Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah’a çokça, temiz ve bereketli hamd olsun. Allah, kulu ve elçisi Muhammed’e salât ve selâm eylesin; onu kıyametten önce müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdi. O da risâleti tebliğ etti, emaneti edâ etti, ümmete nasîhatta bulundu ve kendisine yakîn gelinceye kadar Allah yolunda hakkıyla cihad etti. Âline, ashâbına ve kıyamet gününe kadar onlara ihsanla tâbi olanlara da (salât ve selâm olsun). Emmâ ba‘d: Şüphesiz kul için İslâm’dan sonra en büyük nimet, sünnet ve cemaate sarılmak, bid‘atlerden ve hevâlardan uzak kalmaktır. Bu ümmette de —daha öncekilerde olduğu gibi— Nebî (s.a.v.)’in haber verdiği ayrılık ve dinde bid‘at çıkarma hâdisesi vuku bulmuştur. İşte bu fırkalar sırat-ı müstakîmden sapmış, sahâbe, tâbiîn ve hidâyet imamları olan mü’minlerin yolunda istikamet üzere olmamışlardır. Bilâkis hevâlarına uymuş, kısır akıllarını öne almış ve onları usûl-i din meselelerinde şeriat üzerine hâkim kılmışlardır. Bu sapmada ise derece derece farklılık göstermektedirler: Kimisi aşırı giden, kimisi bundan daha hafif olan, kimisi bid‘atinde inatçı ve mutaassıp, kimisi de içtihadında hata edendir. Sünnet imamları da, “Söylediğiniz zaman âdil olun” (el-En‘âm 152) âyeti gereğince hükümlerinde adaleti gözeterek, mübtedilere reddiye yapmaya ve şüphelerini ortaya koymaya giriştiler. Bu konuda ve Ehl-i Sünnet mezhebini beyan etmek üzere uzun ve kısa pek çok kitap yazdılar. İşte bu büyük âlimlerden biri de İmam Ebû Ca‘fer et-Tahâvî (rahimehullah) idi. O, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat akidesi üzerine, hacmi küçük fakat mânâca zengin bir risâle kaleme almıştır. Bu risâlede Ehl-i Sünnet mezhebinin usûlüne dair birçok esası, herhangi bir tafsilât ve delillendirmeye girmeden zikretmiştir. İşte bu risâleyi şerh etmeye birçok âlim girişmiştir. Bunlardan biri de, şârih: el-‘Allâme Ebü’l-Hasan Alî b. Alî b. Muhammed —meşhur adıyla İbn Ebî’l-‘İzz el-Hanefî— olup vefatı sene...
بسم الله الرحمن الرحيمالحمد لله حمدا كثيرا طيبا مباركا فيه، وصلى الله وسلم على محمد عبدِ الله ورسولِه، أرسله بين يدي الساعة بشيرا ونذيرا، فبلغ الرسالة، وأدى الأمانة، ونصح الأمة، وجاهد في الله حق جهاده حتى أتاه اليقين، وعلى آله وصحبه والتابعين لهم بإحسان إلى يوم الدين. … أما بعد:فإن أعظمَ نعمة على العبد بعد الإسلامِ، لزومُ السنة والجماعة، والسلامة من البدع والأهواء؛ فقد وقع في هذه الأمة ما أخبر به النبي صلى الله عليه وسلم من التفرق، والابتداع في الدين، ـ كما وقع في من قبلها ـ فانحرفت هذه الفرق عن الصراط المستقيم، ولم يستقيموا على سبيل المؤمنين من الصحابة والتابعين وأئمة الهدى؛ بل اتبعوا أهواءهم، وقدموا عقولهم القاصرة، وجعلوها حكما على الشريعة في مسائل أصول الدين، وهم في هذا الانحراف متفاوتون؛ فمنهم الغالي، ومنهم دون ذلك، ومنهم المعاند المتعصب لبدعته، ومنهم المجتهد المخطئ، فتصدى أئمة السنة للرد على المبتدعين، وكشف شبهاتهم، مع العدل في أحكامهم عملا بقوله تعالى: {وَإِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُواْ} [الأنعام: ١٥٢] فكتبوا في ذلك، وفي بيان مذهب أهل السنة كتبا كثيرة، مطولة وقصيرة، وكان من هؤلاء الأعلامِ الإمامُ أبو جعفر الطحاوي رحمه الله، فقد كتب رسالة في عقيدة أهل السنة والجماعة، صغيرة الحجم كثيرة المعاني، ذكر فيها جملا من أصول مذهب أهل السنة من غير تفصيل ولا تدليل.وقد تصدى لشرحها جمع من العلماء منهم: العلامة أبو الحسن علي بن علي بن محمد المشهور بابن أبي العز الحنفي المتوفى سنة
792 h. (rahmetullahi aleyh)(1). Şerhinin çoğunda Şeyhülislâm İbn Teymiyye ve allâme İbn Kayyim el-Cevziyye'nin (rahmetullahi aleyhime) kitaplarına dayanmıştır. Böylece şerh, kıymetli tespitler, sağlam araştırmalar ve ehl-i bid'ate karşı şifâlı cevaplarla dolu büyük bir şerh olarak ortaya çıkmıştır.
Bu asırda talebelere bu şerhi yapanlardan biri de fazîletli Şeyh Abdurrahmân b. Nâsır el-Berrâk (hafizahullah) olmuştur. O, bu şerhi çeşitli ilmî meclislerde yapmış; bunlardan biri de Riyad şehrinde İmam Alî b. el-Medînî (rahmetullahi aleyh) Câmii'nde, 1422'den 1425 hicrî yılına kadar dört yıl boyunca yaz dönemi yoğun ilmî kurslar kapsamında yaptığı şerhtir.
Bu şerhin üzerinde çalışma ve neşre hazırlama fikrini şeyhe (hafizahullah) arz ettim; faydalı olacağı ümidiyle talebimi kabul etti, Allah mükâfatını artırsın. Bu iş için Allah'tan yardım diledim ve çalışma şu şekilde yürütüldü:
1- Şerhin kasetlerdeki kayıtları yazıya geçirildi, sorular dâhil edilmedi.
2- Yazılanları düzelttim, düzenledim ve tertip edip baskıya uygun hâle getirdim.
3- Hadis, eser ve nakillerin metinlerini kaynaklarında geçtiği şekliyle tespit ettim.
4- Âyetleri Kitabullah'taki yerlerine atıfta bulundum; hadis ve eserleri tahric ettim. Tahric usulü şu şekildedir:
(a) Hadis Sahîhayn'de veya birinde ise, sadece onlara atıfla yetindim.
(b) Hadis Sahîhayn dışında ise, en meşhur ve önemli kaynaklardan —kapsamlı olmamakla birlikte— tahric ettim; ulemânın onun hakkında söylediği sahih veya zayıf hükmünden kolayca bulabildiklerimi kısaca naklettim. Zira burası ayrıntılı inceleme yeri değildir. Ayrıca bkz.(1) Biyografisi için: İnbâü'l-Gamer 3/50, Vecîzü'l-Kelâm 1/295, Şezerâtü'z-Zeheb 8/557.
