Bismillâhirrahmânirrahîm. [1] Sâdât-ı ulemâ, eimme-i dîn ve hüdât-ı müslimîn – cemian radıyallâhü anhüm ve a‘ânehüm alâ izhâri’l-hakkı’l-mübîn ve küffâr ile münâfıkların zelîl kılınmasında – Kâhire’de ve sâir yerlerde bulunan, vulât-ı umûrun emriyle kapatılmış olan kenâis hakkında ne buyururlar? Ehl-i zimmet iddia etse ki bunlar zulmen kapatılmıştır ve kendileri açılmayı hak etmektedirler ve bunu veliyyü’l-emr’den –eyyedehullâhü teâlâ ve nasarah– talep etmişlerse, acaba davaları kabul edilir mi? Ve onlara cevap vermek gerekir mi, gerekmez mi? Ve eğer derlerse ki: Bu kenâis kadîmdir, Emîrü’l-mü’minîn Ömer b. el-Hattâb radıyallâhü anh ve gayrısı zamanından kalmadır. Ve onlar Ömer radıyallâhü anh ve diğer Müslüman halîfeleri zamanında üzerinde bulundukları üzere ibkā edilmeyi talep etmektedirler. Ve bunların kapatılması hulefâ-i râşidînin hükmüne muhâliftir. Acaba sözleri kabul edilir mi yoksa reddedilir mi? Ve eğer ehl-i zimmet, belâd-ı harbden gelen bir resûl veya başka birine gidip ona veliyyü’l-emr’den bu kenîsenin açılmasını talep etmesini sorsalar veya mülûk-ı harba mektup yazarak bunu Müslümanların veliyyü’l-emr’inden talep etseler, acaba ehl-i zimmet için bu câiz midir? Ve acaba ahidleri bozulur mu, bozulmaz mı? [2] Zâhiriyye nüshasında [bu mesele] şöyle geçer: “Şeyhü’l-İmâm el-Allâme el-Hâfız Takıyyüddîn İbn Teymiyye el-Harrânî el-Hanbelî –tagammedehullâhü bi-rahmetih– hazretlerine kenâis hakkında sorulan mesele.” [3] Mısır nüshasında: “Ne buyururlar” yerine “Ne söyler” [denir]. [4] Zâhiriyye nüshasında: “kapatılmış” [ağlakat] yerine “kapatılmış” [gullikat]. [5] Asıl nüshada “ikrār edilmeyi” [yekrûne] şeklindedir; Mısır nüshasındaki “ikrār edilmeyi” [yükarrû] doğrudur. [6] Kâhire nüshasında: “gitseler” [zehebe] yerine “gönderseler” [be‘ase] denir.
بسم الله الرحمن الرحيم(١) ما تقول (٢) السادة العلماء أئمة الدين، وهداة المسلمين رضي الله عنهم أجمعين، وأعانهم على إظهار الحق المبين، وإخمال الكفار والمنافقين، في الكنائس التي بالقاهرة وغيرها التي أغلقت (٣) بأمر ولاة الأمور، إذا ادعى أهل الذمة: أنها غلِّقت ظلماً، وأنهم يستحقون فتحها، وطلبوا ذلك من ولي الأمر أيده الله تعالى ونصره.فهل تقبل دعواهم؟ وهل تجب إجابتهم أم لا؟!وإذا قالوا: إن هذه الكنائس كانت قديمةً، من زمن أمير المؤمنين عمر بن الخطاب رضي الله عنه وغيره. وأنهم يطلبون أن يقروا (٤) ، على ما كانوا عليه في زمن عمر رضي الله عنه وغيره من خلفاء المسلمين، وأن إغلاقها مخالفٌ لحكم الخلفاء الراشدين.فهل القول مقبولٌ منهم أو مردود؟وإذا ذهب (٥) أهل الذمة إلى من يقدم من بلاد الحرب، من رسولٍ أو غيره، فسألوه أن يسأل ولي الأمر في فتحها، أو كاتبوا ملوك الحرب ليطلبوا ذلك من ولي أمر المسلمين فهل لأهل الذمة ذلك؟ وهل ينتقض عهدهم أم لا؟!(١) في الظاهرية: مسألة سئل عنها الشيخ الإمام العلامة الحافظ تقي الدين ابن تيمية الحراني الحنبلي تغمده الله برحمته في الكنائس.(٢) في نسخة مصر: ما يقول.(٣) في الظاهرية: غلّقت.(٤) في الأصل: يقرون وما أثبته من المصرية هو الصواب.(٥) في القاهرية: بعث.
Bir kimse şöyle derse: 'Eğer onlar bu konuda isteklerine kavuşturulmazlarsa, Müslümanların zarara uğraması söz konusudur: ya yanlarında bulunan esirlere (1)(2) saldırmak suretiyle, ya mescitlere (3), ya da ticaret yollarının İslam diyarından kesilmesiyle, yahut Müslümanların yöneticisine, Müslümanların maslahatları için yapmakta olduğu işlerde yardımlarını terk etmeleriyle ve benzeri yollarla.' Acaba bu söz doğru mudur, yoksa yanlış mıdır? Bunu genişçe ve açıklayarak beyan ediniz.
Eğer bu (kiliselerin) açılması sebebiyle Müslümanların doğuda ve batıda kalpleri değişir, [aralarında fitne ve ayrılık meydana gelir] (4), salih ve dindar kimselerin, askerlerin ve Müslümanların genelinin kalpleri, yöneticilere karşı değişir; zira küfür şeâiri ortaya çıkmakta, kâfirlerin kiliseleri açtıkları sırada sergiledikleri mumlar, kalabalıklar, sevinçler ve benzeri şeylerle aziz ve sevinçli oldukları görülmektedir. Bu durum, salihler ve diğer Müslümanların kalplerinin değişmesine yol açar (5), hatta onlar, buna sebep olan ve yardım edenlere Allah teâlâya beddua ederler.
Peki, herhangi bir kimsenin, yöneticiye bu yönde tavsiyede bulunması caiz midir? Ona bu şekilde tavsiyede bulunan kimse, Müslümanların yöneticisine nasihatçi mi olur, yoksa hain mi? Hangi yol, yönetici -Allah teâlâ onu desteklesin- ve onun dostları için daha üstündür: düşmanlarını bastırmak ve zelil kılmak mı, yoksa onlara uymak mı (6)?
Dipnotlar:
(1) Mısır nüshasında: 'el-esrâ'' olup bu cem'in bir vecihtir.
(2) Zâhiriyye nüshasında: 'Müslüman esirler' şeklindedir.
(3) Mısır nüshasında: 'mescitler' şeklinde olup 'veya' tahyiri yoktur.
(4) Köşeli parantez içindeki ifade matbu nüshadan ziyadedir; izah ve beyan için eklenmiştir. Aksi halde bütün nüshalar bu ibareyi zikretmemekte ittifak etmiştir.
(5) Zira Müslümanın kalbi, münkerin zuhuru ve ilanı ile değişir ve üzülür; hatta ilk vukuunda bile bu böyledir. Bu, gerçek Müslüman için asgari olandır. Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)'den rivayetle Nebî (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Sizden kim bir münker görürse onu eliyle değiştirsin, gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle (buna buğzetsin); bu da imanın en zayıfıdır.' Kalbin değişmesi, onu kerih görmek ve buğzetmekle olur. Bu, herkese vaciptir. Dil ve el ise ancak buna gücü yetenler içindir; bunlara en öncelikli olanlar ise yönetici, naibi ve hisbe erbabıdır.
(6) Zâhiriyye nüshasında: 'veya onlara bu hususta uymak' şeklindedir.
وإذا قال قائلٌ: إنهم إن لم يجابوا إلى ذلك حصل للمسلمين ضررٌ، إما بالعدوان على من عندهم من الأسرى (١) (٢) ، أو (٣) المساجد، وإما بقطع متاجرهم عن ديار الإسلام، وإما بترك معاونتهم لولي أمر المسلمين على ما يعتمده من مصالح المسلمين، ونحو ذلك. فهل هذا القول صوابٌ، أو خطأٌ؟ بينوا ذلك مبسوطاً مشروحاً.وإذا كان في فتحها تغير قلوب المسلمين في مشارق الأرض ومغاربها، [وحصول الفتنة والفرقة بينهم] (٤) ، وتغيرت قلوب أهل الصلاح والدين، وعموم الجند والمسلمين على ولاة الأمور؛ لأجل إظهار شعائر الكفر، وظهور عزهم وفرحهم وسرورهم بما يظهرونه وقت فتح الكنائس، من الشموع والجموع والأفراح وغير ذلك، وهذا فيه تغير قلوب المسلمين من الصالحين وغيرهم (٥) ، حتى إنهم يدعون الله تعالى على من تسبب في ذلك، وأعان عليه.فهل لأحد أن يشير على ولي الأمر بذلك؟ ومن أشار عليه بذلك هل يكون ناصحاً لولي أمر المسلمين أم غاشًّا له؟!وأي الطرق هو الأفضل لولي الأمر -أيده الله تعالى- ولأوليائه من قمع أعدائه وإذلالهم؟ أو مطاوعتهم (٦) ؟!(١) في المصرية: الأسراء وهو وجه في جمعها.(٢) في الظاهرية: الأسرى المسلمين.(٣) في المصرية: المساجد بدون أو التخيير.(٤) ما بين المعكوفين زيادة من المطبوعة ، وزدتها لما فيها من إيضاح وبيان ، وإلا فجميع النسخ متفقة على عدم ذكر هذه العبارة.(٥) لأن المسلم يتغير قلبه ويحزن لظهور المنكر وإعلانه ، بل لوقوعه أولاً وهذا أقل ما يكون من المسلم الحقيقي لحديث أبي سعيد الخدري رضي الله عنه أن النبي صلى الله عليه وسلم قال [من رأى منكم منكراً فليغيره بيده ، فإن لم يستطع فبلسانه فإن لم يستطع فبقلبه وذلك أضعف الإيمان] والتغير بالقلب بكرهه وبغضه وهو متعين على الجميع إما باللسان واليد فهما لمن استطاع إلى ذلك سبيلاً وأولاهم ولي الأمر ونائبه وأهل الحسبة.(٦) في الظاهرية: أو مطاوعتهم عنهم في ذلك.
