Şerhu'l-Akîdeti't-Tahâviyye – Suudî Arabistan Evkaf Neşri – Ahmed Şâkir'in ta‘likleriyle. [Şerhu'l-Akîdeti't-Tahâviyye] – Müellif: Alî b. Alî b. Muhammed b. Ebî'l-‘İzz el-Hanefî (vefâtı: 792 h.). Tahkik: Ahmed Şâkir. Yayınevi: İslâm İşleri, Evkaf, Da‘vet ve İrşâd Bakanlığı – 1418 h. Cilt sayısı: 1. [Kitabın numaralandırması basılı nüshaya uygundur; ayrıca Ahmed Şâkir rahimehullah’ın ta‘likleriyle tezyil edilmiştir.] Kitap karşılaştırılarak bazı kısa ta‘likler eklenmiştir; bunları (قَالَ مُعِدُّ الْكِتَابِ لِلشَّامِلَة) ibaresiyle başlayan notlarda bulabilirsiniz.
شرح العقيدة الطحاوية - ط الأوقاف السعودية - بتعليقات أحمد شاكرـ[شرح العقيدة الطحاوية]ـالمؤلف: علي بن علي بن محمد بن أبي العز الحنفي (المتوفى: ٧٩٢هـ)تحقيق: أحمد شاكرالناشر: وزارة الشؤون الإسلامية، والأوقاف والدعوة والإرشاد - ١٤١٨ هـعدد الأجزاء: ١[ترقيم الكتاب موافق للمطبوع، وهو مذيل بتعليقات أحمد شاكر رحمه الله]تمت مقابلة الكتاب وإثبات بعض التعليقات اليسيرة تجدها مصدرة بـ (قال مُعِدّ الكتاب للشاملة)
Bismillâhirrahmânirrahîm. Mukaddime: İlmî Araştırmalar, Fetvâ, Davet ve İrşad İdareleri Genel Başkanlığı.
Elhamdülillah, çocuk edinmeyen, mülkte ortağı bulunmayan, âcizlikten dolayı kendisine bir dost edinmeyen Allah'adır. Ve O'nu tekbir ile yüceltiriz. Ve şehadet ederim ki Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur, O tektir, ortağı yoktur. Ve yine şehadet ederim ki Muhammed (s.a.v.) O'nun kulu ve rasûlüdür. O'na salât ve pek çok selâm olsun.
Emmâ ba'd:
Muhakkak ki Allah, mahlûkatı yüce ve şerefli bir gaye için yarattı: O da yalnızca kendisine ibadet etmeleridir, hiçbir ortağı yoktur. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: {Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım} (1).
Mademki insanlığın yaratılış gayesi yalnızca Allah'a ibadet etmektir ve tevhid ibadetlerin başı ve temelidir, o halde kulun en çok yapması gereken şey, Allah'ı isimleri, sıfatları ve fiilleriyle tevhid etmesi, buna teslim olup iman etmesi; bunun gereği olarak meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına ve âhiret gününe iman etmesidir...
Bunu insanlık hayatında gerçekleştirmek için Allah onlardan kendisine iman etmeleri hususunda söz ve misâk aldı. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: {Hani Rabbin, Âdemoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şâhit tutarak: 'Ben sizin Rabbiniz değil miyim?' demiş; onlar da: 'Evet, şâhit olduk' demişlerdi. Bu, kıyamet günü: 'Biz bundan habersizdik' dememeniz içindir} (2).
İnsanların Allah'a karşı bir bahaneleri olmaması için elçiler göndermiş ve kitaplar indirmiştir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: {Bir kısım peygamberleri sana daha önce anlattık, bir kısmını ise anlatmadık. Allah, Mûsâ ile de sözleşmişti.} {Müjdeleyen ve uyaran peygamberler gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah, Azîz'dir, Hakîm'dir.} (3).
(1) Zâriyât Suresi, 56. âyet.
(2) el-A'râf Suresi, 172. âyet.
(3) en-Nisâ Suresi, 164-165. âyetler.
بسم الله الرحمن الرحيم. مقدمة: الرئاسة العامة لإدارات البحوث العلمية والإفتاء والدعوة والإرشاد.الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُنْ له وليٌّ من الذل وكبره تكبيرًا.وَأَشْهَدُ أَنَّ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لا شريك له. وأشهد أن محمدًا عبده ورسوله صلى الله عليه وسلم تسليمًا كثيرًا. أما بعد:فلقد خلق الله الخلق لغاية شريفة سامية وهي عبادته وحده لا شريك له، قَالَ تَعَالَى: {وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ} (١). وإذا كانت الغاية من إيجاد البشرية هي عبادة الله وحده، وبما أن التوحيد هو رأس العبادات وأساسها - فإن أوجب ما يجب على العبد معرفته والتسليم له والإيمان به هو توحيد الله بأسمائه وصفاته وأفعاله، والتصديق بما يستلزم ذلك من إيمانٍ بملائكته ورسله وكتبه واليوم الآخر .... ولأجل تحقيق ذلك في حياة البشرية فقد أخذ الله عليها العهد والميثاق على أن تؤمن به، قَالَ تَعَالَى: {وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَنِي آدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنْفُسِهِمْ أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ قَالُوا بَلَى شَهِدْنَا أَنْ تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ} (٢).وحتى لا يكون للناس على الله حجة فقد أرسل رسله وأنزل كتبه، قَالَ تَعَالَى: {وَرُسُلًا قَدْ قَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُ وَرُسُلًا لَمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ وَكَلَّمَ اللَّهُ مُوسَى تَكْلِيمًا} {رُسُلًا مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللَّهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا} (٣).(١) سورة الذاريات الآية ٥٦.(٢) سورة الأعراف آية ١٧٢.(٣) سورة النساء آية ١٦٤، ١٦٥.
Peygamberlerin gitmesi ve yolların kapanmasından sonra… Gâyeler farklılaşır, tasavvurlar bozulur, sancaklar çoğalır. Bu ihtilâf, fesad ve tefrikadan ancak Kitap ve Sünnet'e tâbi olmak ve bu ümmetin selefinin izini takip etmek sûretiyle kurtuluş ve çıkış yolu bulunur. İşte ümmetin hayatında bunu gerçekleştirmeye katkı sağlamak amacıyla, İlmî Araştırmalar, Fetvâ, Davet ve İrşâd Daireleri Genel Başkanlığı, İslâmî kitaba tercüme, tahkik ve neşir bakımından büyük bir ihtimam göstermiş; müslümanların doğru akîdeyi görmelerini sağlamak, bâtıl akîdeleri ve müslümanların birçok beldesinde yayılan şirkî sapmaları beyan etmek üzere gayret sarfetmiştir. Bugün müslüman okuyucuya takdim ettiğimiz bu kitap — İbn Ebî'l-‘İzz el-Hanefî (rahmetullahi aleyh)’in (Şerhu’l-Akîdeti’t-Tahâviyye) adlı eseri, bunu gerçekleştiren en hayırlı çalışmalardandır. Zira konusu, konuların en şereflisi olan akîde ilmidir. Bu eserin telifinde iki büyük imam bir araya gelmiştir: Metnin müellifi İmam et-Tahâvî (rahmetullahi aleyh) ve şerhin müellifi İbn Ebî'l-‘İzz (rahmetullahi aleyh). Başkanlık, Matbaa ve Tercüme Dairesi tarafından temsil edilerek, kitap aşağıdaki hususlara göre tashih edilmiş ve hatalardan arındırılmıştır: 1- Baskıya esas olarak Ahmed Muhammed Şâkir (rahmetullahi aleyh) neşri alınmıştır. 2- Ahmed Şâkir nüshasında müşkil bir ibâre bulunduğunda, Mekke-i Mükerreme'deki el-Matba‘atü’s-Selefiyye'de 1349 hicrî yılında basılan nüshaya başvurulmuştur. Zira bu Mekke baskısı, Ahmed Şâkir baskısına esastır. 3- Önceki iki matbûda müşkilin tashihi bulunamazsa, aşağıdaki matbû nüshalara başvurulmuştur: a- el-Mektebü’l-İslâmî'nin 1392 hicrî yılındaki birinci baskısı. Bundan ayrıca İmam et-Tahâvî (rahmetullahi aleyh)’in tercüme-i hâlinden de istifade edilmiştir.