٧٩٢ هـ رحمه الله(١)، وقد اعتمد في أكثر شرحه على كتب شيخ الإسلام ابن تيمية والعلامة ابن القيم ـ رحمهما الله ـ، فجاء شرحا عظيما، حافلا بالتقريرات النفيسة، والبحوث المتينة، والردود الشافية على أهل البدع.وكان ممن تولى شرحها للطلاب في هذا العصر: فضيلة الشيخ عبد الرحمن بن ناصر البراك ـ حفظه الله ـ فشرحها في مجالس علمية متعددة، ومن ذلك شرحه لها في جامع الإمام علي بن المديني رحمه الله في مدينة الرياض ضمن الدورات العلمية المكثفة في الصيف في أربعة أعوام من عام ١٤٢٢ إلى عام ١٤٢٥ هـ.فعرضتُ على الشيخ ـ حفظه الله ـ فكرة العناية بهذا الشرح، وتهيئته للطباعة؛ لما يرجى من نفع ذلك، فوافق على طلبي، أجزل الله مثوبته. فاستعنت بالله على ذلك، وسار العمل في الإخراج على ما يلي:١ - كتابة ما في الأشرطة من الشرح، ولم أدخل الأسئلة.٢ - صححت المكتوب وهيئته ونسقته ليناسب الطباعة.٣ - أثبت نصوص الأحاديث والآثار والنقول على ما جاءت في مصادرها.٤ - عزوت الآيات إلى مواضعها من كتاب الله، وخرجت الأحاديث، والآثار،والطريقة في التخريج ما يلي:(أ) إذا كان الحديث في الصحيحين، أو أحدهما اقتصرت في العزو عليه.(ب) إذا كان الحديث في غير الصحيحين خرجته من أشهر وأهم المصادر من غير استيعاب، ونقلت ما تيسر من كلام أهل العلم عليه تصحيحا، أو تضعيفا باختصار، إذ ليس هذا موضع استقصاء، وقد أحيل(١) انظر ترجمته في: إنباء الغمر ٣/ ٥٠، ووجيز الكلام ١/ ٢٩٥، وشذرات الذهب ٨/ ٥٥٧.
Tahric konusunda uzmanlaşmış kitaplar, bu hususta genişletme ve ilave yapma ihtiyacı duyulan yerler içindir. 5 - Nakilleri tahkik ettim, şerhin birçok yerinde ise –özellikle Şeyhülislâm İbn Teymiyye olmak üzere– imamların eserlerine atıf yaptım; belgeleme ve genişletme isteyenler için fayda sağlamak amacıyla. 6 - Akîdetü't-Tahâviyye metninde, İlmî Araştırmalar, Fetvâ, Da‘vet ve İrşad Daireleri Başkanlığı'nın 1404 (h.) tarihli baskısını esas aldım; bununla birlikte İbn Ebî'l-‘İzz şerhiyle birlikte bulunan metni ve ihtiyaç halinde bazı yazmaları da kontrol ettim. Anlamda farklılığa yol açmayan farklılıklara okuyucunun vaktini korumak için işaret etmedim. Metni koyu harflerle ve şu şekilde «» küçük parantezler içerisine alarak ayırdım. 7 - Açıklama yapılan metin kısımlarının başına açıklama amaçlı çerçeveler içinde başlıklar koydum. 8 - Şerhin tamamını Şeyh (Allah onu korusun)'e okudum; o da uygun gördüğü şekilde eklemeler, çıkarmalar, düzeltmeler ve değişiklikler yaptı. 9 - Kitabın başında İmam Tahâvî'nin ve Şeyh el-Berrâk'ın kısa birer biyografisine (hal tercümesine) yer verdim. 10 - Hadisler için bir fihrist, atıfta bulunduğum kaynakların bir listesi, kitabın meselelerine dair kapsamlı bir fihrist ve kitabın konularına dair toplu bir fihrist hazırladım. İşte böyle. Allah'tan, Şeyh Abdurrahmân el-Berrâk'ı en hayırlı mükâfatla mükâfatlandırmasını, ömrünü itaati üzere uzatmasını, müslümanları onunla faydalandırmasını niyaz ederim. Şüphesiz O, cömert ve kerimdir. Bunu kaleme alan: Abdurrahmân b. Sâlih b. Abdillâh es-Sedîs, Riyad. assdais@gmail.com
للكتب المتخصصة في التخريج لمن أراد التوسع والزيادة في المواضع التي تحتاج لذلك.٥ - وثقت النقول، وأحلت في مواضع كثيرة من الشرح إلى كتب الأئمة خصوصا شيخ الإسلام ابن تيمية زيادة في التوثيق، والفائدة لمن أرد التوسع.٦ - اعتمدت في متن العقيدة الطحاوية على طبعة الرئاسة العامة لإدارات البحوث العلمية والإفتاء والدعوة والإرشاد عام ١٤٠٤ هـ مع مراجعة المتن الذي مع شرح ابن أبي العز، وبعض المخطوطات عند الحاجة، والفرق الذي لا يترتب عليه اختلاف في المعنى لن أنبه عليه حفظا لوقت القارئ، وقد ميزت المتن بتعريض الخط ووضعه بين أقواس صغيرة كهذه «».٧ - وضعت عناوين في بداية المقاطع المشروحة من المتن في إطار للتوضيح.٨ - قرأت الشرح كاملا على الشيخ ـ حفظه الله ـ فأضاف، وحذف، وعدَّل، وغيَّر ما رآه مناسبا.٩ - وضعت بين يدي الكتاب ترجمة مختصرة للإمام الطحاوي وأخرى للشيخ البراك.١٠ - وضعت فهرسا للأحاديث، وقائمة بالمراجع التي عزوت لها، وفهرسا شاملا لمسائل الكتاب، وفهرسا إجماليا لموضوعات الكتاب.هذا وأسأل الله أن يجزي الشيخ عبد الرحمن البراك خير الجزاء، وأن يمد في عمره على طاعته، وأن ينفع به المسلمين، إنه تعالى جواد كريم. كتبهعبد الرحمن بن صالح بن عبد الله السديسالرياضassdais@gmail.com
İmam Tahâvî'nin Hal Tercümesi: İsmi ve nesebi Ahmed b. Muhammed b. Selâme b. Seleme b. Abdülmelik el-Ezdî el-Mısrî et-Tahâvî olup, 'Tahâvî' nisbesi Mısır'ın Saîd bölgesindeki 'Tahâ' köyüne dayanır. Künyesi Ebû Ca‘fer'dir. Doğum yılı ihtilaflıdır: 239 hicrî olduğu söylenmiş, 238 hicrî olduğu da rivayet edilmiştir; ekserîyet ilk görüştedir. Hocaları: Yûnus b. Abdüla‘lâ, Muhammed b. Abdullah b. Abdülhakem, er-Rabî‘ b. Süleyman el-Murâdî, dayısı İsmâil el-Müzenî, Bikâr b. Kuteybe, Yezîd b. Sinân, Ahmed b. Ebî Umrân ve kendisini terbiye edip Kur'an öğreten Yahyâ b. Muhammed b. Amrûs'tur. İlim yolculuğu: 268 hicrî yılında Şam'a giderek Kâdî Ebû Hâzim Abdülhamîd b. Abdülazîz ile karşılaşmış, ondan fıkıh tahsil etmiş; Şam şehirleri arasında seyahat ederek birçok muhaddisten ders dinlemiştir. Fıkhî mezhebi: Tahâvî başlangıçta Şâfiî idi, daha sonra Ebû Hanîfe mezhebine geçmiştir. Bunun sebebi:
[ترجمة الإمام الطحاوي]اسمه ونسبه:أحمد بن محمد بن سلامة بن سلمة بن عبد الملك الأزدي المصري الطحاوي، نسبة لقرية «طحا» في صعيد مصر. كنيته:أبو جعفر. مولده:اختلف في سنة ولادته فقيل: ٢٣٩ هـ وقيل: ٢٣٨ هـ والأكثر على الأول. شيوخه:يونس بن عبد الأعلى، ومحمد بن عبد الله بن عبد الحكم، والربيع بن سليمان المرادي، وخاله إسماعيل المزني، وبكار بن قتيبة، ويزيد بن سنان، وأحمد بن أبي عمران، ويحيى بن محمد بن عمروس، وهو الذي أدَّبه وعلمه القرآن. رحلته:رحل إلى الشام سنة ٢٦٨ هـ، ولقي القاضي أبا خازم عبد الحميد بن عبد العزيز، وتفقه عليه، وتنقل بين مدن الشام وسمع من جماعة من المحدثين. مذهبه الفقهي:كان الطحاوي في أول أمره شافعيا، ثم تحول إلى مذهب أبي حنيفة، وسببه:
O (Ebû Ca‘fer et-Tahâvî) dayısı, Şâfi‘î fakihi Müzenî'nin derslerine devam ediyordu. Bir gün ince bir mesele gündeme geldi; Ebû Ca‘fer bunu anlayamadı. Müzenî onu iyice yakınlaştırmaya çalıştı, fakat yine de anlaşılamadı. Bunun üzerine Müzenî öfkelendi ve: "Vallahi senden bir şey çıkmayacak!" dedi. Ebû Ca‘fer de buna kızdı ve Hanefî kâdı İbn Ebî İmrân'ın meclisine geçti. el-Halîlî dedi ki: Abdullah b. Muhammed el-Hâfız'ı şöyle derken işittim: Ahmed b. Muhammed eş-Şurûtî'yi şöyle derken işittim: et-Tahâvî'ye dedim ki: "Dayına muhalefet edip Ebû Hanîfe'nin mezhebini niçin tercih ettin?" O da şöyle cevap verdi: "Çünkü dayımın Ebû Hanîfe'nin kitaplarını sürekli mütalaa ettiğini görüyordum; bu sebeple ona geçtim." Ebû Süleyman b. Zebr dedi ki: et-Tahâvî bana şöyle söyledi: Hadis yazmaya başladığım ilk kişi Müzenî'dir ve Şâfi‘î'nin görüşünü benimsemiştim. Fakat birkaç yıl sonra Ahmed b. Ebî İmrân Mısır'a kâdı olarak gelince, onun sohbetine katıldım ve onun görüşünü benimsedim. Eserleri: Pek çok eseri vardır; bunlardan bazıları: «Şerhu Müşkili'l-Âsâr», «Meâni'l-Âsâr», «İhtilâfu'l-Ulemâ», «eş-Şurût», «el-Muhtasar», «Ahkâmu'l-Kur'ân», «el-Vesâyâ», «Şerhu'l-Câmi‘i'l-Kebîr», «Şerhu'l-Câmi‘i's-Sağîr», «el-Ferâiz» ve diğerleridir. Öğrencileri: Yûsuf b. el-Kâsım el-Miyâncî, Ebü'l-Kâsım et-Taberânî, Ebû Bekr b. el-Mukri', Ahmed b. Abdülvâris ez-Zeccâc, Abdülazîz b. Muhammed el-Cevherî (Said bölgesi kadısı), Muhammed b. el-Muzaffer el-Hâfız ve bunların dışında hadis uğrunda yolculuk eden pek çok kişi. İlim adamlarının onun hakkındaki övgüleri: İbn Yûnus dedi ki: O, sika, sebt, fakih, âkıl bir zattı; onun benzeri bırakılmadı. Müslime b. Kâsım dedi ki: O sika, celîlü'l-kadr, bedenen fakih, âlim bir zattı.
أنه كان يقرأ على خاله المزني الفقيه الشافعي، فمرت مسألة دقيقة فلم يفهمها أبو جعفر، فبالغ المزني في تقريبها، فلم يتفق ذلك، فغضب المزني، فقال: والله لا جاء منك شيء، فغضب أبو جعفر من ذلك، وانتقل إلى مجلس القاضي الحنفي ابن أبي عمران.وقال الخليلي: سمعت عبد الله بن محمد الحافظ يقول: سمعت أحمد بن محمد الشروطي يقول: قلت للطحاوي: لم خالفت خالك واخترت مذهب أبي حنيفة؟ قال: لأني كنت أرى خالي يديم النظر في كتب أبي حنيفة، فلذلك انتقلت إليه.وقال أبو سليمان بن زَبْر: قال لي الطحاوي: أول من كتبت عنه الحديث: المزني، وأخذت بقول الشافعي، فلما كان بعد سنين، قدم أحمد بن أبي عمران قاضيا على مصر، فصحبته، وأخذت بقوله. مؤلفاته:له مؤلفات كثيرة منها: «شرح مشكل الآثار»، و «معاني الآثار» و «اختلاف العلماء» و «الشروط»، و «المختصر» و «أحكام القرآن» و «الوصايا» و «شرح الجامع الكبير» «شرح الجامع الصغير» و «الفرائض» وغيرها.تلاميذه:يوسف بن القاسم الميانجي، وأبو القاسم الطبراني، وأبو بكر بن المقرئ، وأحمد بن عبد الوارث الزجاج، وعبد العزيز بن محمد الجوهري قاضي الصعيد، ومحمد بن المظفر الحافظ، وخلق سواهم من الرحالين في الحديث. ثناء العلماء عليه:قال ابن يونس: كان ثقة ثبتا فقيها عاقلا، لم يخلف مثله.قال مسلمة بن قاسم: كان ثقة جليل القدر، فقيه البدن، عالما
Farklı âlimlere göre, tasnifte basîr idi; Ebû Hanîfe mezhebini benimser ve bu hususta şiddetli taassup gösterirdi. el-Halîlî, el-İrşâd'da şöyle demiştir: "Tahâvî'nin hadis üzerine tasnif edilmiş kitapları vardır ve o hadis âlimi idi." İbn Abdilberr dedi ki: "O, insanların en bilgililerindendi — yani Ebû Hanîfe ve ashâbının — sîretleri ve haberleri hususunda; çünkü o Kûfe mezhebine mensuptu ve bütün fakîhlerin mezheplerine âlimdi." es-Sem‘ânî dedi ki: "O, sika, sebt, fakîh, âlim bir zat idi; onun benzeri gelmemiştir." ez-Zehebî dedi ki: "O, imam, allâme, büyük hâfız, Mısır diyarının muhaddisi ve fakîhi idi." Ve şöyle dedi: "Bu imamın telîfatına bakan kimse, onun ilimdeki mertebesini ve maârifinin genişliğini bilir." İbn Kesîr dedi ki: "O, Hanefî fakîh, faydalı ve istifadeli tasniflerin sahibidir; o sika ve sebt olanlardan, hâfız ve cehâbizedendir." Vefatı: Mısır'da Zilkade ayının başlangıcı olan Perşembe gecesi hicrî 321 senesinde vefat etmiştir. Tercüme kaynakları: el-İrşâd fî Ma‘rifeti ‘Ulemâi’l-Hadîs, s. 110; Câmi‘u Beyâni’l-İlim, 2/78; el-Ensâb, 4/73 ve 9/53; Târîhu Dımaşk, 5/369; Vefeyâtü’l-A‘yân, 1/71; Siyeru A‘lâmi’n-Nübelâ’, 15/27; el-Bidâye ve’n-Nihâye, 15/72; el-Cevâhiru’l-Mudıyye, 1/271; Lisânü’l-Mîzân, 1/415.
باختلاف العلماء، بصيرا بالتصنيف، وكان يذهب مذهب أبي حنيفة، وكان شديد العصبية فيه.قال الخليلي في الإرشاد: للطحاوي كتب مصنفات في الحديث، وكان عالما بالحديث.وقال ابن عبد البر: كان من أعلم الناس بسير القوم ـ أي: أبي حنفيو أصحابه ـ وأخبارهم؛ لأنه كان كوفي المذهب، وكان عالما بجميع مذاهب الفقهاء.وقال السمعاني: وكان ثقة ثبتا فقيها عالما لم يخلف مثله.وقال الذهبي: الإمام العلامة الحافظ الكبير، محدث الديار المصرية وفقيهها، وقال: من نظر في تواليف هذا الإمام علم محله من العلم، وسعة معارفه.وقال ابن كثير: الفقيه الحنفي صاحب المصنفات المفيدة والفوائد، وهو أحد الثقات الأثبات، والحفاظ الجهابذة. وفاته:توفي بمصر ليلة الخميس مستهل ذي القعدة سنة ٣٢١ هـ. مصادر الترجمة:الإرشاد في معرفة علماء الحديث ص ١١٠، وجامع بيان العلم ٢/ ٧٨، والأنساب ٤/ ٧٣ و ٩/ ٥٣،، وتاريخ دمشق ٥/ ٣٦٩، ووفيات الأعيان ١/ ٧١، وسير أعلام النبلاء ١٥/ ٢٧، والبداية والنهاية ١٥/ ٧٢، والجواهر المضية ١/ ٢٧١، ولسان الميزان ١/ ٤١٥.