Bize bunu açıklayın, şifa verici/geniş bir izah ile izah edin. Ecir ve sevaba nâil olmanız temennisiyle – inşallah Teâlâ – Allah bize yeter, O ne güzel vekildir. Efendimiz, nebîlerin sonuncusu Muhammed (s.a.v.)’e, âline ve ashâbının tamamına salât olsun. Allah, değerli sahâbeden, ihsan ile kendilerine tâbi olan tâbiînden kıyâmet gününe kadar râzı olsun, yâ Erhamer-râhimîn (1).
Müslümanların, kiliselerini kapatmakla kendilerine zulmettikleri iddiasına reddiye:
Cevap:
Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Onların, Müslümanların bu kiliseleri kapatmakla kendilerine zulmettikleri iddiasına gelince, bu; ehl-i ilme (2) muhâlif bir yalandır (3). Zira Müslüman âlimler –dört mezhep ehli: Ebû Hanîfe, Mâlik, Şâfi‘î ve Ahmed’in mezhepleri ile diğer imamlar; Süfyân es-Sevrî (4), Evzâ‘î (5), Leys b. Sa‘d (6) ve diğerleri ve onlardan öncekiler–
(1) [Âmîn. Onları, keremin ve ihsanınla bizimle beraber kıl ey âlemlerin Rabbi! Râfizîlerin ve onlara tâbi olanların, násibî Hâricîlerin ve onların peşinden gidenlerin –ki bunlar sünnet ve dinin düşmanlarıdır– burnu sürtülsün.]
(2) [Mısır baskısında: “muhâlif” ibaresi “ehl-i ilme” ibaresi ile gelmektedir.]
(3) [Matbû nüshada: “Müslümanların icmâına muhâlif” şeklindedir.]
(4) [Dört imam meşhurdur. Süfyân es-Sevrî ise Ebû Abdillâh Süfyân b. Sa‘îd el-Kûfî el-Cehbiz’dir. 91’de doğmuş, 161’de vefat etmiştir. Büyük imam ve hâfızlardandır; hocaları çoktur. Cemaat (Kütüb-i Sitte) ondan rivayette bulunmuş, çokça rivayet etmişlerdir. Kendisinden hadis alan ve hadis rivayet eden bir cemaat vardır. Hâfız, fakih, imam, hüccettir. Âlimlerin çoğu, onun ilmi ve verâsı hakkında övgüde bulunmuştur. Bkz. en-Nubelâ, 7/229-279; İbn Sa‘d, Tabakât, 6/371-374; Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, 4/92-93; Tehzîbü’l-Kemâl, s. 515.]
(5) [Ebû Amr Abdurrahmân b. Amr el-Evzâ‘î, İslâm’ın şeyhi, Şam ehlinin âlimidir. 88’de doğmuş, 157’de vefat etmiştir. Kütüb-i Sitte ashâbı, Ahmed ve “cemaat” ondan rivayette bulunmuştur. O –Allah rahmet eylesin– zamanının en faziletli ve en âlimlerindendi. Kaderiyye bid‘atçılarının gözlerine diken idi. Bkz. en-Nubelâ, 7/107-134; İbn Sa‘d, Tabakât, 7/488; Halîfe b. Hayyât, Tabakât, 351, 316; el-Fesevî, el-Ma‘rife ve’t-târîh, 2/390-397; Tehzîbü’l-Kemâl, s. 808.]
(6) [İmam Leys b. Sa‘d b. Abdurrahmân el-Fehmî, İslâm’ın şeyhi, Mısır diyarının âlimidir. Cemaat ondan rivayette bulunmuştur. Kendisi büyük hadis imamlarından ve fıkıh mekteplerinin sahiplerindendir. 94’te doğmuştur. Hâfız onun hakkında et-Takrîb’de: “Sika, sâbit, fakih, imam, meşhur” demiştir. 175’te vefat etmiş, o gün meşhur bir gün olmuştur. Allah derecelerini illiyyîn’de yükseltsin. en-Nubelâ, 8/136-163; Tabakât, 7/517; Halîfe b. Hayyât, Tabakât, s. 296; Tehzîbü’l-Kemâl, 1152; İbn Kuteybe, el-Me‘ârif, 505 ve devamı.]
بينوا لنا ذلك، وابسطوا بسطاً شافياً، مثابين مأجورين -إن شاء الله تعالى- وحسبنا الله ونعم الوكيل. وصلى الله على سيدنا محمدٍ خاتم النبيين، وعلى آله وصحبه أجمعين، ورضي الله عن الصحابة المكرمين، وعن التابعين لهم بإحسان إلى يوم الدين، يا أرحم الراحمين (١) .الرد على دعوى أن المسلمين ظلموهم بإغلاق كنائسهم:الجواب:الحمد لله رب العالمين، أما دعواهم أن المسلمين ظلموهم في إغلاقها فهذا كذبٌ مخالفٌ (٢) لأهل العلم (٣) . فإن علماء المسلمين من أهل المذاهب الأربعة: مذهب أبي حنيفة، ومالك، والشافعي، وأحمد، وغيرهم من الأئمة، كسفيان الثوري (٤) ، والأوزاعي (٥) ، والليث بن سعد (٦) ، وغيرهم، ومن قبلهم من(١) آمين واجعلنا معهم بجودك وإحسانك يا رب العالمين ، وإن رغم أنف الرافضة وأذنابهم ، والخوارج الناصبة وأذيالهم أعداء السنة والدين.(٢) في المصرية: مخالف به لأهل العلم.(٣) في المطبوعة مخالف لإجماع المسلمين.(٤) الأئمة الأربعة معروفون وسفيان الثوري هو: أبو عبد الله سفيان بن سعيد الكوفي الجهبذ ولد سنة ٩١هـ ومات سنة ١٦١ هـ من كبار الأئمة الحفاظ كثير الشيوخ وروى عنه الجماعة فأكثروا الرواية عنه منهم جماعة حدث عنهم وحدثوا عنه ،..... حافظ فقيه إمام حجة وأكثر العلماء الثناء عليه في علمه وورعه انظر النبلاء ٧/٢٢٩-٢٧٩ ، وطبقات ابن سعد ٦/٣٧١-٣٧٤ ، والتاريخ الكبير للبخاري ٤/٩٢-٩٣ وتهذيب الكمال ص ٥١٥.(٥) هو أبو عمرو عبد الرحمن بن عمرو الأوزاعي ، شيخ الإسلام ، وعالم أهل الشام ولد سنة ٨٨ هـ وتوفي سنة ١٥٧ هـ، أخرج له أصحاب الكتب الستة وأحمد " الجماعة " كان رحمه الله من أفضل أهل زمانه وأعلمهم ، وكان قذى في أعين المبتدعة القدرية انظر النبلاء ٧/١٠٧-١٣٤ ، طبقات ابن سعد ٧/٤٨٨ ، طبقات خليفة ٣٥١-٣١٦ ، المعرفة والتاريخ الفسوي ٢/٣٩٠-٣٩٧ وتهذيب الكمال ٨٠٨.(٦) هو الإمام الليث بن سعد بن عبد الرحمن الفهمي ، شيخ الإسلام وعالم الديار المصرية ، أخرج له الجماعة ، وهو من كبار أئمة الحديث وأصحاب المدارس الفقهية ولد سنة ٩٤هـ وقال فيه الحافظ في التقريب ، ثقة ثبت فقيه إمام مشهور توفي سنة ١٧٥هـ وكان يوماً مشهوداً رفع الله درجاتهم في عليين. النبلاء ٨/١٣٦-١٦٣ ، الطبقات ٧/٥١٧ ، طبقات خليفة ص٢٩٦ ، تهذيب الكمال ١١٥٢ ، المعارف لابن قتيبة ٥٠٥ وما بعدها.
Sahabe ve tâbiîn, imamın —Mısır toprağı, Irak'taki Sevâd (1) arazisi, Şam kırsalı ve benzeri cebren fethedilmiş (anve) arazilerdeki her bir kiliseyi yıkması konusunda— bu işi ictihad ederek veya bu görüşte olanlara tâbi olarak yapması hâlinde, bunun (2) ondan sudur eden bir zulüm olmadığı; bilakis bu hususta (3) ona itaatin vâcip olduğu noktasında müttefiktirler. Eğer onlar (zimmîler) Müslümanların kendileri hakkındaki hükmüne uymaktan imtina ederlerse, ahdi bozmuş olurlar ve bu sebeple kanları ve malları helâl olur.
Kâhire'deki kiliselerin Hulefâ-yi Râşidîn döneminden beri var olduğu iddiasının yalanlanması: Onların, 'Bu kiliseler Emîrü'l-mü'minîn Ömer b. el-Hattâb (r.a.) zamanından kalmadır ve Hulefâ-yi Râşidîn onlara bu kiliselerde izin vermiştir' sözlerine gelince, bu da yalandır. Zira mütevâtir olarak bilinmektedir ki Kâhire (4), Ömer b. el-Hattâb (r.a.)'dan üç yüz sene sonra inşa edilmiştir. Bağdat'tan, Basra, Kûfe (5) ve Vâsıt (6)'tan sonra kurulmuştur. Müslümanlar, Müslümanlar tarafından kurulan şehirlerde zimmîlerin yeni bir kilise inşa edemeyecekleri konusunda ittifak etmişlerdir; tıpkı Müslümanların sulh yoluyla fethettikleri ve eski kiliselerini onlara bıraktıkları yerlerde olduğu gibi.
(1) Sevâd arazisinden maksat, kırsal bölgeler ve ziraat alanlarıdır. Daha sonra Dicle ve Fırat çevresindeki ziraat arazileri için özel isim haline gelmiştir.
(2) Yani onların cebren fethedilen arazideki kiliselerini ictihad ederek veya tâbi olarak yıkması.
(3) Matbu nüshada [ve bu görüşte olanlardan ona yardım edilmesi] ifadesi eklenmiştir. Burada imama yardım etme vücûbiyetinin, bu görüşte olanlara hasredilmesi söz konusudur; bu görüşte olmayanlar için imama itaat vâcip değildir! Buna dikkat ediniz.
(4) Kâhire, bugün Mısır'ın başkentidir.