وبعد ذهاب الرسل وانطماس السبل … تختلف الغايات وتفسد التصورات وتتعدد الرايات ولا نجاة ولا مخرج من هذا الاختلاف والفساد والتفرق إلا باتباع الكتاب والسنة واقتفاء أثر سلف هذه الأمة.ومن أجل المساهمة في تحقيق ذلك في حياة الأمة، فقد أولت الرئاسة العامة لإدارات البحوث العلمية والإفتاء والدعوة والإرشاد الكتاب الإسلامي جل عنايتها ترجمةً وتحقيقًا ونشرًا لتبصير المسلمين بالعقيدة الصحيحة وبيان العقائد الباطلة والانحرافات الشركية التي انتشرت في كثير من بلاد المسلمين.وهذا الكتاب الذي نقدمه اليوم للقارئ المسلم - (شرح العقيدة الطحاوية) لابن أبي العز الحنفي رحمه الله من خير ما يحقق ذلك؛ إذ موضوعه من أشرف الموضوعات وهو علم العقيدة.وقد تضافر على تأليفه إمامان جليلان هما: الإمام الطحاوي رحمه الله مؤلف المتن، وابن أبي العز رحمه الله مؤلف الشرح.وقد قامت الرئاسة ممثلة في وكالة الطباعة والترجمة بتصحيح الكتاب وتنقيحه من الأخطاء، وفق الأمور التالية:١ - جعلت طبعة أحمد محمد شاكر رحمه الله أصلًا يُطبع منه.٢ - حين يوجد عبارة مشكلة في نسخة أحمد شاكر يتم الرجوع إلى طبعة عام ١٣٤٩ هـ في المطبعة السلفية بمكة المكرمة، حيث إن طبعة مكة هذه أصلًا لطبعة أحمد شاكر.٣ - إذا لم يوجد تصحيح للمشكل في المطبوعتين السابقتين يكون الرجوع إلى النسخ المطبوعة التالية:أ- الطبعة الأولى للمكتب الإسلامي عام ١٣٩٢هـ، وقد استفدنا منها إضافة إلى ذلك ترجمة الإمام الطحاوي رحمه الله.
b- Müessesetü'r-Risâle baskısı; bu baskıyı tahkik eden, ta‘likler yazan ve hadislerini tahric edenler: Abdullah b. Abdülmuhsin et-Türkî (doktor) ile üstad Şuayb el-Ernaûd. Üçüncü baskı, 1412 h. c- Dâru'l-Beyân Kütüphanesi baskısı; birinci baskı, 1401 h. Tahkik ve tahric: Şuayb el-Ernaûd. Eğer bütün nüshalar veya çoğu belirli bir ibare üzerinde ittifak ediyorsa, sahih olan şu şekilde [] parantez içinde tespit edilir ve üzerine şu mealde bir ta‘lik yazılır: 'Asıl nüshada şu vardır; tespit edilen ise diğer nüshaların tamamına, çoğunluğuna veya birine yahut buna benzer bir duruma aittir.' Daha sonra ta‘lik (ن) harfiyle sonlandırılır; bu, ta‘liğin naşir yani Riyâset tarafından yapıldığını gösterir. [] şeklinde parantez içinde bir ibare bulunur ve üzerine hiçbir ta‘lik düşülmemişse, bu Ahmed Şâkir (rahimehullah) tarafından yapılmıştır. 4 - Eğer müşkil (kapalı/anlaşılması güç) metin, âlimlerden birine ait bir kitaptan nakledilmişse, düzeltme işlemi müellifin nakilde bulunduğu kitaptan yapılır ve buna işaret edilir; meğer ki metne rastlansın. Şayet bu metne rastlamazsak, düzeltme işlemi bu şerhin diğer yazma nüshalarına dayanılarak yapılır. Allah'tan bu çalışmayı faydalı kılmasını, müelliflerine, tashih ve tenkîhini yapanlara, basım, neşir ve dağıtımına katkıda bulunan herkese bol ecir ve sevap vermesini niyaz ederiz. Allah muvaffak kılan ve doğru yola ileten O'dur. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. Salât ve selâm nebîmiz Muhammed'e, onun âline ve sahabelerine olsun. Matbaa ve Tercüme Dairesi – Riyâset-i Âmme li-İdâreti'l-Buhûsi'l-İlmiyye ve'l-İftâ ve'd-Da‘ve ve'l-İrşâd bünyesinde.
ب- طبعة مؤسسة الرسالة التي حققها وعلق عليها وخرج أحاديثها الدكتور: عبد الله بن عبد المحسن التركي، والأستاذ: شعيب الإرناؤوط. الطبعة الثالثة ١٤١٢هـ.جـ - طبعة مكتبة دار البيان، الطبعة الأولى ١٤٠١هـ. تحقيق وتخريج: شعيب الإرناؤوط.فإن اتفقت النسخ كلها أو أكثرها على عبارة معينة أثبت الصحيح بين القوسين هكذا []، وعلق عليها بما يفيد أن في هذا الأصل كذا، وأن ما أثبت هو من سائر النسخ أو أكثرها أو إحداها أو نحو ذلك. ثم يختم التعليق بالحرف (ن) ليدل على أن هذا التعليق من قبل الناشر وهو الرئاسة.أما إذا وجد عبارة بين قوسين هكذا [] ولم يعلق عليه بشيء - فهو من فعل أحمد شاكر رحمه الله.٤ - إذا كان النص المشكل منقولًا من كتب أحد العلماء يكون التصحيح من الكتاب الذي نقل منه المؤلف مع الإشارة إلى ذلك، إذا وجد النص، أما إذا لم نعثر على هذا النص فيكون التصحيح من سائر النسخ الخطية لهذا الشرح.نسأل الله أن ينفع بهذا العمل وأن يجزل الأجر والثواب لمؤلفيه ومن قام بتصحيحه وتنقيحه ولكل من ساهم في طبعه ونشره وتوزيعه.والله الموفق والهادي إلى سواء السبيل. والحمد لله رب العالمين وصلى الله على نبينا محمد وعلى آله وصحبه.وكالة الطباعة والترجمةفي الرئاسة العامة لإدارات البحوثالعلمية والإفتاء والدعوة والإرشاد
Bismillâhirrahmânirrahîm. Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Allâh’ın salâtı, peygamberlerin en şereflisine, bütün mahlûkatın efendisine, Allâh’ın kulu ve elçisi, hidayet rehberi emîn Muhammed’e; âline, ashâbına ve kıyâmet gününe kadar onlara ihsân ile tâbi‘ olanlara olsun.
Bu, Selef akîdesine dâir et-Tahâvî’nin kaleme aldığı kıymetli bir şerhtir. O, İmâm, allâme, hâfız, bedî‘î tasniflerin sâhibi Ebû Ca‘fer Ahmed b. Muhammed b. Selâme el-Ezdî el-Mısrî el-Hanefî’dir. O, güvenilir ve yüce bir imamdır. O, İmâm Şâfi‘î’nin talebesi el-Müzenî’nin kızkardeşinin oğludur.
İbn Yûnus dedi ki: “O, güvenilir, sâbit, fakih, akıllı bir zâttı; onun bir benzeri geride bırakılmadı.” Mısır’da 239 (hicrî) yılında doğdu ve yine orada 321 (hicrî) yılının Zilkade ayının başında vefat etti. Allâh rahmet eylesin (1).
Bulunan şerh yazması, müellifin isminden yoksundu; o zamanlar kimin yazdığı bilinemiyordu. Ayrıca bu nüsha, çok sayıda hata ve tahrif barındıran bozuk bir nüshaydı. Ondan sağlam bir yazma henüz bulunamamıştı. Bununla beraber şerh kıymetlidir; araştırmaları dakik ve derindir, tahkikleri bedî‘î ve muhkemdir.
İlk defa 1349 (hicrî) yılında Mekke-i Mükerreme’de, Selef Matbaası’nda basılmıştır. O zamanlar bu matbaanın orada bir şubesi bulunuyordu.