[Şeyh Abdurrahmân b. Nâsır el-Berrâk'ın Hal Tercümesi]
Adı ve Soyu: Abdurrahmân b. Nâsır b. Berrâk b. İbrâhîm el-Berrâk. Nesebi, Subey‘ kabilesinin Ureynât koluna dayanmaktadır.
Doğumu ve Yetişmesi: Şeyh, Kasîm bölgesine bağlı Bükeyriyye beldesinde Zilkade 1352 (M. 1934) tarihinde dünyaya gelmiştir. Henüz bir yaşında iken babası vefat etmiş, bunun üzerine çocukluğunda annesiyle birlikte dayılarının evinde yetişmiş ve en güzel şekilde terbiye edilmiştir. Beş yaşına geldiğinde annesiyle birlikte Mekke'ye gitmiş; üvey babası Muhammed b. Hammûd el-Berrâk'ın himayesinde bulunmuştur. Mekke'de Rahmâniyye Mektebi'ne kaydolmuş; ilkokul ikinci sınıfta iken, on yaşında iken Allah'ın takdiriyle gözlerine bir hastalık isabet etmiş ve bu hastalık neticesinde görme yetisini kaybetmiştir.
İlim Tahsili ve Hocaları: Mekke'den ailesiyle birlikte Bükeyriyye'ye dönmüş, yaklaşık on yaşında iken amcası Abdullah b. Mansûr el-Berrâk'tan Kur'an-ı Kerîm'i ezberlemiştir. Ardından beldenin kıraat âlimi Abdurrahmân b. Sâlim el-Küreyyis'ten (Allah hepsine rahmet eylesin) ders almıştır. 1364-1365 (M. 1945-1946) yılları civarında âlimlerin derslerine ve okumalarına katılmaya başlamış; Abdülazîz b. Abdillâh es-Sebîl'den dersler okumuştur.
[ترجمة الشيخ عبد الرحمن البراك]اسمه ونسبه:عبد الرحمن بن ناصر بن براك بن إبراهيم البراك، ينحدر نسبه من بطن العرينات من قبيلة سبيع. ميلاده ونشأته:ولد الشيخ في بلدة البكيرية من منطقة القصيم في شهر ذي القعدة سنة ١٣٥٢ هـ.وتوفي والده وعمره سنة، فنشأ في طفولته في بيت أخواله مع أمه، فتربى خير تربية.ولما بلغ الخامسة من عمره سافر مع أمه إلى مكة، وكان في كفالة زوج أمه محمد بن حمود البراك.وفي مكة التحلق الشيخ بالمدرسة الرحمانية، وهو في السنة الثانية الابتدائية قدر الله أن يصاب بمرض في عينيه تسبب في ذهاب بصره، وهو في العاشرة من عمره. طلبه للعلم ومشايخه:عاد من مكة إلى البكيرية مع أسرته، فحفظ القرآن وعمره عشر سنين تقريبا على عمه عبد الله بن منصور البراك، ثم قرأ على مقرئ البلد عبد الرحمن بن سالم الكريديس رحمهم الله.وفي حدود عام ١٣٦٤ و ١٣٦٥ هـ بدأ الشيخ حضور الدروس والقراءة على العلماء، فقرأ على الشيخ عبد العزيز بن عبد الله السبيل
Kitâbü't-Tevhîd ile el-Âcurrûmiyye'den bir kısım okudu ve Şeyh Muhammed b. Mukbil'e el-Usûlü's-Selâse'yi okudu. Ardından yaklaşık 1366 hicrî yılında tekrar Mekke'ye seyahat etti ve orada üç sene kaldı. Mekke'de Mescid-i Harâm imamı Şeyh Abdullah b. Muhammed el-Halîfî'ye el-Âcurrûmiyye'yi okudu. Orada allâme Muhammed b. İbrahim'in büyük talebelerinden, âlim ve faziletli bir zat ile tanıştı: Şeyh Sâlih b. Hüseyin el-Alî el-Irâkî (rahimehullah) kendisi İmam Abdulazîz b. Baz'ın (rahimehullah) dostlarındandı. Onunla sohbet etti ve istifade etti. Şeyh Sâlih b. Hüseyin el-Alî el-Irâkî, ed-Dilem beldesindeki el-Medresetü'l-Azîze'ye müdür tayin edilince, Şeyh Sâlih Şeyh Abdurrahman'ın kendisine arkadaşlık etmesini, hürmeten istedi. Böylece Şeyh Abdurrahman, ed-Dilem beldesinde kadı iken Şeyh İbn Baz'ın ilim talebi için ona refakat etti. Birlikte 1369 hicrî yılının Rebîulevvel ayında yola çıktı ve el-Medresetü'l-Azîze'ye dördüncü sınıftan kaydoldu. O sene en önemli istifadesi temel tecvid kaidelerine vâkıf olmasıydı. Aynı yıl içinde bir grup talebe ile Şeyh İbn Baz ile hacca gitti. Dönüşünde el-Medresetü'l-Azîze'deki tahsili bıraktı ve Şeyh Abdulazîz b. Baz'ın talebeleriyle birlikte metin ezberlemeyi tercih etti. Şeyh İbn Baz'ın çeşitli derslerine devam etti. Zira kendisine Kitâbü't-Tevhîd, el-Usûlü's-Selâse, Umdetü'l-Ahkâm, Bulûğu'l-Merâm, Müsned-i Ahmed, Tefsîr-i İbn Kesîr, er-Rahbiyye ve el-Âcurrûmiyye okunuyordu. ed-Dilem'de Şeyh Sâlih el-Irâkī'nin himayesinde kaldı; onun evinde ikamet etti ve kendisinden aruz ilmini tahsil etti. ed-Dilem beldesinde Kitâbü't-Tevhîd, el-Usûlü's-Selâse, el-Âcurrûmiyye, Katrü'n-Nedâ, Nazmü'r-Rahbiyye, bir miktar Elfiyye-i İbn Mâlik ve hadis ilimlerinden Elfiyye-i Irâkī'yi ezberledi. 1370 hicrî yılının sonlarına kadar ed-Dilem'de kaldı. ed-Dilem'deki ikametinin onun ilmî hayatında büyük tesiri oldu.
جملة من كتاب «التوحيد»، و «الآجرومية»، وقرأ على الشيخ محمد بن مقبل «الثلاثة الأصول».ثم سافر إلى مكة مرة أخرى في عام ١٣٦٦ هـ تقريبا، ومكث بها ثلاث سنين، فقرأ في مكة على الشيخ عبد الله بن محمد الخليفي إمام المسجد الحرام في «الآجرومية»، وهناك التقى بعالم فاضل من كبار تلاميذ العلامة محمد بن إبراهيم، وهو: الشيخ صالح بن حسين العلي العراقي رحمه الله، وكان من أصدقاء الإمام عبد العزيز بن باز رحمه الله فجالسه واستفاد منه، ولما عُيِّن الشيخ صالح بن حسين العلي العراقي مديرا للمدرسة العزيزة في بلدة الدلم أحب الشيخ صالح أن يرافقه الشيخ عبد الرحمن حفاوة به، فصحبه لطلب العلم على الشيخ ابن باز حين كان قاضيا في بلدة الدلم، فرحل معه في ربيع الأول من عام ١٣٦٩ هـ، والتحق بالمدرسة العزيزة بالصف الرابع، وكان من أهم ما استفاده في تلك السنة الإلمام بقواعد التجويد الأساسية.وفي نفس السنة سافر مع جمع من الطلاب مع الشيخ ابن باز إلى الحج، وبعد عودته ترك الدراسة في المدرسة العزيزة، وآثر حفظ المتون مع طلاب الشيخ عبد العزيز بن باز، ولازم دروس الشيخ ابن باز المتنوعة، فقد كان يُقرأ عليه في: كتاب «التوحيد»، و «الأصول الثلاثة»، و «عمدة الأحكام»، و «بلوغ المرام»، و «مسند أحمد»، و «تفسير ابن كثير»، و «الرحبية»، و «الآجرومية».ومكث في الدلم في رعاية الشيخ صالح العراقي، فقد كان مقيما في بيته، ودرس عليه علم العروض.وحَفِظ في بلدة الدلم كتاب «التوحيد»، و «الأصول الثلاثة»، و «الآجرومية»، و «قطر الندى»، و «نظم الرحبية»، وقدرا من «ألفية ابن مالك»، ومن «ألفية العراقي» في علوم الحديث.وبقي في الدلم إلى أواخر سنة ١٣٧٠، وكانت إقامته في الدلم لها أثر كبير في حياته العلمية.
