Kabir Ziyareti ve Kabirde Yatandan Medet Ummak [Sualin metni: Kabir ziyareti ve kabirde yatandan medet ummak]
زيارة القبور والاستنجاد بالمقبور[نص السؤال في زيارة القبور والاستنجاد بالمقبور]زيارة القبور والاستنجاد بالمقبور
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Kabirleri Ziyaret ve Kabirdekilerden Yardım Dilemek
[Soru Metni]
Ahmed b. Teymiyye -Allah rahmetiyle muamele buyursun- kendisine şöyle sorulan bir mesele hakkında soruldu: Kabirleri ziyaret eden ve kendisinde, atında veya devesinde bir hastalık zuhur ettiğinde, o hastalığın giderilmesini talep ederek kabirdeki kimseden yardım isteyen kişi hakkında. Bu kişi şöyle der: "Ey efendim! Ben senin himayendeyim, senin himmetindeyim. Filan kimse bana zulmetti, filan kimse bana eziyet etmek istedi." Ayrıca kabirdekinin, kendisi ile Allah Teâlâ arasında bir vasıta olduğunu söyler. Yine mescitlere, zâviyelere ve şeyhlere -diri veya ölü olsunlar- gümüş para, deve, koyun, mum, yağ ve benzeri şeyler adayan kimse hakkında da sorulur. Bu kişi şöyle der: "Eğer oğlum kurtulursa, Şeyh Ali'ye şu kadar şu kadar şey borçlu olsun."
بسم الله الرحمن الرحيمزيارة القبور والاستنجاد بالمقبور[نص السؤال]وسئل أحمد بن تيمية رحمه الله تعالى: عمن يزور القبور ويستنجد بالمقبور في مرض به أو بفرسه أو بعيره، يطلب إزالة المرض الذي بهم، ويقول: يا سيدي! أنا في جيرتك، أنا في حسبك، فلان ظلمني، فلان قصد أذيتي، ويقول: إن المقبور يكون واسطة بينه وبين الله تعالى. وفيمن ينذر للمساجد، والزوايا والمشايخ - حيهم وميتهم - بالدراهم والإبل والغنم والشمع والزيت وغير ذلك، يقول: إن سلم ولدي فللشيخ علي كذا وكذا،
Bunun gibi daha pek çok şey. (Bu sorular şunlardır:) Şeyhinden yardım isteyip kalbini o olay karşısında sabit kılmasını talep eden kimse hakkında ne dersiniz? Şeyhinin kabrine gelip onu istilâm eden, yüzünü kabre süren, elleriyle kabri silip sonra o ellerle yüzünü mesh eden ve bunun benzeri şeyler yapan kimse hakkında ne dersiniz? Bir ihtiyacı için şeyhine yönelip şöyle diyen kimse hakkında: 'Ey filan! Senin bereketin hürmetine!' ya da 'İhtiyacımı Allah'ın bereketi ve şeyhin bereketiyle giderdim!' diyen kimse hakkında ne dersiniz? (Ayrıca) semâ‘ yapıp kabre gelen, örtüsünü kaldıran ve şeyhinin önünde yüzünü yere koyarak secde eden kimse hakkında ne dersiniz? 'Kuşkusuz âlemde bir kutup, bir gavs ve bir câmi‘ vardır' diyen kimse hakkında ne dersiniz? Bize fetva verin ki mükâfatlandırılasınız ve bu konuda sözü genişçe açıklayın. [Cevabın başlangıcı](1) Bunun üzerine şöyle cevap verdi: Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Allah'ın peygamberlerini gönderip kitaplarını indirdiği din, ibadettir. (1) Köşeli parantezler arasındaki bütün başlıklar, yayıncı tarafından açıklama amacıyla konulmuştur.
