El-Mesâlik ve'l-Memâlik —el-Azîzî diye meşhurdur—, Hasan b. Ahmed el-Mühellebî'ye (380/990) aittir. Kendisi Mısır'daki Fâtımî Devleti döneminde âlim ve büyük seyyahlardandır. Ancak ne yazık ki Arap terâcim kitapları bu müellif hakkında sükût etmiştir. İbn Hallikân onu 'Vefeyâtü'l-A'yân'da, ez-Zehebî 'Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ'da, es-Safedî 'el-Vâfî bi'l-Vefeyât'ta ve İbnü'n-Nedîm 'el-Fihrist'te zikretmemişlerdir. Bununla birlikte 'Keşfü'z-Zunûn' sahibi Hacı Halîfe, kitabında şöyle der: 'el-Mesâlik ve'l-Memâlik —el-Azîzî diye meşhurdur—, 380'de vefat eden Hüseyin b. Ahmed el-Mühellebî'ye aittir...' Hacı Halîfe'nin ismi Hasan yerine Hüseyin olarak vermesinin hatası, muhtemelen Yâkût el-Hamevî'ye dayanmasından kaynaklanmaktadır. Zira Yâkût da ismi birden çok kez yanlış kaydetmiş, Muhammed b. Hasan el-Mühellebî, Ebü'l-Hasan el-Mühellebî, Hasan b. Muhammed el-Mühellebî, Hüseyin b. Muhammed el-Mühellebî gibi farklı şekillerde zikretmiştir. Ancak el-Kelâî, Ebü'l-Fidâ ve İbnü'l-Adîm, onun isminin Hasan b. Ahmed el-Mühellebî olduğu noktasında ittifak etmektedirler. İbnü'l-Adîm, Halep vilayetinin ricâlini sayarken el-Mühellebî hakkında kısa bir hal tercümesi vermiştir. Şöyle der: 'Hasan b. Ahmed el-Mühellebî el-Azîzî: Faziletli bir zattır. Mısır'a hâkim olan Fâtımî halifesi el-Azîz ile irtibatlıydı ve onun için el-Mesâlik ve'l-Memâlik kitabını telif etmiştir.' Yâkût'un el-Mühellebî'den naklettiği bir pasajda onu 'el-Mısrî' (Mısırlı) diye tavsif etmesi, onun en azından ikamet yoluyla Mısır'a aidiyetine dair tespit edebildiğimiz tek işarettir. Bununla birlikte Şamlı olma ihtimali de muhtemeldir. Bize ulaşan 'el-Mesâlik ve'l-Memâlik' kitabından anlaşıldığına göre, el-Mühellebî toz kondurulmayacak bir seyyahtır; kendisinden önce hiç kimsenin ulaşmadığı bölgelere gitmiştir. Kitabından elimize geçen kısımlarda dikkat çeken husus, onun vaka ve tarih karşısında Şiî bir perspektife sahip olmasıdır. Bunu, kitabında temas ettiği bazı mesele ve olaylarla ilgili yorumlarından hissetmekteyiz.
المسالك والممالك للمهلبي = العزيزيالحسن بن أحمد المُهلّبي (ت ٣٨٠ هـ / ٩٩٠ م) أحد العلماء والرحّالة في عهد الدولة الفاطمية بمصر. ولكن المؤسف أن كتب التراجم العربية قد سكتت عن هذا المؤلف، فلم يذكره ابن خلّكان في «وفيات الأعيان» ، ولا الذهبي في «سير أعلام النبلاء» ولا الصفدي في «الوافي بالوفيّات» ، ولا ابن النديم في الفهرست. غير أن حاجي خليفة صاحب «كشف الظنون» قال في كتابه: «المسالك والممالك المشهور بالعزيزي للحسين بن أحمد المهلّبي المتوفى سنة ٣٨٠ هـ … » ، وربما يرجع خطأ حاجي خليفة في تسميته بالحسين بدل الحسن إلى اعتماده على ياقوت الحموي الذي أخطأ أيضاً في الاسم غير مرة، حيث ذكره باسم: محمد بن الحسن المهلبي، وأبو الحسن المهلبي، والحسن بن محمد المهلبي، والحسين بن محمد المهلبي و … ، ولكن الكلاعي وأبي الفداء وابن العديم يجمعون على أن اسمه الحسن بن أحمد المهلّبي.وقد قام ابن العديم بترجمة مختصرة للمهلّبي في سرده لرجال ولاية حلب. إذ يقول: «الحسن بن أحمد المهلّبي العزيزي: رجل فاضل كان متصلاً بالعزيز الفاطمي المستولي على مصر، ووضع له كتاب المسالك والممالك … » .وفي أحد المقاطع التي ينقلها ياقوت عن المهلّبي يصفه بالمصري، وهي الإشارة الوحيدة التي عثرنا عليها حول انتمائه إلى مصر ولو بالإقامة، علماً أن احتمال أن يكون شامياً احتمال وارد.ويتضح لنا من خلال ما وصلنا من كتاب «المسالك والممالك» ، أن المهلّبي رحّالة لا يشق له غبار، وصل إلى أقاليم لم يسبقه أحد إليه. وإن ما يلفت النظر في ما وصلنا من كتاب المهلّبي أنه يتبنى وجهة نظر شيعية حيال الواقع والتاريخ، وذلك ما نلمسه من خلال تعليقاته على بعض القضايا والأحداث التي يمرّ بها.
«Mesâlik ve Memâlik» ilmi, Abbâsî hilâfetinin en parlak döneminde, bir kısım musannifler ile dîvân kâtiplerinin elinde, yollar, güzergâhlar, haraç, vâridât-nefakât ve mevkî adları hakkında pek çok verinin birikmesiyle ortaya çıkmıştır. İbn Hurdâzbih'in 232 hicrî [846 milâdî] senesinde kaleme aldığı «el-Mesâlik ve'l-Memâlik» adlı eseri, bu ilmin başlangıcı olmuştur; zira o, Abbâsî halifesi el-Mu'tamid döneminde Cibâl bölgesinde berîd ve ahbâr işini üstlenmişti. Bu ilim, müstakar bir şekilde gelişerek sonraki iki asırda zirvesine ulaşmıştır. Ardından Memlük devrinin başında, kozmoğrafya ansiklopedileri şeklinde tekâmül etmiş; bunların en meşhur ve ehemmiyetlisi, 749 hicrî [1338 milâdî] senesinde vefat eden İbn Fazlullah el-Ömerî'nin «Mesâlikü'l-Ebsâr fî Memâliki'l-Emsâr» adlı eseridir. Nihayet 873 hicrî [1468 milâdî] senesinde vefat eden Halîl b. Şâhin ez-Zâhirî'nin «Zübdetü Keşfi'l-Memâlik fî Beyâni't-Turuk ve'l-Mesâlik» isimli kitabıyla son bulmuştur. Bu kitap, Arap-İslâm âleminde bu ilim dairesinde telif edilen son eser kabul edilir. İbn Hurdâzbih'in kitabı ile ez-Zâhirî'nin kitabı arasında kalan süreçte, aynı adı taşıyan yani «Mesâlik ve Memâlik» yahut ona yakın isimlerde pek çok eser meydana getirilmiştir.