Sonra, Riyad'da bulunan el-Ma'hedü'l-İlmî'nin hicrî 1370 senesinde açılmasıyla birlikte şeyhlerin talebelerinden birçoğu buraya nakletti. Bunlar arasında Şeyh Abdülazîz b. Bâz'ın talebeleri de vardı. Bunun üzerine şeyh (mezkûr talebe) mecburiyetten bu enstitüye kaydoldu. İlk dönemin tahsiline Muharrem 1371'de başlandı. Enstitüdeki eğitim iki aşamadan müteşekkildi: Küçük başlangıç seviyesindekiler için hazırlık (temhîdî) ve daha ileri düzeydekiler için ortaöğretim (sânivî) kısmı. O dönemde pek çok ilim taliplisi buraya intisap etti. Ortaöğretim dört yıl sürdü ve şeyh hicrî 1374'te mezun oldu. Akabinde Külliye-i Şerîa'ya kaydoldu ve buradan 1378 yılında mezun oldu. Enstitü ve fakültede birçok şeyhden ilim aldı; bunların en önde gelenleri şunlardır: Allâme Abdülazîz b. Bâz, Allâme Muhammed el-Emîn eş-Şenqîtî (Allah rahmet eylesin) – enstitüde kendilerine tefsîr ve usûl-i fıkıh okutmuşlardır –, Allâme Abdurrezzâk Afîfî (Allah rahmet eylesin) – kendilerine tevhid, nahiv ve usûl-i fıkıh okutmuştur –, Şeyh Muhammed Abdurrezzâk Hamza, Şeyh Abdülazîz b. Nâsır er-Reşîd, Şeyh Abdurrahmân el-Afrikî, Şeyh Abdüllatîf Serhân (nahiv dersini ondan almıştır) ve diğerleri – Allah hepsine rahmet eylesin. Şeyh bu dönemde mescidde Allâme Muhammed b. İbrahim Âl eş-Şeyh'in bazı derslerine de iştirak etmiştir. Hocalarının en büyüğü ve üzerinde en fazla tesir bırakan zat, İmam Allâme Abdülazîz b. Bâz (Allah rahmet eylesin) olup, ondan hicrî 1369 senesinden 1420'deki vefatına kadar elli seneyi aşkın bir süre istifade etmiştir. Ardından, delil sevgisini, taklidi terk etmeyi ve nahiv, sarf, arûz gibi dil ilimlerinde derinleşmeyi kendisinden öğrendiği Iraklı şeyhi gelir. Üstlendiği vazifeler: Şeyh, hicrî 1379 yılında Riyad şehrindeki el-Ma'hedü'l-İlmî'ye muallim tayin edilmiş ve burada üç sene kalmış; ardından Riyad'daki Külliye-i Şerîa'ya nakledilerek şer'î ilimler tedrisini üstlenmiştir. Nihayet Külliye-i Usûli'd-Dîn açıldığında...
ثم لما فتح المعهد العلمي في الرياض في عام ١٣٧٠ هـ انتقل إليه كثير من طلاب المشايخ، ومنهم طلاب الشيخ عبد العزيز ابن باز، فاضطر الشيخ للتسجيل فيه، وبدأت دراسة أول دفعة فيه في محرم ١٣٧١ هـ، وكانت الدراسة في المعهد تتكون من مرحلتين: تمهيدي للمبتدئين الصغار، وثانوي لمن بعدهم، والتحق به كثير من طلاب العلم في وقتها، وكانت الدراسة الثانوية أربع سنوات فتخرج عام ١٣٧٤ هـ، والتحق بكلية الشريعة، وتخرج فيها سنة ١٣٧٨ هـ. وتتلمذ في المعهد والكلية على مشايخ كثيرين من أبرزهم:العلامة عبد العزيز ابن باز، والعلامة محمد الأمين الشنقيطي رحمه الله، ودرَّسهم في المعهد في التفسير، وأصول الفقه، والعلامة عبد الرزاق عفيفي رحمه الله ودرَّسهم في التوحيد، والنحو، وأصول الفقه، والشيخ محمد عبد الرزاق حمزة، والشيخ عبد العزيز بن ناصر الرشيد، والشيخ عبد الرحمن الأفريقي، والشيخ عبد اللطيف سرحان درس عليه النحو، وآخرين رحمهم الله جميعا.وكان في تلك المدة يحضر بعض دروس العلامة محمد بن إبراهيم آل الشيخ في المسجد.وأكبر مشايخه عنده، وأعظمهم أثرًا في نفسه الإمام العلامة عبد العزيز بن باز رحمه الله فقد أفاد منه أكثر من خمسين عاما بدءا من عام ١٣٦٩ هـ إلى وفاته في عام ١٤٢٠ هـ، ثم شيخه العراقي الذي استفاد منه حب الدليل، ونبذ التقليد، والتدقيق في علوم اللغة، كالنحو، والصرف، والعروض. الأعمال التي تولاها:عيِّن الشيخ مدرسا في «المعهد العلمي» في مدينة الرياض عام ١٣٧٩ هـ وبقي فيه ثلاثة أعوام، ثم نُقل إلى «كلية الشريعة» بالرياض، وتولى تدريس العلوم الشرعية، ولما افتتحت كلية أصول الدين عام
1396 hicrî senesinde Şeyh, «Akâid ve Çağdaş Mezhepler» bölümünün öğretim üyeleri kadrosuna atandı, oraya nakledildi ve 1420 hicrî senesinde emekli olana kadar her iki fakültede de ders verdi. Bu süre zarfında onlarca ilmî teze danışmanlık yaptı.
Emekliliğinden sonra fakülte kendisiyle sözleşme yapmak istedi; bir müddet çalıştı, sonra bıraktı. Yine Şeyh İbn Bâz (rahmetullahi aleyh) kendisinden defalarca fetva işlerini üstlenmesini talep etti, o ise çekindi. Bunun üzerine İbn Bâz, kendisini yaz mevsiminde müftülerin Tâif şehrine taşındığı dönemde Riyad'daki Dârü'l-İftâ'da fetva konusunda vekil tayin etmesine razı oldu. Şeyh de hicabından kabul etti; iki dönem bu görevi yürüttü, sonra bıraktı.
İbn Bâz'ın vefatından sonra Müftî Şeyh Abdülazîz Âl eş-Şeyh, kendisinden fetva heyetine üye olmasını istedi ve bu hususta ısrarcı oldu, fakat o reddetti ve kendini mescitlerde ders vermeye vermeyi tercih etti.
İlmi yaymadaki gayretleri: Şeyh, imamlığını yürüttüğü mescidinde — Halîfî Mescidi, Fârûk Mahallesi'nde — ders vermek için oturdu; derslerinin çoğu buradaydı. Kendisine fıkıh ve usûl-i fıkıh, tefsir ve usûl-i tefsir, hadis, akâid, nahiv ve diğer ilim dallarına dair onlarca kitap okundu. Ayrıca seçkin talebelerinden bir kısmıyla evinde dersleri vardı. Riyad şehrindeki diğer mescitlerde de muntazam dersleri bulunmaktaydı. Yaz aylarında düzenlenen yoğun ilmi kurslara sık sık katılır, ayrıca pek çok ders, sohbet ve irşad konuşması yapar, uluslararası ağdaki birçok tanınmış İslamî site tarafından kendisine yöneltilen soruları cevaplardı.