(5) Kûfe: Hicrî 17 yılında, Fırat nehri yakınında, Irak'ın ortasında, Necef'in hemen kuzeyinde ve Kerbelâ'nın güneyinde kurulmuş bir şehirdir. Bk. el-Atlasu't-Târîhî, s. 113-115.
(6) Vâsıt: Irak'ın ortasında, Dicle'nin bir kolu kıyısında, Bağdat'ın güneydoğusunda ve Irak Sevâdı'nın kuzeydoğusunda yer alan bir şehirdir. Bk. el-Atlasu't-Târîhî, s. 113.
الصحابة والتابعين، متفقون على أن الإمام لو هدم كل كنيسةٍ بأرض العنوة كأرض مصر والسواد (١) بالعراق، وبر الشام ونحو ذلك، مجتهدًا في ذلك، ومتبعًا في ذلك لمن يرى ذلك، لم يكن ذلك (٢) ظلماً منه؛ بل تجب طاعته في ذلك (٣) .وإن امتنعوا عن حكم المسلمين لهم، كانوا ناقضين العهد، وحلت بذلك دماؤهم وأموالهم.تكذيب دعوى وجود الكنائس بالقاهرة منذ عهد الخلفاء الراشدين:وأما قولهم إن هذه الكنائس من عهد أمير المؤمنين عمر بن الخطاب رضي الله عنه وأن الخلفاء الراشدين أقروهم عليها، فهذا أيضًا من الكذب. فإن من المعلوم المتواتر أن القاهرة (٤) بنيت بعد عمر بن الخطاب رضي الله عنه بثلاثمائة سنة، بنيت بعد بغداد، وبعد البصرة والكوفة (٥) وواسط (٦) .وقد اتفق المسلمون على أن ما بناه المسلمون من المدائن لم يكن لأهل الذمة أن يحدثوا فيها كنيسة، مثل ما فتحه المسلمون صلحاً، وأبقوا لهم كنائسهم القديمة،(١) المقصود بأرض السواد الأرياف وأماكن الزراعة ، وصارت علماً على ما حول دجلة والفرات من أراضي الزراعة.(٢) أي هدم كنائسهم بأرض العنوة مجتهداً أو متبعاً.(٣) وزادت المطبوعة [ومساعدته في ذلك ممن يرى ذلك] وفيها حصر وجوب مساعدة الإمام في هذا على من يرى، دون من لا يرى ذلك فلا تجب طاعته للإمام! فلاحظه.(٤) القاهرة هي عاصمة مصر الآن.(٥) الكوفة: بلد خُطت سنة ١٧ هـ قريبة من نهر الفرات في وسط العراق وشمال النجف مباشرة ، وجنوب كربلاء انظر الأطلس التاريخي ص١١٣-١١٥.(٦) واسط: مدينة وسط العراق على ضفاف أحد فروع دجلة في جنوب شرق بغداد ، وشمال شرق سواد العراق انظر الأطلس التاريخي ص ١١٣.
Ömer b. el-Hattâb (r.a.) onlara barış topraklarında yeni bir kilise inşa etmeme şartını koştuktan sonra, Müslüman beldelerinde nasıl olabilir?! Kilise Bırakılmasının İslâm Şehirlerindeki Hükmü: Bilakis, kendilerinin, Irak, Mısır ve benzeri kuvvetle fethedilmiş topraklarda bir kiliseleri varsa ve Müslümanlar onun üzerine bir şehir kurmuşlarsa, o kiliseyi almaya hakları vardır; zira Müslüman şehirlerinde ahid sonrası bir kilise bırakılmasın (1). -Tüm nüshalarda böyledir; doğrusu belki de matbû nüshadaki 'ahidsiz' şeklidir.- Zira Sünen-i Ebû Dâvûd'da, İbn Abbas (r.a.)'tan merfû olarak iyi bir isnadla gelen bir rivayette Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Bir toprakta iki kıble ve cizye olmaz (1)." -Nüshalarda böyle; doğrusu matbû nüshada 'ahidsiz' şeklindedir.- Bu, müşriklerin, özellikle Yahudi ve Hristiyanların kiliselerinin yıkılması hakkında vârid olan rivayetlerin bir kısmıdır; diğerleri ise öncelikli olarak aynı hükme tâbidir. Beyhakī, isnadıyla (20219) İbn Abbas (r.a.)'den şöyle rivayet etmiştir: Resûlullah (s.a.v.) Necran halkıyla –yani Hristiyanlarla– iki bin hulle üzerine sulh yaptı ve şöyle buyurdu: 'Kendilerine ait bir mâbed yıkılmaması, bir papazın çıkarılmaması ve hadîs çıkarmadıkları ya da ribâ yemedikleri sürece dinlerinden fitneye düşürülmemeleri şartıyla...' Bu, Abdurrezzak'ın el-Musannef'te (no. 10004) kendi isnadıyla rivayet ettiği anlamın aynısıdır. Amr b. Meymûn şöyle demiştir: Ömer –yani İbn Abdülazîz– onların kiliselerinin yıkılması hususunda bana danıştı; ben: 'Yıkma, bu üzerine sulh yapılan bir haktır,' dedim; Ömer de onları bıraktı. Bundan maksat, ellerinde mevcut olan ve üzerine sulh yapılan kiliselerdir; sonradan ihdas ettikleri değil. Bu sebeple Abdurrezzak (no. 19234, 10002) şöyle demiştir: Bize İbnü't-Teymî, babasından naklen haber verdi; o dedi ki: Bana Medine halkından Hanneş Ebû Alî denilen bir ihtiyar, İkrime'nin kendisine haber verdiğini söyledi: İbn Abbas'a: 'Müşriklerin Arap topraklarında kilise edinmeleri câiz midir?' diye soruldu. O da şöyle cevap verdi: 'Müslümanların şehirleştirdiği yerlerde ne kilise ne de mâbed yükseltilmez; haç, put dikmesi dikilmez; boru çalınmaz, çan çalınmaz, oraya hamr ve domuz sokulmaz.' Sulh yapılan topraklara gelince, Müslümanların onlarla yaptıkları sulhe vefa göstermeleri gerekir. 'Müslümanların şehirleştirdiği yer' ise, kendi toprakları olan veya kuvvetle fethettikleri yerlerdir. Bunun bir benzerini Beyhakī de ondan, el-Kübrâ'da (9/202) rivayet etmiş olup sonunda şu ifade vardır: 'Veya Acemlerin (gayri müslimlerin) kurduğu herhangi bir şehirde, Arapların onlara verdikleri ahde vefa göstermeleri ve onları güçlerinin yetmeyeceği şeyle mükellef kılmamaları gerekir.' Benzerini Ebû Ubeyde de el-Emvâl'de (s. 269) rivayet etmiştir. Bu rivayetlerin özeti şudur: Üzerine sulh yapılmış olan kiliseleri, İbn Abbas (r.a.) ile ondan önce Ömer b. el-Hattâb (r.a.)'ın zikrettiği şartlar dairesinde onlara kalır. Bu şartlar ileride fetvânın sonunda ayrıntılı olarak gelecektir. Kendileriyle yapılan sulh sonrasında ihdas ettikleri kiliselere gelince –gerek Müslümanların zayıf olduğu bir sırada, gerekse onlardan gaflet edildiği bir zamanda olsun– bunların bırakılması câiz değildir; bilakis yıkılması ve kendilerinin tâzir edilmesi gerekir. Allah hâlimize ve zayıflığımıza merhamet etsin, musîbetimizi telâfi eylesin.
بعد أن شرط عليهم فيه عمر بن الخطاب رضي الله عنه أن لا يحدثوا كنيسة في أرض الصلح، فكيف في بلاد المسلمين؟!بقاء الكنائس في مدائن الإسلام:بل إذا كان لهم كنيسة بأرض العنوة، كالعراق ومصر ونحو ذلك فبنى المسلمون مدينة عليها، فإن لهم أخذ تلك الكنيسة؛ لئلا تترك في مدائن المسلمين كنيسةٌ بعد عهد (١) . فإن في سنن أبي داود بإسنادٍ جيد عن ابن عباس رضي الله عنهما عن النبي صلى الله عليه وسلم أنه قال: "لا تصلح قبلتان بأرضٍ، ولا جزية(١) هكذا في جميع النسخ ولعل الأصح ما في المطبوعة: بغير عهد.وهذا طرف مما جاء في هدم كنائس المشركين خصوصاً اليهود والنصارى، وغيرهم من باب أولى: فقد روى البيهقي بسنده ٢٠٢١٩ إلى ابن عباس رضي الله عنهما قال: صالح رسول الله صلى الله عليه وسلم أهل نجران - يعني النصارى - على ألفي حلة وقال: على أن لا تهدم لهم بيعة ولا يخرج لهم قس ولا يفتنون عن دينهم، ما لم يحدثوا حدثاً، أو يأكلوا الربا. وهذا معنى ما رواه عبد الرزاق في المصنف رقم (١٠٠٠٤) بسنده قال. قال عمرو بن ميمون: واستشارني عمر - يعني ابن عبد العزيز - في هدم كنائسهم - فقلت لا تهدم، هذا صولحوا عليه، فتركها عمر. والمقصود بها الكنائس التي صولحوا وهي قائمة بأيديهم، ليس ما أحدثوا بعد.ولهذا قال عبد الرزاق (رقم ١٩٢٣٤، ١٠٠٠٢) أخبرنا ابن التيمي عن أبيه قال حدثني شيخ من أهل المدينة يقال له: حنش أبو علي أن عكرمة أخبره، قال: سئل ابن عباس: هل للمشركين أن يتخذوا الكنائس في أرض العرب؟ فقال: أما ما مصر المسلمون فلا ترفع فيه كنيسة، ولا بيعة، ولا صليب، ولا سنان، ولا ينفخ فيها ببوق، ولا يضرب ناقوس، ولا يدخل فيها خمر ولا خنزير.وما كانت من أرض صولحوا صلحا ، فعلى المسلمين أن يفوا لهم بصلحهم. وتفسير ما مصر المسلمون: ما كانت من أرضهم أو أخذوها عنوة.وهذا بنحوه ما رواه البيهقي عنه في الكبرى ٩/ ٢٠٢ وفي آخره: أو أيما مصر اتخذه العجم فعلى العرب أن يفوا لهم بعهدهم فيه، ولا يكلفوهم ما لا طاقة لهم به. ورواه بنحوه أبو عبيدة في الأموال ص ٢٦٩. ومحصل هذا أن كنائسهم التي صولحوا عليها تبقى لهم بالشروط التي ذكرها ابن عباس وقبله عمر بن الخطاب رضي الله عنهم وستأتي في آخر الفتوى مفصلة.أما ما أحدثوا بعد الصلح معهم - سواء على حين ضعف من المسلمين أو غرة منهم - فلا يجوز إقرارهم عليها؟ بل يجب هدمها وتأديبهم. رحم الله حالنا وضعفنا، وجبر مصيبتنا.
