Dr. Hasan İsmail Abdurrezzak, Ezher Üniversitesi Zekazik Arap Dili Fakültesi Belagat Bölümü Başkanı. Delâilü'l-İ'câz: Ebû Saîd es-Sîrâfî ile Abdilkâhir el-Cürcânî Arasında. Birinci Baskı - 1411 H / 1991 M. Basım hakları yazara aittir. Dâru't-Tıbâati'l-Muhammediyye, 3 Darbü'l-Etrâk, Ezher.
الدكتورحسن إسماعيل عبد الرازقرئيس قسم البلاغة بكلية اللغة العربيةجامعة الأزهر - بالزقازيق دلائل الإعجازبين أبي سعيد السيرافي وعبد القاهر الجرجاني الطبعة الأولى١٤١١ هـ - ١٩٩١ محقوق الطبع محفوظة للمؤلف دار الطباعة المحمدية ٣ درب الأتراك بالأزهر
Dr. Hasan İsmâil Abdürrâzık,
Ezher Üniversitesi Zekâzık bünyesindeki Arap Dili Fakültesi Belâgat Bölüm Başkanı,
Delâilü’l-İ‘câz: Ebû Sa‘îd es-Sîrâfî ile Abdülkâhir el-Cürcânî Arasında
Birinci Baskı, 1411 H / 1991 M
Telif Hakkı Yazarına Mahfuzdur
Dârü’t-Tıbâati’l-Muhammediyye, Darbü’l-Etrâk, el-Ezher
الدكتورحسن إسماعيل عبد الرازقرئيس قسم البلاغة بكلية اللغة العربيةجامعة الأزهر - بالزقازيق دلائل الإعجازبين أبي سعيد السيرافي وعبد القاهر الجرجاني الطبعة الأولى١٤١١ هـ - ١٩٩١ محقوق الطبع محفوظة للمؤلف دار الطباعة المحمدية ٣ درب الأتراك بالأزهر
Bismillâhirrahmânirrahîm. Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ eşrefi’l-enbiyâi ve’l-mürselîn seyyidinâ Muhammedin nebiyyi’l-ümmiyyi ve alâ âlihî ve ashâbihî ve’t-tâbi‘îne ve tâbi‘îhim bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn. Emmâ ba‘d:
Şöyle ki: 368 h. senesinde vefât eden Ebû Sa‘îd el-Hasan b. Abdillah es-Sîrâfî, nahiv ile lügat, şiir, aruz, kāfiye, Kur’an, ferâiz, hadis, kelâm, hesap ve hendese gibi diğer ilimlerde bir imâm olarak bilinmekle birlikte, şöhreti nahivde daha fazla olmuştur. Nitekim o, Ebû Alî el-Fârisî’nin akranı ve nahiv ile sarfta benzeri idi.
Bununla birlikte Ebû Sa‘îd es-Sîrâfî’nin belâgat ve şiir sanatına dâir bir kitabı var ise de bu eser bize ulaşmamıştır; içinde ne olduğunu bilemiyoruz. Ayrıca onunla mantıkçı Mattâ b. Yûnus el-Kannâî arasında nahiv ile mantığın üstünlüğü hususunda bir münâzara cereyan etmiş; bu münâzarayı talebesi Ebû Hayyân et-Tevhîdî, el-İmtâ‘ ve’l-Müânese ile el-Mukâbesât adlı eserlerinde; Yâkût ise Mu‘cemü’l-Üdebâ’sında nakletmiştir. İşte bu münâzarada, İmâm Abdülkāhir el-Cürcânî’nin Delâilü’l-İ‘câz kitabında ele aldığı “Nazım” ve “Beyân” nazariyelerinin tohumları ortaya çıkmıştır. Bu iki nazariyeden de Arap belâgat meseleleri türemiş; me‘ânî, beyân ve bedî‘ olmak üzere üç ilme ayrılmış; belâgat âlimlerinin günümüze kadar şerh, ta‘lik, metin ve telhis türünde yaptıkları araştırmalar bu ilimler etrafında dönmüştür.
Bu itibarla Ebû Sa‘îd es-Sîrâfî’nin münâzara olmaksızın belâgatta bir imâm olduğu söylenebilir. Münâzaranın kendi meclisinde cereyan ettiği vezir Ebü’l-Feth el-Fadl b. Ca‘fer b. el-Furât’ın, münâzarasını tamamlamasının ardından Ebû Sa‘îd es-Sîrâfî’ye şöyle dediği rivayet edilir:
[مقدمة]بسم الله الرحمن الرحيمالحمد لله رب العالمين، والصلاة والسلام على أشرف الأنبياء والمرسلين سيدنا محمد النبي الأمي وعلى آله وأصحابه والتابعين، وتابعيهم بإحسان إلى يوم الدين؛ وبعد:فقد عرف أبو سعيد الحسن بن عبد الله السيرافي المتوفي سنة ٣٦٨ هـ، بإنه إمام في النحو؛ وعلوم أخرى؛ كاللغة، والشعر، والعروض، والقوافي، والقرآن، والفرائض والحديث، والكلام، والحساب، والهندسة، ولكن شهرته بالنحو كانت أكثر، فقد كان قرين أبى على الفارسي، ونظيره في النحو والصرف.غير أن لأبي سعيد السيرافي كتاباً في صنعة البلاغة والشعر؛ ولكنه لم يصل إلينا؛ ولم ندر ما فيه؛ كما أن مناظرة قد جرت بينه، وبين متى بن يونس القنائى المنطقي في المفاضلة بين النحو والمنطق؛ ونقلها تلميذه أبو حيان التوحيدي في "الإمتاع والمؤانسة" و " المقابسات" كما نقلها ياقوت في " معجم الأدباء"؛ وفيها ظهرت بذور نظريتي " النظم" و " البيان" اللتين أدار عليهما الإمام عبد القاهر الجرجانى كتابه: " دلائل الإعجاز" ومن النظريتين تفرعت مسائل البلاغة العربية، وتنوعت إلى علومها الثلاثة: المعاني، والبيان، والبديع، ودارت حولها مباحث البلاغيين؛ من شروح وتعليقات، ومتون وتلخيصات إلى يومنا هذا.ومن هنا يكون أبو سعيد السيرافي إماماً في البلاغة بلا جدال.وإذا كان الوزير: أبو الفتح، الفضل بن جعفر بن الفرات، الذي جرت المناظرة بمجلسه قد قال لأبى سعيد السيرافي بعد الانتهاء من مناظرته