Talebeleri: Şeyh, yaklaşık yarım asır önce ilim neşrine girişti; kendisinden âdeta sayılamayacak kadar çok talebe okudu. Şer‘î üniversitelerimizin birçok öğretim üyesi ve tanınmış davetçiler onun rahle-i tedrisinden geçmiştir.
١٣٩٦ هـ صُنِّف الشيخ في أعضاء هيئة التدريس في قسم «العقيدة والمذاهب المعاصرة»، ونقل إليها، وتولى التدريس في الكُليتين إلى أن تقاعد في عام ١٤٢٠ هـ، وأشرف خلالها على عشرات الرسائل العلمية.وبعد التقاعد رغبت الكلية التعاقد معه؛ فعمل مدة ثم تركه، كما طلب منه سماحة الشيخ ابن باز رحمه الله أن يتولى العمل في الإفتاء مرارا فتمنَّع، فرضي منه الشيخ ابن باز أن ينيبه على الإفتاء في دار الإفتاء في الرياض في فصل الصيف حين ينتقل المفتون إلى مدينة الطائف، فأجاب الشيخ حياءً، إذ تولى العمل في فترتين ثم تركه.وبعد وفاة الشيخ ابن باز رحمه الله طلب منه سماحة المفتي الشيخ عبد العزيز آل الشيخ أن يكون عضوا في الإفتاء، وأَلَحَّ عليه في ذلك فامتنع، وآثر الانقطاع للتدريس في المساجد. جهوده في نشر للعلم:جلس الشيخ للتعليم في مسجده الذي يتولى إمامته ـ مسجد الخليفي بحي الفاروق ـ، ومعظم دروسه فيه، وقرئ عليه عشرات الكتب في شتى الفنون؛ كالفقه وأصوله، والتفسير وأصوله، والحديث، والعقيدة، والنحو، وغيرها، كما أنه له دروسا في بيته مع بعض خاصة طلابه، وله دروس منتظمة في مساجد أخرى في مدينة الرياض، وله مشاركات متكررة في الدورات العلمية المكثفة التي تقام في الصيف، إضافة لإلقائه كثيرا من المحاضرات والكلمات الدعوية، وإجابته على الأسئلة المعروضة عليه من عدد من أشهر المواقع الإسلامية في الشبكة العالمية. طلابه:تصدى الشيخ لنشر قبل نصف قرن تقريبا، وتتلمذ عليه أمم من طلاب العلم يتعذر على العاد حصرهم، وكثير من أساتذة جامعاتنا الشرعية، والدعاة المعروفين، قد تتلمذوا عليه.
Allah teâlâ, küresel ağ (internet) gibi bir dizi modern vasıtayı kolaylaştırdıktan sonra, yurt dışındaki pek çok ilim talebesi, Şeyh'in derslerini www.liveislam.net İslamî yayın sitesi vasıtasıyla canlı olarak takip edebilme imkânına kavuşmuştur.
İhtisâbı: Şeyh'in emr-i bi'l-mâruf ve nehy-i ani'l-münker, yöneticilere nasihat, onlara yazı yazma, insanların arasını düzeltme, bid‘atlerden ve diğer sapkınlıklar ile muhalif davranışlardan sakındırma hususlarında büyük gayretleri olmuştur. Bu konuda pek çok fetvası bulunmakta; bazı şeyhlerle birlikte umum Müslümanlara yönelik bir dizi beyanat ve nasihatte bulunmuştur.
Müslümanların Meselelerine İlgisi: Şeyh -Allah onu muhafaza buyursun- dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların meselelerine son derece büyük bir alâka göstermekte; onların haberlerini takip etmekte, başlarına gelen musîbetlerden ötürü üzülüp acı duymakta; kriz anlarında onlar için dua etmeye, düşmanlarına beddua etmeye koşmakta; kendilerine ve diğer Müslümanlara karşı üzerlerine düşen vazifeler konusunda nasihat ve yönlendirmede bulunmaktadır.
İlmî Üretimi: Şeyh, telif melekesi var olmasına rağmen teliften geri durmuş, vaktinin çoğunu ilim öğretmeye ve soruları cevaplamaya tahsis etmiştir. Kendisine çeşitli ilim dallarında onlarca kitap okunmuş, bunların bir kısmı kaydedilmiş; kaydedilmeyenler ise daha fazladır. Dersleri hâlâ eskisi gibi doludur.
Şeyh'in basılmış eserleri arasında şunlar yer almaktadır: "er-Risâletü't-Tedmüriyye Şerhi", "Îmân ve Nakızları Hakkında Cevap", "Müslümanın İhtilaf Karşısındaki Tutumu", "Fethu'l-Bârî'deki İtikadî Muhalefetler Üzerine Ta‘lîkât", "el-Vâsıtıyye'nin Maksatlarının İzahı".
Şeyh'in hayatında pek çok parlak yön bulunmaktadır; bunların zikredilmesini hoş karşılamadığını bilirim. Allah'tan ömrünü mübarek kılmasını, taat üzere uzatmasını ve ilmiyle Müslümanlara fayda vermesini niyaz ederim. Muhakkak ki O, Semî'dir, Karîb'dir.
وبعد أن يسر الله جملة من الوسائل الحديثة، كالشبكة العالمية تمكن كثير من طلاب العلم في خارج البلاد من متابعة دروس الشيخ على الهواء مباشرة، عن طريق موقع البث الإسلامي:www.liveislam.net احتسابه:للشيخ جهود كبيرة في الأمر بالمعروف والنهي عن المنكر، ومناصحة المسؤلين، والكتابة لهم، والإصلاح بين الناس، والتحذير من البدع، وسائر الانحرافات والمخالفات، وله في ذلك فتاوى كثيرة، وله مشاركة مع بعض المشايخ في عدد من البيانات والنصائح الموجهة لعموم المسلمين. اهتمامه بأمور المسلمين:للشيخ ـ حفظه الله ـ اهتمام بالغ بأمور المسلمين في جميع أنحاء العالم، فيتابع لأخبارهم، ويحزن ويتألم لما يحدث لهم من نكبات، وفي أوقات الأزمات يبادر بالدعاء لهم، والدعاء على أعدائهم، ويبذل النصح والتوجيه لهم، وللمسلمين فيما يجب نحوهم. إنتاجه العلمي:الشيخ انصرف عن التأليف مع توفر آلته، وبذل معظم وقته في تعليم العلم، والإجابة على الأسئلة، وقد قُرئت عليه عشرات الكتب في مختلف الفنون، وقد سجل بعضها، وما لم يسجل أكثر، ولا زالت دروسه عامرة كما كانت.وقد صدر للشيخ من المطبوعات: «شرح الرسالة التدمرية»، و «جواب في الإيمان ونواقضه»، و «موقف المسلم من الخلاف»، و «التعليقات على المخالفات العقدية في فتح الباري»، و «توضيح مقاصد الواسطية».وفي حياة الشيخ جوانب كثيرة مشرقة أعلم أنه يكره ذكرها، أسأل الله أن يبارك في عمره، ويمد فيه على الطاعة، وينفع المسلمين بعلمه، إنه سميع قريب.
