise Adası'nın«3» kıyısına vardık. Ardından cumartesi günü Siyûrka Adası kıyısına, pazar günü Minorka Adası'na vardık. Sebte'den adaya kadar yaklaşık sekiz deniz (merhalesi) ve mesafe yüz mildir. Bu sözü edilen adanın kıyısından ayrıldık. Söz konusu ayın on birinci Salı gecesinin başında (ki bu sekiz Mart'a rastlar), Sardunya Adası kıyısı birdenbire bir mil kadar veya daha az bir mesafede bizimle beraber belirdi. Sardunya ile Minorka adaları arası yaklaşık dört yüz mildir. Bu mesafenin bu kadar süratle kat edilmesi şaşılacak bir durumdu.
ثم منه الى مدينة استجة ثم منها الى حصن أشونة «١» ثم منه الى شلبر ثم منه الى حصن أركش ثم منه الى قرية تعرف بقرية القشمة من قرى مدينة ابن السليم ثم منها الى جزيرة طريف، وذلك يوم الاثنين السادس والعشرين من الشهر المؤرخ.فلما كان ظهر يوم الثلاثاء من اليوم الثاني، يسر الله علينا في عبور البحر الى قصر مصمودة «٢» تيسيرا عجيبا، والحمد لله. ونهضنا منه الى سبتة غدوة يوم الأربعاء الثامن والعشرين منه، وألفينا بها مركبا للروم الجنويّين مقلعا الى الإسكندرية بحول الله، عز وجل، فسهّل الله علينا في الركوب فيه.وأقلعنا ظهر يوم الخميس التاسع والعشرين منه، وبموافقة الرابع والعشرين من فبرير المذكور، بحول الله تعالى وعونه، لا ربّ غيره. وكان طريقنا في البحر محاذيا لبر الأندلس. وفارقناه يوم الخميس السادس لذي القعدة بعده عندما حاذينا دانية. وفي صبيحة يوم الجمعة السابع من السهر المذكور آنفا قابلنا بر جزيرة يابسة «٣» ثم يوم السبت بعده قابلنا بر جزيرة سيورقة ثم يوم الأحد بعده قابلنا جزيرة منورقة. ومن سبتة اليها نحو ثمانية بحار، والمجرى مئة ميل.وفارقنا بر هذه الجزيرة المذكورة، وقام معنا بر جزيرة سردانية أول ليلة الثلاثاء الحادي عشر من الشهر المذكور، وهو الثامن من مارس، دفعة واحدة على نحو ميل أو أقل. وبين الجزيرتين سردانيه ومنورقة نحو الأربع مئة ميل، فكان قطعا مستغربا في السرعة.
Denizin dehşetli hâlleri… Geceleyin sahile yaklaşırken başımıza müthiş bir korku geldi. Allah teâlâ, o anda karadan bir rüzgâr göndermek sûretiyle bizi ondan muhafaza buyurdu ve oradan çıkardı. Buna karşılık Allah’a hamdolsun. Nitekim söz konusu Salı sabahı, denizi korkunç bir hâle sokan bir fırtına koptu. Bu sebeple Çarşamba gününe kadar Sardunya sahili açıklarında mecburen dolanıp durduk. Biz ürküntü hâlinde, fırtına yüzünden yönler kapalı olduğundan doğuyu batıyı seçemezken, Allah bize bir Rum gemisi çıkardı. Gemimiz onlara yaklaştı; maksatları soruldu. Sicilya adasına gitmek istediklerini, Mürsiye‘ye bağlı Kartacena’dan geldiklerini bildirdiler. Halbuki biz, habersizce onların gelmiş olduğu yola doğru yönelmiştik. Bunun üzerine onların izini takip etmeye koyulduk. Kolaylaştıran Allah’tır, O’ndan başka Rab yoktur. Derken sözü edilen Sardunya sahilinin bir ucu karşımıza çıktı. Bunun üzerine başa dönüp geri çekildik; nihayet söz konusu sahil kıyısında, “Kusmerke” diye bilinen bir noktaya ulaştık. Burası onlar nezdinde meşhur bir limandır. Sözü edilen Çarşamba öğle vakti, yanımızdaki aynı gemiyle birlikte oraya demir attık. Bu mahalde eski bir yapı kalıntısı vardı; bize bunun geçmişte Yahudilere ait bir mesken olduğu söylendi. Ardından sözü edilen ayın on altısına rastlayan Pazar günü öğle vakti oradan ayrıldık. Söz konusu limanda kaldığımız müddetçe su, odun ve erzak yeniledik. Rumca bilen Müslümanlardan biri, bir grup Rumla birlikte en yakın meskûn mahalle indi. Bize seksen civarında erkek ve kadın Müslüman esirin pazarda satıldığını gördüğünü haber verdi. Bu durum, Allah’ın kahrettiği düşmanın onları Müslüman beldelerinin deniz sahillerinden getirmesi sebebiyleydi. Allah rahmetiyle onların imdadına yetişsin. Söz konusu adanın sultanı, demir attığımız günden itibaren üçüncü gün olan Cuma günü, bir grup atlıyla sözü edilen limana ulaştı.
أهوال البحروطرأ علينا من مقابلة البر في الليل هول عظيم، عصم الله منه بريح أرسلها الله تعالى في الحين من تلقاء البر، فأخرجنا عنه، والحمد لله على ذلك. وقام علينا نوء هال له البحر صبيحة يوم الثلاثاء المذكور، فبقينا مترددين بسببه حول برّ سردانية الى يوم الأربعاء بعده فأطلع الله علينا في حال الوحشة وانغلاق الجهات بالنوء فلا نميز شرقا من غرب، مركبا للروم قصدنا الى أن حاذانا، فسئل عن مقصده، فأخبر أنه يريد جزيرة «صقلية» وأنه من قرطاجنة عمل مرسية وقد كنا استقبلنا طريقه التي جاء منها من غير علم، فأخذنا عند ذلك في اتباع أثره، والله الميسّر لارب سواه. فخرج علينا طرف من بر سردانية المذكور، فأخذنا في الرجوع عودا على بدء الى أن وصلنا طرفا من البر المذكور يعرف بقوسمركة، وهو مرسى معروف عندهم. فأرسينا به ظهر يوم الأربعاء المذكور والمركب المذكور معنا. وبهذا الموضع المذكور أثر لبنيان قديم ذكر لنا أنه كان منزلا لليهود فيما سلف.ثم إنّا أقلعنا منه ظهر يوم الأحد السادس عشر من الشهر المذكور، وفي مدة مقامنا بالمرسى المذكور جددنا فيه الماء والحطب والزاد. وهبط واحد من المسلمين ممن يحفظ اللسان الرومي مع جملة من الروم الى أقرب المواضع المعمورة منا فأعلمنا أنه رأى جملة من أسرى المسلمين نحو الثمانين بين رجال ونساء يباعون في السوق. وكان ذلك عند وصول العدو، دمره الله، بهم من سواحل البحر ببلاد المسلمين، والله يتداركهم برحمته. ووصل الى المرسى المذكور، يوم الجمعة الثالث من يوم أرسينا فيه، سلطان الجزيرة المذكورة، مع جملة من الخيل.