تقديمنشأ علم «المسالك والممالك» في أوج ازدهار الخلافة العباسية، على يد عدد من المصنفين وكتاب الدواوين، الذين كانت تتجمع بين أيدهم معطيات كثيرة عن الطرق والمسالك والخراج والواردات والنفقات، وأسماء المواضع. وكان كتاب ابن خرداذبة «المسالك والممالك» الذي وضعه سنة ٢٣٢ هجرية [٨٤٦ م] فاتحة هذا العلم، بعد أن تولّى البريد والأخبار في «بلاد الجبل» في عهد المعتمد العباسي.وقد تطور هذا العلم بشكل مضطرد، إلى أن بلغ ذروته في القرنين اللاحقين. ثم تطور في صدر العصر المملوكي على شكل موسوعات كوزموغرافية لعلّ أشهرها وأهمها موسوعة «مسالك الأبصار في ممالك الأمصار» لابن فضل الله العمري المتوفى سنة ٧٤٩ هجرية [١٣٣٨ م] . واختتم بكتاب «زبدة كشف الممالك في بيان الطرق والمسالك» لخليل بن شاهين الظاهري المتوفى سنة ٨٧٣ هجرية [١٤٦٨ م] ، والذي يعدّ آخر المصنّفات العربية الإسلامية في هذا العلم.وبين كتاب ابن خرداذبة وكتاب الظاهري، ظهرت مؤلّفات كثيرة تحمل الاسم نفسه، أي «المسالك والممالك» أو شيئا قريبا من
Bu, el-Ceyhânî, İbn Havkal, el-İstahrî, el-Bekrî ve diğerlerinin eserleri gibidir. Allâme Sûrî Profesör Dr. Selâhaddin el-Müneccid'e göre, «Mesâlik ve Memâlik» ilmi, tasvîrî coğrafyaya (Géographie Descriptive) en yakın olandır; zira sadece yolları, güzergâhları ve menzilleri zikretmekle kalmamış, bilâkis ülkeleri ve şehirleri idare, tarih ve iktisat yönlerinden tasvir etmiş, bu tasvirler döneme ve müellife göre azalıp çoğalmıştır. «Mesâlik ve Memâlik» ilmine dair eser telif edenlerin en seçkinlerinden biri, Fâtımî döneminde yaşamış ve hicrî dördüncü asrın ikinci yarısında el-Azîz Billah el-Fâtımî için bu ilim dalında «el-Azîzî» adlı bir kitap telif etmiş olan el-Hasan b. Ahmed el-Mühellebî'dir. Bu mühim eser, kendisinden sonra gelen pek çok Arap-Müslüman müellifin alâka ve iltifatına mazhar olmuştur. Nitekim «Bügyetü't-Taleb fî Târîhi Haleb» müellifi olup 660 hicrî [1262 milâdî] yılında vefat eden İbnü'l-Adîm, onu «kendi alanında güzel bir kitap; içinde başka kitaplarda bulunmayan beldelerin haberleri, fethi ve hususiyetlerine dair malumat mevcuttur» diye tavsif etmiştir. İbnü'l-Adîm, Haleb'in ve kuzey sınır boylarının hicrî dördüncü asrın ortalarında Bizans'ın eline nihaî olarak geçmesinden önceki döneme ait önemli parçaları el-Mühellebî'den nakletmiştir. Yine Yâkût el-Hamevî, «Mu'cemü'l-Büldân» adlı eserinde el-Mühellebî'nin kitabından elli üçten fazla defa; Ebü'l-Fidâ ise «Takvîmü'l-Büldân»'da ikiyüz on defa iktibasta bulunmuştur.
ذلك، مثل كتاب الجيهاني وابن حوقل والإصطخري والبكري وغيرهم.ويرى العلّامة السوري الدكتور صلاح الدين المنجّد، أن علم «المسالك والممالك» هو أقرب ما يكون للجغرافيا الوصفية) Geographie Descriptive (لأنه لم يقتصر على ذكر الطرق والمسالك والمراحل بل وصف البلدان والمدن، إدارة وتاريخا واقتصادا، أوصافا تقلّ أو تزيد باختلاف العصر والمؤلف.ومن أبرز من وضعوا كتبا في علم «المسالك والممالك» مؤلّف عاش في الحقبة الفاطمية يدعى الحسن بن أحمد المهلّبي، الذي صنّف كتابا في هذا العلم للعزيز بالله الفاطمي في النصف الثاني من القرن الرابع الهجري سمي بالكتاب «العزيزي» . وقد حظي هذا المصنّف المهم بعناية واهتمام الكثير من المؤلفين العرب المسلمين الذين أتوا بعده، فوصفه ابن العديم مؤلّف «بغية الطلب في تاريخ حلب» والمتوفى سنة ٦٦٠ هجرية [١٢٦٢ م] ، بأنه «كتاب حسن في فنه، يوجد فيه مما لا يوجد في غيره من أخبار البلاد وفتوحها وخواصها» . وقد نقل ابن العديم عن المهلّبي مقاطع مهمة تتعلق بحلب والثغور الشمالية قبل سقوطها نهائيا في يد البيزنطيين أواسط القرن الرابع الهجري. كما نقل ياقوت الحموي في معجم البلدان عن كتاب المهلّبي أكثر من ثلاث وخمسين مرة، ونقل عنه أبو الفداء في تقويم البلدان ٢١٠ مرات.
Buna rağmen Arapça biyografi kitapları bu eşsiz müellif hakkında suskun kalmış; İbn Hallikân «Vefeyâtü'l-A'yân»da, Zehebî «Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ»da, Safedî «el-Vâfî bi'l-Vefeyât»ta ve İbnü'n-Nedîm «el-Fihrist»te onu zikretmemiştir. Ne var ki «Keşfü'z-Zunûn» sahibi Hacı Halîfe onun hakkında şöyle demiştir: «el-Mesâlik ve'l-Memâlik –ki el-Azîzî diye meşhurdur–, Mısır hükümdarı el-Azîz Billâh el-Fâtımî için Hüseyin b. Ahmed el-Mühellebî tarafından telif edilmiş olup 380/990 yılında vefat etmiştir; kitap onun adına nisbet edilmiştir.» Hacı Halîfe'nin, adını Hasan yerine Hüseyin olarak verme hatası belki de Yâkût el-Hamevî'ye dayanmasından ileri gelmektedir; zira Yâkût da isimde birden fazla hata yapmaktadır. Bâbânî «Hediyyetü'l-Ârifîn»de el-Mühellebî'ye işaret etmekle birlikte hatalı bilgiler vermekte ve kitabı el-Azîz'e değil el-Mu'izz el-Fâtımî'ye nisbet etmektedir. Hacı Halîfe ile Bâbânî'nin el-Mühellebî'nin vefatını 380/990 olarak tahminlerinde neye dayandıklarını bilmiyoruz. Coğrafî mirası inceleyen Batılı müsteşrikler de bu eşsiz müellifi atlamışlardır; yalnızca «IV. (Hicrî) Asırda İslâm Medeniyeti» kitabının yazarı müsteşrik Adam Metz istisnadır. O şöyle demiştir: «el-Mühellebî'nin kitabının bir üstünlüğü vardır: O, Sudan bölgesini ilk defa hassas bir şekilde tasvir eden kitaptır. IV. asır coğrafya âlimleri Sudan'ın haberleri hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı.»