‘Şüphesiz o, öyle bir tarz işlemiştir ki zaman onu yıpratamaz, hadiseler ona ulaşamaz.’ İşte onun kastettiği bu tarz, kendisinden sonra belâgat ilimlerinin dallandığı nazm nazariyesinden ibarettir. Bununla birlikte modern dönem belâgatçıları ve tenkitçilerinin neredeyse ittifakla Abdülkâhir el-Cürcânî’yi nazm nazariyesinin sahibi kabul ettiklerini görürsün. Her ne kadar içlerinden bazıları bu icmâdan çıkmaya çalışarak Abdülkâhir’in bu nazariyeyi, Buveyhî devletinin kādılkudâtı ve 415 hicrî yılında vefat eden Kādî Abdülcebbâr el-Esedâbâdî’den aldığını ileri sürmüşse de; bir kısmı ise bu meselenin tafsilatına girmeden Ebû Saîd es-Sîrâfî’nin Abdülkâhir’den önce bu nazariyeye ulaştığını açıkça ifade etmiştir. Ben ise Ebû Saîd’in münazarasını okuduğumda, onu derinlemesine incelediğimde, Delâilü’l-İ‘câz’a baktığımda ve ‘el-Münâzara’da geçenlerle ‘ed-Delâil’de geçenleri karşılaştırdığımda bana bundan çok daha fazlası aşikâr oldu: Şu ki aralarında cereyan eden münazarada Ebû Saîd es-Sîrâfî’nin Mettâ b. Yunus’a verdiği cevap, Abdülkâhir el-Cürcânî’nin Delâilü’l-İ‘câz kitabını inşa ettiği temel olmuştur. Hatta Ebû Saîd es-Sîrâfî’nin o münazarada söyledikleri, Abdülkâhir’in önüne koyduğu bir ‘metin’ mesabesindedir; o da kitabını bu ‘metin’in şerhi kılmıştır. Buna delil ise şunlardır: Birincisi: ed-Delâil’de yer alan fikirler, el-Münâzara’da yer alan fikirlerin aynısıdır. İkincisi: Bu fikirler ed-Delâil’de, el-Münâzara’daki sıralamalarına göre düzenlenmiştir. Üçüncüsü: Abdülkâhir, ed-Delâil’de el-Münâzara’da bulunmayan neredeyse hiçbir yeni fikir getirmemiştir. Bilakis kitabın tamamı nazm nazariyesi ve onun şerhi üzerine kuruludur; ayrıca önceki tenkitçilerin kitaplarında –Kādî Alî b. Abdilazîz el-Cürcânî’nin el-Vesâta’sı, Ebû Hilâl el-Askerî’nin es-Sınâ‘ateyn’i ve Ebü’l-Ferec Kudâme b. Ca‘fer’in Nakdü’ş-Şi‘r’i gibi– okuduklarına dayanarak nazariyenin sıhhatine dair delil ikame edilmesidir.
" ولقد حكت طرازاً، لا يبليه الزمان، ولا يتطرق إليه الحدثان" فإن هذا الطراز الذي قصده، إنما هو نظرية النظم التي تفرعت عنها علوم البلاغة فيما بعد.ومع هذا فإنك تجد البلاغيين والنقاد في العصر الحديث يكادون يجمعون على أن عبد القاهر هو صاحب نظرية النظم؛ وإن كان منهم من حاول الخروج على هذا الإجماع، بأن عبد القاهر قد استقاها من القاضي عبد الجبار الأسد أبادى قاضى قضاه الدولة البوبهية والمتوفي سنة ٤١٥ هـ، ومنهم من صرح بأن أبا سعيد قد سبق عبد القاهر إلى تلك النظرية؛ دون أن يدخل في تفاصيل هذا الأمر.ولما قرأت مناظرة أبى سعيد، وأمعنت النظر فيها، وفى دلائل الإعجاز، وقارنت ما جاء في " المناظرة" بما جاء في " الدلائل" تبين لي ما هو أكثر من ذلك بكثير؛ وهو: أن رد أبى سعيد السيرافي على متى بن يونس - في المناظرة التي جرت بينهما -كان هو الأساس الذي بنى عليه عبد القاهرة الجرجانى كتابه: " دلائل الإعجاز؛ بل إن ما قاله أبو سعيد السيرافي - في تلك المناظرة - يعد " متناً" وضعه عبد القاهر أمامه، وجعل كتابه شرحاً لهذا " المتن"؛ والدليل على ذلك ما يلي:أولاً: أن الأفكار التي وردت في " الدلائل" هي نفس الأفكار التي وردت في المناظرة.ثانياً: ان تلك الأفكار قد جاءت في " الدلائل" مرتبة على حسب ترتيبها في المناظرة.ثالثاُ: أن عبد القاهر - في الدلائل - لم يكد يأتي بأفكار جديدة لم تكن في المناظرة. وإنما قام الكتاب كله على نظرية " النظم" وشرحها؛ وإقامة الدليل على صحتها بما قرأه في كتب النقاد السابقين؛ كالوساطة للقاضي على بن عبد العزيز الجرجاني، والصناعتين؛ لأبى هلال العسكري، ونقد الشعر؛ لأبى الفرج قدامة بن جعفر.
Dördüncüsü: Kitabın yöntemi münazara yöntemidir; Esrâru’l-Belâga’da gördüğümüz gibi fikirlerin yazılıp düzenlendiği bir kitap yöntemi değildir. Bu sebeple sık sık şöyle der: “(فإن قلتم: كذا) (قلنا: كذا)” [= “Eğer şöyle derseniz, biz de şöyle deriz”]. İşte budur onun Delâil’in başlarında şöyle söylemesinin sırrı: “Sana baştan sona kadar bunu öğretmem mümkün değildir; azze ve celle Allah’ın meşietiyle kaleme almayı niyet ettiğim fasılları sana adlandırayım ki, onlar sana gelmeden önce bilgin olsun. Şu halde bil ki burada fasıllar vardır, birbiri ardınca gelir (1).”
Doğrusu tuhaftır ki İmâm Abdülkâhir, Delâil’deki fikrinin kaynağını zikretmez; o kaynak Ebû Saîd es-Sîrâfî’nin münazarasıdır. Hatta Delâilu’l-İ‘câz’da Ebû Saîd es-Sîrâfî’ye hiç atıfta bulunmaz! Oysa nahiv ve sarfta Ebû Saîd es-Sîrâfî’nin çağdaşı ve benzeri olan Ebû Alî el-Fârisî’yi Delâilu’l-İ‘câz’da üç defa anar: ‘Bunlardan biri Şeyh Ebû Alî’nin el-İğfâl’de inşâd ettiği şeydir’ (2), ‘Şeyh Ebû Alî eş-Şîrâziyyât’ta şöyle demiştir’ (3) ve ‘Şeyh Ebû Alî et-Tezkire’de inşâd etmiştir’ (4) sözleriyle.
Görüldüğü gibi o, sadece “Şeyh Ebû Alî” demekle yetinmeyip aldığı kitabı da belirtir: el-İğfâl, eş-Şîrâziyyât ve et-Tezkire gibi.
Bundan daha şaşırtıcı olan ise, Abdulkâhir’in Delâil’i telif ederken Ebû Saîd es-Sîrâfî’nin bir görüşünü reddettiği halde ona atıfta bulunmaması, onun adını gizleme hususunda ısrar göstermesidir! Bu, Sîbeveyh’in Hansâ’nın sözünü şerh ederken...