وأمثال ذلك. وفيمن يستغيث بشيخه يطلب تثبيت قلبه من ذاك الواقع؟ وفيمن يجيء إلى شيخه ويستلم القبر ويمرغ وجهه عليه، ويمسح القبر بيديه، ويمسح بهما وجهه، وأمثال ذلك؟ وفيمن يقصده بحاجته، ويقول: يا فلان! ببركتك، أو يقول: قضيت حاجتي ببركة الله وبركة الشيخ؟ وفيمن يعمل السماع ويجيء إلى القبر فيكشف ويحط وجهه بين يدي شيخه على الأرض ساجدا. وفيمن قال: إن ثم قطبا غوثا جامعا في الوجود؟ أفتونا مأجورين، وابسطوا القول في ذلك. [بداية الجواب](١) فأجاب: الحمد لله رب العالمين، الدين الذي بعث الله به رسله وأنزل به كتبه هو عبادة(١) جميع العناوين التي بين معقوفتين وضعت للتوضيح من قبل الناشر.
Allah katındadır, O'nun hiçbir ortağı yoktur; O'ndan yardım dilemek, O'na tevekkül etmek, menfaat celbi ve zararın def'i için O'na dua etmektir. Nitekim Allah teâlâ şöyle buyurmuştur: "Kitab'ın indirilmesi, Azîz ve Hakîm olan Allah'tandır. Şüphesiz biz sana Kitab'ı hak olarak indirdik. O halde dîni yalnızca O'na hâlis kılarak Allah'a kulluk et. Dikkat edin, hâlis din yalnızca Allah'ındır. O'nun dışında velîler edinenler ise: 'Biz onlara, bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz' (derler). Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir." [ez-Zümer 39:1-3] Yine Yüce Allah buyuruyor: "Mescidler şüphesiz Allah'ındır; o halde Allah ile beraber hiç kimseye dua etmeyin." [el-Cin 72:18] Yine Yüce Allah buyuruyor: "De ki: Rabbim adaleti emretti. Her mescidde (her secde edişinizde) yüzlerinizi O'na çevirin; dîni yalnızca O'na hâlis kılarak O'na dua edin." [el-A'râf 7:29] Yine Yüce Allah buyuruyor: "De ki: O'nun dışında (ilâh olduğunu) iddia ettiklerinize dua edin bakalım; onlar sizden sıkıntıyı ne kaldırabilir ne de (onu başka yöne) çevirebilirler. Onların dua ettikleri kimseler (bizzat kendileri) Rablerine hangisinin daha yakın olacağını arayarak vesîle ararlar; O'nun rahmetini umar ve azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten sakınılacak bir azaptır." [el-İsrâ 17:56-57]
الله وحده لا شريك له، واستعانته، والتوكل عليه، ودعاؤه لجلب المنافع، ودفع المضار، كما قال تعالى: {تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ - إِنَّا أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللَّهَ مُخْلِصًا لَهُ الدِّينَ - أَلَا لِلَّهِ الدِّينُ الْخَالِصُ وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِي مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ} [الزمر: ١ - ٣] يقول تعالى: {وَأَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللَّهِ أَحَدًا} [الجن: ١٨] وقال تعالى: {قُلْ أَمَرَ رَبِّي بِالْقِسْطِ وَأَقِيمُوا وُجُوهَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَادْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ} [الأعراف: ٢٩] وقال تعالى: {قُلِ ادْعُوا الَّذِينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِهِ فَلَا يَمْلِكُونَ كَشْفَ الضُّرِّ عَنْكُمْ وَلَا تَحْوِيلًا - أُولَئِكَ الَّذِينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ إِلَى رَبِّهِمُ الْوَسِيلَةَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُ إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحْذُورًا} [الإسراء: ٥٦ - ٥٧]
Selef'ten bir grup şöyle demiştir: Mesîh’i, Üzeyr’i ve melekleri çağıran bazı kavimler vardı. Allah Teâlâ buyurdu: “Sizin çağırdıklarınız, siz kullarım olduğunuz gibi benim kullarımdır. Onlar da sizin rahmetimi umduğunuz gibi rahmetimi umarlar, sizin azabımdan korktuğunuz gibi azabımdan korkarlar, sizin bana yaklaştığınız gibi bana yaklaşırlar.” Madem ki peygamberleri ve melekleri çağıranların hâli budur, peki onlardan aşağı olanları çağıranların hâli nice olur?! Yine Allah Teâlâ buyurdu: {İnkâr edenler, benim kullarımı benden başka dostlar edineceklerini mi sandılar? Şüphesiz biz, kâfirler için cehennemi bir konak olarak hazırladık.} [Kehf Suresi, 102] Yine Allah Teâlâ buyurdu: {De ki: Allah’ın dışında olduğunu iddia ettiğiniz varlıkları çağırın. Onlar ne göklerde ne yerde bir zerre ağırlığına sahip değillerdir. Onların bu ikisinde hiçbir ortaklığı yoktur. Allah’ın onlardan bir yardımcısı da yoktur. O’nun katında, izin verdiği kimseler dışında şefaat fayda vermez.} [Sebe’ Suresi, 22-23] Böylece Allah Sübhânehû, [şu kimsenin]...