(1) Onun hal tercümesine dair kaynakları, şârihin sözüne düştüğümüz haşiyede belirttik, s. 21.
مقدمة: أحمد محمد شاكربسم الله الرحمن الرحيمالحمد لله رب العالمين. وصلى الله على أشرف المرسلين، وسيد الخلق أجمعين، محمد عبد الله ورسوله الهادي الأمين، وعلى آله وصحبه وتابعيهم بإحسان إلى يوم الدين.هذا شرح نفيس، للعقيدة السلفية التي كتبها"الطحاوي"الإمام العلامة الحافظ، صاحب التصانيف البديعة: أَبُو جَعْفَرٍ أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ سَلَامَةَ الأزدي المصري الحنفي، وهو إمام ثقة جليل. وهو ابن أخت المزني صاحب الإمام الشافعي.قال ابن يونس: كان ثقة ثبتًا فقيهًا عاقلًا، لم يخلَّف مثله.ولد بمصر سنة ٢٣٩هـ. ومات بها في مستهل ذو القعدة سنة ٣٢١هـ. رحمه الله (١).ومخطوطة الشرح التي وجدت، كانت غُفْلًا من اسم المؤلف، فلم يعرف إذْ ذاك من هو؟ وكانت نسخة سقيمة كثيرة الغلط والتحريف. ولما توجد منه مخطوطة صحيحة بعدُ.ولكن الشرح نفيس، وأبحاثه دقيقة عميقة، وتحقيقاته بديعة متقنة. وقد طبع للمرة الأولى سنة ١٣٤٩هـ، بمكة المكرمة، في المطبعة السلفية، وكان لها فرع هناك إذ ذاك.(١) مصادر ترجمته بيناها في التعليق على كلام الشارح، ص: ٢١.
Onun tashihi ve baskısının nezaretini, büyük allâme, Hicaz Başkadısı (o sırada) Şeyh Abdullah b. Hasan b. Hüseyin Âl eş-Şeyh'in riyasetinde bir âlimler ve şeyhler heyeti üstlendi. Böylece tashihi için büyük bir gayret sarf ettiler. Ancak kitap birçok hatadan hâlî değildi; her işin başı zordur. Yaptıkları başarılı tashihler sebebiyle kendilerine teşekkür borçluyuz; ictihadlarından dolayı inşallah mükâfatlandırılacaklardır. Kitap çıktığında onu yüzeysel bir şekilde okumuş, bu sebeple tam olarak kavrayamamış, derinlemesine incelememiştim. Sonra Allah'ın lûtfuyla, bu yılın Cemâziyel-evvel ayında, 1373 hicrî senesinde, Riyad şehrinde bulunduğum sırada, Büyük Müftü, âlim, allâme, muhterem Şeyh Muhammed b. İbrahim Âl eş-Şeyh ve kardeşi faziletli büyük üstad, Riyad İlmî Enstitüsü Müdürü Şeyh Abdüllatif b. İbrahim, beni vazifelendirdiler: Bu kıymetli şerhin Mısır'da yeniden basılmasını ve gücüm yettiğince tashihiyle meşgul olmamı istediler. Okumaya ve tetkik etmeye başlar başlamaz, elimde, dakikliği, derinliği, tahkiki ve beyanı bakımından, ayrıca Selef-i sâlihîn mezhebine bağlılığı, ondan sapmaması, te'vil ve tahrife kaçmaması yönünden benzeri nadir bulunan bir kitap buldum. Tahkikinin büyük bir yükünü yüklendiğimi gördüm; zira güvenilir bir yazma nüshasını ve hatta önceki baskıya esas teşkil eden asıl yazmayı da bulamadım. Şârihin sözlerini gücüm yettiğince düzeltmeye çalıştım; naklettiği hadislere, eserlere ve metinlere –elimdeki kaynaklarından bulabildiğim kadarıyla– müracaat ettim. Umuyorum ki bu vesileyle emaneti gücüm ve imkânım nispetinde eda etmiş oldum. Ancak bu baskının da geçici olduğu kanaatindeyim; ta ki Allah bizi şerhin sahih bir aslına, tashih için esas olacak bir nüshaya ulaştırana kadar. O zaman onu yeniden basar, mükemmelleştirir ve layıkıyla neşrederiz.
وعني بتصحيحه والإشراف على طبعه لجنة من المشايخ والعلماء، برئاسة العلامة الكبير، الشيخ عبد الله بن حسن بن حسين آل الشيخ، رئيس القضاة في الحجاز (حالا). فبذلوا جهدًا عظيمًا في تصحيحه، ولكنه لم يخل من أغلاط كثيرة، وكل عمل في أوله عسير. وهم مشكورون على ما أتقنوا من تصحيح، مأجورون - إن شاء الله - على ما اجتهدوا.وقد قرأت الكتاب عند ظهوره قراءة عابرة، فلم أتقن معرفته، ولم أتعمق في دراسته.ثم كان من فضل الله عليّ، حين كنت بمدينة (الرياض) في شهر جمادى الأولى من هذا العام، سنة ١٣٧٣هـ - أن كلفني الأستاذ المفتي الأكبر العالم العلامة الجليل، الشيخ محمد بن إبراهيم آل الشيخ، وشقيقه الأخ الفاضل، الأستاذ الكبير، الشيخ عبد اللطيف بن إبراهيم، مدير المعهد العلمي بالرياض - أن أعيد طبع هذا الشرح النفيس في مصر، وأن أُعنى بتصحيحه ما استطعت.فما أن شرعت في قراءته، والتحقق منه، حتى وجدت بين يديّ كتابًا يندر أن يؤلف مثله، في دقته وعمقه، وتحقيقه وبيانه، والتزامه مذهب السلف الصالح، من غير حيدة عنه، ولا تأول ولا تمحل.ووجدتني حُمِّلت عبئًا عظيمًا من تحقيقه، إذ لم أجد منه مخطوطة معتمدة، بل لم أجد المخطوط الأصلي الذي طبع عنه الطبعة السالفة.فاجتهدت في تصحيح كلام الشارح ما استطعت، وعدت إلى الأحاديث والآثار والنصوص التي ينقلها - فيما أجد من أصولها عندي.ولعلي- بهذا- أكون قد أدّيت الأمانة في حدود مقدوري واستطاعتي، ولكني لا أزال أرى هذه الطبعة مؤقتة أيضًا، حتى يوفقنا الله إلى أصل محفوظ للشرح صحيح، يكون عمدة في التصحيح. فنعيد طبعه، ونتقنه، ونخرجه إخراجًا
Allah'ın izniyle sâlim olur ve O bunu kolaylaştırır. Ömrün henüz bakiyesi varsa. Baskıdan hemen evvel, muhterem ve asîl zat, saadetli üstad Şeyh Muhammed b. Hüseyin en-Nasîf beni, Seyyid Murtazâ ez-Zebîdî’nin bu şârihi zikrettiğine, onu ismiyle andığına ve İhyâ Şerhi'nde kendisinden büyük bir parça naklettiğine dâir irşad etti. Bunun üzerine İhyâ Şerhi'nde işaret buyurduğu yere, yani 2:146'ya döndüm. Gazzâlî'nin kelâm meselesindeki istidlâlini şâirin şu beytiyle şerh ettikten sonra:
إِنَّ الْكَلَامَ لَفِي الْفُؤَادِ وَإِنَّمَا … جُعِلَ اللِّسَانُ عَلَى الْفُؤَادِ دَلِيلًا
şöyle dediğini buldum (metin aynen):
"Âlimlerimizden, kendilerine takaddüm ve vecâhet bulunan bazı zatlar—ki bu zât Ali b. Ali b. Muhammed el-Gazzî [böyle] el-Hanefî'dir—sözü uzattı. İmam Ebû Ca‘fer et-Tahâvî'nin akidesine dair şerhinde şöyle demiştir (metin aynen): 'KELÂM'IN TEK BİR MÂNÂ OLDUĞUNU SÖYLEYEN VE MEZKÛR AHTAL BEYTİYLE İSTİDLÂL EDENE GELİNCE, BU İSTİDLÂL FÂSİDDİR. EĞER BİR MÜSTEDLİL, SAHÎHAYN'DAKİ BİR HADİSLE İSTİDLÂL ETSEYDİ, DERLERDİ Kİ…'
Böylece şârihin bu şerhteki sözünü—bu baskımızın 148. sayfasının ilk satırından aynı sayfanın on altıncı satırının bir kısmına kadar—nakletti. Ardından Seyyid Murtazâ ez-Zebîdî, ona reddiye ve ta‘kīben şöyle dedi: 'Onu iyice tetkik edince; onun kendi imamının mezheb usûlüne muhâlif bir söz olduğunu gördüm!! Hâlbuki bu söz, hakikatte Ehl-i Sünnet imamlarına bir reddiye gibidir. Sanki muhâliflerin diliyle konuşmuş, cüretkârlık etmiş ve hududu aşmış; öyle ki Ehl-i Sünnet'in sözünü Hristiyanların sözüne benzetmiştir! İşte buna dikkat edilmelidir.'