رابعاً: أن طريقة الكتاب هي طريقة المناظرة؛ وليست طريقة كتاب تعد أفكاره، وتنظم، كالذي نجده في أسرار البلاغة؛ ولهذا فإنه يكثر من قوله: (فإن قلتم: كذا) (قلنا: كذا).وهذا هو السر في أنه يقول في أوائل "الدلائل"، " وليس يتأتى لي أن أعلمك من أول الأمر - في ذلك - آخره، وان أسمى لك الفصول التي في نيتي ان احررها بمشيئة الله عز وجل حتى تكون على علم بها قبل موردها عليك، فاعمل على ان ههنا فصولا، يجئ بعضها في إثر بعض (١).ومن الغريب حقاً: أن لا يذكر الإمام عبد القاهر مصدر فكرته - في الدلائل -، وهو: مناظرة أبى سعيد السيرافي بل إنه لم يجر ذكرا لأبى سعيد السيرافي، في الدلائل الإعجاز!هذا: في الوقت الذي يذكر فيه أبا على الفارسي - وقد كان قرين أبى سعيد السيرافي ونظيره في النحو والصرف - ثلاث مرات في دلائل الإعجاز، وهي: قوله: " ومن ذلك ما أنشده الشيخ أبو على في الإغفال" (٢) وقوله: " قال الشيخ أبو على في " الشيرازيات" (٣)، وقوله: " أنشد الشيخ أبو على في التذكرة" (٤).فهو - كما ترى لا يكتفى بذكر " الشيخ أبى على " بل إنه يحدد الكتاب الذي أخذ منه، كالإغفال، والشيرازيات والتذكرة!والأغرب من هذا: أن عبد القاهر قد رفض رأياً لأبى سعيد السيرافي - وهو يؤلف الدلائل - ولم يشر إليه إمعانا منه في إخفاء ذكره! ، وذلك عند شرح سيبوبه لقول الخنساء:
Şu beyt: 'Ter‘â izâ nesîte hattâ izeddekeret … fe-inne-mâ hiye ikbâlün ve idbâr.' Şair burada ikbâl ve idbârı kelâmın genişliği cihetiyle mecaz kılmıştır. Nitekim 'nehâruke sâimün ve leylüke kâimün' dersin. Ebû Saîd es-Sîrâfî, Kitâb'ın şerhinde şöyle der: 'Böyle bir ifadeyi iki takdir üzere değerlendirirler: Birincisi, masdarın muzafını takdir edip hazfederler; tıpkı "ves’eli’l-karye" [âyetinde] yaptıkları gibi. İkinci vecih ise, masdarı ism-i fâil mevkiinde kullanmaktır. Ez-Zeccâc birinci vecihten başkasını reddederdi; ikincisini kuvvetlendiren ise "racülun dahmun ve ‘ablün" demenizdir; bunları ism-i fâil mevkiinde kullanırsınız, oysa dahm ve ‘abl masdar değildir.' Ebû Saîd es-Sîrâfî'nin bu sözüne göre mecaz ya hazf mecazıdır, ya da alâkası iştikakla alâkalı olan mecaz-ı mürseldir (1). Fakat Abdülkâhir [el-Cürcânî] her iki vecihi de reddeder ve beyti, kendisinin 'mecaz-ı hükmî' adını verdiği kategoriye dâhil eder. Şöyle der: 'Hansâ, ikbâl ve idbârdan onların hakiki mânalarından başkasını kastetmemiştir; dolayısıyla kelimenin kendisinde mecaz yapmış değildir. O, ancak onları, çokça ikbâl ve idbâr etmesi, bu durumun ona galebe çalması, onunla muttasıl olması ve onun başka bir hâlinin bulunmaması sebebiyle — sanki ikbâl ve idbârdan mücessem olmuş gibi — hükümde mecaz yapmıştır. Kelimenin kendisinde mecaz, ancak o, ikbâl ve idbârı lügatte konuldukları mânalardan başka bir mâna için istiare etmiş olsaydı söz konusu olurdu. Malumdur ki istiare, onun kastettiği şey değildir.' Sonra şöyle der: 'Bil ki, bunu mutlak olarak, muzafın hazfedilip muzafun ileyhin onun yerine ikame edildiği şeylerden saymak doğru değildir; tıpkı Allah (azze ve celle)'nin "ve in künnâ nerâhüm" kavli gibi...' Muzafın hazfedildiği âyeti zikrettikleri yerde... lafızdan hazfedilen şey cihetiyle.
ترعى إذا نسيت حتى إذا ادكرت … فإنما هي إقبال وإدبارفجعل الإقبال والإدبار مجازاً على سعة الكلام، كقولك: نهارك صائم، وليلك قائم حيث يقول أبو سعيد السيرافي: في شرحه للكتاب: " يقدرون مثل هذا على تقديرين:أحدهما: أن يقدروا مضافاً إلى المصدر ويحذفونه كما يحذفون في "واسال القرية".والوجه الثاني: أن يكون المصدر في موضع اسم الفاعل؛ وكان الزجاج يأبى إلا الوجه الأول؛ ومما يقوى الثاني: أنك تقول: رجل ضخم وعبل؛ فتجعلهما في موضع اسم الفاعل، وليسا بمصدرين لضخم، وعبل" وعلى كلام أبى سعيد السيرافي: فالمجاز: مجاز حذف، أو مجاز مرسل علاقته التعلق بالاشتقاق (١).ولكن عبد القاهر يرفض الوجهين كليهما؛ وينظم البيت في سلك ما أسماه بالمجاز الحكمي؛ قائلاً: إن الخنساء لم ترد بالإقبال والإدبار غير معناهما؛ فتكون قد تجوزت في نفس الكلمة؛ وإنما تجوزت في أن جعلتها؛ لكثرة ما تقبل وتدبر، ولغلبة ذاك عليها، واتصاله بها، وأنه لم يكن لها حال غيرهما؛ كأنهما قد تجسمت من الإقبال والإدبار؛ وإنما يكون المجاز في نفس الكلمة لو أنها قد استعارت الإقبال، والإدبار لمعنى غير معناهما الذي وضعا له في اللغة؛ ومعلوم: أن ليست الاستعارة مما أرادته في شيء ثم يقول: " وأعلم أن ليس بالوجه: أن يعد هذا - على الإطلاق - معد ما حذف منه المضاف، وأقيم المضاف إليه مقامه؛ مثل؛ قول الله عز وجل: " وإن كنا نراهم يذكرونه حيث يذكرون المضاف المحذوف من نحو الآية .. في سبيل ما يحذف من اللفظ