... Müslüman üzerine (cizye yoktur)”(1). Müslümanların oturduğu şehir ve köylerde, içinde Müslümanlara ait mescidler bulunan yerlerde küfür şeâirinden hiçbir şeyin —ne kiliseler ne de başka bir şeyin— zuhur etmesi câiz değildir(2); meğer ki kendileriyle bir ahid buluna da ahidlerine vefâ edile. Eğer Kahire topraklarında ve benzeri yerlerde (fetihten) önce yapılmış bir kilise olsaydı, Müslümanların onu alması (câiz olurdu); zira bu topraklar savaşla (anveten) alınmıştır. Oysa bu kiliseler sonradan ihdas edilmiştir; onları Hristiyanlar ihdas etmişlerdir!
**Mısır’daki Ubeydîler Devletinin Hakikati:**
Kahire’nin yöneticileri yaklaşık iki yüz yıl boyunca İslâm şeriatı dışında bir hâl üzere kalmışlar; zâhirde kendilerini Râfızî olarak göstermişler(3), bâtında ise İsmâilîyye(4) idiler.
(1) Bu hadisi, Şeyh Takıyyüddîn’in belirttiği gibi, Ebû Dâvûd iki vecihten rivayet etmiştir. Birincisi (nr. 3032): "Bize Süleyman b. Dâvûd el-Atakî anlattı, bize Cerîr, Kābûs b. Ebî Zubyân’dan, o babasından, o İbn Abbâs (r.a.)’dan merfû‘ olarak ‘Bir yerde iki kıble olmaz’ ilk cümlesine kadar rivayet etti." İkincisi (nr. 3053): "Bize Abdullāh b. el-Cerrâh, Cerîr’den, o Kābûs’tan ‘Müslüman üzerine cizye yoktur’ diye rivayet etti." Görüldüğü gibi Şeyh onun senedini güzel kılmıştır.
Hadisi ayrıca Ahmed b. Hanbel, el-Müsned’de (I, 223, nr. 28) iki vecihten rivayet etmiştir: Birincisi: "Bize Esved b. Âmir anlattı, bize Ca‘fer el-Ahmer, Kābûs’tan rivayet etti." İkincisi: "Bize Cerîr, Kābûs’tan rivayet etti."
Tirmizî (nr. 633) de rivayet etmiştir: "Bize Yahyâ b. Eksem, Cerîr’den, o Kābûs’tan yakın bir lafızla rivayet etti."
İbn Ebî Şeybe, Musannef’inde (III, 197): "Bize Cerîr b. Abdilhamîd, Kābûs’tan rivayet etti." şeklinde kaydetmiştir.
Ebû Ubeyd, el-Emvâl’de (nr. 121): "Bize Mus‘ab b. el-Mikdâm, Süfyân b. Sa‘îd es-Sevrî’den, o Kābûs’tan ihtisâren rivayet etti." demiştir.
Aynı şekilde Dârekutnî es-Sünen’de (IV, 156-157), Tahâvî Müşkilü’l-Âsâr’da (IV, 16), Ebû Nuaym Hilye’de (IX, 197) ve İbn Adî el-Kâmil’de (II, 142) rivayet etmişlerdir. Görüldüğü üzere hadisin medârı Kābûs → babası tarikidir; Kābûs’tan rivayet eden râviler çoğalmıştır.
(2) Yahudilerin satım işleri, mâbedleri, domuz satış pazarları, haç imalâthaneleri gibi... Bunlardan öncelikle olmak üzere Hindûlar, Sihler, Mecûsîler ve benzerlerinin putperest şeâiri gibi.
(3) Bunlar tarif edilmekten müstağnîdir; dalâletleri âşikârdır. Resûlullah (s.a.v.)’in Âl-i Beyt’ine aşırı sevgi beslerler, hanımlarına, damatlarına ve diğer ashâbına cefâ eder, onları tekfîr ederler. Böylece bâtınîler ve zındıkların İslâm’ın temel esaslarını yıkmak için girdiği bir kapı hâline gelmişlerdir. Şeyhülislâm Takıyyüddîn İbn Teymiyye, nâdir eseri **"Minhâcü’s-Sünneti’n-Nebeviyye fî Nakzı Kelâmi’ş-Şîati ve’l-Kaderiyye"** adlı kitabında onları ifşâ etmiş ve şüphelerini çürütmüştür. Zikrettiklerinden bir kısmı =
على مسلم" (١) . والمدينة التي يسكنها المسلمون، والقرية التي يسكنها المسلمون، وفيها مساجد المسلمين، لا يجوز أن يظهر فيها شيء من شعائر الكفر: لا كنائس ولا غيرها (٢) ، إلا أن يكون لهم عهدٌ، فيوفى لهم بعهدهم. فلو كان بأرض القاهرة ونحوها كنيسةٌ قبل بنائها، لكان للمسلمين أخذها، لأن الأرض عنوةً فكيف وهذه الكنائس محدثة، أحدثها النصارى؟!حقيقة دولة العبيديين بمصر:فإن القاهرة بقي ولاة أمورها نحو مائتي سنةٍ، على غير شريعة الإسلام، وكانوا يظهرون أنهم رافضة (٣) ، وهم في الباطن إسماعيلية (٤) ،(١) هذا الحديث أخرجه أبو داود - كما قال الشيخ تقي الدين - من وجهين. الأول: رقمه (٣٠٣٢) قال حدثنا سليمان بن داود. العتكي ثنا جرير عن قابوس بن أبي ظبيان عن أبيه عن ابن عباس رضي الله عنهما مرفوعاً (لا تصلح قبلتان بأرض) إلى جملة الحديث الأولى.والثاني: رقمه (٣٠٥٣) حدثنا عبد الله بن الجراح عن جرير عن قابوس به (لا جزية على مسلم) أي جملته الثانية والشيخ كما ترى جود إسناده.والحديث أخرجه أحمد في المسند ١/ ٢٢٣ وه ٢٨ من وجهين: الأول حدثنا أسود بن عامر ثنا جعفر الأحمر عن قابوس به والثاني حدثنا جرير عن قابوس به. وأخرجه الترمذي رقم ٦٣٣ قال: ثنا يحيى بن أكثم عن جرير عن قابوس بلفظ مقارب.وأخرجه ابن أبي شيبة في مصنفه ٣/١٩٧ ثنا جرير بن عبد الحميد عن قابوس به.وأخرجه أبو عبيدة في الأموال رقم ١٢١ قال حدثنا مصعب بن المقدام عن سفيان بن سعيد الثوري عن قابوس به مختصراً. وكذا أخرجه الدارقطني في السنن ٤/ ١٥٦ و ١٥٧ والطحاوي في مشكل الآثار ٤/ ١٦ وأبو نعيم في الحلية ٩/ ١٩٧ وابن عدي في الكامل ٢/ ١٤٢. والحديث -كما ترى - مداره على قابوس عن أبيه به وعن قابوس تعدد رواته.(٢) كبيع اليهود ومعابدهم أو أسواق بيع الخنازير أو مصانع الصليب. وغيرها من باب أولى كشعائر الوثنيين من الهندوس والسيخ والمجوس وشاكلتهم.(٣) هم أشهر من أن يعرفوا، وضلالهم بين، فغلوا في آل بيته صلى الله عليه وسلم وجفوا أزواجه وأصهاره وبقية الأصحاب وكفروهم، فصاروا باباً دخل منه الباطنية والزنادقة لهدم أصول الدين، وقد فضحهم شيخ الإسلام تقي الدين وفند شبههم في كتابه النادر (منهاج السنة النبوية في نقض كلام الشيعة والقدرية) ومما ذكره =
1/20’de şöyle denir: (İşte bu, Kitap ve Sünnet’e muhalif bid‘at ehlinin hâlidir. Zira onlar ancak zanna ve nefislerinin arzularına tâbi olurlar; onlarda cehalet ve zulüm vardır. Hele Râfıza, hevâ ehlinin en şiddetli cehalet ve zulüm sahibi olanlarıdır. Onlar, nebîlerden sonra Allah Teâlâ’nın en hayırlı velîleri olan, muhacir ve ensardan ilk Müslümanlar ile onlara güzellikle tâbi olanlara (Allah onlardan râzı olsun, onlar da O’ndan râzıdır) düşmanlık ederler; Yahudi, Hristiyan, müşrik ve Nusayrîler, İsmâiliyye ve diğer sapkınlar gibi kâfir ve münafıklara ise dostluk gösterirler. ...) el-Minhâc 1/9-11’de şöyle demiştir: (İşte bu yüzden Râfıza, ilim ve din ehlinin çoğunluğu nezdinde, Müslümanların arasına giren en cahil tâifelerdendir. Kimileri dîne öyle fesatlar sokmuştur ki, onu ancak kullar bilir. İsmâiliyye ve Nusayrîlik gibi mülhidler ve diğer bâtınî-münafıklar onların kapısından girmiş; müşrikler ve ehl-i kitap düşmanları da onların yolundan gelerek İslâm beldelerini istilâ etmiş, namuslara tecavüz etmiş, malları almış, haram kanı dökmüşlerdir. Onların yardımıyla ümmete, dünya ve dîn nâmına öyle bir fesat isâbet etmiştir ki, onu ancak âlemlerin Rabbi bilir.) Onlara bu adın verilmesi hakkında 1/35’te şöyle denmiştir: (Zeyd’in – yani Ali b. el-Hüseyn’in hicrî 22 yılında Kûfe’de ortaya çıkışıyla – Şîa, Râfıza ve Zeydiyye şeklinde ikiye ayrılmıştır. Kendisine Ebû Bekir ve Ömer hakkında sorulduğunda onlara rahmet okumuş, bir topluluk da onu reddetmişti. Onlara: "Beni reddettiniz!" deyince, bu reddedişlerinden dolayı onlara Râfıza denildi. Onu reddetmeyen Şiîlere ise ona olan nisbetlerinden dolayı Zeydî adı verildi.) Sonrasında onlar birçok tâife ve fırkalara ayrılmışlardır. Söze kısaca, onlar sahâbeye buğz ederler ve – beş kişi hâriç – onları tekfîr ederler; ilk dönemlerindeki görüşleriyle müşebbihe ve mücessimedirler, sonra Allah’ın sıfatları konusunda Mu‘tezilî olmuşlar, tevhid-i ibadet noktasında ise kabircidirler. Sünnet’e muhalif olmadıkları hemen hiçbir mesele yoktur. Allah’tan afiyet ve selâmet diler, yardımsızlıktan ve nankörlükten O’na sığınırım. (4) İsmâiliyye, İslâm dışı kâfir bir bâtınî tâife olup, nesebini İsmâil b. Ca‘fer es-Sâdık b. Muhammed el-Bâkır