İşte Zebîdî'nin naklettiği, on dört satırı aşan bu parça—kat‘î bir şekilde—bizzat bu şerhten naklettiğini göstermektedir. Hele ki bu, müstakil ve yüksek bir üslûpla, zâtın kendi nefsinden yazdığı, başkasından nakletmediği ve başkasını taklit etmediği bir sözdür. Aşikâr olduğu üzere bunda hiçbir şüphe yoktur.
سليمًا إن شاء الله ذلك ويسَّره، وكان في العمر بقية.وقبيل الطبع أرشدني الأخ الجليل النبيل صاحب السعادة الشيخ محمد بن حسين نصيف إلى أن السيد مرتضى الزبيدي ذكر هذا الشارح، وسماه باسمه، ونقل عنه قطعة كبيرة في شرح الإحياء. فرجعت إلى الموضع الذي أشار إليه من شرح الإحياء، وهو ٢: ١٤٦، فوجدته بعد أن شرح استدلال الغزالي في مسألة الكلام، بقول الشاعر:إِنَّ الْكَلَامَ لَفِي الْفُؤَادِ وَإِنَّمَا … جُعل اللِّسَانُ على الفؤاد دليلًا- قال ما نصه:"وقد استرسل بعض علمائنا، من الذين لهم تقدم ووجاهة، وهو: علي بن علي بن محمد الغزي [كذا] الحنفي. فقال في شرح عقيدة الإمام أبي جعفر الطحاوي، ما نصه: وَأَمَّا مَنْ قَالَ إِنَّهُ مَعْنًى وَاحِدٌ، وَاسْتَدَلَّ بقول الأخطل المذكور - فَاسْتِدْلَالٌ فَاسِدٌ، وَلَوِ اسْتَدَلَّ مُسْتَدِلٌّ بِحَدِيثٍ فِي الصحيحين لقالوا … ".فنقل قول الشارح في هذا الشرح - ابتداء من السطر الأول من (ص: ١٤٨) إلى بعض السطر السادس عشر من نفس الصفحة من طبعتنا هذه. ثم قال السيد مرتضى الزبيدي ردًّا عليه وتعقيبًا: "ولما تأملته حق التأمل؛ وجدته كلامًا مخالفًا لأصول مذهب إمامه!! وهو في الحقيقة كالرد على أئمة السنة، كأنه تكلم بلسان المخالفين، وجازف وتجاوز عن الحدود، حتى شبه قول أهل السنة بقول النصارى! فليتنبه لذلك".فهذه القطعة التي نقلها الزبيدي، وهي تزيد على ١٤ سطرًا - تدل دلالة قاطعة على أنه ينقل عن هذا الشرح نفسه، خصوصًا وأنها من الكلام الاستقلالي العالي، الذي يكتبه الرجل عن ذات نفسه، لا ينقله عن غيره، ولا يقلد فيه غيره. كما هو بين لا شك فيه.
Lakin müellifin nisbesinde hata ettiğini müşahede etmekteyiz. Zira o, “el-Gazzî” demiştir. Hâlbuki doğrusu, ed-Dürerü’l-Kâmine’deki (3:87) hal tercümesinde de belirtildiği üzere, “Ali b. Ali b. Muhammed b. Ebî’l-‘İzz el-Hanefî”dir. Kendisi “Şam’da, ardından Mısır diyarında, sonra tekrar Şam’da kādılkudât” olarak tavsif edilmiş; hicrî 731 yılında doğduğu ve 792 yılında vefat ettiği zikredilmiştir. Evvelâ ve âhiren bizi muvaffak kıldığı nimetlerden ötürü Allah’a hamdolsun. Kahire, 11 Şevval 1373 Cumartesi. Bunu yazan: Ahmed Muhammed Şâkir — Allah kendisini lütuf ve keremiyle mağfiret buyursun.
ولكنا نلاحظ أنه أخطأ في نسبة المؤلف، فقال: "الغزي"! وصوابه: "علي بن علي بن محمد بن أبي العز الحنفي"، كما في ترجمته في الدرر الكامنة ٣: ٨٧، وقد وصفه بأنه"قاضي القضاة بدمشق ثم بالديار المصرية، ثم بدمشق"وذكر أنه ولد سنة ٧٣١، ومات سنة ٧٩٢.والحمد لله على ما وفقنا إليه أولًا وآخرًا.القاهرة يوم السبت ١١ شوال سنة ١٣٧٣هـ.كتبهأحمد محمد شاكرعفا الله عنه بمنّه.
Akîde sahibi İmam Tahâvî’nin hal tercümesi: Ebû Ca‘fer Ahmed b. Muhammed b. Selâme b. Seleme b. Abdilmelik b. Seleme b. Süleym b. Süleyman b. Cevvâb el-Ezdî et-Tahâvî’dir. Tahâ, Mısır’ın Saîd bölgesinde bir köye nisbet edilir. İmam, muhaddis, fakîh, hâfızdır. Rahmetullâhi aleyh, 239 yılında doğdu. Akıl çağına erişince ilim tahsili için Mısır’a geçti ve İmam Şâfiî’nin ashâbının en fakîhi olan dayısı İsmâil b. Yahyâ el-Müzenî’den ilim almaya başladı. Ufku genişledikçe birçok fıkhî meselede kendini şaşkın bulur, dayısının yanında bu meselelere dair susuzluğunu giderecek bir şey bulamazdı. Bunun üzerine dayısının bu meselelerle karşılaştığında ne yaptığını gözlemlemeye başladı. Bir de ne görsün, dayısı çoğunlukla Ebû Hanîfe ashâbının kitaplarına başvuruyor ve yine çoğu meselede Ebû Hanîfe’nin görüşünü tercih ediyordu. Dayısı bu tercihlerini ‘Muhtasaru’l-Müzenî’ adlı kitabında toplamıştı. Bunun üzerine İmam Tahâvî, Ebû Hanîfe ashâbının kitaplarını incelemek, onların usûl ve fürû‘daki metotlarını öğrenmekten başka çare bulamadı. Nihayet İmam Ebû Hanîfe’nin mezhebine dair bilgisi tamamlanınca ona yöneldi, onu takip etti ve onun tâbîlerinden oldu. Bu durum, onu İmam’ın bazı sözlerine muhalefet etmekten ve diğer imamların görüşlerini tercih etmekten alıkoymadı. Zira o —Allah ona rahmet etsin— Ebû Hanîfe’yi taklit etmezdi; bilakis fıkıh tahsilindeki metodu kendi nazarında en uygun metod olarak görür, bu metot üzere yürür ve onu önder edinirdi. Bu sebeple onu ‘Me‘âni’l-Âsâr’ adlı eserinde, imamının söylemediği görüşleri tercih ederken bulursun. Zikrettiklerimizi destekleyen hususlardan biri de İbn Zûlâk’ın şu söylediğidir: Ebü’l-Hasan Alî b. Ebî Ca‘fer et-Tahâvî’den işittim, babasının şöyle dediğini naklediyor: Ebû Ubeyd Harbûye’yi ve onun fıkhını överek anlatırken şöyle dedi: Benimle meseleler üzerine müzâkere ederdi. Bir gün bir meselede ona cevap verdim, bana dedi ki: ‘Bu, Ebû Hanîfe’nin sözü değil.’ Ben de ona dedim ki: ‘Ey...