Manada kasdolunan şey budur; Hânsâ'nın beytinde ise durum böyle değildir. Zira biz oradaki anlamı, "O ancak bir ikbâl ve idbâr zâtıdır" dememiz halindeki manaya kıyas edersek, şiiri kendimize bozmuş, yıpranmış bir şeye ve ayıplanası düşük bir söze çıkmış oluruz. O halde doğru olan şudur: Burada takdir edilen muzâf (kesikli ifade) şöyledir: Sanki kelâm, zâhirî haliyle getirilmiş olsaydı ve onunla daha önce zikrettiğimiz mübalağa ve genişletmeden (vesâat) başka bir şey kastedilmeseydi; deve sanki bütünüyle bir ikbâl ve idbâr hâline gelmiş, adeta bu ikisinden cisimlenmiş gibi yapılsaydı, işte o zaman ona (deveye) "zât" lafzıyla muamele etmenin hakkı vardır: "O ancak bir ikbâl ve idbâr zâtıdır" denir. Fakat şiirin şimdi o manayı kastedecek şekilde ve söylenmiş (mantûk) mertebesine indirilerek kurulmuş olması, sahih bilgi sahibi ve manaların soybilimcisi (nesâbe li'l-me'ânî) olan kimse için caiz değildir.(1) Peki Abdülkâhir el-Cürcânî'nin el-Delâil'de Ebû Alî el-Fârisî'yi üç defa zikretmesine sebep olan nedir? Hatta onun az bulunan kitaplarını —el-İğfâl, eş-Şîrâziyyât ve et-Tezkire— zikredip de Ebû Saîd es-Sîrâfî'yi anmaması? Hâlbuki el-Delâil'in üzerine kurulu olduğu fikir, onun münazarasından neşet etmiştir! Belki bu şu sebeplere dayanmaktadır:
Birincisi: Abdülkâhir, nazım teorisinin kendisine mal edilmesini istemiş; bu teori onunla anılsın, kendisi de onunla anılsın; ne Ebû Saîd es-Sîrâfî'ye nisbet edilsin ne de o (Ebû Saîd) bu teoriyle anılsın diye. O da arzusuna ermiştir. Nitekim hiçbir belâgatçi veya edebî tenkitçi yoktur ki tezallümü ansın da Abdülkâhir'i anmasın, yahut Abdülkâhir'i ansın da nazım teorisini anmasın!
İkincisi: Abdülkâhir bizzat, Ebû Alî el-Fârisî'nin nahiv alanındaki "el-Îzâh" adlı eserini otuz cilt hâlinde şerh etmiş; sonra onu üç cilt hâlinde ihtisar ederek "el-Muktesid" adını vermiştir.
Üçüncüsü: Ebû Saîd es-Sîrâfî ile Ebû Alî el-Fârisî arasında var olan...
ويراد في المعنى؛ وليس الأمر كذلك في بيت الخنساء؛ لأنا إذا جعلنا المعنى فيه كالمعنى إذا نحن قلنا: فإنما هي ذات إقبال وإدبار؛ أفسدنا الشعر على أنفسنا، وخرجنا إلى شيء مغسول وإلى كلام عاهى مرذول .. ".فالوجه: أن يكون تقدير المضاف في هذا: على أنه لو كان الكلام قد جيء به على ظاهره، ولم يقصد به إلى الذي ذكرنا من المبالغة والاتساع، وان تجعل الناقة كأنها صارت بجملتها إقبالاً وإدباراً حتى كأنها قد تجسمت منهما. لكل حقه حينئذ أن يجاه فيه بلفظ الذات؛ فيقال، إنما هي ذات إقبال وإدبار؛ فأما أن يكون الشعر الآن موضوعاً على إرادة ذلك، وعلى تنزيله منزلة المنطوق به؛ فما لا مساغ له عند من كان صحيح المعرفة؛ نسابة للمعاني" (١)فما الذي جعل عبد القاهر الجرجاني يذكر أبا على الفارسي في الدلائل - ثلاث مرات؛ بل ويذكر كتبه التي تقل منها؛ وهي: " الإغفال" و " الشيرازيات" و " التذكرة" ولا يذكر أبا سعيد السيرافي؛ مع أن الفكرة التي قامت عليها" الدلائل" نابعة من مناظرته؟ !ربما كان ذلك راجعاً إلى ما يلي:أولا: أن عبد القاهر قد أراد أن تسلم له نظرية النظم؛ فتذكر له، ويذكر بها، فلا تنسب إلى أبى سعيد السيرافي؛ ولا يذكر بها وقد كان لعبد القاهر ما أراد؛ فما من بلاغي، أو ناقد أدبي يذكر التظلم إلا ويذكر عبد القاهر أو يذكر عبد القاهر إلا ويذكر النظم!ثانياً: أن عبد القاهر نفسه قد شرح كتاب "الإيضاح" في النحو؛ لأبى على الفارسي، في ثلاثين جزءاً؛ ثم اختصره في ثلاثة مجلدات؛ وأسماه: " المقتصد".ثالثاً: أنه كان بين أبى سعيد السيرافي، وبين أبى على الفارسي ما بين
Âlimler arasında rekabet ve kıskançlık bulunmaktadır. Abdülkâhir el-Cürcânî ise nahiv ilminde Ebû Alî el-Fârisî’nin mektebine tâbî idi. Zira Ebû Hayyân et-Tevhîdî, Ebû Alî el-Fârisî’nin Bağdat’a gitmek üzere yola çıktığı sırada Ahvaz’da Ebû Saîd es-Sîrâfî’nin şerhini satın aldığını nakleder. Ve bu meşhur bir rivayettir; her ne kadar onun adamları bunu itiraf etmekten kaçınsa da – ancak onu nakzetmek ve içindeki hatayı göstermek istediğini iddia edenler müstesnadır (1). Keza o, yine Ebû Alî el-Fârisî’nin, Ebû Saîd es-Sîrâfî ile Mettâ b. Yûnus arasında cereyan eden münazaradaki mecliste bulunmadığını, vuku bulan hadiseden haberdar olduğunda ise Ebû Saîd’in kazandığı bu meşhur rivayet ve söz konusu övgü dolayısıyla hasedini gizlemeye başladığını zikreder –onun ifadesiyle– (2).
Bu sebeple: Hakikate insaflı olmak adına şu sayfaları yazmayı uygun gördüm; fazileti ehline nispet ederek ve Abdülkâhir el-Cürcânî’nin “Delâilü’l-İ‘câz” adlı eserinin fikirlerini devşirdiği hakiki kaynakları ortaya koyarak; zira bu kaynaklar asırlarca ihmalkârlığın köşelerinde ve unutuşun gizemlerinde kalmıştı. Allah Teâlâ’dan bir vecibe olarak, beni, fasîh Arap dilinin –ki Kur’ân-ı Kerîm’in dilidir– mirasını korumaya yönelik katkıda bulunma niyetimde muvaffak kılmasını dilerim; benim başarım ancak Allah’ın yardımıyladır; O’na tevekkül ettim ve O’na yönelirim?