Nitekim geminin Rumlardan olan ihtiyarları onun yanına indiler ve onunla bir araya geldiler; yanında uzun süre kaldılar, ardından ayrıldılar, o da ikametgâhının bulunduğu yere döndü. Söz konusu gemiyi, lehimize esen rüzgârın estiği sırada yolcularından bazılarının şehirde bulunmaması sebebiyle, demir attığı yerde bıraktık. Yine zikri geçen Zi'l-ka'de ayının on sekizinci ve yine aynı Mart ayının on beşinci gecesi olan Salı gecesinin geri kalan kısmında, söz konusu Sardunya kıyılarından ayrıldık. Bu kıyı, kenarından iki yüz mil kadar seyrettiğimiz uzun bir sahildi. Ada'nın toplam çevresinin, bize söylendiğine göre, beş yüz milden fazla olduğu bildirildi. Allah, bizi bu denizden kurtulmakta başarılı kıldı; zira burası yolun en zor kısmı olup çoğu zaman çıkmak mümkün olmaz. Buna hamd Allah'adır. Onu takip eden Çarşamba gecesinin başında, denizi dehşete düşüren bir rüzgâr bize şiddetle esti; beraberinde oklar sağanağı gibi kuvvetli bir biçimde rüzgârların gönderdiği yağmur geldi. Bunun üzerine durum ağırlaştı, sıkıntı şiddetlendi ve dalgalar, yürüyen dağlar misali her taraftan bize geldi. Bu hâl üzere bütün gece kaldık; ümitsizlik zirveye ulaştı, sabahla birlikte başımıza gelenleri bir nebze olsun hafifletecek bir ferahlık umduk. Derken gündüz geldi ki o, Zi'l-ka'denin on dokuzuncu Çarşamba günüydü; daha dehşetli ve daha büyük sıkıntı getirdi. Deniz iyice coştu, ufuklar karardı, rüzgâr ve yağmur öyle şiddetlendi ki onunla hiçbir yelken dayanamadı. Bunun üzerine küçük yelkenleri kullanmaya mecbur kalındı. Rüzgâr onlardan birini kapıp parçaladı ve yelkenin bağlandığı, aralarında 'kurre' diye bilinen direk kırıldı. İşte o zaman ümitsizlik gönüllere iyice yerleşti; Müslümanların elleri Allah Azze ve Celle'ye dua için kalktı. Bütün gün bu hâl üzere kaldık. Gece olunca durum biraz hafifledi ve bu hal üzere, sürekli olarak poyraz rüzgârıyla süratli bir şekilde yol aldık. O gün Sicilya adasının sahiline hizalandık. Söz konusu Perşembe gecesi, yani o günü takip eden geceyi, ümit ile ümitsizlik arasında gidip gelerek geçirdik. Nihayet sabah aydınlanınca
فنزل اليه أشياخ المركب من الروم واجتمعوا به، وطال مقامهم عنده، ثم انصرفوا وانصرف الى موضع سكناه. وتركنا المركب المذكور في موضع ارسائه، بسبب مغيب بعض أصحابه في البلد، عند هبوب الريح الموافقة لنا.وفي ليلة الثلاثاء الثامن عشر لذي القعدة المذكور والخامس عشر من شهر مارس المذكور أيضا، وفي الربع الباقي منها، فارقنا بر سردانية المذكورة، وهو بر طويل جرينا بحذائه نحو المئتي ميل. ومنتهى دور الجزيرة، على ما ذكر لنا، الى أزيد من خمس مئة ميل، ويسر الله علينا في التخلص من بحرها، لأنه أصعب ما في الطريق، والخروج منه يتعذر في أكثر الأحيان، والحمد لله على ذلك.وفي ليلة الأربعاء بعدها من أولها عصفت علينا ريح هال لها البحر وجاء معها مطر ترسله الرياح بقوة، كأنه شآبيب «١» سهام. فعظم الخطب واشتد الكرب وجاءنا الموج من كل مكان أمثال الجبال السائرة. فبقينا على تلك الحال الليل كله، واليأس قد بلغ منا مبلغه، وارتجينا مع الصباح فرجة تخفف عنا بعض ما نزل بنا، فجاء النهار، وهو يوم الأربعاء التاسع عشر من ذي القعدة، بما هو اشد هولا وأعظم كربا، وزاد البحر اهتياجا واربدت الآفاق سوادا، واستشرت الريح والمطر عصوفا، حتى لم يثبت معها شراع. فلجىء الى استعمال الشّرع الصّغار. فأخذت الريح أحدها ومزقته وكسرت الخشبة التي ترتبط الشرع فيها، وهي المعروفة عندهم بالقرّية. فحينئذ تمكن اليأس من النفوس وارتفعت أيدي المسلمين بالدعاء الى الله عز وجل. وأقمنا على تلك الحال النهار كله. فلما جن الليل فترت الحال بعض فتور، وسرنا في هذه الحال كلها بريح الصواري سيرا سريعا.وفي ذلك اليوم حاذينا بر جزيرة صقلية. وبتنا تلك الليلة، التي هي ليلة الخميس التالية لليوم المذكور، مترددين بين الرجاء واليأس. فلما أسفر الصبح
Allah rahmetini yaydı; bulutlar dağıldı, hava güzelleşti, güneş parladı ve deniz sakinleşmeye başladı. Böylece insanlar sevindi, huzur geri döndü, ümitsizlik gitti. Hamd, bize büyük kudretini gösteren, sonra güzel rahmeti ve latîf şefkatiyle telâfi eden Allah'a mahsustur; öyle bir hamd ki O'nun minnet ve nimetine denk olsun. Bu zikredilen sabah bize Sicilya sahili göründü; çoğunu geçmiştik, geriye az bir kısmı kalmıştı. Rum kaptanlarından ve deniz yolculukları ile korkunç durumları görmüş Müslümanlardan hazır bulunanların ittifakıyla, ömürlerinde daha önce böyle bir dehşet görmemişlerdi. Bu hâlin haberi anlatıldığında küçük kalır. Zikredilen iki sahil, yani Sardunya ve Sicilya