ترجمة الإمام الطحاوي صاحب العقيدة:هو أَبُو جَعْفَرٍ أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ سَلَامَةَ بن سلمة بن عبد الملك بن سلمة بن سليم بن سليمان بن جواب الأزدي الطحاوي - نسبة إلى قرية بصعيد مصر- الإمام المحدث الفقيه الحافظ.ولد رحمه الله سنة تسع وثلاثين ومائتين، وعندما بلغ سن الإدراك تحول إلى مصر لطلب العلم، وأخذ يتلقى العلم على خاله إسماعيل بن يحيى المزني أفقه أصحاب الإمام الشافعي. وكان كلما اتسعت دائرة أُفقه يجد نفسه حائرًا أمام كثير من المسائل الفقهية، ولم يكن ليجد عند خاله ما يشفي غليله عنها، فأخذ يترقب ما يصنعه خاله عندما تعترضه تلك المسائل، فإذا هو كثير التعريج على كتب أصحاب أبي حنيفة، وإذا هو يختار ما ذهب إليه أبو حنيفة في كثير منها، وقد أودع هذه الاختيارات في كتابه"مختصر المزني".فلم يسعه بعد ذلك إلا أن ينظر في كتب أصحاب أبي حنيفة ويطلع على منهجهم في التأصيل والتفريع حتى إذا اكتملت معرفته بمذهب الإمام أبي حنيفة تحول إليه واقتدى به وأصبح من أتباعه. ولم يمنعه ذلك من مخالفته لبعض أقوال الإمام وترجيح ما ذهب إليه غيره من الأئمة؛ لأنه- رحمه الله لم يكن مقلدًا لأبي حنيفة، إنما كان يرى أن منهجه في التفقه أمثل المناهج في نظره فكان يسير عليه، ويأتم به، ولذلك تجده في كتابه"معاني الآثار"يرجح ما لم يقل به إمامه. ومما يؤيد ما ذكرناه ما قاله ابن زولاق: سمعت أبا الحسن علي بن أبي جعفر الطحاوي يقول سمعت أبي يقول وذكر فضل أبي عبيد حربويه وفقهه فقال: كان يذاكرني في المسائل، فأجبته يومًا في مسألة فقال لي: ما هذا قول أبي حنيفة، فقلت له: أيها
Kadı: "Ebû Hanîfe'nin söylediği her şeyi ben söyleyeyim mi?" deyince, (Tahâvî): "Seni ancak mukallid zannederdim." dedi. Ben de ona: "Mukallid ancak asabî mi olur?" dedim. Bana: "Yahut ahmak." dedi. (Râvî) dedi ki: Bu söz Mısır'da yayıldı, nihayet darbımesel oldu ve halk onu ezberledi(1). Pek çok şeyhten ders almış, onlardan ilim tahsil etmiş ve istifade etmiştir. Hocalarının sayısı üçyüzü aşmıştır. Mısır'a gelen her âlim kimseye sıkıca bağlanır, çeşitli bölgelerden gelenlerin ilimlerini kendi ilmine katarak toplardı. Bu da onun istifade hususundaki gayretinin ve ilme olan keskin hırsının derecesini gösterir. Birden çok âlim onu övmüş, onu sika, sâbit, fakih, akıllı, hâfız, dindar olarak nitelendirmiş; fıkıh ve hadiste üstün bir mertebeye sahip olduğunu belirtmişlerdir. İbn Yûnus dedi ki: Tahâvî sika, sâbit, fakih ve akıllıydı; onun benzeri gelmedi. Zehebî, 'Târîhu'l-Kebîr'inde şöyle demiştir: Fakih, muhaddis, hâfız, âlâm-ı ulemâdan biriydi; sika, sâbit, fakih ve akıllıydı. İbn Kesîr, 'el-Bidâye ve'n-Nihâye'de: O, sikat-ı sâbitândan ve huffâz-ı cihâbizedendir, dedi. Rahmetullahi aleyh, eserleri ise tahkik, derleme, faydaların çokluğu ve güzel sunum açısından son derecededir. Teliflerindendir: 'el-Akîdetü't-Tahâviyye'. İşte bu eseri, şerhiyle birlikte şık baskısıyla okuyuculara sunuyoruz. Küçük hacmine rağmen faydası bol, selefî metodlu bir eserdir; iki kapağı arasında Müslümanın akidesinde ihtiyaç duyduğu her şeyi toplar. Bunlardan biri de 'Meâni'l-Âsâr' kitabıdır. Bu kitapta fıkhî araştırmaları delilleriyle birlikte sunar; incelemesi esnasında ihtilaflı meseleleri zikreder, delillerini sıralar ve tartışır, sonra doğru olduğu ortaya çıkanı tercih eder. Bu kitap(1). (1) Bu haberi İbn Hacer'in 'Lisânü'l-Mîzân'ında müellifin biyografisinde görünüz.
القاضي: أوكل ما قاله أبو حنيفة أقول به؟ فقال: ما ظننتك إلا مقلدًا. فقلت له: وهل يقلد إلا عصبي. فقال لي: أو غبي. قال: فطارت هذه بمصر حتى صارت مثلًا وحفظها الناس (١).وقد تخرج على كثير من الشيوخ، وأخذ عنهم، وأفاد منهم، وقد أربى عددهم على ثلاثمائة شيخ، وكان شديد الملازمة لكل قادم إلى مصر من أهل العلم من شتى الأقطار، حتى جمع إلى علمه ما عندهم من العلوم، وهذا يدلك على مبلغ عنايته في الاستفادة، وحرصه الأكيد على العلم. وقد أثنى عليه غير واحد من أهل العلم، ووصفوه بأنه ثقة ثبت فقيه عاقل حافظ دين، له اليد الطولى في الفقه والحديث.قال ابن يونس: كان الطحاوي ثقة ثبتًا فقيهًا عاقلًا لم يخلف مثله.وقال الذهبي في"تاريخه الكبير": الفقيه المحدث الحافظ أحد الأعلام، وكان ثقة ثبتًا فقيهًا عاقلًا.وقال ابن كثير في"البداية والنهاية": هو أحد الثقات الأثبات والحفاظ الجهابذة.وأما تصانيفه رحمه الله فهي غاية في التحقيق والجمع وكثرة الفوائد وحسن العرض.فمن مصنفاته: "العقيدة الطحاوية"وهي التي نقدمها مع شرحها في طبعتها الأنيقة للقراء، وهي على صغر حجمها غزيرة النفع سلفية المنهج، تجمع بين دفتيها كل ما يحتاج إليه المسلم في عقيدته. ومنها كتاب"معاني الآثار"وهو كتاب يعرض فيه الأبحاث الفقهية مقرونة بدليلها، ويذكر في غضون بحثه المسائل الخلافية، ويسرد أدلتها ويناقشها، ثم يرجح ما استبان له الصواب منها، وهذا الكتاب(١) انظر هذا الخبر في «لسان الميزان» لابن حجر في ترجمة المصنف.
İlim talebesini fıkıhta derinleşmeye alıştırır, onu ihtilaf vecihlerine muttali kılar. İstinbat melekesini geliştirir ve ona müstakil bir şahsiyet kazandırır. Bu eserlerden biri, teâruzu gidermek ve hadislerden ahkâm çıkarmak maksadıyla telif edilmiş olan “Müşkilü’l-Âsâr”dır (1). Ayrıca “Ahkâmü’l-Kur’ân”, “el-Muhtasar”, “Şerhu’l-Câmi‘i’l-Kebîr”, “Şerhu’l-Câmi‘i’s-Sağîr”, “eş-Şurût”, “en-Nevâdirü’l-Fıkhiyye”, “er-Reddu ‘alâ Ebî ‘Ubeyd”, “er-Reddu ‘alâ ‘Îsâ b. Ebân” ve bunlar dışında daha nice muhterem ve muteber telifat vardır. Müellif (r.h.) 321 hicrî senesi Zilkade ayının girişinde Perşembe gecesi Mısır’da vefat etmiş ve Kârâfe’ye defnedilmiştir.