b. Ali Zeynelâbidîn’e – Allah onlara rahmet etsin ve rıza göstersin – dayandırır. (Bu nisbet için bkz. el-Minhâc 4/17-18 – ha!) Onlar, el-Hâkim bi-Emrillah el-Ubeydî’nin ilâh olduğunu söyleyenlerdir. Şeyh onlar hakkında 6/342 ve devamında şöyle demiştir: (Gerçekten de Râfızîliğe dâvet eden, Emîrü’l-mü’minîn unvanını kullanan ve bunun için savaş çıkaran kimseler ortaya çıktı; onlar, Mağrib’de bir müddet, Mısır’da da iki yüz yıla yakın süreyle hâkimiyet süren Benî Ubeydullah el-Kaddâh’tır. Bunlar, ilim ve din ehlinin ittifakıyla mülhid idiler; nesepleri de bâtıldı. Ne bâtınî mânâda, ne de din bakımından Resûlullah’a nesep bağı olmamıştır. Onlar, sırf yalan bir nisbet ve Şiîlik iddiasıyla ortaya çıkıp, akıl ve din bakımından en zayıf, cehâlet bakımından en ileri olan Şîa taraftarlarını yanlarına çekmek istemişlerdir. Yoksa kendilerini İsmâil b. Ca‘fer’e nisbet eden bu Ubeydîlerin durumu, bir Müslüman için gizli kalmayacak kadar açıktır. İşte bu yüzden, mü’min olan bütün Müslümanların Şiî tâifeleri bile onlardan teberrî eder. Zeydiyye ve İmâmiyye onları tekfîr eder, onlardan uzak durur. Onlara ancak, Yahudi ve Hristiyanlarda dahi bulunmayan türden küfürler işleyen İsmâiliyye mülhidleri – Bahreyn Karmatîlerinden daha da şerlisi olan İbnü’s-Sabbâh gibiler – mensub olur...) İbnü’s-Sabbâh ise – tahkik edenin bildirdiğine göre – el-Hasan b. Ali b. Muhammed b. Sabbâh el-Himyerî olup, 428 h.’de doğmuş, 518 h.’de ölmüştür. O, Haşşâşîn fırkasının kurucusudur; Deylem dağlarındaki Alamut Kalesi’ni ele geçirmiştir. Dâvetinin gâyesine ulaşmak için adam öldürme ve suikasti yöntem olarak benimsemiş bir İsmâiliyye reisidir.
_________= في ١ / ٢٠، (وهذا حال أهل البدع المخالفة للكتاب والسنة، فإنهم إن يتبعون إلا الظن وما تهوى الأنفس، ففيهم جهل وظلم، لا سيما الرافضة، فإنهم أعظم ذوي الأهواء جهلاً وظلماً يعادون خيار أولياء الله تعالى بعد النبيين من السابقين الأولين من المهاجرين والأنصار والذين اتبعوهم بإحسان - رضي الله عنهم ورضوا عنه -، ويوالون الكفار والمنافقين من اليهود والنصارى والمشركين وأصناف الملحدين كالنصيرية والإسماعيلية وغيرهم من الضالين. . .) . وقال في المنهاج ١/ ٩ - ١١ (ولهذا كانوا - أي الرافضة - عند عامة أهل العلم والدين، من أجهل الطوائف الداخلين في المسلمين، ومنهم من أدخل على الدين من الفساد ما لا يحصيه إلا العباد، فملاحدة الإسماعيلية والنصيرية وغيرهم من الباطنية المنافقين من بابهم دخلوا، وأعداء المسلمين من المشركين وأهل الكتاب بطريقهم وصلوا، استولوا بهم على بلاد الإسلام، وسبوا الحريم وأخذوا الأموال وسفكوا الدم الحرام، وجرى على الأمة بمعاونتهم من فساد الدنيا والدين ما لا يعلمه إلا رب العالمين) .وقال في تسميتهم ١/ ٣٥ (ومن زمن خروج زيد - يعني به علي بن الحسين بالكوفة سنة ٢٢هـ - افترقت الشيعة إلى رافضة وزيدية، فإنه لما سئل عن أبي بكر وعمر؟ فترحم عليهما، رفضه قوم، فقال لهم: رفضتموني! فسموا رافضة لرفضهم إياه، وسمي من لم يرفضه من الشيعة زيدياً لانتسابهم إليه) . وهم بعد ذلك طوائف وفرق وبالجملة فهم مبغضون للصحابة ومكفروهم إلا خمسة وأوائلهم مشبهة مجسمة ثم هم معتزلة في صفات الله، قبورية في توحيد العبادة. ولا تكاد توجد مسألة إلا وهم مخالفون للسنة فيها أسأل الله العافية والسلامة، وأعوذ به من الخذلان والكفران.(٤) الإسماعيلية طائفة باطنية كافرة خارجة عن الإسلام تنتسب إلى إسماعيل بن جعفر الصادق بن محمد الباقر بن علي زين العابدين رحمهم الله ورضي عنهم - وانظر في هذه النسبة المنهاج ٤/ ١٧ - ١٨ هزل! هم الذين يقولون بإلهية الحاكم بأمر الله العبيدي قال فيهم الشيخ ٦/ ٣٤٢ وما بعدها (وإنها ظهر من دعا إلى الرفض، وتسمى بأمير المؤمنين وأظهر القتال على ذلك، وحصل لهم ملك وأعوان مدة بني عبيد الله القداح الذين أقاموا بالمغرب مدة وبمصر نحو مائتي سنة. وهؤلاء باتفاق أهل العلم والدين كانوا ملاحدة ونسبهم باطل، فلم يكن لهم بالرسول اتصال نسب في الباطن ولا دين، وإنما أظهروا النسب الكاذب وأظهروا التشيع، ليتوسلوا بذلك إلى متابعة الشيعة إذ كانت أقل الطوائف عقلاً وديناً، وأكثرها جهلاً، وإلا فأمر هؤلاء العبيدية المنتسبين إلى إسماعيل بن جعفر أظهر من أن يخفي على مسلم.ولهذا فجميع المسلمين الذين هم مؤمنون في طوائف الشيعة يتبرأون منهم، فالزيدية والإمامية تكفرهم وتتبرأ منهم، وإنما ينتسب إليهم الإسماعيلية الملاحدة الذين فيهم من الكفر ما ليس لليهود والنصارى كابن الصباح الذي أخرج لهم السكين وشر منهم قرامطة البحرين. . . .) .وابن الصباح - كما عرفه المحقق - هو الحسن بن علي بن محمد بن صباح الحميري ولد سنة ٤٢٨ هـ وهلك سنة ٥١٨ هـ مؤسس فرقة الحشاشين، استولى على قلعة الألموت بجبال الديلم هو من اتخذ القتل والاغتيال وسيلة لتحقيق أهداف دعوته، وهو من أئمة الإسماعيلية.
ve Nusayrîlik(1) ve Karmatîler(2)(3); nitekim Gazzâlî (rahimehullah) onlar hakkında, onlara reddiye olarak telif ettiği eserinde(5) şöyle buyurmuştur: "Mezheplerinin zâhiri râfizîlik, bâtını ise hâlis küfürdür."(6)
(1) Nusayrîlik: Habis bir bâtınî fırkadır. Şeyh Takıyyüddîn [İbn Teymiyye] bu fırka hakkında meşhur bir fetva yazmıştır. Mecmû‘u’l-Fetâvâ, 35/145-160’tan makama uygun düşen kısmı naklediyorum. Şöyle buyurmuştur: "Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Nusayrî denilen bu topluluk ve Karmatîlerin diğer bâtınî türlerinin tamamı, yahudi ve hıristiyanlardan daha kâfirdir; hatta müşriklerin çoğundan da daha kâfirdir. Bunların Muhammed (s.a.v.) ümmetine verdikleri zarar, savaşan kâfirlerin (Tatar, Frenk ve diğer kâfirler gibi) zararından daha büyüktür. Zira bunlar, Müslümanların câhillerine karşı kendilerini Şiî ve Ehl-i Beyt taraftarı gibi gösterirler. Hâlbuki hakikat itibarıyla ne Allah’a, ne Resûlüne, ne Kitabına, ne emre ne yasağa, ne sevaba ne cezaya, ne cennete ne cehenneme, ne de Muhammed (s.a.v.)’den önceki peygamberlerden herhangi birine ve geçmiş dinlerden hiçbirine iman ederler. Bilakis, Allah’ın ve Resûlünün, Müslüman âlimlerce bilinen kelâmını alıp, bâtın ilmi olduğunu iddia ettikleri birtakım uydurma hususlara tevil ederler... Sözlerinden bir kısmı da şudur: Beş vakit namaz, onların sırlarını bilmektir; farz olan oruç, sırlarını gizlemektir; Beyt-i Atîk’i haccetmek, şeyhlerini ziyarettir. Yine ‘Ebû Leheb’in elleri’nden murad Ebû Bekir ile Ömer’dir... Müslümanlar nezdinde bilinen birtakım lakapları vardır. Bazen mülhidler, bazen Karmatîler, bazen bâtınîler, bazen İsmâilîler, bazen Nusayrîler, bazen Hürremiyye, bazen de Muhammira diye isimlendirilirler. Bu isimlerin bir kısmı hepsini kapsar, bir kısmı ise sadece bazı türlerine mahsustur... Âlimlerin onlar hakkında söylediği gibi: Zahirî mezhepleri râfizîlik, bâtınları ise hâlis küfürdür. Onların kapları Mecusîlerin kapları gibidir, elbiseleri de öyledir. Müslüman mezarlıklarına defnedilmeleri câiz değildir; içlerinden ölenin cenaze namazı kılınmaz. Tövbe ederlerse, tövbelerinin kabulü hususunda âlimler arasında ihtilaf vardır... Bu kimselerle cihad etmenin ve onlara hadleri uygulamanın en büyük taatlardan ve en mühim vâciblerden olduğunda şüphe yoktur. Bu, Müslümanlarla savaşmayan müşrikler ve ehl-i kitapla cihaddan daha faziletlidir. Zira onlarla cihad, mürtedlerle cihad kabilindendir... Yine Nusayrîlerin Müslümanlara verdikleri zarar, ötekilerin zararından daha büyüktür... Hiç kimsenin onlar hakkında bildiği gerçekleri gizlemesi helâl değildir; bilakis bunları açıklamalı ve yaymalıdır ki Müslümanlar onların hakikatini bilsin."