قالت طائفة من السلف: كان أقوام يدعون المسيح وعزيرا والملائكة، قال الله تعالى: هؤلاء الذين تدعونهم عبادي كما أنتم عبادي، ويرجون رحمتي كما ترجون رحمتي، ويخافون عذابي كما تخافون عذابي، ويتقربون إلي كما تتقربون إلي، فإذا كان هذا حال من يدعو الأنبياء والملائكة، فكيف بمن دونهم؟ ! .وقال تعالى: {أَفَحَسِبَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنْ يَتَّخِذُوا عِبَادِي مِنْ دُونِي أَوْلِيَاءَ إِنَّا أَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرِينَ نُزُلًا} [الكهف: ١٠٢] وقال تعالى: {قُلِ ادْعُوا الَّذِينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَمَا لَهُمْ فِيهِمَا مِنْ شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُمْ مِنْ ظَهِيرٍ - وَلَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ عِنْدَهُ إِلَّا لِمَنْ أَذِنَ لَهُ} [سبأ: ٢٢ - ٢٣] فبين سبحانه أن من
Allah’tan başka, gerek melekler gerek insanlar gerekse diğer bütün mahlûkattan dua edilenlerin, O’nun mülkünde bir zerre ağırlığınca bile bir şeye sahip olmadıkları; O’nun mülkünde hiçbir ortağının bulunmadığı; bilakis O’nun (c.c.) mülkün yalnızca Kendisine ait olduğu, hamdin de O’na mahsus bulunduğu; O’nun her şeye gücü yettiği; ayrıca O’nun için, kralların yardımcıları ve arka çıkanları olduğu gibi, yardım edecek bir yardımcının bulunmadığı ve O’nun nezdinde şefaatçilerin, ancak razı olduğu kimseler hakkında şefaat edebilecekleri (vurgulanarak) şirk vecihleri nefyedilmiştir. Zira O’ndan başkasına dua edenlerin dua ettikleri varlıklar ya malik (sahip)tirler ya da değildirler. Malik değil iseler ya ortaktırlar ya da değildirler. Ortak da değil iseler ya yardımcıdırlar ya da yardımcı olmayıp bizzat isteyip talep eden konumundadırlar. İşte bu kısımlardan ilk üçü –ki bunlar mülk (malikiyet), ortaklık ve yardımcılıktır– (Allah hakkında) nefyedilmiştir.