[Mukaddime] Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O’nun kulu ve resûlüne, âline, ashâbına ve hidâyetine tâbi‘ olanlara salât, selâm ve bereketler ihsan buyursun. Emmâ ba‘d: «Tahâviyye» diye bilinen akîde —müellifi İmâm Ebû Ca‘fer et-Tahâvî rahimehullâh’a nisbetle— Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâ‘at akîdesine dâir kaleme alınmış muhtasar eserlerdendir. Ehl-i ilim, şer‘î ilimlerin muhtelif nev‘ilerinde farklı menâhic ile telifte bulunagelmişlerdir; kimisi bast, tafsîl ve istidlâl yolunu tutmuş, kimisi de ihtisâr tarîkini benimsemiştir. Her birinin kendine mahsus hasâisi ve fezâili vardır. Muhtasarlar ise ezberlenmeye müsait olmaları ve kısa bir zamanda kavranabilmeleriyle temeyyüz eder. Böylece tâlib, muhtasar üslûbla ekser meseleleri vecîz bir vakitte ihâta eder. Allah Sübhânehû ve Te‘âlâ’dan bize ve size tevfîk ve feth ihsân buyurmasını, bizi faydalı ilimle rızıklandırmasını ve sırât-ı müstakîme hidâyet eylemesini niyâz ederiz. (Allâme, Hüccetü’l-İslâm Ebû Ca‘fer el-Verrâk et-Tahâvî —Mısır’da— rahimehullâh şöyle demiştir: Bu, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâ‘at’ın, milet fukahâsının mezhebi üzere olan akîdesinin beyânının zikridir ki onlar: Ebû Hanîfe en-Nu‘mân b. Sâbit el-Kûfî, Ebû Yûsuf Ya‘kûb b. İbrâhîm el-Ensârî ve Ebû Abdillâh Muhammed b. el-Hasen eş-Şeybânî —radvânullâhi aleyhim ecma‘în— ve bunların usûl-i dînden i‘tikad ettikleri ve âlemlerin Rabbi olan Allah’a diyânet üzere oldukları şeylerdir.) Bu, muhtevaya ve muhtasar esere münâsib kısa bir mukaddimedir. Müellifin: «هذا ذكر عقيدة أهل السنة والجماعة» sözü —yani Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâ‘at’ın i‘tikad ettikleri şeylerin zikri— ve ehl-i ilim çoğunlukla i‘tikad tabiriyle ifade eder,
[المقدمة]الحمد لله رب العالمين، وصلى الله وسلم وبارك على عبده ورسوله وعلى آله وصحبه ومن اهتدى بهداه. أما بعد:فالعقيدة المعروفة بـ «الطحاوية» ـ نسبة إلى مؤلفها الإمام أبي جعفر الطحاوي رحمه الله من المؤلفات المختصرة في عقيدة أهل السنة والجماعة، وأهل العلم درجوا على التأليف في أصناف علوم الشريعة على مناهج متنوعة؛ فمنهم من ينهج نهج البسط والتفصيل والتدليل، ومنهم من ينهج طريق الاختصار، ولكل منهما خصائصه ومزاياه.والمختصرات تتميز بأنها ميسورة الحفظ، ويمكن الإلمام بها بوقت قصير، فَيُلِّمُ الطالب بِجُلِّ المسائل على سبيل الاختصار في وقت وجيز، فنسأل الله سبحانه وتعالى أن يمدنا وإياك بالتوفيق والفتح منه سبحانه وتعالى، وأن يعلمنا ما ينفعنا، وأن يهدينا سواء السبيل.(قال العلامة حجة الإسلام أبو جعفر الوراق الطحاوي ـ بمصرـ رحمه الله:هذا ذكر بيان عقيدة أهل السنة والجماعة على مذهب فقهاء الملة: أبي حنيفة النعمان بن ثابت الكوفي، وأبي يوسف يعقوب بن إبراهيم الأنصاري، وأبي عبد الله محمد بن الحسن الشيباني رضوان الله عليهم أجمعين، وما يعتقدون من أصول الدين ويَدينون به رب العالمين).هذه مقدمة مختصرة تناسب المضمون والمؤلَف المختصر.قوله: «هذا ذكر عقيدة أهل السنة والجماعة» أي: ذكر ما يعتقده أهل السنة والجماعة، وأكثر ما يعبر أهل العلم بالاعتقاد،
Akide ve itikaddan murat, bizzat kalbin akdi, kesin hükmü ve yakînidir. Bazen itikad, itikad edilen bilinen şeyin bizzat kendisine ıtlak olunur. Birincisinde: 'Falan kimsenin itikadı kuvvetlidir, itikadı selimdir, itikadı cazimdir.' dersin. İkincisinde ise meselâ: 'Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaât'ın itikadı, Allah'a, meleklerine iman...' denilir. Nitekim Şeyhülislâm İbn Teymiyye (rahimehullâh) el-Vâsıtıyye adlı akidesinde şöyle buyurmuştur: 'İşte bu, kıyamete kadar muzaffer olan fırka-i nâciyenin —Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaât'ın— itikadıdır: Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman...'(1) Böylece itikad, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman... şeklinde tefsir edilmiştir. Keza akide (عقيدة) kelimesi fa‘île vezninde olup mef‘ûle manasındadır; yani itikad edilen şey demektir. Binaenaleyh 'Bu, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaât'ın itikadıdır.' dersin. İmam Tahâvî şöyle der: 'Millet fukahasının —Ebû Hanîfe en-Nu‘mân b. Sâbit el-Kûfî, Ebû Yûsuf Ya‘kūb b. İbrâhîm el-Ensârî ve Ebû Abdillâh Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî— mezhebi üzere...' Oysa 'Millet fukahasının mezhebi üzere; bunlardan Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf ve Muhammed b. Hasan' deseydi daha evlâ olurdu. Çünkü bu imamların ümmet fukahasından olduklarında şüphe yoktur; fakat imamet ve fıkıh yalnızca onlara münhasır değildir. Ancak o (Tahâvî), kendisinin Ebû Hanîfe'ye mensup olmasına itibar etmiştir. Nitekim hal tercümesinde(2) kendisinin Şafiî olduğu, sonra Ebû Hanîfe'nin mezhebine geçtiği ve onun fıkhına göre fakih olduğu zikredilmiştir. Ayrıca o, fakih bir muhaddistir; nitekim 'Me‘âni’l-Âsâr' ve 'Şerhu Müşkili’l-Âsâr' adlı iki kitabı buna delâlet eder. Allah ona rahmet eylesin, din imamlarına rahmet eylesin ve onları İslam ve Müslümanlar adına hayırla mükâfatlandırsın. Şöyle der: 'Usûl-i dinde inandıkları ve Rabbi’l-âlemîne kulluk ettikleri şey...' İşte maksat budur: Usûl-i dinde neye inandıklarını ve Rabbe kulluk ettikleri şeyi beyan etmektir.(1) el-Vâsıtıyye, s. 21. (2) Hal tercümesine bkz. s. 9.
والمراد بالعقيدة والاعتقاد: نفس عقد القلب، وجزمه ويقينه.وتارة يطلق الاعتقاد على نفس الشيءِ المعتقَد المعلوم، فتقول في الأول: إن فلانا اعتقاده قوي، واعتقاده سليم، واعتقاده جازم.ويقال في الثاني: ـ مثلا ـ اعتقاد أهل السنة والجماعة: هو الإيمان بالله وملائكته … كما قال شيخ الإسلام ابن تيمية رحمه الله في العقيدة الواسطية: «فهذا اعتقاد الفرقة الناجية المنصورة إلى قيام الساعة ـ أهل السنة والجماعة ـ: الإيمان بالله وملائكته وكتبه ورسله … »(١). ففسر الاعتقاد بالإيمان بالله وملائكته وكتبه ورسله … إلخ.وكذلك العقيدة فعيلة بمعنى مفعولة أي: الشيء المعتقَد، فتقول هذا اعتقاد أهل السنة والجماعة، يقول الإمام الطحاوي: «على مذهب فقهاء الملة أبي حنيفة النعمان بن ثابت الكوفي، وأبي يوسف يعقوب بن إبراهيم الأنصاري، وأبي عبد الله محمد بن الحسن الشيباني» لو قال: على مذهب فقهاء الملة منهم: أبو حنيفة، وأبو يوسف، ومحمد بن الحسن كان أولى؛ لأن هؤلاء الأئمة لاشك أنهم من فقهاء الأمة، لكن ليست الإمامة والفقه محصورة فيهم، ولكنه نظَر إلى كونه ينتمي إلى أبي حنيفة، وقد ذُكر في ترجمته(٢) أنه كان شافعيا، ثم تمذهب على مذهب أبي حنيفة وتفقه على فقه أبي حنيفة، وهو فقيه محدث، كما يدل على ذلك كتاباه: «معاني الآثار»، و «شرح مشكل الآثار»، فرحمه الله، ورحم أئمة الدين، وجزاهم الله عن الإسلام والمسلمين خيرا.يقول: «وما يعتقدون في أصول الدين، ويدينون به رب العالمين» هذا هو المقصود: بيان ما يعتقدونه في أصول الدين، ويدينون به لرب(١) الواسطية ص ٢١.(٢) انظر ترجمته في ص ٩.