Ey okuyucu! Şeyh'in bu fırka hakkındaki fetvasını defalarca okuyup anlaman ve ardından onunla amel etmen zaruridir. Ayrıca et-Tedmüriyye, s. 48-49’a bakınız. Yine el-Mecmû‘, 35/168’de şöyle buyurmuştur: "Nusayrîler ise, Ebû Şuayb Muhammed b. Nusayr’ın tâbîleridir. O, Ali’nin ilâh olduğunu söyleyen gulât [aşırılar]dandır." Hicrî 260 yılında Irak'ın Sâmerrâ şehrinde ölmüştür. İşte bu Nusayrîler, Şeyhülislâm'ın [İbn Teymiyye] eserlerinin pek çok yerinde "Râfizîlerin Şam'daki kolu" diye isimlendirdiği kimselerdir.
(2) Karmatîler: Şeyh İbn Teymiyye’nin yukarıdaki sözlerinde geçtiği üzere, onlar Nusayrîlerdir veya bir kısmıdır. Zira Karmatîleri onların lakapları arasında saymıştır. Bu isim, onlardan bir dâî olup, Irak'ın Sevâd bölgesinden, meşhur "Karmat" lâkabıyla bilinen Hamdân b. el-Eş‘as’a nisbetle verilmiştir. O, 278 yılında vefat etmiştir. Şeyh, el-Mecmû‘, 35/43 I'de şöyle buyurmuştur: "İşte bu Karmatîler, bâtında =
ونصيرية (١) ، وقرامطة (٢) (٣) ؛ كما قال فيهم الغزالي (٤) رحمه الله في كتابه الذي صنفه (٥) في الرد عليهم: "ظاهر مذهبهم الرفض، وباطنه الكفر المحض" (٦) .(١) النصيرية: طائفة باطنية خبيثة كتب فيهم الشيخ تقي الدين فتوى مشهورة أنقل منها ما يناسب المقام، من مجموع الفتاوى ٥٣/ ١٤٥ - ١٦٠ ومما قاله. (الحمد الله رب العالمين، هؤلاء القوم المسمون بالنصيرية هم وسائر أصناف القرامطة الباطنية أكفر من اليهود والنصارى، بل وأكفر من كثير من المشركين. وضررهم على أمة محمد صلى الله عليه وسلم أعظم من ضرر الكفار المحاربين مثل كفار التتار والفرنج وغيرهم، فإن هؤلاء يتظاهرون عند جهال المسلمين بالتشيع، وموالات أهل البيت، هم في الحقيقية لا يؤمنون بالله ولا برسوله ولا بكتابه، ولا بأمر ولا نهي، ولا ثواب ولا عقاب، ولا جنة ولا نار، ولا بأحد من المرسلين قبل محمد صلى الله عليه وسلم ولا بملة من الملل السالفة؟ بل يأخذون كلام الله ورسوله المعروف عند علماء المسلمين يتأولونه على أمور يفترونها، يدعون أنها علم الباطن. . . ومن جنس قولهم: إن الصلوات الخمس معرفة أسرارهم، والصيام المفروض كتمان أسرارهم، وحج البيت العتيق زيارة شيوخهم، وإن (يدا أبي لهب) هما أبو بكر وعمر. . . . ولهم ألقاب معروفة عند المسلمين، تارة يسمون الملاحدة وتارة القرامطة وتارة (الباطنية) وتارة االإسماعيلية وتارة النصيرية وتارة الخرمية وتارة المحمرة وهذه الأسماء منها ما يعمهم، ومنها ما يخص بعض أصنافهم. . . وهم كما قال العلماء فيهم: ظاهر مذهبهم الرفض وباطنه الكفر المحض - وأن أوانيهم كأواني المجوس وملابسهم - ولا يجوز دفنهم في مقابر المسلمين ولا يصلى على من مات منهم. . . وإذا أظهروا التوبة ففي قبولها منهم نزاع بين العلماء. . ولا ريب أن جهاد هؤلاء وإقامة الحدود عليهم من أعظم الطاعات وأكبر الواجبات، وهو أفضل من جهاد من لا يقاتل المسلمين من المشركين وأهل الكتاب، فإن جهاد هؤلاء من جنس جهاد المرتدين. . أيضاً فضرر هؤلاء أي النصيرية - على المسلمين - أعظم من ضرر أولئك. . . . فلا يحل لأحد أن يكتم ما يعرفه من أخبارهم بل يفشيها ويظهرها ليعرف المسلمون حقيقة حالهم. . .) ولا بد لك أيها القارئ من تكرار قراءة فتوى الشيخ فيهم وفهمها ثم العمل بها. وانظر التدمرية ص ٤٨ - ٤٩. وقال في المجموع ٣٥/ ١٦٨ (فأما النصيرية فهم أتباع أبي شعيب محمد بن نصير، وكان من الغلاة الذين يقولون، إن عليا إله) وقد هلك سنة ٢٦٠ هـ في سامراء العراق وهؤلاء النصيرية هم الذين يسميهم شيخ الإسلام رافضة الشام في مواضع عديدة من كتبه.(٢) القرامطة: مر في كلام الشيخ ابن تيميه الآنف أنهم هم النصيرية، أو بعضهم حيث عد القرامطة من ألقابهم سموا بهذا الاسم نسبه إلى داعية من دعاتهم اسمه حمدان بن الأشعت الشهير بقرمط من سواد العراق المتوفى سنة ٢٧٨ هـ قال الشيخ في المجموع ٣٥/ ٤٣ ١، (فهؤلاء القرامطة هم في الباطن =
Hakikatte ise [bunlar] Yahudi ve Hıristiyanlardan daha kâfirdir. Zahirde ise İslâm davası güderler; hatta nesebi Nebevî sülâleye – Ehl-i Beyt'e – dayandırır ve enbiyâ ve evliyâda dahi bulunmayan bir bâtın ilmi iddia ederler. İmamlarının masum olduğunu söylerler. Binaenaleyh bunlar, zâhirde îmân hakikatlerine en büyük davayı güden kimseler iken, bâtında er-Rahmân'a karşı insanların en kâfiri, yalancı peygamberlik taslayanlar mertebesindedir. Allah Teâlâ buyurdu: {Allah’a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmediği halde “Bana vahyedildi” diyen ve “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim” diyenden daha zalim kim vardır?} [el-En‘âm 6/93] İşte bunlar, hem bunu hem de şunu iddia ederler. Başka bir yerde ise onların en meşhuru hakkında şöyle buyurdu – el-Minhâc, VI, 343: “ve onlardan daha şerlidirler” yani Ubeydiyye İsmâilîleri olan Bahreyn Karmatîleri –ki şimdi el-Ahsâ olarak bilinir–, Ebû Saîd el-Cennâbî'nin (301/913’te öldürüldü) taraftarları. Zira onlar bütünüyle İslâm dini görüntüsü vermezlerdi. Hatta haccı öldürürler ve Hacerü'l-Esved'i alıp götürürlerdi. Karmatî bâtınî filozofları ise Allah hakkında şöyle derler: Ne vardır ne yoktur; ne diridir ne ölüdür. – ed-Der’, VII, 119; et-Tedmüriyye, s. 16, 38-39; ayrıca el-İsbâhâniyye Şerhi, V, 70-73 (el-Fetâva’l-Kübrâ içinde)‘e bakınız. (3) Zâhiriyye’de: Batınî Karmatîler. (4) O, Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed el-Gazzâlî’dir (505/1111’de vefat etti, 55 yaşında). Fakih usûlcü, çok sayıda eser sahibi mutasavvıf, Eş‘arî teorisyen, felsefecilerin rengine boyanmış âlim. En önemli eseri, çokça tenkit edilen İhyâ’u ‘Ulûmi’d-Dîn’dir. Şeyhülislâm İbn Teymiyye onu sıkça zikreder. İnşallah, Şeyhülislâm İbn Teymiyye’nin et-Tevessül hakkındaki Gazzâlî’ye Reddiye’nin tahkikinde buna dair bir kısmı aktaracağım. İçinde bulunduğumuz konuda –Kitâbü Minhâci’s-Sünne, VIII, 14’te– şöyle dedi: “Müslümanlar, yani Ubeydî bâtınî İsmâilîlerin sırlarını açığa çıkarmak ve perdesini yırtmak için bilinen kitaplar telif ettiler… Çünkü onların dîni ve dünyayı ifsad ettiklerini biliyorlardı. Bunlar hakkında Kādî Abdülcebbâr, Kādî Ebû Bekir b. et-Tayyib –el-Bâkıllânî–, Ebû Ya‘lâ, Gazzâlî, İbn Akîl, Ebû Abdullah eş-Şehristânî ve bunlar dışında birçok grup telifte bulundu. Bunlar, Doğu’da, Batı’da, Yemen’de, Şam’da ve çeşitli yerlerde ortaya çıkan mülhidlerdir; Alamut taraftarları ve benzerleri gibi.” Alamut taraftarları İsmâilîlerdir. Alamut, Hazar Denizi’nin güneyindeki Deylem dağlarında bulunan ve davetlerinin kaleleri olan (Hülâgû tarafından yıkılana kadar) kalelerdir. (5) Gazzâlî, bunlara reddiye olarak bize ulaşan üç kitap telif etti: 1) Fedâihu’l-Bâtıniyye ve Fedâilu’l-Mustazhiriyye. İhyâ’u ‘Ulûmi’d-Dîn, II, 130’da bu kitabın, Ebû Bekir b. et-Tayyib el-Bâkıllânî’nin meşhur Keşfü’l-Esrâr ve Hetkü’l-Estâr adlı eserinden istinbât edildiğini belirtir. Şeyh [İbn Teymiyye] bu kitabı birçok yerde adıyla zikretmiştir, ancak bize nakiller dışında ulaşmamıştır. 2) el-Kıstâsu’l-Müstakîm. Birkaç baskısı yapılmıştır; en sonuncusu Lübnan’da neşredilmiştir. 3) Ecvibetü’l-Mesâili’l-Erba‘ – Hemedan Bâtınîlerine ait–, Reşîd Rızâ tarafından el-Menâr, sayı 29, s. 601-608’de yayımlanmıştır. el-Kıstâsu’l-Müstakîm’in, Mısır Dâru’l-Kütüb’de 98 numaralı Akâid-i Tîmûr kaydıyla bir yazma nüshası mevcuttur; ayrıca eski baskıları da vardır, en eskisi 1318/1900-1901 tarihli olup Mısır’da matbaada basılmıştır.