دعي من دون الله من جميع المخلوقات من الملائكة والبشر وغيرهم أنهم لا يملكون مثقال ذرة في ملكه، وأنه ليس له شريك في ملكه، بل هو سبحانه له الملك، وله الحمد، وهو على كل شيء قدير، وأنه ليس له عون يعاونه كما يكون للملك أعوان وظهراء، وأن الشفعاء عنده لا يشفعون إلا لمن ارتضى، فنفى بذلك وجوه الشرك.وذلك أن من يدعون من دونه إما أن يكون مالكا، وإما أن لا يكون مالكا وإذا لم يكن مالكا فإما أن يكون شريكا، وإما أن لا يكون شريكا، وإذا لم يكن شريكا فإما أن يكون معاونا وإما أن يكون سائلا طالبا، فالأقسام الأول الثلاثة وهي: الملك، والشركة، والمعاونة
reddedilmiştir. Dördüncüsüne gelince: O, ancak O'nun izninden sonra vuku bulur. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "O'nun izni olmaksızın O'nun katında şefaat edecek kimdir?" [el-Bakara, 2/255] Yine Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Göklerde nice melek vardır ki, Allah'ın dilediği ve razı olduğu kimse için izin vermesinden sonra olmadıkça, onların şefaatleri hiçbir şeye yaramaz." [en-Necm, 53/26] Yine şöyle buyurmuştur: "Yoksa onlar, Allah'ın dışında şefaatçiler mi edindiler? De ki: 'Hiçbir şeye güçleri yetmez ve akıl erdiremez olsalar da mı?' De ki: 'Bütün şefaat Allah'a aittir. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur." [ez-Zümer, 39/43-44] Yine şöyle buyurmuştur: "Allah, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratan, sonra da Arş'a istivâ edendir. Sizin O'ndan başka ne bir velîniz ne de bir şefaatçiniz vardır. Hâlâ düşünüp öğüt almaz mısınız?" [es-Secde, 32/4] Yine şöyle buyurmuştur: "O Kur'an'la, Rablerinin huzurunda haşredilmekten korkanları uyar. Onlar için O'ndan başka ne bir dost ne de bir şefaatçi vardır. Umulur ki sakınırlar." [el-En'âm, 6/51] Yine şöyle buyurmuştur: "Allah'ın, kendisine Kitap, hüküm ve peygamberlik verdiği hiçbir beşerin, sonra insanlara: 'Allah'ı bırakıp bana kul olun' demesi yakışmaz. Fakat: 'Öğrettiğiniz Kitap ve okumakta olduğunuz şeyler gereğince rabbânîler olun' der." [Âl-i İmrân, 3/79]
منتفية. وأما الرابع: فلا يكون إلا من بعد إذنه، كما قال تعالى: {مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ} [البقرة: ٢٥٥] وكما قال تعالى: {وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمَاوَاتِ لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا إِلَّا مِنْ بَعْدِ أَنْ يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَرْضَى} [النجم: ٢٦] وقال تعالى: {أَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ شُفَعَاءَ قُلْ أَوَلَوْ كَانُوا لَا يَمْلِكُونَ شَيْئًا وَلَا يَعْقِلُونَ - قُلْ لِلَّهِ الشَّفَاعَةُ جَمِيعًا لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ} [الزمر: ٤٣ - ٤٤] وقال تعالى: {اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ مَا لَكُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا شَفِيعٍ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ} [السجدة: ٤] وقال تعالى: {وَأَنْذِرْ بِهِ الَّذِينَ يَخَافُونَ أَنْ يُحْشَرُوا إِلَى رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُمْ مِنْ دُونِهِ وَلِيٌّ وَلَا شَفِيعٌ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ} [الأنعام: ٥١] وقال تعالى: {مَا كَانَ لِبَشَرٍ أَنْ يُؤْتِيَهُ اللَّهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُوا عِبَادًا لِي مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلَكِنْ كُونُوا رَبَّانِيِّينَ بِمَا كُنْتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ وَبِمَا كُنْتُمْ تَدْرُسُونَ} [آل عمران: ٧٩]
{Size, melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi emretmez. Siz Müslüman olduktan sonra, size küfrü mü emreder?} [Âl-i İmrân, 80] Madem ki melekleri ve peygamberleri rabler edineni kâfir saymıştır, peki onların dışındaki şeyhleri ve diğerlerini rabler edinen kimse hakkında ne denir? Sözün tafsiline gelince: Şayet kulun talep ettiği şey, üzerinde ancak Allah Teâlâ'nın kudretinin yettiği işlerden ise; mesela hastasının (ister insan ister hayvan olsun) şifa bulmasını, borcunun belirli bir kaynak olmaksızın ödenmesini, ailesinin afiyetini, kendisine isabet eden dünya ve âhiret belâsının giderilmesini, düşmanına karşı zaferini, kalbinin hidayete ermesini, günahının bağışlanmasını, yahut cennete girmesini, yahut ateşten kurtuluşunu, yahut...