ورغم ذلك سكتت كتب التراجم العربية عن هذا المؤلف الفذ، ولم يذكره ابن خلّكان في «وفيات الأعيان» ، ولا الذهبي في «سير أعلام النبلاء» ولا الصفدي في «الوافي بالوفيّات» ، ولا ابن النديم في الفهرست. غير أن حاجي خليفة صاحب «كشف الظنون» قال فيه «المسالك والممالك المشهور بالعزيزي للحسين بن أحمد المهلّبي المتوفى سنة ٣٨٠ هـ ألّفه للعزيز بالله الفاطمي صاحب مصر ونسبه إلى اسمه» . وربما يرجع خطأ حاجي خليفة في تسميته بالحسين بدل الحسن إلى اعتماده على ياقوت الحموي الذي يخطئ أيضا في الاسم غير مرة.ويشير الباباني في «هديّة العارفين» إلى المهلّبي ولكنه يذكر معلومات غير دقيقة، فينسب الكتاب للمعز الفاطمي وليس للعزيز.ولا نعرف على ماذا اعتمد حاجي خليفة والباباني في تقدير أن وفاة المهلّبي كانت في عام ٣٨٠ هجرية [٩٩٠ م] .وقد تجاوز المستشرقون الغربيون الذين درسوا التراث الجغرافي العربي هذا المؤلّف الفذ، باستثناء المستشرق آدم ميتز صاحب كتاب «الحضارة الإسلامية في القرن الرابع» [الهجري] . الذي قال:«إن لكتاب المهلّبي مزية، هي أنه أول كتاب وصف بلاد السودان وصفا دقيقا، وكان علماء الجغرافيا في القرن الرابع لا يعرفون من أخبار السودان شيئا» .
Keza, «Târîhu’l-Edebi’l-Coğrâfiyyi’l-Arabî» (Arap Coğrafî Edebiyatı Tarihi) müellifi Rus müsteşrik İgnatiy Yulianoviç Kraçkovski de ondan (el-Mühellebî’nin kitabından) bahsederken, onun kendinden sonraki telifler üzerindeki büyük tesirini vurgulamıştır. Kraçkovski bu kitabın kaybolmuş olması sebebiyle onun hakkında hüküm vermenin zorluğunu kabul etmekle birlikte, kendisinden sonraki müelliflerin ondan naklettikleri parçaların, onun yolların –özellikle Afrika yollarının– tasvirlerine dayandığını gösterdiğini müşahede eder. Bu itibarla bu eser, kendisinden altmıştan fazla nakilde bulunduğu için Yâkût’un başlıca kaynaklarından birini teşkil eder (1). Ancak kitap sadece Afrika ile sınırlı değildir; meselâ Yâkût, Arap Yarımadası’ndaki farklı yerler vesilesiyle ona birden çok defa müracaat eder. Kraçkovski ayrıca Yâkût’un –kaynakları arasında– ona hususî bir ihtimam gösterdiğini ve onu el-Makdisî ile aynı seviyede tuttuğunu belirtir. Son olarak, Ebü’l-Fidâ’nın da ondan sıkça faydalandığına işaret eder. Yine onun kitabı Timurlular Devleti zamanına kadar doğrudan bilinmeye devam etmiş; hicrî IX. asrın [milâdî XV. yüzyıl] başlarında Hafız-ı Ebrû (2), coğrafya alanındaki telifini (3) hazırlarken onu kullanmıştır. Geçtiğimiz asrın 1957 yılı yazında araştırmacı Dr. Salâhaddin el-Müncid, içerisinde el-Mühellebî’nin kitabından bir parça bulunan bir yazma nüsha keşfetti.
كما تحدث عنه المستشرق الروسي إغناتي يوليا نوفيتش كراتشكوفسكي صاحب «تاريخ الأدب الجغرافي العربي» ، الذي أكّد على الأثر الكبير لكتاب المهلّبي على المؤلفات التالية.ورغم أن كراتشكوفسكي يقرّ بصعوبة الحكم على هذا الكتاب بسبب فقدانه، فهو يلاحظ أن المقتطفات التي نقلها عنه المؤلفون المتأخرون، توضح أنه يستند على أوصاف الطرق، وخاصة طرق إفريقيا، فهو يمثل أحد المصادر الرئيسية لياقوت، الذي ينقل عنه أكثر من ستين مرة «١» ، ولكنه لا يقتصر على إفريقيا وحدها، فياقوت مثلا يرجع إليه أكثر من مرة بصدد مواضع مختلفة في الجزيرة العربية. ويلاحظ كراتشكوفسكي أن ياقوت يوليه عناية خاصة من بين مصادره ويضعه جنبا إلى جنب مع المقدسي.ويشير أخيرا إلى أن أبا الفداء استعان به كثيرا. كما ظل كتابه معروفا مباشرة إلى أيام دولة التيموريين، فاستعمله في بداية القرن التاسع الهجري [الخامس عشر الميلادي] حافظ آبرو «٢» عند ما وضع مصنفه في الجغرافيا «٣» .في صيف سنة ١٩٥٧ م من القرن الماضي، عثر الباحث الدكتور صلاح الدين المنجّد على مخطوطة فيها قطعة من كتاب المهلّبي
«el-Mesâlik ve’l-Memâlik» adlı eser, Milano'daki Ambrosiana Kütüphanesi'ndeki bir Yemen yazma mecmuasında, G 3 numarası altında yer almaktadır. Bunlar, sonraki dönemlere ait varakların yanı sıra daha eski tarihli birkaç varaktan ibaret olup, yazısı açık olmakla birlikte noktalaması azdır. On dört varaktan oluşmakta olup, her sayfada otuz satır, her satırda on kelime bulunmakta ve bu sayı on üç kelimeye ulaşabilmektedir. Söz konusu yazma, Muhammed b. el-Hasan el-Kelâ'î'ye ait bir kitap parçası olup, müellif burada el-Hasan b. Ahmed el-Mehlebî'nin el-Mesâlik ve’l-Memâlik adlı kitabından Beyt-i Makdis'in vasfını, Mısır valilerinin zikrini ve Dımaşk'ın vasfını nakletmekte; ayrıca İbn Havkal'dan bir başka iktibas daha yapmaktadır. Doktor el-Müncid, bu yazmayı 1958 yılında, kendisine ait bir ön tahkik ve müellif ile eser hakkında kısa bir tanıtımla birlikte Mecelletü’l-Mahtûtâti’l-Arabiyye'de yayımlamıştır. Ancak Doktor el-Müncid, bu coğrafyacıyı tanıtırken onu, Ebü'l-Abbas Ahmed b. Muhammed b. Ca‘fer el-Müeddeb el-Ebherî'nin kendisinden rivayette bulunduğu ve Yâkût el-Hamevî'nin Mu‘cemü’l-Büldân adlı eserinin "Ebher" maddesinde geçtiği üzere Muhammed b. el-Hasan b. el-Mühelleb adlı bir hadis râvisiyle karıştırmaktadır. Bu karışıklığın kaynağı, Doktor el-Müncid'in, ismin başka bir kişiye –ki muhtemelen başka bir zamanda doğmuştur– ait olduğundan emin olmak için ismi doğru bir şekilde tahkik etmemiş olmasıdır. Ayrıca el-Hasan b. Ahmed el-Mehlebî'nin, hadis ilmiyle ne yakından ne de uzaktan ilgilenmeyen Şiî fikir dünyasına mensup olduğuna dikkat etmemiştir.