_________= والحقيقة أكفر من اليهود والنصاري وأما في الظاهر فيدعون الإسلام، بل إيصال النسب إلى العترة النبوية - أهل البيت - وعلم الباطن الذي لا يوجد عند الأنبياء والأولياء. وأن أمامهم معصوم. فهم في الظاهر من أعظم الناس دعوى بحقائق الإيمان وفي الباطن من أكفر الناس بالرحمن، بمنزلة من ادعى النبوة من الكذابين قال تعالى {وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِباً أَوْ قَالَ أُوحِيَ إِلَيَّ وَلَمْ يُوحَ إِلَيْهِ شَيْءٌ وَمَنْ قَالَ سَأُنزِلُ مِثْلَ مَا أَنزَلَ اللَّهُ} وهؤلاء قد يدعون هذا وهذا. وقال في موضع آخر عن أشهرهم - في المنهاج ٦/ ٣٤٣ وشر منهم - أي من العبيدية الإسماعيلية - قرامطة البحرين - وهي المعروفة الآن بالأحساء - أصحاب أبي سعيد الجنابي - قتل سنة ٣٠١ هـ - فإن أولئك لم يكونوا يتظاهرون بدين الإسلام بالكلية، بل قتلوا الحجاج، وأخذوا الحجر الأسود) .والقرامطة الباطنية الفلاسفة يقولون عن الله: لا موجود ولا معدوم، ولا حي ولا ميت كما في الدرء ٧/ ١١٩ وفي التدمرية ١٦، ٣٨ - ٣٩ وانظر شرح الأصبهانية٥/ ٠ ٧ - ٧٣ ضمن الفتاوى الكبرى.(٣) في الظاهرية: وقرامطة باطنية.(٤) هو أبو حامد محمد بن محمد الغزالي المتوفى سنة٥٠٥ هـ وعمره ٥٥سنة، الفقيه الأصولي صاحب التصانيف الصوفي المنظر الأشعري، المصبوغ بصبغة الفلاسفة، ومن أجل كتبه إحياء علوم الدين الذي انتقد كثيراً - ذكره الشيخ ابن تيمية كثيراً وسأذكر طرفاً من هذا في تحقيق قاعدة في الرد على الغزالي في التوكل، لشيخ الإسلام ابن تيمية إن شاء الله.قال في ما نحن فيه - في كتابه منهاج السنة ٨/ ١٤ (وصنف المسلمون في كشف أسرارهم وهتك أستارهم يعني العبيدين الباطنية الإسماعيلية. . . . كتبا معروفة لما علموه من إفسادهم الدين والدنيا، وصنف فيهم القاضي عبد الجبار، والقاضي أبو بكر بن الطيب - هو الباقلاني -، وأبو يعلى والغزالي، وابن عقيل وأبو عبد الله الشهرستاني، وطوائف غير هؤلاء، وهم الملاحدة الذين ظهروا بالمشرق والمغرب واليمن والشام ومواضع متعددة، كأصحاب الألموت وأمثالهم) . وأصحاب الألموت هم الإسماعيلية والألموت هي قلاع في جبال الديلم جنوب بحر قزوين كانت معاقل دعوتهم - حتى هدمها هولاكو.(٥) صنف الغزالي كتباً في الرد عليهم وصلنا منها ثلاثة هي:١ - فضائح الباطنية وفضائل المستظهرية، وأشار في إحياء علوم الدين ٢/ ١٣٠ أن هذا الكتاب مستنبط من كشف الأسرار وهتك الأستار، الكتاب المشهور لأبي بكر ابن الطيب الباقلاني والذي ذكره الشيخ في مواضع متعددة باسمه ولم يصلنا إلا في نقول الكتب.٢ - القسطاس المستقيم، طبع عدة طبعات آخرها في لبنان تحققه.٣ - جواب المسائل الأربع - من باطنية همدان، نشره رشيد رضا في المنار عدد ٢٩ ص (٦٠١-٦٠٨) .ولكتاب القسطاس المستقيم بالمناسبة نسخة خطية بدار الكتب المصرية رقم ٩٨ عقائد تيمور، مع طبعات قديمة أقدمها سنة ١٣١٨ هـ في مطبعة. . . . . بمصر. =
Müslüman toplulukları — âlimleri, hükümdarları, Hanefî, Mâlikî, Şâfiî, Hanbelî ve diğer mezheplerin avamı — bu kimselerin İslâm şeriatının dışına çıkmış oldukları ve onlarla savaşmanın câiz olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Hatta âlimler onların neseblerinin bâtıl olduğunu (1) ve dedelerinin, Resûlullah (s.a.v.)'in Ehl-i Beyt'inden olmayan Ubeydullah b. Meymûn el-Kaddâh (2) olduğunu açıkça belirtmişlerdir.
(1) Zâhiriyye nüshasında: "neseblerinin bâtıl olduğunu" şeklindedir. Matbu nüshada ise: "neseblerinin bâtıl olduğunu... zira onlar kendilerini, Resûlullah (s.a.v.)'in kızı Fâtıma (r.anhâ) ile Alî b. Ebî Tâlib (r.a.)'ın evlâdına nispet etmektedirler."
(2) Bu zat, Tirmizî (r.a.)'nin râvilerinden olan ve 180/796 yılında vefat eden, münkerü'l-hadîs ve metrûk bir râvi olan Abdullah b. Meymûn b. Dâvûd el-Kaddâh el-Mekkî değildir [bk. Siyeru A‘lâmi’n-Nübelâ 9/320; el-Kâmil 4/187-190; Tehzîbü’l-Kemâl, s. 747; İbn Hibbân, el-Mecrûhîn 2/21]. Bunu, bazı kimselerin üç isimdeki benzerlikten dolayı iki zatı birbirine karıştırmasına dikkat çekmek için belirtiyorum. Oysa bu iki kişinin nesep ve vefat tarihleri itibarıyla farklı oldukları açıktır. Söz konusu Ubeydullah, Meymûn b. Dîsân el-Kaddâh'ın oğlu olup 259/872-73 yılında doğmuş ve 322/934 yılında ölmüştür. Irak'ın Ahvaz bölgesinde, Selâmet şehrindendir. Babası Yahudi idi, vefat edince annesi, onu yetiştiren bir Alevî ile evlenmiştir. Sonra büyüyüp Alevîliği benimsemiş ve 297/909 yılında Mağrib'de Ubeydî devletini kuran kişidir. Bk. et-Tabsîru fi'd-Dîn, s. 141; el-Farku Beyne'l-Fırak, s. 282-289; İbnü'l-Cevzî, el-Karâmita, s. 71-72. Şeyhülislâm İbn Teymiyye, Minhâcü's-Sünne 4/99-100'de şöyle der: "Ondan —yani İbn Tûmert (520/1126)'ten— önce, Ubeydullah b. Meymûn el-Kaddâh'ın kendisinin mehdî olduğunu iddia ettiği bilinmektedir; ancak ne isim ne de baba adı bakımından mutabakat sağlanamamıştır. Bu kişi, kendisinin Ca‘fer es-Sâdık'ın oğlu Muhammed b. İsmâil'in evlâdından olduğunu iddia etmiş ve Meymûn'un da Muhammed b. İsmâil olduğunu söylemiştir. Nesep âlimleri ve Müslüman bilginler, onun nesep iddiasında yalan söylediğini, babasının bir Yahudi, kendisinin de bir Mecûsî'nin üvey evlâdı olduğunu bilirler. Bu nedenle onun iki nesebi vardır: Biri Yahudiliğe, diğeri Mecûsîliğe dayanır. Kendisi ve ailesi mülhid idiler. Bu kimse, âlimler hakkında 'onların zâhiri rafz, bâtını ise küfr-ü mahz olan bir mezheptir' dedikleri İsmâilîyye'nin imamlarındandır."
(6) Şeyhülislâm'ın naklettiği bu ifadeyi, Ebû Hâmid [el-Gazzâlî] el-Fazâih'in dördüncü babında, onların mezhebini toplu ve ayrıntılı olarak naklederken zikretmiştir (s. 37). Şöyle der: "Mezhebin özeti şudur: Zâhiri rafz, bâtını ise küfr-ü mahz olan bir mezhep. Başlangıcı, ilimlerin kaynaklarını masum imamın sözüne hasretmek ve aklın, şüphelerin etkisinde kalması sebebiyle hakkı idrak edebilecek bir meleke olarak kabul edilmemesidir. Davetlerinin başlangıç noktası budur. Nihayetinde ise şeriatla çelişen şeyleri ortaya koyarlar; sanki asıl maksatları budur. Çünkü davet usulleri tek bir alana münhasır değildir; bilakis, onlara boyun eğmiş görünüp imamlarına velâ gösterdikten sonra her gruba, kendi görüşüne uygun şekilde hitap ederler. Yahudiler, Hıristiyanlar ve Mecûsîlerle itikatlarının genel esasları üzerinde mutabık kalır ve onları bu itikatları üzere onaylarlar. İşte mezhebin özeti budur. Ayrıntısına gelince..." Devamı gelmektedir.