{وَلَا يَأْمُرَكُمْ أَنْ تَتَّخِذُوا الْمَلَائِكَةَ وَالنَّبِيِّينَ أَرْبَابًا أَيَأْمُرُكُمْ بِالْكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَنْتُمْ مُسْلِمُونَ} [آل عمران: ٨٠]فإذا جعل من اتخذ الملائكة والنبيين أربابا كافرا فكيف من اتخذ من دونهم من المشايخ وغيرهم أربابا؟ !وتفصيل القول: أن مطلوب العبد إن كان من الأمور التي لا يقدر عليها إلا الله تعالى. مثل أن يطلب شفاء مريضه من الآدميين والبهائم أو وفاء دينه من غير جهة معينة، أو عافية أهله، وما به من بلاء الدنيا والآخرة، وانتصاره على عدوه، وهداية قلبه، وغفران ذنبه، أو دخوله الجنة، أو نجاته من النار، أو
İlim ve Kur’an öğrenmek yahut kalbini ıslah etmek, ahlakını güzelleştirmek ve nefsini tezkiye etmek gibi şeyler ile bunlara benzer hususlar: İşte tüm bu işler, ancak Allah Teâlâ’dan talep edilmesi caiz olan şeylerdir. Bir melikten, bir nebîden veya bir şeyhten –ister sağ ister ölü olsun– “günahımı bağışla, bana düşmanıma karşı yardım et, hastama şifa ver, beni, ailemi yahut hayvanımı afiyete kavuştur” ve buna benzer sözleri söylemek caiz değildir. Kim bu tür talepleri, her kim olursa olsun bir mahlûka yöneltirse, Rabbine karşı şirk koşmuş olur; meleklere, nebîlere ve onların sûretlerinde yaptıkları putlara tapan müşriklerin zümresinden olur. Aynı zamanda Hıristiyanların Mesih’e ve annesine ettikleri duaya benzeyen bir davranış sergilemiş olur. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Hani Allah: ‘Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, ‘Allah’tan başka beni ve anamı da iki ilâh edinin’ diye sen mi söyledin?’ demişti.” [Mâide, 116] âyeti. Yine Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
أن يتعلم العلم والقرآن، أو أن يصلح قلبه ويحسن خلقه ويزكي نفسه، وأمثال ذلك: فهذه الأمور كلها لا يجوز أن تطلب إلا من الله تعالى، ولا يجوز أن يقول لملك ولا نبي ولا شيخ - سواء كان حيا أو ميتا - اغفر ذنبي، ولا انصرني على عدوي، ولا اشف مريضي، ولا عافني أو عاف أهلي أو دابتي، وما أشبه ذلك. ومن سأل ذلك مخلوقا كائنا من كان فهو مشرك بربه، من جنس المشركين الذين يعبدون الملائكة والأنبياء والتماثيل التي يصورونها على صورهم، ومن جنس دعاء النصارى للمسيح وأمه، قال الله تعالى: {وَإِذْ قَالَ اللَّهُ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ أَأَنْتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونِي وَأُمِّيَ إِلَهَيْنِ مِنْ دُونِ اللَّهِ} [المائدة: ١١٦] الآية، وقال تعالى:
{Onlar, Allah'ı bırakıp hahamlarını ve ruhbanlarını ve Meryem oğlu Mesih'i rabler edindiler. Oysa onlar ancak tek bir ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı. O'ndan başka ilah yoktur. O, onların ortak koştuklarından münezzehtir} [Tevbe, 31]. Kulun gücü dâhilinde olan şeylere gelince, bazı durumlarda ondan talepte bulunmak caiz, bazı durumlarda ise caiz değildir. Zira 'mahlûktan istemek' bazen caiz, bazen de yasaklanmış olabilir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {Boş kaldığında yine (ibadete) kalk ve yalnız Rabbine rağbet et} [İnşirah, 7-8]. Resûlullah (s.a.v.) İbn Abbas'a şöyle tavsiyede bulunmuştur: 'Bir şey istediğinde Allah'tan iste; yardım dilediğinde Allah'tan yardım dile.' Yine Resûlullah (s.a.v.) ashâbından bir topluluğa, insanlardan bir şey istememelerini tavsiye buyurdu. Öyle ki onlardan birinin kamçısı elinden düşse, kimseye 'Onu bana ver' demezdi. Sahîhayn'da sabit olduğuna göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Ümmetimden yetmiş bin kişi hesapsız cennete girecek; onlar...'