Prof. Dr. Hasan İsmâil Abdürrâzık, Zekâzik Arap Dili Fakültesi Belâgat Bölümü Başkanı
العلماء من تنافس وتحاسد؛ وقد كان عبد القاهر من تابعي مدرسة أبى على الفارسي في النحو، إذ يذكر أبو حيان التوحيدي أن أبا على الفارسي قد اشتري شرح أبى سعيد السيرافي، في الأهواز عند توجيه إلى بغداد .. وأن هذا حديث شهور؛ وإن كان أصحابه يأبون الإقرار به؛ إلا من زعم أنه أراد النقض عليه، وإظهار الخطأ فيه (١)؛ كما انه يذكر - أيضاً - أن أبا على الفارسي كان غائباً عن المجلس الذي جرت فيه المناظرة بين أبى سعيد السيرافي ومتى بن يونس، فلما حدث بما كان، أصبح يكتم الحسد لأبى سعيد؛ على ما فاز به؛ من هذا الحديث المشهور، والثناء المذكور - على حد تعبيره (٢).ولهذا: فإنني قد رأيت أنه من الإنصاف للحقيقة أن أكتب هذه الصفحات؛ مرجعاً الفضل إلى أهله، ومبيناً المنابع الحقيقة التي استقى منها عبد القاهر الجرجانى أفكار كتابه: " دلائل الإعجاز" بعد ان ظلت تلك المنابع قروناً عديدة في زوايا الإهمال، وخبايا النسيان! ؛ واجباً من الله تعالى أن يوفقني فيما إليه قصدت من المشاركة في الحفاظ على تراث اللغة العربية الفصحى؛ لغة القرآن الكريم، وما توفيقي إلا بالله؛ عليه توكلت وإليه أنيب؟ .أ. د. حسن إسماعيل عبد الرازقرئيس قسم البلاغة بكلية اللغة العربية بالزقازيق
Kitabın Düzeni
I. Giriş.
(a) Ebû Sa'îd es-Sîrâfî ve Mattâ b. Yûnus.
(b) Kādî Abdülcebbâr ve Abdülkâhir el-Cürcânî.
(c) Abdülkâhir'den Önce 'Delâilü'l-İ'câz'.
II. Sîrâfî ile Cürcânî Arasında 'Delâilü'l-İ'câz'.
Birinci Kısım: Ebû Sa'îd'in Münazarasında 'Delâil'in Kaynakları:
1 - 'Esrâru'l-Belâga' ile 'Delâilü'l-İ'câz' Arasındaki Kronolojik Fark.
2 - Delâil'in Tasnifine Yönelten Sâik.
3 - Ebû Sa'îd es-Sîrâfî'nin Münazarası.
4 - Münazarada Yer Alan Fikirler.
İkinci Kısım: Delâil'in Üzerine Kurulduğu Temeller:
1 - Nahiv İlminden Yüz Çeviren Topluluk.
2 - Sözün Sahihini Sakiminden Nazm ile Bilinir.
3 - 'Delâilü'l-İ'câz'a Medhal.
4 - Nazm Sürecinin Adımları.
5 - Nazmın Dokumaya Benzetilmesi.
Üçüncü Kısım: Nazariyenin Ebû Sa'îd es-Sîrâfî'ye Ait Olduğunun İspatı:
(a) 'Delâilü'l-İ'câz', Ebû Sa'îd es-Sîrâfî'nin Münazarasının Şerhidir.
(b) Nazariyeyi Abdülcebbâr'a Nispet Edenlere Reddiye.
(c) Bu Araştırmanın Neticesi.
دليل الكتابأولاً: التمهيد.(أ) أبو سعيد السيرافي، ومتى بن يونس.(ب) القاضي عبد الجبار، وعبد القاهر الجرجاني.(ج) " دلائل الإعجاز" قبل عبد القاهر.ثانياً: " دلائل الإعجاز" بين السيرافي، والجرجاني.القسم الأول: منابع" الدلائل" في مناظرة أبى سعيد:١ - الفارق الزمني بين (أسرار البلاغة) و (دلائل الإعجاز)٢ - الدافع إلى تصنيف " الدلائل".٣ - مناظرة أبى سعيد السيرافي.٤ - الأفكار التي تضمنتها المناظرة.القسم الثاني: الأسس التي قامت عليها " الدلائل"١ - الطائفة التي زهدت في علم النحو.٢ - صحيح الكلام من سقيمه يعرف بالنظم.٣ - " المدخل إلى دلائل الإعجاز".٤ - خطوات عملية النظم.٥ - تشبيه النظم بالنسج.القسم الثالث: إثبات النظرية لأبى سعيد السيرافى:(أ) " دلائل الإعجاز" شرح لمناظرة أبى سعيد السيرافي.(ب) الرد على من يثبت النظرية لعبد الجبار.(جـ) حصيلة هذا البحث.
Giriş: Birincisi: (a) es-Sîrâfî ile Mettâ b. Yûnus ve ikisi arasındaki münazara. (b) Abdülcebbâr, Abdülkâhir ve ikisi arasındaki münazara benzeri durum. (c) Abdülkâhir'den önceki "Delâilü'l-İ'câz".
التمهيدأولاً:(أ) السيرافي، ومتى بن يونس والمناظرة بينهما.(ب) عبد الجبار، وعبد القاهر، وما يشبه المناظرة بينهما.(جـ) "دلائل الاعجاز" قبل عبد القاهر.
(1) Ebû Saîd es-Sîrâfî ile Mettâ b. Yûnus
Ebû Saîd es-Sîrâfî'ye gelince:
O, Ebû Saîd el-Hasen b. Abdillâh b. el-Merzübân es-Sîrâfî en-Nahvî'dir. Nahiv, lügat, şiir, arûz, kafiye, ferâiz, hadis, fıkıh, kelâm, hesap ve hendese alanlarında imamdır.
Sîrâf'ta, 280 (m. 893) yılında, Fars diyarında, Kirman tarafındaki sahilde dünyaya geldi. İlim talebine orada başladı. Ardından oradan Umman'a çıktı ve orada fıkıh tahsil etti. Asker-i Mükerrem'de ikamet etti; sonra Bağdat'a geçti ve orada 368 (m. 979) yılında vefat edinceye kadar kaldı (1).
Bağdat'ta bulunduğu sırada, muhtelif bölgelerdeki emirlerin ve büyüklerin başvuru mercii idi. Kendisine müşkillerini sormak üzere elçiler gönderirlerdi. Nitekim Nûh b. Nasr es-Sâmânî, 340 (m. 951) yılında kendisine bir mektup yazarak hitaben "imam" diye seslenmiş ve dört yüzü aşkın meselede soru sormuştu; bunların çoğu lugavî lafızlar ve Araplara aidiyetinin sıhhatini sorduğu atasözleriydi.