(1) Bu eser yedi kalın ciltten müteşekkil olup İstanbul’da Feyzullah Şeyhülislam Kütüphanesi’nde mahfuzdur. Matbu olan kısmı Haydarabad’da dört cilt halinde basılmış olup belki kitabın yarısı dahi değildir. Kadri yüce, nefi‘i azîm bir kitaptır; ilk bakışta tearuzlu görünen hadisleri sıralar, sonra bu tearuzu kendine has fevkalâde bir yöntemle def‘eder ki bu yöntem insaflı mümini rahatlatır.
يدرب طالب العلم على التفقه، ويطلعه على وجوه الخلاف. ويربي فيه ملكة الاستنباط، ويكون له شخصية مستقلة.ومنها كتاب"مشكل الآثار" (١) في نفي التضاد واستخراج الأحكام منها، ومنها"أحكام القرآن"و"المختصر"و"شرح الجامع الكبير"و"شرح الجامع الصغير"وكتاب"الشروط"و"النوادر الفقهية"و"الرد على أبي عبيد"و"الرد على عيسى بن أبان"وغير ذلك من التصانيف الجليلة المعتبرة.تُوفي رحمه الله سنة إحدى وعشرين وثلاثمائة ليلة الخميس مستهل ذي القعدة بمصر، ودفن بالقرافة.(١) يقع هذا الكتاب في سبع مجلدات ضخام، وهو من محفوظات مكتبة فيض الله شيخ الإسلام في إستنبول، والقسم المطبوع منه في حيدر آباد في أربعة أجزاء ربما لا يكون نصف الكتاب. وهو كتاب جليل القدر عظيم النفع يسوق الأحاديث التي تبدو لأول وهلة أنها متعارضة، ثم يأخذ في دفع ذلك التعارض بطريقته الفذة التي يرتاح إليها المؤمن المنصف.
Bismillâhirrahmânirrahîm. Birinci Tab‘ın Takdimi – Mekke-i Mükerreme'deki es-Selefiyye Matbaası'nda:
Hamd, gizli ve saklı olanları bilen, kalplerde gizlenenlere ve niyetlere muttali olan Allah'a mahsustur.
Emmâ ba‘d:
Bu engin ve muhterem şerhin müellifi ile bu emsalsiz eseri derleyen zât, —çoğu şârih ve müellifin âdeti olduğu üzere— ya tevazu gösterip kendi nefsine hakkını vermemek (kendini küçük görmek) yahut başka güzel maksatlar sebebiyle, mezkûr kitabına bir isim koymamış ve kendi ismini de zikretmemiştir. (Allah ona rahmet eylesin.)
Elimizdeki yazma nüshanın başlığında mezkûr şerh, tefsir sahibi İbn Kesîr'in talebelerinden birine nispet edilmiş; fakat belli bir isim zikredilmeksizin, sadece şârihin bizzat kendisinin şerhinin iki veya üç yerinde “Şeyhimiz İmâdüddin İbn Kesîr buyurdu ki” demesine dayanılmıştır.
Bu sebeple şârihin hakikatini tespit etme gayreti, ilme hizmet ve vazifesini eda etme âzimesiyle, elimizdeki terâcim ve sanat kitaplarına müracaat ettik; fakat onu belirli bir şahsa kesin olarak nispet etmemizi mümkün kılacak bir bilgi bulamadık.
Burada, Keşfü'z-Zunûn sahibinin saydığı bu akîdenin şârihlerinin isimlerini kaydediyoruz. Bunlar, muhtelif zamanlarda yaşamış yedi Hanefî âlimidir:
- Bunlardan biri, 770 hicrî yılında vefat eden Mahmûd b. Ahmed el-Hanefî el-Konevî'dir. Şerhinin başında şöyle demiştir: “Hamd, kemâl-i samediyyetiyle tek olan Allah'adır.”
- Diğeri de Mevlâ Ebû Abdullah Mahmûd b. Muhammed b. Ebî İshâk el-Fakîh el-Hanefî'dir. Şerhinin başında şöyle demiştir: “Bize bunu nasip eden Allah'a hamd olsun.”
بسم الله الرحمن الرحيم مقدمة النشر في الطبعة الأولى- بالمطبعة السلفية، بمكة المكرمة:الحمد لله عالم السر والخفيات، المطلع على الضمائر والنيات.(أما بعد) فحيث إن مؤلف هذا الشرح الحافل الجليل، وجامع هذا السفر العديم المثيل، لم يجعل لكتابه المذكور اسمًا، ولم يذكر اسم نفسه، كما هو عادة غالب الشراح والمؤلفين، إما تواضعًا منه رحمه الله وهضمًا لحقوق نفسه، وإما لغير ذلك من المقاصد الحسنة. وقد نسب الشرح المذكور في عنوان النسخة الخطية التي بأيدينا إلى أحد تلامذة ابن كثير صاحب التفسير، بلا تعيين، اعتمادًا على ما صرح به الشارح نفسه في موضعين أو ثلاثة من شرحه حيث يقول: قال شيخنا العماد ابن كثير.فحرصًا على الوقوف على حقيقة الشارح، وخدمة للعلم، وقيامًا بواجبه، راجعنا ما في أيدينا من كتب التراجم والفنون، فلم نجد ما يمكننا معه الجزم بنسبته لشخص بعينه. وإنا نثبت هنا أسماء شارحي هذه العقيدة الذين عدهم صاحب"كشف الظنون"وهم سبعة من علماء الأحناف في مختلف الأزمان.منهم: محمود بن أحمد الحنفي القونوي المتوفى سنة ٧٧٠هـ، صدر شرحه بقوله: حمدًا لله المتوحد بكمال صمديته.ومنهم: المولى أبو عبد الله محمود بن محمد بن أبي إسحاق الفقيه الحنفي، صدر شرحه بقوله: الحمد لله الذي هدانا لهذا.
Bu iki hutbe, şârihin hutbesinden farklıdır. Bunlardan biri de 736/1335-36 yılında vefat eden Şucâeddin Hibetullah et-Türkistânî'dir. Yine bunlardan biri 952/1545 yılında vefat eden Necmeddin Bekberîs et-Türkî'dir. Bir diğeri ise Kādî Sirâceddin Ömer b. İshak el-Hindî el-Hanefî'dir (vef. 773/1371). O, eserin aslını bir mukaddime, mühim meseleler ve bir tetimme üzere tertip etmiş; mukaddimesinde on tenbîh yer almaktadır. Bunlardan biri de 1025/1616 yılında vefat eden Mevlâ Kâfî el-Hasan el-Büsnevî el-Aksarâyî'dir. Gördüğün gibi bunların hiçbiri hakkında bu şerhin sahibi olduğu zannı gâlip gelmez; zira onlarla Şeyh İbn Kesîr arasında zaman ve memleket bakımından farklılık olduğu gibi, şerhlerindeki üslupları da bu şerhin sahibinin üslubundan farklıdır. Bunlardan biri de 746/1345 yılında vefat eden Sadreddin Ali b. Muhammed b. Ebî'l-İz el-Ezraî ed-Dımeşkî el-Hanefî'dir(1). İşte şârihin bu zat olduğu zannı ağır basmaktadır; çünkü o, Şeyh İbn Kesîr ile vakit ve belde bakımından uyumludur. Allah en iyi bilendir.
Üzerinde baskı yapılan "el-Akîdetü't-Tahâviyye Şerhi"nin yazma nüshası, düzeltilmemiş ve karşılaştırma yapılabilecek sahih bir aslı bulunmadığı için hatâ ve tahrif bakımından zengindi. Bu sebeple faziletli üstad Şeyh Abdullah b. Hasan b. Hüseyin Âl eş-Şeyh onun tashihine ihtimam gösterdi: Necidli ve Hicazlı hocalardan ve ilim talebelerinden sayıları ondan aşağı olmayan bir heyet teşkil etti. Bu metin, mezkûr kişiler huzurunda kendisine okundu ve elden geldiğince ve ictihad derecesinde tashih edildi; böylece fayda tamamlansın ve Müslümanlar bundan umumî olarak istifade etsin.