sahilleri arasında yaklaşık dört yüz mil mesafe vardır. Sicilya sahilinden iki yüz milden fazla yol aldık, sonra rüzgârın sakinleşmesi sebebiyle onun hizasında gidip geldik. Nihayet zikredilen ayın yirmi birinci Cuma günü ikindi vakti, demir attığımız yerden yelken açtık ve o gecenin başında zikredilen sahilden ayrıldık. Cumartesi sabahına çıktığımızda aramızda uzun bir mesafe vardı. O sırada içinde yanardağ bulunan dağ (1) bize göründü; gökyüzüne doğru yükselen büyük bir dağ, karla kaplıydı. Bize bildirildiğine göre, bu dağ açık havada denizden yüz milden fazla mesafeden görülür. Böylece açık denize yöneldik; bize en yakın olarak ulaşmayı umduğumuz kara, Girit adasıdır (2). Bu ada Rum adalarındandır ve idaresi Konstantiniyye hâkimine aittir. Onunla Sicilya adası arasında yedi yüz millik bir mesafe vardır. Allah, lütfuyla kolaylaştırma ve başarı ihsan etmeyi üstlenmiştir. Bu adanın, yani zikredilen Girit adasının uzunluğu yaklaşık üç yüz mildir. Zikredilen ayın yirmi beşinci Salı gecesi ki o, Mart ayının yirmi ikincisidir, zikredilen sahile tahminen hizalandık, gözle görmeyerek. O günün sabahında, maksadımıza yönelmiş olarak ondan ayrıldık. Bu zikredilen ada ile İskenderiye arasında altı yüz mil ya da civarı mesafe vardır.
نشر الله رحمته، وأقشعت السحاب وطاب الهواء وأضاءت الشمس وأخذ في السكون البحر. فاستبشر الناس وعاد الأنس وذهب اليأس، والحمد لله الذي أرانا عظيم قدرته، ثم تلافى بجميل رحمته ولطيف رأفته، حمدا يكون كفاء لمنته ونعمته.وفي هذا الصباح المذكور ظهر لنا بر صقيلة وقد أجزنا أكثره ولم يبق منه الا الأقل. وأجمع من حضر من رؤساء البحر من الروم وممن شاهد الأسفار والأهوال في البحر من المسلمين أنهم لم يعاينوا قط مثل هذا الهول فيما سلف من أعمارهم، والخبر عن هذه الحال يصغر في خبرها.وبين البرين المذكورين بر سردانية وبر صقيلة نحو الاربع مئة ميل.واستصحبنا من برصقلية ازيد من مئتي ميل، ثم ترددنا بحذائه بسبب سكون الريح. فلما كان عصر يوم الجمعة الحادي والعشرين من الشهر المذكور أقلعنا من الموضع الذي كنا أرسينا فيه، وفارقنا البر المذكور أول تلك الليلة. وأصبحنا يوم السبت وبيننا وبينه مسافة بعيدة، وظهر لنا اذ ذاك الجبل الذي كان فيه البركان «١» ، وهو جبل عظيم مصعد في جو السماء قد كساه الثلج. وأعلمنا أنه يظهر في البحر مع الصحو على أزيد من مسيرة مئة ميل. فأخذنا ملججين وأقرب ما نؤمله من البر الينا جزيرة أقريطش «٢» ، وهي من جزائر الروم ونظرها الى صاحب القسطنطينية، وبينها وبين جزيرة صقيلة مسيرة سبع مئة ميل، والله كفيل بالتيسير والتسهيل بمنّه. وفي طول هذه الجزيرة، جزيرة أقريطش المذكورة، نحو من ثلاث مئة ميل.وفي ليلة الثلاثاء الخامس والعشرين من الشهر المذكور، وهو الثاني والعشرون من شهر مارس، حاذينا البر المذكور تقديرا لا عيانا. وفي صبيحة اليوم المذكور فارقناه متوجهين لقصدنا. وبين هذه الجزيرة المذكورة وبين الإسكندرية ست مئة ميل أو نحوها.
Ve zikredilen ayın yirmi altıncı Çarşamba sabahında, İskenderiye’ye bitişik olup Berrü’l-Garb diye bilinen büyük kara parçası bize göründü. Bize anlatıldığına göre, ondan Cezâirü’l-Hammâm denilen bir mevkinin hizasına geldik. Bu mevki ile İskenderiye arasında, yine bize bildirildiğine göre, yaklaşık dört yüz mil mesafe vardı. Bunun üzerine yola koyulduk; sözü geçen kara parçası sağımızda kalmıştı.
Selâmet Müjdesi
Aynı ayın yirmi dokuzuncu Cumartesi sabahında, Allah bize selâmet müjdesini, İskenderiye fenerinin yaklaşık yirmi mil mesafeden görünmesiyle ihsan buyurdu. Buna karşılık Allah’a hamd olsun; O’nun fazlından ve güzel işlerinden daha fazlasını gerektiren bir hamd ile.
Günün beşinci saatinin sonunda beldenin iskelesine demir attık ve akabinde karaya çıktık. Geri kalan hususlarda Allah’ın lütfuyla yardımına sığınırız. Denizde kalışımız otuz gün sürdü; otuz birinci günde karaya indik. Zira denize çıkışımız Şevval ayının yirmi dokuzuncu Perşembe günü, karaya inişimiz ise Zilkade ayının yirmi dokuzuncu Cumartesi günü –ki bu, Mart’ın yirmi altıncısına rastlıyor– vuku buldu. Allah’a, nasip ettiği kolaylaştırma ve başarıdan ötürü hamd olsun. O sübhândır; nimetini üzerimizde tamamlaması, maksada erme gayesine ulaştırması, vatana hayır ve afiyetle dönüşü çabuklaştırması için kendisine niyaz ederiz. Bunu bahşeden ancak O’dur, O’ndan başka Rab yoktur.
İskenderiye’ye indiğimizde, es-Sabbâne’ye yakın bir yerde bulunan Saffar Hanı denilen bir handa konakladık.
Zilhicce Ayı (Bir Evvelki Sene)
Ayın ilk günü Pazar’dı ki bu, İskenderiye’ye indiğimiz günün ertesiydi.