Âlemler [Rabbine hamdolsun]. Birçok âlimin ifade tarzında ‘usûlü’d-dîn’ tabiri, bilhassa âkāid meseleleri için kullanılagelmiştir. Hâlbuki usûlü’d-dîn yalnızca itikadî meselelere münhasır değildir; bilakis dinin usûlleri arasında –îtikâdî olanları olduğu gibi– amelî olanları da vardır.
Îmânın altı esası –ki bunlar Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe ve kadere imandır– ilmî-itikadî usûllerdendir. Amelî usûller ise İslâm’ın beş esasıdır: Kelime-i Şehâdet, namazı dosdoğru kılmak, zekâtı vermek, Ramazan orucu ve hac. Bunlar dînin amelî usûlleridir. Çünkü din meseleleri iki türdür: İlmî meseleler ve amelî meseleler. Her iki kısmın da asılları (usûl) ve fer‘leri (fürû‘) vardır. Bu sebeple ‘usûlü’d-dîn’ adı yalnızca itikadî meselelere, ‘fürû’‘ adı da yalnızca amelî meselelere tahsis edilemez – Şeyhülislâm İbn Teymiyye’nin (rahimehullah) tahrîr ettiği ve bütün itikad meselelerini usûlü’d-dînden sayanları reddettiği üzere. Hakikatte dînin ilmî ve amelî, itikadî ve ibadî (amelî) usûlleri ve fürûu vardır. [1]
العالمين، وغلب على تعبير كثير من أهل العلم إطلاق أصول الدين على مسائل الاعتقاد، والواقع أن أصول الدين لا تختص بأمور الاعتقاد، بل أصول الدين منها: اعتقادية كأصول الإيمان الستة، وهي: الإيمان بالله، وملائكته، وكتبه، ورسله، واليوم الآخر، والقدر هذه من أصول الدين الاعتقادية العلمية.ومنها: عملية كأصول الإسلام الخمسة، وهي: شهادة أن لا إله إلا الله وأن محمدا رسول الله، وإقام الصلاة وإيتاء الزكاة، وصوم رمضان، والحج، وهذه أصول الدين العملية؛ لأن مسائل الدين نوعان: مسائل علمية، ومسائل عملية، فكل من القسمين له أصول وله فروع، إذًا؛ لا يختص اسم أصول الدين في مسائل الاعتقاد، ولا يختص اسم الفروع بالمسائل العملية، كما حرر ذلك شيخ الإسلام ابن تيمية(١)، وأنكر على من يجعل جميع مسائل الاعتقاد من أصول الدين، بل الدين له أصول وله فروع علمية وعملية، اعتقادية وعبادات عملية.(١) منهاج السنة ٥/ ٨٧، ومجموع الفتاوى ٦/ ٥٦ و ١٩/ ٢٠٧.
Müellif rahimehullah şöyle buyurur: "Allah'ın tevhidi hakkında, Allah'ın tevfîkiyle inanarak deriz ki: Allah birdir, ortağı yoktur, O'nun benzeri hiçbir şey yoktur, O'nu âciz bırakacak hiçbir şey yoktur ve O'ndan başka ilâh yoktur." Müellif rahimehullah "deriz" buyurarak maksadını açıklamaya başlamıştır. "Deriz" ifadesiyle biz Ehl-i Sünnet kastedilmektedir. Bu sözüyle kendisini ve zikrettiği imamlar ile diğer din imamlarını ifade etmektedir. "Dillerimizle deriz, kalplerimizle inanarak" buyurarak dil ile ikrar ile kalp ile itikadı bir araya getirmiştir. "Allah'ın tevhidi hakkında deriz" yani tevhid konusunda deriz. Tevhidin asıl mânâsı bir şeyi bir kılmak ve onun bir olduğuna inanmaktır. Allah'ın tevhidi ile murat, O'nun vahdâniyeti şanı ve tek olduğuna itikad etmektir. O Teâlâ birdir. Tevhid, O'nun rubûbiyyetinde, ulûhiyyetinde, isim ve sıfatlarında bir olduğuna iman etmek ve ibadeti yalnızca O'na tahsis ve hasretmektir. İşte bu, Allah'ın tevhididir. Şu hâlde tevhid, kulun sıfatı ve fiilidir. Vahdâniyet ise Rab Teâlâ'nın sıfatıdır; nitekim O'nun el-Vâhid ve el-Ehad isimleri buna delâlet eder. O, bütün şuûnunda birdir, sübhânehû ve teâlâ. Allah Teâlâ kendisini tevhid eder, yani kendisini bu şekilde över ve kullarına kendisinin bir olduğunu öğretir. Nitekim şöyle buyurmuştur: "Allah, kendisinden başka ilâh olmadığına şahitlik etti; melekler de..." (Âl-i İmrân, 18). Bu, Allah Teâlâ'nın kendi nefsine vahdâniyetle şahitliğidir ki, O'nun bir olduğunu bilmesini, ulûhiyette tek olduğunu bizzat zikretmesini ve kullarına da bunu emretmesini ihtiva eder. Nitekim İbn Ebî'l-‘İzz rahimehullah, şerhte bu âyet üzerine geniş bir açıklama zikretmiş olup bu açıklama İbn Kayyim'in Medâricü's-Sâlikîn'inden nakledilmiştir; o hâlde oraya müracaat edilsin. (1) Tahâviyye Şerhi, s. 44; Medâricü's-Sâlikîn, III, 418.
[قول أهل السنة في التوحيد]يقول رحمه الله: (نقول في توحيد الله معتقدين بتوفيق الله: إن الله واحد لا شريك له، ولا شيء مثله، ولا شيء يُعجزه، ولا إله غيره).يقول رحمه الله: «نقول» هذا شروع في بيان ما قصد إليه «نقول» نحن أهل السنة، هو يعبر عن نفسه، وعمن ذكر من الأئمة وغيرهم من أئمة الدين «نقول» بألسنتنا «معتقدين» بقلوبنا، فجمع بين الإقرار باللسان، والاعتقاد بالجنان «نقول في توحيد الله» يعني نقول في موضوع التوحيد، والأصل في معنى التوحيد جعل الشيء واحدا، واعتقاده واحدا، والمراد بتوحيد الله يعني في شأن وحدانيته تعالى واعتقاد تفرده فهو تعالى واحد، والتوحيد: هو الإيمان بأنه واحد في ربوبيته وإلهيته وأسمائه وصفاته، وتخصيصه وإفراده بالعبادة، هذا هو توحيد الله.فالتوحيد صفة العبد وفعله.أما الوحدانية فصفة الرب تعالى كما يدل على ذلك اسمه الواحد والأحد فهو واحد في كل شؤونه سبحانه وتعالى.والله تعالى يوحد نفسه بمعنى أنه يثني على نفسه بذلك، ويُعلِّم عباده بأنه واحد، كما قال تعالى: (شَهِدَ اللهُ أَنَّهُ لا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَالْمَلائِكَةُ) [آل عمران: ١٨] فهذه شهادة منه تعالى لنفسه بالوحدانية تتضمن علمه بأنه واحد، وذكره لنفسه بتفرده بالإلهية، وأمره عباده بذلك، وقد ذكر ابن أبي العز رحمه الله في الشرح كلاما مستفيضا على هذه الآية، وهو منقول من مدارج السالكين لابن القيم؛ فليرجع إليه(١)(١) شرح الطحاوية ص ٤٤، ومدارج السالكين ٣/ ٤١٨.