{اتَّخَذُوا أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا إِلَهًا وَاحِدًا لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ} [التوبة: ٣١]وأما ما يقدر عليه العبد فيجوز أن يطلب منه في بعض الأحوال دون بعض؛ فإن " مسألة المخلوق " قد تكون جائزة، وقد تكون منهيا عنها قال الله تعالى: {فَإِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْ - وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ} [الشرح: ٧ - ٨] وأوصى النبي صلى الله عليه وآله وسلم ابن عباس: «إذا سألت فاسأل الله، وإذا استعنت فاستعن بالله» وأوصى النبي صلى الله عليه وآله وسلم طائفة من أصحابه: أن لا يسألوا الناس شيئا، فكان سوط أحدهم يسقط من كفه فلا يقول لأحد: ناولني إياه، وثبت في الصحيحين أنه صلى الله عليه وآله وسلم قال: «يدخل الجنة من أمتي سبعون ألفا بغير حساب، وهم
O kimselerdir ki ne rukye yaptırırlar, ne dağlanırlar, ne de uğursuzluk sayarlar (teşe’üm etmezler); ancak Rablerine tevekkül ederler.» İstirkâ' (استرقاء), rukye talep etmek demektir ki duanın bir çeşididir. Bununla birlikte Resûlullah (s.a.v.)’den şu hadis sabit olmuştur: «Bir kişi, din kardeşine gıyabında dua edecek olursa, Allah Teâlâ onun için bir melek vazifelendirir. O kişi kardeşine her dua ettiğinde melek ona: “Senin için de aynısı var” der.» Duada meşru olanlardan biri de gaibin gaibe dua etmesidir. İşte bu sebeple Nebî (s.a.v.) kendisine salât getirilmesini emretmiş, kendisi için vesîle talep etmemizi istemiş ve bunu yaptığımızda elde edeceğimiz ecri haber vermiştir. Şöyle buyurmuştur: «Müezzini işittiğinizde, onun söylediğinin aynısını söyleyin, sonra bana salât getirin. Zira kim bana bir kere salât getirirse, Allah ona on kere salât eder. Sonra benim için vesîleyi isteyin. Vesîle, cennette öyle bir makamdır ki Allah’ın kullarından ancak bir kula layık olur ve ben o kul olmayı ümit ederim.»
الذين لا يسترقون، ولا يكتوون، ولا يتطيرون، وعلى ربهم يتوكلون» والاسترقاء: طلب الرقية، وهو من أنواع الدعاء ومع هذا فقد ثبت عنه صلى الله عليه وآله وسلم أنه قال: «ما من رجل يدعو له أخوه بظهر الغيب دعوة إلا وكل الله بها ملكا كلما دعا لأخيه دعوة قال الملك: ولك مثل ذلك» ومن المشروع في الدعاء دعاء غائب لغائب، ولهذا أمر النبي صلى الله عليه وآله وسلم بالصلاة عليه، وطلبنا الوسيلة له، وأخبر بما لنا في ذلك من الأجر إذا دعونا بذلك فقال في الحديث: «إذا سمعتم المؤذن فقولوا مثل ما يقول، ثم صلوا علي، فإن من صلى علي مرة صلى الله عليه عشرا، ثم اسألوا لي الوسيلة، فإنها درجة في الجنة لا ينبغي أن تكون إلا لعبد من عباد الله، وأرجو أن أكون
«Ben o kulum. Kim Allah'tan benim için vesîle dilerse, kıyâmet günü şefâatim ona helâl olur.» Müslümana, kendisinden üstte olan kimseden de, kendisinden aşağıda olan kimseden de duâ talep etmesi meşrû kılınmıştır. Zira duânın, üstten ve astan talep edildiği rivâyet edilmiştir: «Şüphesiz Nebî (s.a.v.), Ömer'i umre için uğurladı ve: 'Bizi duândan unutma, ey kardeşim!' buyurdu.» Fakat Nebî (s.a.v.) bize salevât getirmemizi ve kendisi için vesîle