«المسالك والممالك» في مجموعة يمنى من مخطوطات الأمبروزيانا بميلانو تحت رقم.G ٣ وهي عدة أوراق قديمة إلى جانب أوراق أحدث منها، خطها واضح قليل الإعجام، وتقع في أربعة عشر ورقة، في الصفحة ٣٠ سطرا، وفي السطر ١٠ كلمات وقد تبلغ ١٣ كلمة. وهي عبارة عن قطعة من كتاب لمحمد بن الحسن الكلاعي، ينقل فيه صفة بيت المقدس عن كتاب المسالك والممالك للحسن بن أحمد المهلّبي، وذكر لولاة مصر، وصفة دمشق، إضافة إلى اقتباس آخر من ابن حوقل.وقام الدكتور المنجّد بنشر هذه المخطوطة في مجلة المخطوطات العربية عام ١٩٥٨ مع تحقيق مبدئي لها، وتعريف مختصر بالكاتب والكتاب. غير أن الدكتور المنجّد يخلط في تعريفه لهذا الجغرافي بينه وبين أحد رواة الحديث، ويدعى محمد بن الحسن بن المهلّب، والذي حدّث عنه أبو العباس أحمد بن محمد بن جعفر المؤدّب الأبهري، حسبما يرد في مادة أبهر من «معجم البلدان» لياقوت الحموي. ومصدر هذا الخلط أن الدكتور المنجّد لم يحقق الاسم بشكل صحيح ليتأكد من أنه يخص شخصا آخر، ربما ولد في زمن آخر. كما أنه لم ينتبه إلى انتماء الحسن بن أحمد المهلّبي إلى المنظومة الفكرية الشيعية التي لا تعنى بعلم الحديث لا من قريب ولا من بعيد.
Ayrıca Ambrosiana yazmasında el-Mühellebî'den nakleden el-Kalaî de tamamen meçhuldür; onun hakkında, el-Müneccid'in Mısır'ı yönetenlerin listesine yaptığı zeyl esas alınarak hicrî beşinci asırda yaşamış olduğunu tercih etmesi dışında hiçbir şey bilmiyoruz. el-Mühellebî'nin Mısır'ı yönetenleri sayarken Fâtımî el-Mu'izz li-dînillâh'ta durmasının sebebi ve kitap kendisine ithaf edilmiş olmasına rağmen neden el-Azîz billâh'tan bahsetmediği sorusu meşru görünmektedir. Birinci ihtimal, kitabı el-Mu'izz'in hayatı sırasında ve el-Azîz'in veliaht olduğu dönemde telif etmiş olmasıdır. İkinci ihtimal ki mantığa en yakın olanıdır, hükümdar isminin biyografi kitaplarına genellikle hükümranlığı sona erdikten sonra (ister ölümle ister azille) kaydedilmesidir. Bu sebeple el-Azîz'in adı listeye konulmamıştır, çünkü o henüz hayattaydı. Bunun dışında, Arap beldeniyatının en önemli iki kitabı olan "Mu'cemü'l-Büldân" ve "Takvîmü'l-Büldân" için ana kaynaklardan birini teşkil eden bu müellife dair neredeyse hiçbir şey bulamıyoruz. Peki kitaplar neden onun biyografisi hakkında suskun kalmıştır? Ve bu kitap bu kadar öneme sahipken neden aslında kaybolmuştur?! Sorular ki, her araştırmacıyı bu kitaptan eline geçeni okuduktan sonra rahatsız eder; fakat o çabucak, Memlük asrının ikinci kısmında hâkim olan fikrî kapanma halinin bu bahsi ihmal etmekten sorumlu olduğunu keşfeder.
كما أن الكلاعي الذي ينقل عن المهلّبي في مخطوطة الأمبروزيانا، هو الآخر مجهول بشكل كامل، ولا نعلم شيئا عنه باستثناء ما رجّحه المنجّد من أن يكون قد عاش في القرن الخامس الهجري، بناء على تذييله لمن حكم مصر وصولا إلى الظاهر الفاطمي.ويبدو التساؤل مشروعا حول سبب توقف المهلّبي عند المعز لدين الله الفاطمي في تعداده لمن حكم مصر، ولماذا لم يذكر العزيز بالله رغم أن الكتاب أهدي له. فالاحتمال الأول أنه ألف الكتاب أثناء حياة المعز وعند ما كان العزيز وليا للعهد. أما الاحتمال الثاني وهو الأقرب للمنطق فهو أن اسم الحاكم يوضع عادة في كتب التراجم بعد نهاية حكمه، إما بالموت أو الخلع. ولذلك لم يوضع اسم العزيز في اللائحة لأنه كان ما يزال على قيد الحياة.وغير ذلك لا نكاد نعثر على شيء يخصّ هذا المؤلّف الذي شكّل أحد المصادر الرئيسية لأهم كتابين في البلدانيات العربية وهما «معجم البلدان» و «تقويم البلدان» . فلماذا سكتت الكتب عن ترجمته؟ ولماذا فقد الكتاب أساسا ما دام يحظى بهذه الأهمية؟! أسئلة تؤرق أي باحث بعد أن يقرأ ما يتوفر له من هذا الكتاب، ولكنه سرعان ما يكتشف أن حالة الانغلاق الفكري التي سادت الجزء الثاني من العصر المملوكي هي المسؤولة عن إغفال الحديث
el-Mühellebî'ye dair; belki de kitabının bütünüyle yakılması ve eserinin bu âlemden silinmeye çalışılması. Bize ulaşan el-Mühellebî'nin kitabında ilk dikkat çeken şey, onun vâkıa ve tarih karşısında bir Şiî bakış açısını benimsemesidir. Bunu, üzerinden geçtiği bazı mesele ve hâdiselere dair yorumlarında hissetmekteyiz. Nitekim onu, kuzey sınır boylarının -yani Tarsus, Mesîsâ ve diğerlerinin- düşüşünü, Hûz ve Acem'den bir kavmin bu beldelere gelmesi ve âşikâre bir şekilde nasb (yani Âl-i Beyt'e sövme) yapmalarıyla izah ederken bulursun. Bu sınır boylarının düşüşüne dair yorumunda 'Biz de onları Azîz ve Muktedir (bir Allah'ın) yakalamasıyla yakaladık' âyetini zikretmekte, meseleyi sanki ilâhî bir intikammış gibi tasvir etmeye çalışmaktadır. Yine onun Benî Ümeyye hakkında Şiî rivayetlerini benimsediğini hissederiz. Şöyle ki Velîd b. Abdülmelik'in, Emevî Camii'nde câriyeleri arasında kırk gün sabah içkisi içtiğini ve 'Onun safasını aldım, halka da bulanığını bıraktım' dediğini nakleder. Keza Velîd'in, Şam halkını Beyt-i Haram'a hacca gitmekten alıkoymak için Kudüs'te bir haram inşa ettiğine; insanların oraya haccedip Hicaz'a gitmemeleri ve Âl-i Beyt'in Benî Ümeyye üzerindeki üstünlüğünü öğrenmemeleri için böyle bir teşebbüste bulunduğuna işaret eder. Ayrıca Ömer b. el-Hattâb'ın (r.a.) câhiliye devrinde Şam'a yaptığı ziyareti, kilisenin tamirine katkıda bulunmasını, yahudilerin kendisine üzerine mescidin inşa edildiği kayanın yerini göstermesini ve buna benzer daha pek çok rivayet, tefsir ve tarih okumalarını nakleder. Bunda şaşılacak bir şey yoktur; zira el-Mühellebî'nin çağında Şiîler, ahâlinin ekseriyetini teşkil ediyorlardı...