Orada ilk şahit olduğumuz hususlardan biri, indiğimiz gün, sultan tarafından tayin edilmiş eminlerin, gemide getirilen her şeyi kaydetmek üzere gemiye gelmeleri oldu. Bunun üzerine gemide bulunan bütün Müslümanları huzura çağırdı.
وفي صبيحة يوم الأربعاء السادس والعشرين منه ظهر لنا البر الكبير المتصل بالإسكندرية المعروف ببر الغرب، وحاذينا منه موضعا يعرف بجزائر الحمّام «١» على ما ذكر لنا، وبينه وبين الاسكندرية نحو الأربع مئة ميل على ما ذكر لنا فأخذنا في السير والبر المذكور منا يمينا.البشرى بالسلامةوفي صبيحة يوم السبت التاسع والعشرين من الشهر المذكور أطلع الله علينا البشرى بالسلامة بظهور منار الاسكندرية على نحو العشرين ميلا، والحمد لله على ذلك حمدا يقتضي المزيد من فضله وكريم صنعه.وفي آخر الساعة الخامسة منه كان ارساؤنا بمرسى البلد، ونزولنا اثر ذلك، والله المستعان فيما بقي بمنّه. فكانت اقامتنا على متن البحر ثلاثين يوما، ونزلنا في الحادي والثلاثين، لأن ركوبنا إياه كان يوم الخميس التاسع والعشرين من شهر شوّال، ونزولنا عنه في يوم السبت التاسع والعشرين من شهر ذي القعدة، وبموافقة السادس والعشرين من مارس، والحمد لله على ما منّ به من التيسير والتسهيل، وهو سبحانه المسؤول بتتميم النعمة علينا ببلوغ الغرض من المقصود، وتعجيل الإياب الى الوطن على خير وعافية، انه المنعم بذلك لا رب سواه.وكان نزولنا بها بفندق يعرف بفندق الصّفار بمقربة من الصّبانة.شهر ذي الحجة من السنة المذكورةأوله يوم الأحد، ثاني يوم نزولنا بالإسكندرية.فمن أول ما شاهدنا فيها يوم نزولنا أن طلع أمناء الى المركب من قبل السلطان بها لتقييد جميع ما جلب فيه. فاستحضر جميع من كان فيه من المسلمين
Bir bir çağrıldılar; isimleri, vasıfları ve beldelerinin adları yazıldı. Her birine yanında bulunan mal veya nakit «1» cinsinden ne varsa soruldu; tüm bunların zekâtını eda etmesi istendi; halbuki bunlardan üzerinden havl geçen veya geçmeyen olup olmadığı araştırılmadı. Onların çoğu bu farîzayı eda etmek üzere bizzat hazır bulunuyorlardı; yanlarına yol azığından başka bir şey almamışlardı. Bunun üzerine, üzerinden havl geçip geçmediği sorulmaksızın o azığın zekâtını ödemeye mecbur edildiler. Ahmed b. Hassan, Mağrib haberleri ile geminin malları hakkında soru sormak üzere –içimizden– gönderildi. O da önce Sultan nezdinde, sonra Kadı nezdinde, sonra Divan ehli nezdinde, sonra da Sultan'ın haşiyesinden bir cemaat nezdinde teftiş edilmek üzere dolaştırıldı. Her birinde sorguya çekildi, sonra sözü kaydedildi. Nihayet serbest bırakıldı ve Müslümanlara eşyalarını ve artan azıklarını indirmeleri emredildi. Sahil kıyısında, onları tevkil eden ve indirdikleri her şeyi Divan'a taşıyan görevliler vardı. Böylece bir bir çağrıldılar ve her birinin eşyaları getirildi; Divan iyice dolmuştu. Bütün eşyalar –gerek ince gerek kalın– teftiş edildi; birbirine karıştı; bellerinin ortalarına eller sokularak içlerinde olabilecek şeyler arandı. Ardından, “Bulunanlardan başka bir şeyiniz var mı yok mu?” diye yemin ettirildiler. Bu esnada, ellerin karışması ve izdihamın çoğalması sebebiyle halkın eşyalarından çoğu kayboldu. Sonra büyük bir zillet ve rezillik durumu yaşadıktan sonra salıverildiler. Allah'tan bu sebeple ecri büyütmesini dileriz. Bu, hiç şüphesiz, büyük Sultan –Salahaddin olarak bilinir– hakkında karıştırılan işlerdendir. Eğer kendisinden rivayet edilen adalet ve yumuşaklığı tercih etme vasfına binaen bunu bilmiş olsaydı, mutlaka onu ortadan kaldırırdı. Allah müminleri o zorlu durumdan kurtardı ve zekât en güzel şekilde tahsil edildi «2». Bu adamın beldelerinde –zikredilen bazı çirkinliklere dair– bu hadiseden başka, divan memurlarının eseri olan bu durumdan başka bir şeyle karşılaşmadık. İskenderiye'nin bazı haberleri ve eserleri zikredilir. Bunun ilki, beldenin güzel konumu ve binalarının genişliğidir; öyle ki daha geniş bir belde görmedik.