Yine Vezir el-Bel'amî kendisine, "Müslümanların imamı" diye hitap ettiği bir mektup yazarak Kur'ân-ı Kerîm'e dair meseleler sormuştu. Azerbaycan'dan Deylem hükümdarı Mürzübân b. Muhammed ise kendisine "İslâm'ın şahsı" diye hitaben bir mektup yazarak yüz yirmi mesele sormuştu; bunların çoğu Kur'ân ve hadislerle ilgiliydi.
Ayrıca Mısır veziri İbn Hanzâye, kendisine "şeyh-i celîl" diye hitap ettiği bir mektup yazarak hadis ilimlerinin çeşitli türlerinden üç yüz kelime hakkında soru sormuştu.
(أ) أبو سعيد السيرافي ومتى بن يونسأما أبو سعيد السيرافي:فهو: أبوسعيد، الحسن بن عبد الله بن المرزبان السيرافي النحوي، وهو إمام في النحو واللغة والشعر والعروض والقوافي، والفرائض والحديث والفقه والكلام والحساب والهندسة.وقد ولد بسيرافي سنة ٢٨٠ هـ بفارس على ساحل البحر مما يلي كرمان، وبها بدأ طلبه للعلم، ثم خرج منها إلى عمان وتفقه بها، وأقام بعسكر مكرم؛ ثم انتقل إلى بغداد، وأقام بها حتى توفى سنة ٣٦٨ هـ (١).وقد كان - وهو في بغداد - مقصد الأمراء والعظماء في الأمصار المختلفة؛ يبعثون إليه يسألونه عما أشكال عليهم؛ إذ كتب إليه نوح بن نصر الساماني سنة ٣٤٠ هـ كتاباً خاطبه فيه بالإمام، وسأله عن مسائل تزيد على أربعمائة؛ أغلبها ألفاظ لغوية، وأمثال يسأله فيها عن صحة نسبتها إلى العرب.وكتب إليه الوزير البلعمي كتاباً خاطبه فيه بإمام المسلمين؛ سأله فيه عن مسائل في القرآن الكريم؛ وكتب إليه المرزبان بن محمد ملك الديلم من أذربيجان كتاباً خاطبه فيه بشخص الإسلام؛ سأله فيه عن مائة وعشرين مساله: أكثرها في القرآن وأحاديث.وكتب إليه ابن حنزاية؛ الوزير المصري كتاباً خاطبه فيه بالشيخ الجليل، سأله فيه عن ثلاثمائة كلمة، من فنون الحديث.
Sicistan meliki Ebû Ca‘fer kendisine bir mektup yazdı; mektubunda ona “şeyh-i ferd” diye hitap etti ve ondan Kur’ân-ı Kerîm hakkında yetmiş mesele, Arap diline dair yüz kelime, üç yüz beyit şiir, ahkâm ile ilgili kırk mesele ve mütekellimîn yöntemiyle usûle dair otuz mesele sordu. O da bunların tamamına cevap verdi. Sorular ve cevaplar yaklaşık bin beş yüz varak tutmaktadır (1). Ebû Sa‘îd, Bağdat'ta önce doğu yakasının, ardından her iki yakasının kâdılığını üstlenmiş; Rusâfe Camii'nde elli yıl boyunca Ebû Hanîfe mezhebine göre fetva vermiş; bu süre zarfında hiçbir sürçmesine rastlanmamış, hiçbir hatası bulunamamıştır. Kendisi aynı zamanda tam bir din ve tam bir emanet sahibiydi (2). Mu‘tezile’ye meylederdi. Kendisiyle Ebü'l-Ferec el-İsfahânî arasında, fazilet sahipleri arasında âdet olduğu üzere, bir üstünlük yarışı cereyan etmiştir (3). Son derece verâ sahibi, zâhid bir kimseydi; ancak el emeğinden yerdi. Bu sebeple ne hüküm meclisine ne de ders meclisine, on varak istinsah edip ücreti olan on dirhemi almadıkça çıkmazdı; bu miktar onun geçimine kâfi gelirdi. Ebû Sa‘îd güzel yazı yazardı; kendisinden Dîvân-ı İnşâ’da çalışması istendi, ancak o bunu reddederek şöyle dedi: “Bu iş tecrübe gerektirir, ben ise bundan mahrumum; siyaset gerektirir, bense buna yabancıyım” (4). Talebelerinden biri, Vezir Ebü'l-Feth el-Fazl b. Ca‘fer b. el-Furât'ın meclisinde kendisiyle Mettâ b. Yûnus arasında nahiv ile mantığın üstünlüğü konusunda geçen bir münazarayı nakleden Ebû Hayyân et-Tevhîdî'dir. Mettâ bu münazarada mantığın lâzım olduğunu iddia etmiştir.
وكتب إليه أبو جعفر ملك سجستاني كتاباً؛ خاطبه فيه بالشيخ الفرد وسأله فيه عن سبعين مسألة في القرآن الكريم، ومائة كلمة في العربية، وثلاثمائة بيت من الشعر، وأربعين مسألة في الأحكام، وثلاثين مسألة في الأصول على طريق المتكلمين؛ فأجاب عنها كلها، وتقع الأسئلة والأجوبة في نحو ألف وخمسمائة ورقة (١).وكان أبو سعيد قد ولى القضاء في بغداد على الجانب الشرقي، ثم على الجانبين؛ وأفتى في جامع الرصافة، خمسين سنة على مذهب أبى حنيفة، فما عثر له على زلة، ولا وجد له خطأ، مع دين وافر؛ وأمانة تامة (٢)، وكان يميل إلى الاعتزال، وكان بينه وبين أبى الفرج الأصفهاني ما جرت العادة بمثله بين الفضلاء من التنافس (٣).وكان ورعا، زاهدا، لا يأكل إلا من كسب يده؛ فكان لا يخرج إلى مجلس الحكم، ولا إلى مجلس التدريس حتى ينسخ عشر ورقات، يأخذ أجرتها عشرة دراهم، تكون كفاية مؤونته.وكان أبو سعيد حسن الخط، طلب إليه أن يعمل في ديوان الإنشاء، فأبى وقال: هذا أمر يحتاج إلى دربة، وأنا منها عار، وسياسة وأنا فيها غريب (٤). ومن تلاميذه: أبو حيان التوحيدي الذي حكى عنه مناظرة جرت بينه وبين متى بن يونس في مجلس الوزير أبى الفتح الفضل بن جعفر بن الفرات في المفاضلة بين النحو والمنطق، أدعى فيها متى أن المنطق لازم