عن المهلّبي، وربما إحراق كتابه بشكل نهائي، ومحاولة محو أثره من هذا الوجود.أول ما يلفت النظر في ما وصلنا من كتاب المهلّبي أنه يتبنى وجهة نظر شيعية حيال الواقع والتاريخ، وذلك ما نلمسه من خلال تعليقاته على بعض القضايا والأحداث التي يمرّ بها.فتجده يفسر سقوط الثغور الشمالية أي طرسوس والمصيصة وغيرها، بوصول قوم من الخوز والعجم إلى هذه البلاد ومجاهرتهم بالنصب أي شتم آل البيت. فيقول تعليقا على سقوط هذه الثغور «فأخذناهم أخذ عزيز مقتدر» ، محاولا تصوير الأمر وكأنه انتقام إلهي.كما نلمس تبنيه لروايات شيعية حول بني أمية. حيث يذكر أن الوليد بن عبد الملك اصطبح في الجامع الأموي بين قيانه أربعين يوما، وقال: أخذت صفوه وتركت للناس كدره. كما أنه يشير إلى محاولة الوليد صرف أبناء الشام عن الحج إلى البيت الحرام ببنائه حرما في القدس لكي يحجّ الناس إليه ولا يذهبوا إلى الحجاز ويعرفوا فضل آل البيت على بني أمية. وكذلك روايته لزيارة عمر بن الخطاب إلى دمشق في الجاهلية ومساهمته في ترميم الكنيسة، وإرشاد اليهود له إلى موضع الصخرة التي أقيم عليها المسجد وغير ذلك من روايات وتفاسير وقراءات للتاريخ، ولا غرابة في ذلك، ففي عصر المهلّبي كان الشيعة يشكلون غالبية أهل
Şam'da Şiî aileler, Halep ve kuzey serhad bölgelerinden başlamak üzere (ülkenin) çoğu kısmına hükmediyordu; ardından yine Halep taraflarında Benî Mirdas el-Kilâbîler, sonra da onlardan sonra Bikâ‘ ve Vâdi et-Teym'de Benû Cendel gelmiştir. Halep, Taberiye şehirleri ve etrafları gibi büyük şehirsel Şiî kalelerinin varlığı bir yana, dağları ve kırsalı da katacak olursak… Türk Selçuklularının ve onların ardından Kürt Eyyûbîlerin (ki Sünnî idiler) Haçlı savaşları döneminde yıldızlarının yükselmesi, Şam diyarında Şiî nüfuzunun tedricen gerilemesine yol açmış, nihayet Memlük döneminde tamamen bertaraf edilmiştir. Burada, Çerkes Devleti'nin sonlarında Şam ve Mısır'a hâkim olan fikrî durgunluğa işaret etmemiz gerekir ki bu da bizi o dönemde el-Azîzî'nin kitabının yakılmış olduğuna, eserinin kaybolup tedavülden kalktığına inandırmaktadır. Her ne kadar Memlük döneminin ikinci yarısında yaşamış olan el-Kalkaşendî, Subhu'l-A‘şâ adlı eserinde ondan (el-Azîzî'den) yüzden fazla kez nakletmişse de, bu nakiller üzerinde yaptığımız eleştirel inceleme, bunların doğrudan kaynaktan değil, Ebü'l-Fidâ vasıtasıyla aktarıldığı kanaatini vermiştir. Ayrıca İzzeddin İbn Şeddâd'ın Halep şehri hakkındaki bir pasajı el-Mühellebî'den iktibasının da doğrudan kaynaktan değil, İbnü'l-Adîm aracılığıyla olduğu söylenebilir. 684 Hicrî [1285 Miladî] yılında vefat eden İbn Şeddâd'ın, el-Mühellebî'nin kitabında geçen Halep hakkındaki bazı hususları yadırgayarak iktibasının sonunda «ve bir söz zikretti» demesinden sıkıntısı açıkça görülmektedir.
الشام، وكانت العائلات الشيعية تحكم معظم أجزائه بدءا بالحمدانيين في حلب والثغور الشمالية، ثم تلاهم بنو مرداس الكلابيين في نواحي حلب أيضا، ثم بعدهم بنو جندل في البقاع ووادي التيم. ناهيك عن وجود معاقل شيعية مدينية كبرى كمدينة حلب وطبرية وما حولهما، هذا إذا تجاوزنا الجبال والأرياف.وقد أدى صعود نجم السلاجقة الترك وبعدهم الأيوبيين الكرد، في فترة الحروب الصليبية وهم من السنّة، إلى تراجع النفوذ الشيعي في بلاد الشام بشكل متدرج، إلى أن تم إقصاؤه نهائيا في العصر الملوكي. وهنا لا بد وأن نشير إلى حالة الجمود الفكري التي سادت بلاد الشام ومصر في نهاية دولة الشراكسة، ما يجعلنا نعتقد بأن ذلك العصر تحديدا، شهد إحراق كتاب العزيزي، حيث فقد أثره ولم يعد قيد التداول.ورغم أن القلقشندي الذي عاش في الجزء الثاني من الفترة المملوكية نقل عنه أكثر من مائة مرة في «صبح الأعشى» ، إلا أن مراجعتنا النقدية لتلك المنقولات جعلتنا نتأكد أنها منقولة عن أبي الفداء وليس من المصدر. كما يمكن القول أن اقتباس عزّ الدين ابن شداد لمقطع حول مدينة حلب من المهلّبي كان عن طريق ابن العديم وليس من المصدر أيضا. ويتضح ضيق ابن شدّاد المتوفى سنة ٦٨٤ هجرية [١٢٨٥ م] مما ورد في كتاب المهلّبي عند ما استنكر بعض ما ذكر عن حلب قائلا في نهاية اقتباسه: «وذكر كلاما
«Çok defa içinde bulunduğumuz konuya yakışmamakta, bu sebeple onu terk ettik.» Bunun aksine Ebü'l-Fidâ, Velîd b. Abdülmelik'in Kudüs'te kubbeler inşa ettirdiği ve insanları Beytullah'a hacca gitmekten alıkoymaya çalıştığı haberini nakletmiş ve şöyle yorumda bulunmuştur: «Bu hususta güven onun üzerinedir.» Yani değer hükmü vermemiş, bilâkis bu rivayeti başka bir kaynakta bulamadığını belirtmiş ve bu nedenle bu işarette bulunmuştur. Yâkût el-Hamevî'nin iktibaslarında el-Mühellebî ismi etrafında büyük bir karışıklık dikkat çekmektedir; zira bu isim birden fazla şekilde geçmektedir: O, onu Muhammed b. el-Hasan el-Mühellebî, Ebü'l-Hasan el-Mühellebî, el-Hasan b. Muhammed el-Mühellebî, el-Hüseyin b. Muhammed el-Mühellebî, el-Hüseyin b. Ahmed el-Mühellebî ve el-Hasan b. Muhammed el-Mühellebî el-Mısrî olarak adlandırmaktadır. Bizi, önceki isimlerin tamamının tek bir şahsı işaret ettiğinden emin kılan şey, aralarındaki ortak unsur olan «el-Azîzî» adlı eserdir. Bu eser, söz konusu karışıklık hakkında şüpheyi kesin olarak gidermektedir. Şüphesiz bunun sebebi, Yâkût'un üretiminin çokluğu ve ismi doğru bir şekilde gözden geçirmekten meşgul olmasıdır. Lâkin el-Kelâ'î, Ebü'l-Fidâ ve İbnü'l-Adîm, onun isminin el-Hasan b. Ahmed el-Mühellebî olduğunda ittifak etmektedirler. Bu da bizi, bunun doğru olduğuna kanaat getirmemizi sağlamaktadır; zira Ebü'l-Fidâ, kitabında tahkik, tashih ve tetkike özen göstermiş ve bu kitabı zaten bu gaye için kaleme almıştır. İşte biz, bu kitabı dağınık kitaplar ve yazmalar arasından yeniden derlemek, tertip etmek ve tahkik etmek suretiyle önemli bir yönü aydınlatmaya çalıştık.