واحدا واحدا وكتبت أسماؤهم وصفاتهم وأسماء بلادهم، وسئل كل واحد عما لديه من سلع أو ناضّ «١» ليؤدي زكاة ذلك كله دون أن يبحث عما حال عليه الحول من ذلك أو ما لم يحل. وكان أكثرهم متشخصين لأداء الفريضة لم يستصحبوا سوى زاد لطريقهم، فلزّموا أداء زكاة ذلك دون أن يسأل احال عليه الحول أم لا واستنزل احمد بن حسان منا ليسأل عن أنباء المغرب وسلع المركب.فطيف به مرقّبا على السلطان أولا ثم على القاضي ثم على أهل الديوان ثم على جماعة من حاشية السلطان. وفي كلّ يستفهم ثم يقيد قوله. فخلي سبيله، وأمر المسلمون بتنزيل أسبابهم وما فضل من أزودتهم، وعلى ساحل البحر أعوان يتوكلون بهم وبحمل جميع ما أنزلوه الى الديوان. فاستدعوا واحدا واحدا وأحضر ما لكل واحد من الأسباب، والديوان قد غص؟. فوقع التفتيش لجميع الأسباب، ما دق منها وما جل، واختلط بعضها ببعض، وادخلت الأيدي الى أوساطهم بحثا عما عسى أن يكون فيها. ثم استحلفوا بعد ذلك هل عندهم غير ما وجدوا لهم أم لا.وفي أثناء ذلك ذهب كثير من أسباب الناس لاختلاط الأيدي وتكاثر الزحام، ثم أطلقوا بعد موقف من الذل والخزي عظيم، نسأل الله أن يعظم الأجر بذلك. وهذه لا محالة من الامور الملبّس فيها على السلطان الكبير المعروف بصلاح الدين، ولو علم بذلك على ما يؤثر عنه من العدل وايثار الرفق لأزال ذلك، وكفى الله المؤمنين تلك الخطة الشاقة واستؤدوا «٢» الزكاة على أجمل الوجوه. وما لقينا ببلاد هذا الرجل ما يلم به قبيح لبعض الذكر سوى هذه الاحدوثة التي هي من نتائج عمال الدواوين.ذكر بعض أخبار الاسكندرية وآثارهافأول ذلك حسن وضع البلد واتساع مبانيه، حتى إنّا ما شاهدنا بلدا أوسع
Yolları ne daha yüksek binalı, ne daha eski ve sağlam, ne de daha bakımlıdır. Çarşıları da son derece şenliklidir. Onun tarifinde şaşılacak şey, yer altındaki yapısının üstündeki gibi olması ve daha eski ve daha sağlam olmasıdır. Çünkü Nil suyu, evlerinin ve sokaklarının tümüne yer altından nüfuz eder, böylece kuyular birbirine bağlanır ve birbirini besler. Onda ayrıca mermer sütunlar ve levhalar gördük ki sayıca çok, yüksek, geniş ve güzel olup hayal edilemez; öyle ki bazı geçitlerinde öyle sütunlar bulursun ki yukarı doğru gökyüzünü doldurur, ne anlama geldiği ve aslen neden konulduğu bilinmez. Bize rivayet edildi ki eskiden üzerinde filozoflara ve o zamanki riyaset ehline ait binalar varmış. Allah en iyi bilir. Galiba rasad (gözlem) için imiş.
İskenderiye Menârı:
Gördüğümüz en büyük harikalarından biri, Allah azze ve cellenin dilediği kimselerin eliyle inşa ettirdiği menardır ki feraset sahipleri için bir âyet, yolcular için bir hidayettir. O olmasa denizde İskenderiye sahiline ulaşamazlardı. Yetmiş milden fazla mesafeden görünür. Yapısı en sağlam ve metin, en yüksek ve geniştir; gökyüzüyle yarışır. Tariften âciz, göz onu kuşatmaktan âciz. Haber onu daraltır, müşahede ise genişletir. Dört tarafından birini ölçtük, elli küsur kulaç bulduk. Boyunun yüz elli kâmetten fazla olduğu söylenir. İçi ise dehşetli bir manzara; merdivenler ve girişler geniş, meskenler çok öyle ki içinde dolaşan veya yollarına giren bazen kaybolur. Kısacası söz onu ihata edemez. Allah onu İslam davetinden mahrum bırakmasın ve onu bâkî kılsın. Tepesinde, bereketli olduğu anlatılan bir mescit vardır; halk orada namaz kılmakla bereketlenir. Tarihli Zilhicce'nin beşinci günü Perşembe günü oraya çıktık ve söz konusu mübarek mescitte namaz kıldık.
مسالك منه ولا أعلى مبنى ولا أعتق ولا أحفل منه، وأسواقه في نهاية من الاحتفال أيضا. ومن العجب في وصفه أن بناءه تحت الأرض كبنائه فوقها وأعتق وأمتن، لأن الماء من النيل يخترق جميع ديارها وأزقتها تحت الأرض فتتصل الآبار بعضها ببعض ويمد بعضها بعضا.وعاينا فيها ايضا من سواري الرخام وألواحه كثرة وعلوا واتساعا وحسنا ما لا يتخيل بالوهم، حتى انك تلفي في بعض الممرات بها سواري يغص الجو بها صعودا لا يدرى ما معناه ولا لم كان أصل وضعها. وذكر لنا أنه كان عليها في القديم مبان للفلاسفة خاصة ولأهل الرئاسة في ذلك الزمان، والله أعلم، ويشبه أن يكون ذلك للرصد.منار الاسكندريةومن أعظم ما شاهدناه من عجائبها المنار الذي قد وضعه الله عز وجل على يدي من سخّر لذلك آية للمتوسمين وهداية للمسافرين، لولاه ما اهتدوا في البحر الى بر الإسكندرية، يظهر على أزيد من سبعين ميلا. ومبناه في غاية العتاقة والوثاقة طولا وعرضا، يزاحم الجو سموا وارتفاعا، يقصر عنه الوصف وينحسر دونه الطرف، الخبر عنه يضيق والمشاهدة له تتسع.ذرعنا أحد جوانبه الأربعة فألفينا فيه نيفا وخمسين باعا ويذكر ان في طوله أزيد من مئة وخمسين قامة. وأما داخله فمرأى هائل، اتساع معارج ومداخل وكثرة مساكن، حتى ان المتصرف فيها والوالج في مسالكها ربما ضلّ. وبالجملة لا يحصّلها القول، والله لا يخليه من دعوة الإسلام ويبقيه.وفي أعلاه مسجد موصوف بالبركة يتبرك الناس بالصلاة فيه، طلعنا اليه يوم الخميس الخامس لذي الحجة المورخ وصلينا في المسجد المبارك المذكور.