Nahvî açısından bakıldığında, mantıkçı nahve ihtiyaç duymaz. Fakat Ebû Saîd onu bir fenden diğerine, bir meseleden ötekine aktarmaktan geri durmadı; nihayet mantıkçının nahve muhtaç olduğunu —nahvînin mantığa ihtiyaç duymadığını— ispatladı. Bu da onun (Ebû Saîd'in) karşısındakini susturan cevabı sayesinde oldu. O, bu hâl üzere devam etti, ta ki meclis dağıldı. Orada bulunanlar Ebû Saîd'in soğukkanlılığına, dilini kullanışına, yüzünün parlaklığına ve ardı ardına gelen faydalarına hayret ediyorlardı. Sonra vezir ona şöyle dedi: "Allah'ın gözetimi üzerinde olsun ey şeyh! Zaten sen ciğerler feda ettin, gözleri aydın ettin, yüzleri ağarttın, öyle bir örnek diktin ki, zaman onu eskitmez, hadiseler onu yıpratmaz." Ebû Saîd'in nahiv ve sarftaki benzeri ve eşi Ebû Alî el-Fârisî idi. O, Büveyhî devletinin büyüklerindendir. Fars'ta doğdu, 307 (H.) yılında Bağdat'a gelip orada ilimle meşgul oldu. Sonra Halep'e gidip Seyfüddevle'nin yanında ikamet etti. el-Mütenebbî ile münazaraları vardır. Ardından Fars'a geçip Adudüddevle'ye intisap etti ve onun yanında makamı yükseldi. Ebû Alî onun için nahivde "el-Îzâh" ve "et-Tekmile" adlı kitapları telif etti. Birçok beldeye seyahat etti ve her beldede cereyan eden münazaraları kitaplaştırdı: el-Halebîyât, el-Bağdâdiyyât, eş-Şîrâziyyât gibi. Ebû Hayyân et-Tevhidî, hocası Ebû Alî es-Sîrâfî ile Ebû Alî el-Fârisî arasında karşılaştırma yaparak, ilim genişliği ve takvası sebebiyle Ebû Saîd'i üstün tuttu ve dedi ki: "Ebû Alî içki içer, oynaşır ve ehl-i ilmin yolundan ayrılırdı." (1) Ebû Saîd es-Sîrâfî'nin eserleri arasında: Belâgat ve Şiir Sanatı Kitabı —ki bize ulaşmamıştır—; Sîbeveyh'in Kitâbı'nın Şerhi (üç bin varak halinde, kendi hattıyla, Selmânî'de [yazılmıştır]; benzerini kimse yapmamıştır); Sîbeveyh'e Giriş; Sîbeveyh'in Kitâbı'nın Şâhidleri; Vakf ve İbtidâ Kitabı; Elif-i Kat' ve Vasıl Kitabı; Basralı Nahvîlerin Ahbârı; İbn Düreyd'in Maksûresi; Cezîretü'l-Arab bulunmaktadır.
للنحوي، بينما المنطقي ليس بحاجة إلى النحو، ولكن أبا سعيد ما زال ينتقل به من فن إلى فن ومن مساله إلى أخرى حتى أثبت له حاجة المنطقي إلى النحو، لا حاجة النحوي ألي المنطق، وذلك من خلال رده المفحم عليه، وما زال به حتى تفوض المجلس، وأهله يتعجبون من رباطة جأش أبى سعيد وتصرف لسانه وتهلل وجهه، وتتابع فوائده، ثم قال له الوزير:عين الله عليك أيها الشيخ، فقد فديت أكباداً، وأقرر عيوناً، وبيضت وجوها، وحكت طرازاً، لا تبلية الأزمان، ولا تطرقه الحدثان.وكان نظير أبو سعيد، وقرينه - في النحو والصرف - أبو على الفارسي - وهو من أعلام الدولة البويهيميه، وولد بفارس، وأتى بغداد سنة ٣٠٧ هـ، وأقام بها يشتغل بالعلم، ثم رحل إلى حلب، وأقام عند سيف الدولة، في حلبته. وله مه المتنبي مناظرات، ثم انتقل إلى فارس وصحب عضد الدولة، وعلت منزلته عنده وألف له أبو على كتاب" الاتضاح" و " التكملة" في النحو، ورحل إلى بلاد كثيرة، وكان يدون ما يجرى له من مناظرات في كل بلد، في كتاب، كالحليبات، والبغداديات، والشيرازيات، وهكذا، وقد وازن أبو حيان التوحيدي بين أستاذه أبى على السيرافي، وبين أبى على الفارسي ففضل أبا سعيد، لسعة عليه، وتقواه، وقال: إن أبا على كان يشرب ويتخالع، ويفارق هدى أهل العلم (١). ومن مؤلفات أبى سعيد السيرافي: كتاب صنعة البلاغة والشعر، - ولم يصل إلينا - وكتاب: " شرح كتاب سيبوبه، في ثلاثة آلاف ورقة بخطة، في السلمانى، وما عمل مثله أحد، وكتاب: " المدخل إلى سيبويه" وكتاب: " شواهد كتاب سيبويه" وكتاب" الوقف والابتداء، وكتاب ألفات القطع والوصل، وكتاب أخبار النحويين البصريين، وكتاب" مقصورة ابن دريد" وكتاب " جزيرة العرب".
Ebû Hayyân et-Tevhîdî şöyle nakleder: Ebû Alî el-Fârisî, daha sonra Bağdat'a gitmek üzere yola çıktığında —mezkûr hizmete tâbî olarak ve kendisini bir dirhem ödemeye iten pişmanlıkla— Ahvaz'da Ebû Saîd'in şerhini satın almıştır. Bu, meşhur bir rivayettir; ancak arkadaşları bunu ikrar etmekten kaçınmış, yalnızca onu tenkit etmek ve içindeki hatayı göstermek istediğini iddia eden biri bunu itiraf etmiştir (1). Ebû Saîd'in Ebû Alî el-Fârisî'ye üstünlüğünü destekleyen bir husus da, mantıkçının nahve muhtaç olduğu, nahivcinin ise mantığa muhtaç olmadığını ispatlayan o münazaradır. Bu münazara, vezir Ebü'l-Feth el-Fadl b. el-Furât'ı şöyle söylemeye sevk etmiştir: 'Bu beyandan sonra fazla söze gerek yok. Nahiv ilmi, bu itibar ve bu sefer ile benim nazarımda yücelmiştir.' Ebû Alî ise mecliste bulunmuyordu. Olanları işitince, Ebû Saîd'in bu meşhur haber ve mezkûr senâ ile elde ettiği başarıya karşı hasedini gizlemeye başladı — Ebû Hayyân et-Tevhîdî'nin ifadesiyle (2). Keza, edebiyat erbabından bazıları tarafından Ebü'l-Hasan er-Rummânî, Ebû Alî el-Fârisî ve Ebû Saîd es-Sîrâfî arasında nahiv ilminde bir mukayese yapılmıştır. İbnü'l-Enbârî bu mukayeseyi 'Nüzhetü'l-Elibbâ' adlı eserinde zikretmiştir (3). Şöyle der: 'Nahiv âlimlerinden üç şeyhin yanında bulunurduk. Onlardan öylesi vardı ki konuşmasından hiçbir şey anlamazdık; öylesi vardı ki konuşmasının bir kısmını anlar, bir kısmını anlamazdık; öylesi vardı ki konuşmasının tamamını anlardık. Konuşmasından hiçbir şey anlamadığımız: Ebü'l-Hasan er-Rummânî; konuşmasının bir kısmını anlayıp bir kısmını anlamadığımız: Ebû Alî el-Fârisî; konuşmasının tamamını anladığımız ise: Ebû Saîd es-Sîrâfî'dir.'