كثيرا لا يليق بما نحن بصدده فأضربنا عنه» . عكس أبي الفداء الذي نقل خبر بناء الوليد بن عبد الملك للقباب في بيت المقدس، ومحاولته صرف الناس عن الحج إلى البيت الحرام، وقال معلّقا:«والعهد عليه في ذلك» ، أي أنه لم يصدر حكم قيمة، بل ذكر أنه لم يعثر على هذه الرواية في مصدر آخر، ولذلك أشار تلك الإشارة.ويثير الانتباه ذلك الخلط الكبير حول اسم المهلّبي في اقتباسات ياقوت الحموي حيث يرد بأكثر من رسم، فهو يسميه محمد بن الحسن المهلّبي، وأبو الحسن المهلّبي، والحسن بن محمد المهلّبي، والحسين بن محمد المهلّبي، والحسين بن أحمد المهلّبي. والحسن بن محمد المهلّبي المصري. وما يجعلنا نتأكد من أن الأسماء السابقة كلّها تخصّ شخصا واحدا وجود مشترك بينها وهو الكتاب «العزيزي» ، الذي يقطع الشك باليقين حول هذا الالتباس. والمؤكد أن السبب في ذلك غزارة إنتاج ياقوت، وانشغاله عن مراجعة الاسم بشكل صحيح.ولكن الكلاعي وأبي الفداء وابن العديم يجمعون على أن اسمه الحسن بن أحمد المهلّبي. وهو الذي يجعلنا نوقن بأنه الصحيح، نظرا لاعتناء أبي الفداء بالضبط والتدقيق والتمحيص في كتابه الذي وضع أساسا لهذه الغاية.لقد سعينا من خلال إعادة جمع هذا الكتاب من شتات الكتب والمخطوطات وترتيبه وتحقيقه، إلى إضاءة جانب مهم
Arap-İslâm kültürünün temel bir yönü, yüzyıllar boyunca onu belirli bir fikrî kalıba sıkıştırma yahut ötekini görmeyen, farklılığını kabul etmeyen, bilâkis onu tekfir etmeye, indirgemeye ve hazır fikrî kalıplarla klişelere dökmeye başvuran tek bir renk içine hapsetme girişimlerinden sonra ortaya çıkmıştır. Bizim için Ebü'l-Fidâ'nın şu sözü: «Bu hususta ahit onadır» yani rivayetin râvînin zimmetine ait olması, muhalif rivayetle yahut yönelimlerimize uymayan rivayetlerle başa çıkmada en güzel yöntemdir. Yaklaşık yedi asırdır kaybolan bu yöntem sayesinde bugünkü noktaya geldik. Hasan b. Ahmed el-Mühellebî, 'el-Mesâlik ve'l-Memâlik' adlı eserini el-Azîz billâh el-Fâtımî için, h. 365 [m. 975] ile h. 380 [m. 990] yılları arasında –mevcut kaynakların belirttiği gibi vefat tarihi olan– dönemde telif etmiştir. Bu sebeple kitap 'el-Azîzî' diye anılmıştır. Makrîzî ise 'İtti'âz el-Hunefâ'da, bize el-Azîz billâh el-Fâtımî hakkında parlak bir tablo nakleder: O, bilgece, yumuşak huylu, ilim ve âlimleri seven, kan dökmekten hoşlanmayan, affın en uç derecesine kadar affedici bir lider olarak görünür; kendisine karşı çıkan veya isyan eden hiç kimseden intikam almamış, hiçbir talebi geri çevirmemiş, hiçbir isteyeni boş çevirmemiştir. Barış ve uzlaşıya yatkın, dinî vazifelerini yerine getirmeye titiz, Haremeyn'e kumaş ve harcamalar yoluyla hizmete devam eden biriydi. Bütün bunlara ek olarak, onu en adil ve en büyük Arap-Müslüman hükümdarlardan biri yapan vasıflar arasında, ilme ve âlimlere karşı derin bir ilgi ve tutku duyduğunu görürsünüz.
وأساس من جوانب الثقافة العربية الإسلامية، بعد قرون من محاولات تأطيرها في نمط فكري محدد، أو ضمن لون واحد لا يرى الآخر ولا يعترف باختلافه، بل يلجأ إلى تكفيره واختزاله وقولبته في أنماط فكرية ومقولات جاهزة.ولنا في قول أبي الفداء: «والعهد عليه في ذلك» أي الرواية على ذمة الراوي، خير منهج في التعاطي مع الرواية المخالفة، أو تلك التي لا تتفق مع توجهاتنا، ذلك المنهج الذي غاب منذ نحو سبعة قرون فوصلنا إلى ما وصلنا إليه.ألّف الحسن بن أحمد المهلّبي كتابه «المسالك والممالك» للعزيز بالله الفاطمي، في الفترة ما بين عامي ٣٦٥ هجرية [٩٧٥ م] و ٣٨٠ هجرية [٩٩٠ م] أي تاريخ وفاته كما تشير المصادر المتوفرة. ولذلك سمي بالكتاب «العزيزي» .وينقل لنا المقريزي في «اتعاظ الحنفا» صورة مشرقة عن العزيز بالله الفاطمي الذي يبدو لنا قائدا حكيما حليما محبا للعلم والعلماء كارها لسفك الدماء، عفوّا إلى أقصى درجات العفو، لم ينتقم من رجل قام ضدّه أو تمرّد عليه، ولم يردّ طالبا ولم يخذل سائلا. جنوحا نحو السلم والمهادنة، حريصا على أداء فرائضه الدينية، مواظبا على خدمة الحرمين بالكسوة والنفقات.وإضافة إلى كل ذلك من صفات تجعله واحدا من أعدل وأعظم الحكام العرب المسلمين، تجده مهتما بالعلم والعلماء شغوفا
Kitaplara karşı en ileri derecede bir şevk hâkimdi. Makrîzî der ki: «el-Azîz’in huzurunda lügate dair Kitâbü’l-Ayn zikredildi; bunun üzerine hazinesinden otuz küsur nüsha çıkardı; bunlardan birisi müellifi Halîl b. Ahmed’in hattı ile idi.» Yine kendisine Taberî Tarihi’nden yüz dînara satın aldığı bir nüsha getirildi; hazinedarlara emredip hazinelerinden yirmi nüsha çıkarttı; bunlardan birisi câmi‘i Muhammed b. Cerîr’in hattı ile idi. Yine huzurunda İbn Düreyd’in Cemhere’si zikredildi; ondan yüz nüsha çıkardı. Nitekim biyografi kitabı yazarları, «ed-Diyârât» adlı eserin müellifi Şâbüştî’nin el-Azîz Billâh’ın kütüphanesinde hazinedar olarak çalıştığını, seçkin seyyah el-Makdisî el-Beşârî’nin ise ona «Ahsenü’t-Takâsîm» adlı önemli eserinin son tashih edilmiş nüshasını hediye ettiğini belirtmektedirler. Bu sebeple Mühellebî’nin kitabını bu halîm kişiye hediye etmesi garip değildir; nitekim daha önce başka bir müellif de kendisine, avcı kuşların [cerârih] sıhhat ve hastalık durumlarına dair ilim ile onların avdaki kuvvetlerine delâlet eden alâmetleri bilme ilmi olan «el-Beyzere» hakkında bir kitap hediye etmişti. Zira müellif dedi ki: «O, el-Azîz Billâh Nizâr el-Fâtımî’nin bâzyârı (doğancısı) idi; çocukluğundan beri bu halifenin himayesinde yetişti; onu nimetiyle besleyip yükseltti; nihayet iktâ‘ı yirmi bin dinara ulaştı ve onu bâzyârelerin başına getirdi.»«4» Sem‘ânî, el-Ensâb adlı kitabında belirttiğine göre, Mühellebî kelimesi, mîm’in ötreli, hâ’nın üstünlü ve lâm’ın şeddeli okunuşuyla olup sonunda tek noktalı bâ harfi bulunur (yani ب).