Binâsının keyfiyetinden, vasfeden hiçbir vasfın hakkıyla ifa edemeyeceği bir acîbeye şâhid olduk. İskenderiye'nin Menâkıbı: Bu beldenin menâkıbından ve –hakikatte sultanına ait olan– mefâhirinden biri de, içinde tıp ve ibadet ehli için tesis edilmiş olan medreseler ve zâviyelerdir. Ta uzak diyarlardan gelip burada her biri kendisine bir mesken, tahsil etmek istediği fenni öğretecek bir müderris ve her hâlinde kendisini geçindirecek bir maaş (icrâ) bulan kimselerdir. Sultanın bu gelen gurebâya olan i‘tinâsı o dereceye varmıştır ki, hamama ihtiyaç duyduklarında yıkanmaları için hamamlar tahsis edilmesini, hastalananların tedavisi için bir mâristan kurulmasını emretmiş; hâllerini teftiş edecek tabipler, emirleri altında hastaların tedavi ve gıda gibi ihtiyaçlarına nezaret edecek hizmetçiler vazifelendirilmiştir. Yine burada, söz konusu mâristana gitmekten çekinen gurebâdan hastaları ziyaret etmek üzere görevliler tayin edilmiş; bunlar hastaların hâllerini tabiplere bildirerek tedavilerini üstlenmelerini sağlarlar. Bu maksatların en şereflilerinden biri de, sultanın yolcular (ebnâ-i sebîl) için her gün kişi başına –sayıları ne kadar çok olursa olsun– ikişer ekmek tahsis etmesi ve bunların dağıtımı için her gün kendisine bağlı emin bir kişi görevlendirmesidir. Nitekim günlük ekmek sayısı azlık çokluğa göre iki bine kadar çıkmakta ve bu dâimâ böyle devam etmektedir. Bütün bunlar için sultan tarafından vakıflar tahsis edilmiş; ayrıca bunun haricinde bu iş için zekât-ı ayn'dan (nakit zekâtından) da pay ayırmıştır. Vazifelilere, belirlenen maaşlarda bir eksiklik olursa doğrudan kendi mal varlığına başvurmalarını emretmiştir. Kendi memleketi halkına gelince, onlar son derece rahat ve geniş imkânlar içinde olup kendilerine hiçbir mükellefiyet yüklenmemiştir. Sultanın bu beldeden elde ettiği gelir, yalnızca bu gayeler için tahsis ettiği vakıflar, Yahudi ve Hıristiyanlardan alınan cizye ile yine yalnızca zekât-ı ayn'dan gelen miktardır. Bunun da sekizde üçü sultana ait olup sekizde beşi yukarıda zikredilen gayelere ilâve edilmektedir.
وشاهدنا من شأن مبناه عجبا لا يستوفيه وصف واصف.مناقب الاسكندريةومن مناقب هذا البلد ومفاخره العائدة في الحقيقة الى سلطانه: المدارس والمحارس «١» الموضوعة فيه لأهل الطب والتعبد، يفدون من الاقطار النائية فيلقى كل واحد منهم مسكنا يأوي اليه ومدرّسا يعلمه الفن الذي يريد تعلمه واجراء يقوم به في جميع احواله. واتسع اعتناء السلطان بهؤلاء الغرباء الطارئين حتى أمر بتعيين حمّامات يستحمون فيها متى احتاجوا الى ذلك، ونصب لهم مارستانا لعلاج من مرض منهم، ووكل بهم اطباء يتفقدون احوالهم، وتحت أيديهم خدام يأمرونهم بالنظر في مصالحهم التي يشيرون بها من علاج وغذاء. وقد رتب ايضا فيه اقوام برسم الزيارة للمرضى الذين يتنزهون عن الوصول للمارستان المذكور من الغرباء خاصة، وينهون الى الاطباء أحوالهم ليتكفلوا بمعالجتهم.ومن اشرف هذه المقاصد أيضا ان السلطان عين لأبناء السبيل من المغاربة خبزتين لكل انسان في كل يوم بالغا ما بلغوا، ونصب لتفريق ذلك كل يوم انسانا امينا من قبله. فقد ينتهي في اليوم الى ألفي خبزة او ازيد بحسب القلة والكثرة، وهكذا دائما، ولهذا كله اوقاف من قبله حاشا ما عيّنه من زكاة العين لذلك. وأكد على المتولين لذلك متى نقصهم من الوظائف المرسومة شيء أن يرجعوا الى صلب ماله. وأما أهل بلده ففي نهاية من الترفيه واتساع الأحوال لا يلزمهم وظيف البتة. ولا فائد للسلطان بهذا البلد سوى الأوقاف المحبسة المعينة من قبله لهذه الوجوه وجزية اليهود والنصارى وما يطرأ من زكاة العين خاصة، وليس له منها سوى ثلاثة اثمانها والخمسة الأثمان مضافة للوجوه المذكورة.
İşte bu güzel sünnetleri koyan ve şu kerîm resimleri, uzun bir müddet boyunca mevcut olmamalarına rağmen tesis eden sultan, Selâhaddîn Ebu’l-Muzaffer Yûsuf b. Eyyûb’dur. Allâh onun salâhını ve tevfîkini ziyâde etsin. Yabancılar için tesâdüf edilen en acîb şeylerden biri de şudur: Sultâna nasîhatlerle takarrub etmek isteyenlerden biri, bu gariplerin çoğunun ekmek cerâyesi aldıklarını, hâlbuki onlara ihtiyaçları olmadığını, zîrâ ancak kendilerini götürecek bir zâd ile yolculuk ettiklerini ileri sürerek bunu geçim arzusuna bağladı. Âz kalsın bu mütenassıhın sa‘yi te’sîr ediyordu. Nihâyet bir gün mezkûr sultân, memleketinin dışına tecessüs tarîkiyle çıktığında, onlardan Trablus’a muttasıl olan çölün dışarı attığı bir cemâatle karşılaştı; onların rüsûmu atş ve cû‘dan gitmişti. Onlara vechelerini sordu ve hâllerini tecessüs etti. Onlar da kendisine Beytullâhi’l-Harâm’ı kasdettiklerini, berriyeye bindiklerini ve sahravî meşakkat çektiklerini bildirdiler. Bunun üzerine dedi ki: “Şâyet bu kimseler, kat’ettikleri bu meçhûl diyarları kat’edip ve çektikleri şekāveyi çekmiş olarak ve her birinin yanında ağırlığınca altın ve gümüş bulunduğu hâlde buraya ulaşsalardı, yine de onlara iştirâk edilmeli ve kendileri için cârî kıldığımız âdetten kat‘ olunmamalıydı. Öyleyse, bu gibi kimseler aleyhinde sâ‘y eden ve Allâh ‘Azze ve Celle için hâlisen li-vechihî vâcib kıldığımız şeyi kat‘a çalışarak bize takarrub etmek isteyene taaccüb edilir.” Bu sultânın adâlet husûsundaki me‘âsiri, makāsıdı ve dînin havsalasını müdâfaadaki makāmātı kesretten dolayı ihsâ olunamaz. Yine bu beldenin ahvâlinden garîb olanı, nâsın geceleyin dahi tıpkı gündüz gibi her hâllerinde tasarruf etmeleridir. Burası Allâh’ın beldeleri içinde mesâcidi en çok olandır. Öyle ki nâsın takdîri muhteliftir; onlardan müksir ve mukill vardır. Takdîr eden, on iki bin mescide kadar varmakta; mukill ise bunun altında bir rakam vermektedir ki zabtolunamaz. Kimisi sekiz bin der, kimisi başka bir şey söyler. Velhâsıl pek çoktur; öyle ki bir mahalde dört ve beş mescid bulunmakta ve belki de mürekkebe «1» olmaktadır. Hepsinin sultân tarafından tertîb edilmiş eimmesi vardır. Onlardan kimine ayda beş Mısır dînârı verilir ki bu on mü’menîdir; kimine de bunun fevkinde verilir.