(1) Doğrusu, mukaddimemizde de belirttiğimiz üzere, 731/1330 yılında doğmuş ve 792/1390 yılında vefat etmiştir. Hocası Hâfız İbn Kesîr ise 774/1372 yılında vefat etmiştir.
وهاتان الخطبتان مغايرتان لخطبة الشارح.ومنهم: شجاع الدين هبة الله التركستاني المتوفى سنة ٧٣٦هـ.ومنهم: نجم الدين بكبرس التركي المتوفى سنة ٩٥٢هـ.والقاضي: سراج الدين عمر بن إسحاق الهندي الحنفي المتوفى سنة ٧٧٣هـ. ورتب الأصل على مقدمة، ومهمات، وتتمة وفي مقدمته عشر تنبيهات.ومنهم: المولى كافي الحسن البسنوي الاقحصاري المتوفى سنة ١٠٢٥هـ.وكل هؤلاء كما ترى لا يغلب الظن على أحد منهم بأنه صاحب هذا الشرح لتباين ما بينهم وبين الشيخ ابن كثير في الزمن والوطن. ولمغايرة صنيعهم في شروحهم لصنيع صاحب الشرح.ومنهم: صدر الدين علي بن محمد بن أبي العز الأذرعي الدمشقي الحنفي المتوفى سنة ٧٤٦هـ، (١)، وهو الذي يترجح الظن أنه الشارح، لاتفاقه مع الشيخ ابن كثير في الوقت والبلد، والله أعلم.ولما كانت النسخة الخطية لشرح"العقيدة الطحاوية"التي جرى عليها الطبع كثيرة الغلط والتحريف، حيث إنها لم تصحح، ولم يوجد لها أصل صحيح للمقابلة عليه. فقد اعتنى صاحب الفضيلة الأستاذ الشيخ"عبد الله بن حسن بن حسين آل الشيخ"بتصحيحها: فشكل لجنة من المشايخ وطلبة العلم النجديين والحجازيين، لا يقل عددهم عن العشرة، فقُرئت على فضيلته بمسمع من المذكورين وصححت بقدر الطاقة والاجتهاد، لتتم الفائدة، ويعم النفع بها للمسلمين.(١) الصواب أنه ولد سنة ٧٣١ ومات سنة ٧٩٢، كما قلنا في مقدمتنا، وشيخه الحافظ ابن كثير مات سنة ٧٧٤.
**Mukaddime**
**Şârihin Önsözü:**
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Yardım ancak O'ndandır.
Hamd Allah'a mahsustur; O'ndan yardım dileriz, O'ndan mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah kimi hidayete erdirirse onu saptıracak hiçbir kimse yoktur; kimi de saptırırsa onu hidayete erdirecek hiçbir kimse yoktur. Şehadet ederiz ki Allah'tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur. Ve yine şehadet ederiz ki efendimiz Muhammed (s.a.v.) O'nun kulu ve resulüdür. Allah Teâlâ ona, âline ve ashâbına pek çok salâtü selâm eylesin.
(Emme ba'd) Şu muhakkak ki usûlü'd-dîn ilmi, ilimlerin en şereflisidir; zira ilmin şerefi, bilinen şeyin şerefiyle olur. Bu ilim, fürû fıkhına nispetle fıkh-ı ekberdir [en büyük fıkıh]. İşte bu sebeple İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe (Rahmetullahi aleyh), usûlü'd-dîn konusunda söyleyip birkaç varakta topladığı sözlerine "el-Fıkhü'l-Ekber" adını vermiştir.
Kulların bu ilme olan ihtiyacı her türlü ihtiyacın üstündedir; bu ilme olan zaruretleri ise her türlü zaruretin fevkindedir. Çünkü kalpler için hayat, nimet ve huzur ancak Rablerini, ma'bûdlarını ve Fâtır'larını [yaratıcılarını] O'nun isimleri, sıfatları ve fiilleriyle tanımalarına bağlıdır. Bununla birlikte O'nu, her şeyden daha çok sevmeleri ve bütün çalışmalarını, diğer bütün yaratılmışlar değil, yalnızca O'na yaklaştıracak şeylere hasretmeleri gerekir.
Akılların, bu bilgiyi tafsîlî olarak tek başına elde etmesi ve kavraması imkânsızdır. İşte Azîz ve Rahîm olan Allah'ın rahmeti, peygamberleri bu bilgiyi bildirici, O'na davet edici; davete icabet edenleri müjdeleyici, muhalefet edenleri ise uyarıcı olarak göndermeyi gerektirmiştir. Allah Teâlâ, onların davetlerinin anahtarı ve risâletlerinin özünü, ma'bûd olan Zât'ı (Sübhânehû) isimleri, sıfatları ve fiilleriyle tanımak kılmıştır. Çünkü risâletin başından sonuna kadar bütün talepleri işte bu marifet üzerine bina edilir.
Ardından iki büyük asıl gelir:
Birincisi: O'na ulaştıran yolu tanımaktır ki bu yol, O'nun emir ve nehiylerini ihtiva eden şeriatıdır.
(1) Şârih: "Ma'bûdu ulûhiyeti ve isimleriyle tanımak..." deseydi daha iyi olurdu.
مقدمة الشارحبِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وبه أستعينالْحَمْدُ لِلَّهِ نَسْتَعِينُهُ وَنَسْتَغْفِرُهُ، وَنَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ شُرُورِ أَنْفُسِنَا وَمِنْ سَيِّئَاتِ أَعْمَالِنَا. مَنْ يَهْدِهِ اللَّهُ فَلَا مُضِلَّ لَهُ، وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَا هَادِيَ لَهُ، وَنشْهَدُ أَنْ لا إله إلا الله وحده لا شريك له ونشهد أَنَّ سَيِّدَنَا مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلَّمَ تَسْلِيمًا كَثِيرًا.(أَمَّا بَعْدُ) فَإِنَّهُ لَمَّا كَانَ عِلْمُ أُصُولِ الدِّينِ أَشْرَفَ الْعُلُومِ، إِذْ شَرَفُ الْعِلْمِ بِشَرَفِ الْمَعْلُومِ. وَهُوَ الْفِقْهُ الْأَكْبَرُ بِالنِّسْبَةِ إِلَى فِقْهِ الْفُرُوعِ، وَلِهَذَا سَمَّى الْإِمَامُ أَبُو حَنِيفَةَ - رَحْمَةُ الله تعالى - مَا قَالَهُ وَجَمَعَهُ فِي أَوْرَاقٍ مِنْ أُصُولِ الدِّينِ"الْفِقْهَ الْأَكْبَرَ"وَحَاجَةُ الْعِبَادِ إِلَيْهِ فَوْقَ كُلِّ حَاجَةٍ، وَضَرُورَتُهُمْ إِلَيْهِ فَوْقَ كُلِّ ضَرُورَةٍ؛ لِأَنَّهُ لَا حَيَاةَ لِلْقُلُوبِ، وَلَا نَعِيمَ وَلَا طُمَأْنِينَةَ، إِلَّا بِأَنْ تَعْرِفَ رَبَّهَا وَمَعْبُودَهَا وَفَاطِرَهَا، بِأَسْمَائِهِ وَصِفَاتِهِ وَأَفْعَالِهِ، وَيَكُون مَعَ ذَلِكَ كُلِّهِ أَحَبَّ إِلَيْهَا مِمَّا سِوَاهُ، وَيَكُون سَعْيُهَا فِيمَا يُقَرِّبُهَا إِلَيْهِ دُونَ غَيْرِهِ مِنْ سَائِرِ خَلْقِهِ.وَمِنَ الْمُحَالِ أَنْ تَسْتَقِلَّ الْعُقُولُ بِمَعْرِفَةِ ذَلِكَ وَإِدْرَاكِهِ عَلَى التَّفْصِيلِ، فَاقْتَضَتْ رَحْمَةُ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ أَنْ بَعَثَ الرُّسُلَ بِهِ مُعَرِّفِينَ، وَإِلَيْهِ دَاعِينَ، وَلِمَنْ أَجَابَهُمْ مُبَشِّرِينَ، وَلِمَنْ خَالَفَهُمْ مُنْذِرِينَ، وَجَعَلَ مِفْتَاحَ دَعْوَتِهِمْ، وَزُبْدَةَ رِسَالَتِهِمْ، مَعْرِفَةَ الْمَعْبُودِ سُبْحَانَهُ (١) بِأَسْمَائِهِ وَصِفَاتِهِ وَأَفْعَالِهِ، إِذْ عَلَى هَذِهِ الْمَعْرِفَةِ تُبْنَى مَطَالِبُ الرِّسَالَةِ كُلِّهَا مِنْ أَوَّلِهَا إِلَى آخِرِهَا.ثُمَّ يَتْبَعُ ذَلِكَ أَصْلَانِ عَظِيمَانِ:أَحَدُهُمَا: تَعْرِيفُ الطَّرِيقِ الْمُوَصِّلِ إِلَيْهِ، وَهِيَ شَرِيعَتُهُ الْمُتَضَمِّنَةُ لِأَمْرِهِ وَنَهْيِهِ.(١) لو قال: «معرفة المعبود بإلهيته وأسمائه» إلخ، لكان أحسن.