بالكتب إلى أقصى درجات الشغف. يقول المقريزي: «ذكر عند العزيز كتاب العين في اللغة، فأخرج منه نيفا وثلاثين نسخة من خزانته، منها واحد بخط الخليل بن أحمد مؤلّفها. وحملت إليه نسخة من تاريخ الطبري اشتراها بمائة دينار، فأمر الخزّان فأخرجوا من خزائنه عشرين نسخة، منها نسخة بخط محمد بن جرير جامعه. وذكرت عنده جمهرة ابن دريد فأخرج منها مائة نسخة» . كما يشير واضعو كتب التراجم إلى أن الشابشتي مؤلف كتاب" الديارات" عمل خازنا لمكتبة العزيز بالله، والرحالة الفذ المقدسي البشاري أهداه النسخة الأخيرة المنقحة من مؤلفة المهم" أحسن التقاسيم".ولذلك لم يكن غريبا أن يهدي المهلّبي كتابه لهذا الرجل الحليم، والذي سبق لمؤلّف آخر أن أهداه كتابا عن «البيزرة» أي علم أحوال الجوارح من حيث صحّتها ومرضها، ومعرفة العلائم الدالّة على قوتها في الصيد. حيث قال المؤلف إنه كان «بازيار العزيز بالله نزار الفاطمي ونشأ في ظل هذا الخليفة منذ كان صبيا، وغذاه بنعمته ورقّاه إلى أن صار إقطاعه عشرين ألف دينار، وجعله مقدّما على البيازرة» «٤» .وحسب السمعاني في كتاب الأنساب فإن المهلّبي بضم الميم، وفتح الهاء، وتشديد اللام، وفي آخرها الباء المنقوطة بواحدة، هذه
Nisbe, Ebû Saîd el-Mühelleb b. Ebî Safre el-Ezdî'ye, Horasan emîri olup on oğluna nisbet ve velâ yoluyladır. Yani künyesi el-Mühellebî olan herkes ya Mühelleb b. Ebî Safre'nin on oğlundan birine nisbet edilir ya da onların mevâlîsindendir. Mühellebî'nin aslen mi yoksa mevâlî yoluyla mı Mühellebî olduğuna hükmedebilmemiz için elimizde yeterli bilgi yoktur. İbnü'l-Adîm, Haleb vilâyeti ricâline dair eserinde el-Mühellebî'nin kısa bir hal tercümesini vermektedir. Şöyle der: "el-Hasan b. Ahmed el-Mühellebî el-Azîzî: Fazıl bir kişiydi; Mısır'a hâkim olan Fâtımî el-Azîz ile bağlantılıydı ve onun için Kitâbü'l-Mesâlik ve'l-Memâlik (el-Azîzî) adlı eserini telif etti. Bu eser, kendi alanında güzel bir kitap olup, ülkelerin haberleri, fetihleri ve hususiyetlerine dair başka hiçbir yerde bulunmayan bilgiler ihtiva eder." "Bu kitabında Haleb'e girdiğini, Sâlih b. Alî'nin evlâdından Benû Kalender denilen bir gruba yetiştiğini, onların büyük nimetlere mâlik olduklarına şahit olduğunu ve son derece şerefli evler gördüğünü zikreder." (5) Yâkût'un el-Mühellebî'den naklettiği bir pasajda onu Mısrî (Mısırlı) diye vasıflandırması, onun Mısır'a nisbeti hakkında (en azından ikamet yoluyla) bulabildiğimiz tek işarettir; ancak Şamlı olma ihtimali de vârittir. Bize ulaşan "Kitâbü'l-Mesâlik ve'l-Memâlik"ten anlaşıldığına göre el-Mühellebî, tozu dumana katan bir seyyâh idi; özellikle Sudan diyarında olmak üzere kendisinden önce kimsenin ulaşmadığı bölgelere varmıştır. Ayrıca mesafeler hakkında da konuşmaktadır.
النسبة إلى أبي سعيد المهلّب بن أبي صفرة الأزدي أمير خراسان وأولاده العشرة نسبة وولاء. أي أن كل من يتكنى بالمهلّبي إما أنه ينتسب لأحد أبناء المهلّب بن أبي صفرة العشرة أو من مواليهم. ولا تتوفر لدينا معلومات لنحكم إن كان المهلّبي مهلبيا بالأصل أم بالموالاة.ويقوم ابن العديم بترجمة مختصرة للمهلّبي في سرده لرجال ولاية حلب. إذ يقول: «الحسن بن أحمد المهلّبي العزيزي: رجل فاضل كان متصلا بالعزيز الفاطمي المستولي على مصر، ووضع له كتاب المسالك والممالك «العزيزي» وهو كتاب حسن في فنه، يوجد فيه مما لا يوجد في غيره من أخبار البلاد وفتوحها وخواصها.ذكر في كتابه هذا أنه دخل حلب، ولحق بقية من ولد صالح بن علي، يقال لهم بنو القلندر، وأنه شاهد لهم نعما ضخمة ورأى لهم منازل في نهاية السرو» «٥» .وفي أحد المقاطع التي ينقلها ياقوت عن المهلّبي يصفه بالمصري، وهي الإشارة الوحيدة التي نعثر عليها حول انتمائه إلى مصر ولو بالإقامة، علما أن احتمال أن يكون شاميا احتمال وارد.ويتضح لنا من خلال ما وصلنا من كتاب «المسالك والممالك» ، أن المهلّبي رحّالة لا يشق له غبار، وصل إلى أقاليم لم يسبقه أحد إليها وخصوصا في بلاد السودان. كما أنه يتحدث عن المسافات
Ve yollar (güzergâhlar), ârif ve mücerreb kimselerin rivâyetinden ibarettir; Ebü’l-Fidâ’nın da buna dikkat çektiği ve birden çok kere işaret ettiği bir husustur. Mühellebî’nin verdiği bilgiler, şehirler ve bölgeler arasındaki mesafeler konusundaki isabeti, kimileyin müstakil bir kaynak olarak karşımıza çıktığından yeniliği ve su kaynakları, halkın âdetleri, ahvâli, ziraatleri ve mahsulleri hakkında serdettiği tafsilât ile temâyüz eder. En ziyade dikkat celbeden ise, Tarsus’un Bizanslıların kumandanı Nıkeforos Fokas liderliğinde sukūtundan hemen evvel muhâfazasının temini için yapılan masraflar hakkında, 354 [965] senesi münâsebetiyle zikrettiği rakamlardır. Mühellebî’nin tasvirleri sâyesinde, kuzey İslâm sınır boylarının sukūtundan hemen önceki sosyal târihi ve nüfus terkîbi hakkında neredeyse tam bir fikir hâsıl edebilmekte, belki de bu sukūta sebep olan âmilleri idrâk edebilmekteyiz. Kezâ kitap, Dımaşk, Beytülmakdis, Haleb, Antakya ve kendilerinden mufassal parçalar bize ulaşan diğer şehirlere dair yeni ma‘lumât ile doludur; bu da İbni’l-Adîm’in nazar-ı dikkatinden kaçmayan, gani ve vâsi‘ ma‘lumâta delâlet eder. Nitekim İbni’l-Adîm, “el-Azîzî”de diğerlerinde bulunmayan şeylerin mevcudiyetini tenbih etmiştir. Onun, kitabında bahsettiği beldeleri bizzat ziyaret ettiğini ve gayriden nakilde bulunmadığını kat‘iyyetle ifade edebiliriz. Buna, kitabının bize ulaşan kısmındaki metinlerde geçen ârızi işaretlerden, meselâ Nahşeb şehrinde ikamet etmiş olmasından istidlâl ediyoruz.