وهذا السلطان الذي سن هذه السنن المحمودة ورسم هذه الرسوم الكريمة على عدمها في المدة البعيدة هو صلاح الدين أبو المظفر يوسف بن أيوب، وصل الله صلاحه وتوفيقه.ومن أعجب ما اتفق للغرباء أن بعض من يريد التقرب بالنصائح الى السلطان ذكر ان أكثر هؤلاء يأخذون جراية الخبز ولا حاجة لهم بها رغبة في المعيشة لأنهم لا يصلون الا بزاد يقلهم. فكاد يؤثر سعي هذا المتنصح. فلما كان في احد الأيام خرج السلطان المذكور على سبيل التطلع خارج بلده، فتلقى منهم جماعة قد لفظتهم الصحراء المتصلة بطرابلس، وهم قد ذهبت رسومهم عطشا وجوعا.فسألهم عن وجهتهم واستطلع ما لديهم. فأعلموه أنهم قاصدون بيت الله الحرام وانهم ركبوا البر وكابدوا مشقة صحرائية. فقال: لو وصل هؤلاء وهم قد اعتسفوا هذه المجاهل التي اعتسفوها وكابدوا من الشقاء ما كابدوه وبيد كل واحد منهم زنته ذهبا وفضة لوجب ان يشاركوا ولا يقطعوا عن العادة التي اجريناها لهم، فالعجب ممن يسعى على مثل هؤلاء ويروم التقرب الينا بالسعي في قطع ما أوجبناه لله عز وجل خالصا لوجهه.ومآثر هذا السلطان ومقاصده في العدل ومقاماته في الذّب عن حوزة الدين لا تحصى كثرة.ومن الغريب ايضا في أحوال هذا البلد تصرّف الناس فيه بالليل كتصرفهم بالنهار في جميع أحوالهم. وهو أكثر بلاد الله مساجد، حتى إن تقدير الناس لها يطفّق فمنهم المكثّر والمقلّل، ينتهي في تقديره الى اثني عشر ألف مسجد، والمقلل ما دون ذلك لا ينضبط، فمنهم من يقول ثمانية آلاف ومنهم من يقول غير ذلك. وبالجملة فهي كثيرة جدا تكون منها الأربعة والخمسة في موضوع وربما كانت مركبة «١» ، وكلها بأئمة مرتبين من قبل السلطان، فمنهم من له الخمسة دنانير مصرية في الشهر، وهي عشرة مؤمنية، ومنهم من له فوق ذلك
Ve onların bir kısmı da onun [sultanın] altındadır. Bu, sultanın büyük menkıbelerinden biridir. Saymakla bitmeyecek kadar çok olan bu gibi meâsiri anlatmak uzar. Nitekim istenilen hedefe vuslatı müteakip, zikredilen Zilhicce’nin sekizincisi olan Pazar sabahı (Milâdî Nisan’ın üçü) Allah Teâlâ’nın bereketi ve güzel yardımı ile oradan ayrılış vaki oldu. Böylece bizim oradan hareketimiz, Dimenhûr diye bilinen bir mahalle oldu; burası İskenderiye’den Mısır’a kadar uzanan geniş, açık bir ovada surlarla çevrili bir beldedir. Ovanın tamamı ekili olup Nil’in taşkınıyla sulanır; sağda solda sayılamayacak kadar çok köy vardır. Sonra ikinci gün olan Pazartesi günü, Nil’i Sâ diye bilinen bir mahalde bir geçiş kayığıyla aştık. Yürüyüşümüz Berme diye bilinen mahalle kadar devam etti ve geceyi orada geçirdik. Burası büyük bir köydü; içinde pazar ve bütün ihtiyaçlar için imkânlar vardı. Sonra Salı günü oradan sabah erkenden yola çıktık. O gün, Hicrî 578 yılına tarihlenen Kurban Bayramı’nın birinci günüydü. Tandata (1) diye bilinen mahalde bayram namazını eda ettik; burası geniş ve şen bir köydü. Orada büyük bir cemaat gördük; hatip belîğ ve kapsamlı bir hutbe îrâd etti. Ardından yürüyüşümüz Seb’ik diye bilinen mahalle kadar sürdü ve geceyi orada geçirdik. O gün Milîc diye bilinen güzel bir mahalle uğradık; yol boyunca yapılar bitişik ve köyler düzenli bir şekilde sıralanmıştı. Sonra ertesi Çarşamba günü oradan yine erkenden yola çıktık. Geçtiğimiz en güzel beldelerden biri de Kahire’ye altı mil uzaklıktaki Kalyûb diye bilinen mahaldi; içinde güzel çarşılar ve büyük, gösterişli bir cuma camii vardı. Ardından el-Minye geldi; burası da gösterişli bir mahaldi. Oradan sultanın heybetli ve geniş şehri Kahire’ye, ardından da Mısru’l-Mahrûse’ye [Korunmuş Mısır’a] vardık. Oraya girişimiz, zikredilen Zilhicce’nin on birincisi, Nisan’ın altıncısına denk gelen Çarşamba günü ikindi namazının ardından oldu. Allah bize orada hayır ve iyilik tanıtsın, güzel inayetini arzulanan hedefe ulaşmakla tamamlasın ve bizi izzet ve kudreti sayesinde kolaylık ve müsamahadan mahrum bırakmasın. Muhakkak ki O, dilediğine kadirdir.