ويذكر أبو حيان التوحيدي: أن أبا على الفارسي قد اشترى شرح أبى سعيد في الاهواز، في توجهه إلى بغداد لاحقا بالخدمة الموسومة به، والندامة الموقفة عليه بألقي درهم، وأن هذا حديث مشهور، وإن كان أصحابه بأبون الإقرار به، إلا من زعم أنه أراد النفض عليه، وإظهار الخطأ فيه (١).ومما يؤيد تفوق أبى سعيد على أبى على الفارسي، تلك المناظرة التي أثبت فيها حاجة المنطقي إلى النحو دون حاجة النحوي إلى المنطق، مما جعل الوزير أبا الفتح، الفضل بن الفرات بقول له: ما بعد هذا البيان من مزيد، ولقد جل علم النحو عندي بهذا الاعتبار، وهذا الاسفار، وقد كان أبو على غائباً عن المجلس فلما حدث بما كان أصبح يكتم الحسد لأبى سعيد على ما فاز به من هذا الخبر المشهور، والثناء المذكور - على حد تعبير أبى حيان التوحيدي (٢).كما أن هناك مقارنة بين أبى الحسن الرماني، وأبى على الفارسي، وأبى سعيد السيرافي، في النحو لبعض أهل الأدب، ذكرها ابن الأنباري في " نزهة الألباء" (٣).يقول فيها: كنا نحضر عند ثلاثة مشايخ من النحويين، فمنهم من لا نفهم من كلامه شيئاً، ًمنهم: من نفهم بعض كلامه دون البعض، ومنهم من نفهم جميه كلامه، فأما من لا نفهم من كلامه شيئا: فأبو الحسن الرماني، وأما من نفهم بعض كلامه، دون البعض: فأبو على الفارسي، وأما من نفهم جميع كلامه: فأبو سعيد السيرافي.
Mettâ b. Yûnus'a gelince: O, Ebû Bişr Mettâ b. Yûnus yahut Yûnân el-Kınâî'dir; Deyr Kunnâ'ya nispetle bu şekilde anılır. Nitekim Yâkût'un belirttiğine göre burası Bağdat'tan on altı fersah mesafededir. Kendisi 328 hicrî yılında Bağdat'ta vefat etmiştir. Kendisi seçkin bir ilmî mevki sahibiydi; nitekim Fihrist müellifinin ifadesiyle, devrinde mantıkçıların reisliği kendisine intikal etmişti. Müellif buna şunu da eklemektedir: "Mantık ilmine dair dört kitabın tamamını şerh etmiş olup insanlar okumada ona müracaat ederler. Eserlerinden bazıları şunlardır: Temistiyus'un Tefsirinden Son Üç Makalenin Tefsiri Kitabı; el-Burhân Kitabının Nakli Kitabı; İskender'in Tefsiri ile Sükûn ve Fesâd Kitabının Nakli; eş-Şi'r'in Nakli; Temistiyus'un Hüküm İtibarı ve Mevzileri Takibine Dair Eserin Nakli; İskender'in Semâ Kitabına Dair Tefsirinin Nakli Kitabı —ki onu Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. Adîy ıslah etmiştir—; Anolotika (Mantık) Kitabı'nın Mukaddimesi Olarak İleri Sürülen Öncüllere Dair Makale; ve Şartî Kıyaslar Kitabı." Hocalarına gelince: Ebû Yahyâ el-Mervezî, Kuveyrâ, Dûfil (Orufil), Biftiyâmîn ve Ebû Ahmed b. Kureyf. Ebû Yahyâ hakkında Fihrist müellifi şöyle der: "Faziletli bir zat idi, ancak Süryânîce yazardı; mantık ve diğer alanlardaki tüm malzemesi Süryânîce idi." Kuveyrâ'ya gelince: "Kendisinden mantık ilmi alınmış olup bir müfessir idi; ancak ifadesi aklî ve muğlak olduğu için kitapları terk edilmiş ve rağbet görmemiştir." Ebû Ahmed b. Kureyf ise kelâmcıların büyüklerindendi ve tabiat felsefecilerinin mezhebine giderdi... Fazilet, bilgi ve kadîm ilimlere vukufiyette son dereceydi. Rûfîl ve Benyâmîn'e gelince, anlaşıldığına göre bunlar Süryânî idiler; bu sebeple Fihrist müellifi onlar hakkında biyografi vermemiştir.
(2 - Delâilü'l-İ'câz)
وأما متى بن يونس:فهو: أبو بشر متى بن يونس، أو يونان القنائى، نسبة إلى ديرقنا" وهو - كما يقول ياقوت - على بعد ستة عشر فرسخا من بغداد، وقد مات ببغداد سنة ٣٢٨ هـ.وقد كان ذا منزلة علمية مرموقة، فقد انتهت إليه رياسة المنطقيين في عصره - كما يقول صاحب الفهرست ويضيف إلى هذا قوله: " وفسر الكتب الأربعة في المنطق بأسرها، وعليها يعود الناس في القراءة، ومن كتبه: كتاب تفسير الثلاثة مقالات الأواخر من تفسير ثامسطيوس وكتاب نقل كتاب "البرهان" وكتاب: نقل كتاب السكون والفساد بتفسير الإسكندر، وكتاب: نقل "الشعر" وكتاب نقل اعتبار الحكم وتعقب المواضع لثامسطيوس، وكتاب نقل كتاب تفسير الإسكندر لكتاب السماء، وأصلحه أبو زكريا يحيى عدى، وكتاب مقالة في مقدمات صدر بها كتاب أنا لوطيقا، وكتاب المقابيس الشرطية: ومن أساتذته: أبو يحيى المروزي، وقويرى ودوفيل (أوروفيل) وبفتيامين، وأبو أحمد بن كرفيب.أما أبو يحيي فقد كان - كما يقول صاحب الفهرست - فاضلا، ولكنه سربانيا، وجميع ماله في المنطق وغيره، بالسربانية، وأما قويرى فهو: " ممن أخذ عنه علم المنطق وكان مفسراً، وكتبه مطروحة مجفوه" لأن عبارته كانت عقلية غلقه". وأما أبو أحمد بن كريب.فقد كان من جلة المتكلمين، ويذهب مذهب الفلاسفة الطبيعيين .. وكان في نهاية الفضل والمعرفة والاضطلاع بالعلوم القديمة. وأما روفيل وبنيامين، فيظهر أنهما كانا سريانيين، ولهذا لم يترجم لهما صاحب الفهرست.(٢ - دلائل الاعجاز)