والطرق حديث العارف والمجرّب، وهو ما انتبه إليه أبو الفداء وأشار له أكثر من مرة.وتتصف معلومات المهلّبي بدقتها بالنسبة للمسافات بين المدن والأقاليم، وجدّتها حيث يبدو مصدرا وحيدا لبعض المواضع، وسعتها حيث يذكر مصادر المياه وعادات الناس وأحوالهم وزروعهم ومحاصيلهم.وأكثر ما يثير الاهتمام تلك الأرقام التي يسوقها عند حديثه عن نفقات طرسوس على تأمين حمايتها قبيل سقوطها بيد البيزنطيين بقيادة نقفور فوكاس عام ٣٥٤ هجرية [٩٦٥ ميلادية] .ومن خلال وصف المهلّبي، نستطيع أن نكوّن فكرة شبه كاملة عن التاريخ الاجتماعي، والتركيبة السكانية للثغور الإسلامية الشمالية قبيل سقوطها، وربما، العوامل التي أدت إلى هذا السقوط.كما أن الكتاب يحفل بمعلومات جديدة حول دمشق وبيت المقدس وحلب وأنطاكية وغيرها من المدن التي وصلتنا مقاطع مسهبة عنها، ما يؤشر إلى غنى وسعة معلومات، لم يغيبا عن ابن العديم، الذي نوّه إلى أن في «العزيزي» ما لا يوجد في غيره.ونستطيع أن نجزم بأنه زار البلاد التي تحدّث عنها في كتابه ولم يعتمد على النقل من غيره، وذلك من خلال إشارات عابرة وردت في متن ما وصلنا من كتابه، منها أنه أقام في مدينة نخشب
Mâverâünnehir beldelerinde bir ay süreyle kaldığına, Sâmerrâ’ya uğradığına, Halep’e geldiğine ve başka hususlara dair bilgiler aktarılmıştır. Şehirleri ve ziyaret edip bizzat müşahede ettiğine şüphe bırakmayacak şekilde işaret eden yerleri tasvir etme yöntemini bir kenara bırakacak olursak, önemli işaretlerden biri de Busra maddesinde zikredilen, onu Şam kalesine benzettiği kaledir. Bu işaret, Selçuklular tarafından inşa edildiği söylenen Şam kalesinin tarihine dair bir yönü aydınlatma niteliğindedir; nitekim Mühellebî, Selçukluların Şam’a girişinden yaklaşık bir asır önce burayı ziyaret etmiştir. Ayrıca, Mühellebî’nin mihrap tarafından Mescid-i Aksâ’nın karşısında, revakları mescidin revaklarına bitişik bir kilisenin bulunduğuna dair işareti, Haçlı savaşlarından önce ve sonra hemen her şeyi kapsayan yıkım ve yeniden inşa faaliyetleri öncesinde Kudüs’teki cami ve kiliselerin durumu açısından son derece önemlidir. Kitabın malzemesini mevcut tüm Arapça kaynaklardan derlemeye giriştik; bu bize büyük bir emeğe mal olmuştur. Eseri, Ebü’l-Fidâ’nın «Takvîmü’l-Büldân»ının sistemine göre düzenledik; zira onun benimsediği yöntemin isabetini dikkate aldık. Ayrıca, birtakım metinlerde nakil esnasında yapılan alıntılamalardan kaynaklanan müphemlikleri gidermek amacıyla mevcut kaynak ve sözlüklere başvurarak haşiyeler, şerhler ve açıklamalar ekledik. Mühellebî’nin Kudüs tarihinden bahsederken Kitab-ı Mukaddes’ten yaptığı iktibasları tespit için, Ahd-i Atîk ve Ahd-i Cedîd’e de müracaat ettik.
في بلاد ما وراء النهر مدة شهر، وأنه اجتاز بسامراء، وأنه أتى حلب، وغير ذلك. هذا إذا تجاوزنا طريقة وصفه للمدن والمواضع التي تشير بما لا يدع مجالا للشك أنه زارها وعاينها بنفسه.ومن الإشارات المهمة حديثه في مادة بصرى عن قلعتها التي شبّهها بقلعة دمشق، وهي إشارة من شأنها أن تضيء جانبا من تاريخ قلعة دمشق، التي يقال إن السلاجفة هم الذين بنوها، علما أن المهلّبي زار دمشق قبل دخول السلاجفة إليها بنحو قرن.كما أن إشارته لوجود كنيسة مقابلة للمسجد الأقصى من جهة المحراب بحيث تتصل أروقتها بأروقة المسجد، تعدّ على غاية من الأهمية بالنسبة إلى وضع المساجد والكنائس في بيت المقدس قبل الحروب الصليبية وما تلاها من عمليات هدم وإعادة بناء طالت كل شيء تقريبا.لقد قمنا بجمع مادة الكتاب من جميع المصادر العربية المتوفرة، وهو ما كلفنا جهدا كبيرا، وبوّبناه على نسق «تقويم البلدان» لأبي الفداء، نظرا لدقة المنهج الذي اعتمده، كما قمنا بوضع الحواشي والشروح والتعليقات بالاعتماد على المراجع والمعاجم المتوفرة لتوضيح اللبس الذي يلفّ بعض النصوص، الناتج عن عمليات الاجتزاء التي جرت عليها نتيجة النقل. كما عدنا إلى الكتاب المقدس بعهديه القديم والجديد للوقوف على الاقتباسات التي أخذها المهلّبي عنه عند ما تحدث عن تاريخ بيت المقدس. وقد