ومنهم من له دونه. وهذه منقبة كبيرة من مناقب السلطان. إلى غير ذلك مما يطول ذكره من المآثر التي يضيق عنها الحصر.ثم كان الانفصال عنها على بركة الله تعالى وحسن عونه صبيحة يوم الأحد الثامن لذي الحجة المذكور، وهو الثالث لأبريل، فكانت مرحلتنا منه الى موضع يعرف بدمنهور، وهو بلد مسور في بسيط من الأرض أفيح، متصل من الإسكندرية اليه الى مصر. والبسيط كله محرّث يعمه النيل بفيضه، والقرى فيه يمينا وشمالا لا تحصى كثرة.ثم في اليوم الثاني وهو يوم الاثنين، أجزنا النيل بموضع يعرف بصا في مركب تعدية. واتصل سيرنا الى موضع يعرف ببرمة فكان مبيتنا بها، وهي قرية كبيرة فيها السوق وجميع المرافق. ثم بكرنا منها يوم الثلاثاء، وهو يوم عيد النحر من سنة ثمان وسبعين وخمس مئة المؤرخة، فشاهدنا الصلاة بموضع يعرف بطندتة «١» ، وهي من القرى الفسيحة الآهلة، فأبصرنا بها مجمعا حفيلا، وخطب الخطيب بخطبة بليغة جامعة. واتصل سيرنا الى موضع يعرف بسبئك وكان مبيتنا بها.واجتزنا في ذلك اليوم على موضع حسن يعرف بمليج، والعمارة متصلة والقرى منتظمة في طريقنا كلها. ثم بكرنا منها يوم الأربعاء بعده. فمن أحسن بلد مررنا عليه موضع يعرف بقليوب على ستة أميال من القاهرة فيه الأسواق الجميلة ومسجد جامع كبير حفيل البنيان، ثم بعده المنية، وهو موضع أيضا حفيل، ثم منها الى القاهرة، وهي مدينة السلطان الحفيلة المتسعة، ثم منها الى مصر المحروسة. وكان دخولنا فيها إثر صلاة العصر من يوم الأربعاء، وهو الحادي عشر من ذي الحجة المذكور والسادس من أبريل، عرّفنا الله فيها الخير والخبرة وتمّم علينا صنعه الجميل بالوصول الى الغرض المأمول ولا أخلانا من التيسير والتسهيل بعزّته وقدرته، انه على ما يشاء قدير.
Söz konusu Çarşamba günü, kuşluk vaktinde, Dacve diye bilinen bir mevkide yine bir geçiş kayığıyla Nil'in ikinci kısmını aştık. İnişimiz Mısır'da, Kandiller Sokağı'ndaki Ebü's-Senâ Hanı'nda, Amr b. el-Âs (r.a.) Camii'nin yakınında, adı geçen hanın kapısı üzerinde bulunan büyük bir odada oldu.
Mısır ve Kâhire'nin Zikri
Bu belde hakkında ilk olarak zikredeceğimiz şey, Allah azze ve cellenin bereketi sayesinde ayakta tuttuğu mübarek eserler ve meşâhid-i şerifedir. Bunlardan biri, Kâhire şehrinde bulunan, pek büyük ehemmiyeti haiz meşhed-i şeriftir ki orada Hüseyin b. Ali b. Ebî Tâlib (radıyallahu anhümâ) Hazretleri'nin baş-ı saadetleri medfundur. Bu mübarek baş, gümüş bir tabut içinde yer altına defnedilmiş olup üzerine tarifi güç, idraki imkânsız derecede gösterişli bir bina inşa edilmiştir. Bu bina her türlü dîbâc ile örtülmüş, etrafı büyük direkler misali beyaz mumlarla çevrilmiştir; bunlardan kimi daha küçüktür. Çoğu hâlis gümüşten yapılmış şamdanlara (etvâr) (1) yerleştirilmiş, bazıları da yaldızlıdır. Üzerine gümüş kandiller asılmış ve tepe kısmının tamamı, güzellik ve cemâl bakımından gözleri kamaştıran, bahçeyi andıran bir yapı içerisinde altın elma motifleriyle çevrelenmiştir. İçinde öyle türden alacalı mermerler, garip işçilik, harika kakma bulunmaktadır ki hayal edenler onu tahayyül edemez, vasfedenler en alt derecedeki vasfına bile erişemez.
Bu ravzanın girişi, tıpkı onun gibi itina ve gariplik bakımından eşsiz olan bir cami üzerinden geçilir. Bu caminin duvarlarının tamamı, anılan vasıfta mermerle kaplıdır. Söz konusu ravzanın sağında ve solunda iki oda (beyt) bulunur; ravzaya giriş her ikisinden de sağlanır. Bunlar da aynı şekilde o vasfı haizdir. Harika işçilikli dîbâc perdeler (sitâr) hepsinin üzerine asılıdır.
Bu mübarek mescide girdiğimizde gördüklerimiz içinde en şaşırtıcısı, içeri gireni karşılayan duvara yerleştirilmiş, simsiyah ve parlak bir taştır; tüm şahısları aynen aksettirir.
وفي يوم الأربعاء المذكور أجزنا القسم الثاني من النيل في مركب تعدية أيضا بموضع يعرف بدجوة، وذلك وقت الغداة الصغرى، وكان نزولنا في مصر بفندق أبي الثناء في زقاق القناديل بمقربة من جامع عمرو بن العاص، رضي الله عنه، في حجرة كبيرة على باب الفندق المذكور.ذكر مصر والقاهرةفأول ما نبدأ بذكره منها الآثار والمشاهد المباركة التي ببركتها يمسكها الله عز وجل:فمن ذلك المشهد العظيم الشأن الذي بمدينة القاهرة حيث رأس الحسين بن علي بن أبي طالب، رضي الله عنهما، وهو في تابوت فضة مدفون تحت الأرض قد بني عليه بنيان حفيل يقصر الوصف عنه ولا يحيط الإدراك به، مجلل بأنواع الديباج، محفوف بأمثال العمد الكبار شمعا أبيض ومنه ما هو دون ذلك، قد وضع أكثرها في أتوار «١» فضة خالصة ومنها مذهبة، وعلقت عليه قناديل فضة، وحفّ أعلاه كله بأمثال التفافيح ذهبا في مصنع شبيه الروضة يقيد الأبصار حسنا وجمالا، فيه من أنواع الرخام المجزّع الغريب الصنعة البديع الترصيع ما لا يتخيله المتخيلون ولا يلحق أدنى وصفه الواصفون.والمدخل الى هذه الروضة على مسجد على مثالها في التأنق والغرابة، حيطانه كلها رخام على الصفة المذكورة، وعن يمين الروضة المذكورة وشمالها بيتان من كليهما المدخل اليها وهما أيضا على تلك الصفة بعينها. والأستار البديعة الصنعة من الديباج معلّقة على الجميع.ومن اعجب ما شاهدناه في دخولنا الى هذا المسجد المبارك حجر موضوع في الجدار الذي يستقبله الداخل شديد السواد والبصيص، يصف الأشخاص كلها