İkincisi: Sâliklerin, kendisine vâsıl olduktan sonra sahip olacakları kalıcı nimeti tanımlamaktır. Allah (azze ve celle)'yi en iyi tanıyan insanlar, O'na ulaştıran yola en çok tâbi olanlardır. Ve onlar, sâliklerin huzuruna vardıkları andaki hallerini en iyi bilenlerdir. İşte bu sebeple Allah, Resûlüne indirdiğine 'ruh' adını vermiştir; çünkü hakiki hayat ona bağlıdır. Yine ona 'nur' adını vermiştir; çünkü hidâyet ona bağlıdır. Nitekim Allah teâlâ şöyle buyurmuştur: "Dilediği kullarına emrinden ruh ilka eder." [1] Yine şöyle buyurmuştur: "İşte böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle hidâyete erdirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen dosdoğru bir yola hidâyet ediyorsun; göklerde ve yerde ne varsa hepsinin sahibi olan Allah'ın yoluna. Dikkat edin, bütün işler sonunda Allah'a varır." [2] Ruh ancak Resûl'ün getirdiğindedir; nur da ancak onunla aydınlanmaktadır. O, şifadır. Nitekim Allah teâlâ şöyle buyurmuştur: "De ki: O, iman edenler için bir hidâyet ve şifadır." [3] O, mutlak bir hidâyet ve şifa olmakla birlikte, bundan faydalananlar ancak müminler olduğu için [4], zikirde onlar tahsis edilmiştir. Allah teâlâ Resûlünü hidâyet ve hak din ile göndermiştir. Artık onun getirdiğinden başka hidâyet yoktur. Şüphe yok ki herkesin Resûl'ün getirdiklerine genel ve icmâlî bir iman ile iman etmesi vâciptir. Yine şüphe yok ki Resûl'ün getirdiklerini tafsîlî olarak bilmek farz-ı kifâyedir. Zira bu, Allah'ın Resûlünü gönderdiği şeyi tebliğ etmenin, Kur'an'ı tedebbür etmenin, onu akledip anlamanın, kitap ve hikmet ilminin, zikrin muhafazasının, hayra davetin, emr-i bi'l-mâruf ve nehy-i ani'l-münkerin, Rabbin yoluna hikmet ve güzel öğütle davet etmenin ve en güzel şekilde mücadele etmenin kapsamına girer. Allah'ın müminlere farz kıldığı bunun gibi diğer vazifeler de bu kapsamdadır. İşte bütün bunlar, onlardan bir kısmının yerine getirmesiyle diğerlerinin sorumluluktan kurtulduğu farz-ı kifâye türünden vâcip olanlardır.
[1] Mü'min Suresi, 15. âyet.
[2] Şûrâ Suresi, 52-53. âyetler.
[3] Fussılet Suresi, 44. âyet.
[4] Matbu nüshada 'mü'minûn' (müminler) şeklindedir.
وَالثَّانِي: تَعْرِيفُ السَّالِكِينَ مَا لَهُمْ بَعْدَ الْوُصُولِ إِلَيْهِ مِنَ النَّعِيمِ الْمُقِيمِ.فَأَعْرَفُ النَّاسِ بِاللَّهِ عز وجل أَتْبَعُهُمْ لِلطَّرِيقِ الْمُوَصِّلِ إِلَيْهِ، وَأَعْرَفُهُمْ بِحَالِ السَّالِكِينَ عِنْدَ الْقُدُومِ عَلَيْهِ. وَلِهَذَا سَمَّى اللَّهُ مَا أَنْزَلَهُ عَلَى رَسُولِهِ رُوحًا، لِتَوَقُّفِ الْحَيَاةِ الْحَقِيقِيَّةِ عَلَيْهِ، وَنُورًا لِتَوَقُّفِ الْهِدَايَةِ عَلَيْهِ. فَقَالَ الله تَعَالَى: {يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ} (١)، وَقَالَ تَعَالَى: {وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ رُوحًا مِنْ أَمْرِنَا مَا كُنْتَ تَدْرِي مَا الْكِتَابُ وَلَا الْإِيمَانُ وَلَكِنْ جَعَلْنَاهُ نُورًا نَهْدِي بِهِ مَنْ نَشَاءُ مِنْ عِبَادِنَا وَإِنَّكَ لَتَهْدِي إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ} {صِرَاطِ اللَّهِ الَّذِي لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ أَلَا إِلَى اللَّهِ تَصِيرُ الْأُمُورُ} (٢)، وَلَا رُوحَ إِلَّا فِيمَا جَاءَ بِهِ الرَّسُولُ، وَلَا نُورَ إِلَّا فِي الِاسْتِضَاءَةِ بِهِ، وَهُوَ الشِّفَاءُ، كَمَا قَالَ تَعَالَى: {قُلْ هُوَ لِلَّذِينَ آمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ} (٣)، فَهُوَ وَإِنْ كَانَ هُدًى، وَشِفَاءً مُطْلَقًا، لَكِنْ لَمَّا كَانَ الْمُنْتَفِعُ بِذَلِكَ هُمُ الْمُؤْمِنِينَ (٤)، خُصُّوا بِالذِّكْرِ.وَاللَّهُ تَعَالَى أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ، فَلَا هُدَى إِلَّا فِيمَا جَاءَ بِهِ.وَلَا رَيْبَ أَنَّهُ يَجِبُ عَلَى كُلِّ أَحَدٍ أَنْ يُؤْمِنَ بِمَا جَاءَ بِهِ الرَّسُولُ إِيمَانًا عَامًّا مُجْمَلًا، وَلَا رَيْبَ أَنَّ مَعْرِفَةَ مَا جَاءَ بِهِ الرَّسُولُ عَلَى التَّفْصِيلِ فَرْضٌ عَلَى الْكِفَايَةِ، فَإِنَّ ذَلِكَ دَاخِلٌ فِي تَبْلِيغِ مَا بَعَثَ اللَّهُ بِهِ رَسُولَهُ، وَدَاخِلٌ فِي تَدَبُّرِ الْقُرْآنِ وَعَقْلِهِ وَفَهْمِهِ، وَعِلْمِ الْكِتَابِ وَالْحِكْمَةِ، وَحِفْظِ الذِّكْرِ، وَالدُّعَاءِ إِلَى الْخَيْرِ، وَالْأَمْرِ بِالْمَعْرُوفِ، وَالنَّهْيِ عَنِ الْمُنْكَرِ، وإِلَى سَبِيلِ الرَّبِّ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ، وَالْمُجَادَلَةِ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ، وَنَحْو ذَلِكَ مِمَّا أَوْجَبَهُ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ، فَهُوَ وَاجِبٌ عَلَى الْكِفَايَةِ مِنْهُمْ.(١) سورة غَافِر: الآية: ١٥.(٢) سورة الشُّورَى الآيتان: ٥٢ - ٥٣.(٣) سورة فُصِّلَت الآية: ٤٤.(٤) في المطبوعة «المؤمنون»