talep etmemizi emrettiğinde, kim kendisine bir kere salevât getirirse Allah'ın o vesîle ile ona on kere rahmet edeceğini; kim de kendisi için vesîle isterse kıyâmet günü şefâatine nâil olacağını bildirdi. O hâlde O'nun bizden talebi, bundaki menfaatimiz içindi. Kişinin, başkasından, kendisinden talep edilen kimsenin menfaati için bir şey istemesi ile, sâdece kendi ihtiyâcı için başkasına yalvarması arasında fark vardır. Sahîh'te sâbittir ki O (s.a.v.), Üveys el-Karanî'yi zikretti ve Ömer'e dedi ki: «Şüphesiz…»
أنا ذلك العبد، فمن سأل الله لي الوسيلة حلت له شفاعتي يوم القيامة» .ويشرع للمسلم أن يطلب الدعاء ممن فوقه وممن هو دونه، فقد روي طلب الدعاء من الأعلى والأدنى؛ «فإن النبي صلى الله عليه وآله وسلم ودع عمر إلى العمرة، وقال: لا تنسنا من دعائك يا أخي» لكن النبي صلى الله عليه وآله وسلم لما أمرنا بالصلاة عليه وطلب الوسيلة له ذكر أن من صلى عليه مرة صلى الله بها عليه عشرا، وأن من سأل له الوسيلة حلت له شفاعته يوم القيامة، فكان طلبه منا لمنفعتنا في ذلك، وفرق بين من طلب من غيره شيئا لمنفعة المطلوب منه، ومن يسأل غيره لحاجته إليه فقط، وثبت في الصحيح «أنه صلى الله عليه وآله وسلم ذكر أويسا القرني وقال لعمر: إن
«(Nebî sana) mağfiret dileyebilirse yap.» Sahîhayn'da ise: «Ebû Bekir ile Ömer (r.a.) arasında bir anlaşmazlık olmuştu. Bunun üzerine Ebû Bekir, Ömer'e: ‘Benim için mağfiret dile’ dedi.» (rivayet edilir). Lâkin hadiste Ebû Bekir'in Ömer'e darıldığını (hanık olduğunu) zikrettiği sâbittir. Yine sâbittir ki: «Bazı kimseler (kendilerine) rukye yaptırıyorlardı; Nebî (s.a.v.) de onlara rukye yapardı.» Ayrıca Sahîhayn'da sâbittir: «İnsanlar kuraklığa uğrayınca Nebî (s.a.v.)'den kendilerine yağmur duası yapmasını istediler; o da Allah'a dua etti ve (yağmurla) sulandılar.» Yine Sahîhayn'da: «Ömer b. Hattâb (r.a.), Abbâs (r.a.) vesilesiyle istiskâda bulundu ve şöyle dua etti: ‘Allah'ım, biz kuraklığa uğradığımızda Nebîmizi sana vesile kılarak senden yağmur dilerdik ve bize yağmur verirdin. Şimdi ise Nebîmizin amcasını sana vesile kılıyoruz; bize yağmur ver.’ Bunun üzerine (yağmurla) sulandılar.» Sünen'de ise: «Bir bedevî Nebî (s.a.v.)'e dedi ki: ‘Zorlandım…»
استطعت أن يستغفر لك فافعل» وفي الصحيحين «أنه كان بين أبي بكر وعمر رضي الله عنهما شيء، فقال أبو بكر لعمر استغفر لي» ، لكن في الحديث أن أبا بكر ذكر أنه حنق على عمر، وثبت أن «أقواما كانوا يسترقون، وكان النبي صلى الله عليه وآله وسلم يرقيهم» . وثبت في الصحيحين «أن الناس لما أجدبوا سألوا النبي صلى الله عليه وآله وسلم أن يستسقي لهم فدعا الله لهم فسقوا» ، وفي الصحيحين أيضا: «أن عمر بن الخطاب رضي الله عنه استسقى بالعباس فدعا فقال: اللهم إنا كنا إذا أجدبنا نتوسل إليك بنبينا فتسقينا، وإنا نتوسل إليك بعم نبينا فأسقنا، فيسقون» ، وفي السنن «أن أعرابيا قال للنبي صلى الله عليه وآله وسلم: جهدت
Canlar (can kayıpları), ailelerin aç kalması, malların telef olması… Bize dua et; çünkü biz Allah’ı sana karşı şefaatçi kılıyoruz, seni de Allah katında şefaatçi kılıyoruz.” Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) tesbih etti, öyle ki bu durum ashâbının yüzlerinden anlaşıldı ve buyurdu: “Yazıklar olsun sana! Şüphesiz Allah, yarattıklarından hiçbirine karşı şefaatçi kılınmaz. Allah’ın şanı bundan çok daha yücedir.” (Resûlullah) onun “Biz seni Allah katında şefaatçi kılıyoruz” sözünü kabul etti; fakat “Allah’ı sana karşı şefaatçi kılıyoruz” sözünü reddetti. Çünkü şefaatçi, kendisinden şefaat dilenene yalvarır; kul da Rabbine dua eder ve O’ndan şefaat diler. Rab teâlâ ise kula dua etmez ve O’ndan şefaat dilenmez. [Meşru Kabir Ziyaretinin Keyfiyeti] Meşru kabir ziyaretine gelince, o, ölüye selam vermek ve ona dua etmektir; tıpkı (üzerine) salat getirmek gibi…
الأنفس، وجاع العيال، وهلك المال فادع الله لنا، فإنا نستشفع بالله عليك، وبك على الله، فسبح رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم حتى عرف ذلك في وجوه أصحابه، وقال: ويحك؟ ! إن الله لا يستشفع به على أحد من خلقه، شأن الله أعظم من ذلك» فأقره على قوله: " إنا نستشفع بك على الله "، وأنكر عليه " نستشفع بالله عليك "؛ لأن الشافع يسأل المشفوع إليه، والعبد يسأل ربه ويستشفع إليه، والرب تعالى لا يسأل العبد ولا يستشفع به. [كيفية الزيارة الشرعية للقبور]وأما " زيارة القبور المشروعة " فهو أن يسلم على الميت ويدعو له بمنزلة الصلاة على
Cenazesi hakkında, nitekim Resûlullah (s.a.v.) ashabına kabirleri ziyaret ettiklerinde şöyle demelerini öğretirdi: «Selâm olsun size ey müminler yurdu sakinleri! Biz de inşallah size katılacağız. Allah, bizden ve sizden önce geçenlere ve sonra geleceklere rahmet etsin. Allah'tan bize ve size afiyet dileriz. Allah'ım! Onların ecrinden bizi mahrum etme, onlardan sonra bizi fitneye uğratma.» Yine Resûlullah (s.a.v.)'den rivayet edildiğine göre şöyle buyurdu: «Bir adam, dünyada tanıdığı bir adamın kabrinin yanından geçer de ona selâm verirse, Allah o ölünün ruhunu ona iade eder, nihayet o selâmı alır.» Allah teâlâ, mümin ölü için dua eden diriye mükâfat verir, tıpkı cenaze namazını kıldığında mükâfat verdiği gibi. Bu sebeple Resûlullah (s.a.v.) münafıklara böyle yapmayı yasakladı ve Azîz olan Allah şöyle buyurdu: {وَلَا تُصَلِّ عَلَى أَحَدٍ مِنْهُمْ مَاتَ أَبَدًا وَلَا تَقُمْ عَلَى قَبْرِهِ} [Tevbe: 84] öyleyse değildir.
جنازته، كما كان النبي صلى الله عليه وآله وسلم يعلم أصحابه إذا زاروا القبور أن يقولوا: «سلام عليكم أهل دار قوم مؤمنين، وإنا إن شاء الله بكم لاحقون، يرحم الله المستقدمين منا ومنكم والمستأخرين، نسأل الله لنا ولكم العافية، اللهم لا تحرمنا أجرهم، ولا تفتنا بعدهم» وروي عن النبي صلى الله عليه وآله وسلم أنه قال: «ما من رجل يمر بقبر رجل كان يعرفه في الدنيا فيسلم عليه إلا رد الله عليه روحه حتى يرد عليه السلام» والله تعالى يثيب الحي إذا دعا للميت المؤمن، كما يثيبه إذا صلى على جنازته؛ ولهذا نهى النبي صلى الله عليه وآله وسلم أن يفعل ذلك بالمنافقين، فقال عز من قائل: {وَلَا تُصَلِّ عَلَى أَحَدٍ مِنْهُمْ مَاتَ أَبَدًا وَلَا تَقُمْ عَلَى قَبْرِهِ} [التوبة: ٨٤] فليس