واتفق طوائف المسلمين: علماؤهم، وملوكهم، عامتهم من الحنفية والمالكية والشافعية والحنابلة وغيرهم، على أنهم كانوا خارجين عن شريعة الإسلام، وأن قتالهم كان جائزاً: بل نصّوا على نسبهم كان باطلاً (١) . وأن جدهم كان عبيد الله بن ميمون القدّاح (٢) ، لم يكن من آل بيت رسول الله صلى الله عليه وسلم.= (٦) هذه العبارة التي نقلها شيخ الإسلام ، ذكرها أبو حامد في الباب الرابع من الفضائح ، في نقل مذهبهم جملة وتفصيلاً ص ٣٧ فقال: (أما الجملة فهو أنه مذهب ظاهره الرفض وباطنه الكفر المحض ، ومفتتحه حصر مدارك العلوم في قول الإمام المعصوم ، وعزل العقول أن تكون مدركة للحق لما يعتريها من الشبهات. هذا مبدأ دعوتهم ثم إنهم بالآخرة يظهرون ما يناقض الشرع وكأنه غاية مقصودهم ، لأن سبيل دعوتهم ليس بمتعين في فن واحد ، بل يخاطبون كل فريق بما يوافق رأيه ، بعد أن يظهروا منهم بالانقياد لهم والموالاة لإمامهم. فيوافقون اليهود والنصارى والمجوس على جملة معتقداتهم ويقرونهم عليها فهذه جملة المذهب. وأما تفصيله. . .) إلخ.(١) في الظاهرية: على أن نسبهم كان ، وفي المطبوعة: على أن نسبهم كان.. لأنهم ينتسبون إلى ولد فاطمة ابنة رسول الله صلى الله عليه وسلم من ولد علي بن أبي طالب رضي الله عنه وعن صحابة الرسول أجمعين.(٢) هذا الرجل ليس هو عبد الله بن ميمون بن داود القداح - مولى بني الحارث بن مخذوم المكي من رجال الترمذي رحمه الله ، وهو متوفي ١٨٠ هـ وهو منكر الحديث متروك ، وترجمته في النبلاء ٩/٣٢٠ ، والكامل ٤/١٨٧-١٩٠ ، وتهذيب الكمال ص ٧٤٧ والمجروحين لابن حبان ٢/٢١ أقول هذا لتخليط البعض بينه وبين عبيد الله هذا الذي ذكره الشيخ ، ربما بسبب اشتراكهما في الاسم الثلاثي ، لكن تغايرهما واضح في النسب وسنة الوفاة. وعبيد الله هذا هو ابن ميمون بن ديصان القداح المولود سنة ٢٥٩ هـ والهالك سنة ٣٢٢ هـ وهو من أهواز العراق من مدينة سليمة كان أبوه يهودياً فمات فتزوجت أمه أحد العلويين الذي رباه ، ثم لما كبرا وعى العلوية وهو الذي أسس الدولة العبيدية بالمغرب سنة ٢٩٧ هـ. انظر التبصير في الدين ص ١٤١ ، والفرق بين الفرق ص ٢٨٢-٢٨٩ والقرامطة لابن الجوزي ص ٧١ - ٧٢ وقال شيخ الإسلام في المنهاج ٤/٩٩-١٠٠ (وقد ادعى قبله - أي قبل ابن تومرت (ت ٥٢٠) - أنه المهدي عبيد الله بن ميمون القداح ، ولكن لم يوافق في الاسم ولا اسم الأب ، وهذا ادعى أنه ولد محمد بن إسماعيل بن جعفر - أي جعفر الصادق - ، وأن ميموناً هذا هو محمد بن إسماعيل وأهل المعرفة بالنسب وغيرهم من علماء المسلمين يعلمون أنه كذب في دعوى نسبه ، وأن أباه كان يهودياً ، ربيب مجوس ، فله نسبتان: نسبة إلى اليهود ، ونسبة إلى المجوس ، وهو وأهل بيته كانوا ملاحدة ، وهو أئمة الإسماعيلية ، الذين قال فيهم العلماء: إن ظاهر =
Âlimler bu hususta eserler telif etmişlerdir. Bunu, Hanefî mezhebinin imamı Şeyh Ebü'l-Hasan el-Kudûrî (1) ile Şâfiî mezhebinin imamı Şeyh Ebû Hâmid el-İsferâyînî (2) gibi zatlar da tasdik etmişlerdir. = Onların mezhebi Râfizîliktir; bâtını ise katıksız küfürdür. Âlimler, onların sırlarını açığa çıkarmak, perdelerini yırtmak, nesep ve İslam iddialarındaki yalanlarını ve ne nesep ne de din bakımından Nebî (s.a.v.) ile hiçbir ilgilerinin olmadığını ortaya koymak üzere kitaplar telif etmişlerdir. (Bir kaynakta) 6/342'de şöyle denmiştir: "Bunlar –yani Mağrib'de bir süre, Mısır'da ise yaklaşık iki yüz yıl kalan Übeydullah el-Kaddâh oğulları– din ehli âlimlerin kesin tespitine göre mülhid idiler. Soyları da bâtıldı. Zira onların Resûlullah ile ne bâtınen bir nesep bağları ne de din bağları vardı. Aksine onlar, yalancı bir nesepleri olduğunu ileri sürdüler ve Şiîliği açıktan benimsediler; ta ki bu vesileyle, akıl ve din bakımından en zayıf, cehalet bakımından en ileri olan fırka oldukları için Şiîlerin kendilerine tâbi olmasını sağlasınlar. Yoksa İsmâil b. Ca'fer'e nispet edilen Ubeydîlerin durumu her Müslüman için gizli kalamayacak kadar açıktır." Hatta İbn Tağrîberdî, en-Nücûmü'z-Zâhire adlı eserinde (4/80) Bâkıllânî Ebû Bekr b. et-Tayyib'in Bâtınîler hakkında telif ettiği ve ismi Keşfü'l-Esrâr ve Hetkü'l-Estâr olan kitabından şu ibareyi nakletmiştir: "(Kaddâh, Übeydullah'ın dedesiydi ve) Mecûsî idi. Übeydullah –kendisi Ubeydî Mehdî'dir– Mağrib'e girdi ve Alavî olduğunu iddia etti. Ancak nesep âlimlerinden hiçbiri onu tanımıyordu. O, bâtınında habis, İslam milletini ortadan kaldırmaya haris bir kimseydi. Halkı aldatmaya güç yetirebilmek için fıkhı ve ilmi ortadan kaldırdı. Oğulları da aynı üslupla geldiler; içkiyi ve (haram) fercleri helâl kıldılar, Râfizîliği yaydılar, dâîler yetiştirdiler. Böylece Şam dağlarındaki Nusayrîlik ve Dürzîlik gibi toplulukların akidelerini ifsat ettiler. Kaddâh yalancı ve bunaktı; aslında Karmatî dâîlerinin kökenidir."
(1) Bütün nüshalar ve matbu nüsha onun künyesini 'Ebü'l-Hasan' olarak vermiştir. Oysa kendisi hakkında bilgi veren kaynaklarda o, Hanefîlerin şeyhi Ebü'l-Hüseyin Ahmed b. Muhammed el-Kudûrî'dir –(el-Kudûrî) nisbesi 'dâd' ve 'râ'nın zammıyla (Kudûrî şeklinde) okunur. Hattîb (el-Bağdâdî) onun hakkında şöyle demiştir: Sika (güvenilir), güzel ifadeli, cesur dilli, devamlı Kur'an okuyan biriydi. Hanefî mezhebinde meşhur Muhtasar'ın sahibidir. Şâfiîler ile Hanefîler arasındaki ihtilaflı meselelere dair Kitâbü'n-Nikâh ve et-Tecrîd adlı eserleri vardır. Bunlardan et-Tecrîd'in birinci cildi İmam Üniversitesi Kütüphanesi'nde 3523 numarada kayıtlıdır. Şeyhülislam (İbn Teymiyye) dört imamın büyük tâbilerini sayarken Hanefîler arasında onu sıkça zikreder. Hicrî 428 yılında vefat etmiştir. Allah hepsine rahmet eylesin. (Kaynaklar: en-Nübelâ, 17/574; Târîhu Bağdâd, 4/377; Tezkiretü'l-Huffâz, 3/1086; et-Tabakâtü's-Seniyye, nr. 94; Tâcü't-Terâcim, nr. 19.)
(2) Ebû Hâmid Ahmed b. Ebî Tâhir Muhammed el-İsferâyînî'dir. Hicrî 344 yılında doğmuştur. Küçük yaştan itibaren ilimde sivrilmiştir. Fıkıh alanında elli ciltlik bir eser kaleme aldığı nakledilir. Melikler (hükümdarlar) nezdinde itibar sahibiydi. Hicrî 406 yılında vefat etmiştir. Şeyhülislam (İbn Teymiyye), Der'u Teâruzi'l-Akl ve'n-Nakl'da (2/95-101) Ebü'l-Hasan el-Kerecî'nin el-Fusûl fi'l-Usûl adlı kitabından naklen birçok imam ve şeyhin şöyle dediklerini aktarmıştır: "Şeyh Ebû Hâmid Ahmed b. Ebî Tâhir el-İsferâyînî, yeryüzünü ilimle doldurmuş imamların imamıydı... Cuma günü şöyle derdi: 'Benim adıma şahit olun ki Kur'an, İmam Ahmed b. Hanbel'in dediği gibi Allah'ın kelâmıdır, mahlûk değildir. Bâkıllânî'nin dediği gibi değildir.'" O, Bâkıllânî'ye ve kelâmcılara şiddetle karşı çıkardı. Allah ona rahmet etsin ve adını yüceltsin. Onun sözlerinin tamamı için oraya bakılabilir. (Kaynaklar: en-Nübelâ, 17/193-197; Târîhu Bağdâd, 4/368-375; Şezerâtü'z-Zeheb, 3/178; Tabakâtü'ş-Şâfiiyyeti'l-Kübrâ, 4/16-74; Tabakâtü'ş-Şâfiiyye li İbn Hidâyetillah, 127 ve devamı.)
وصنف العلماء في ذلك مصنفات. وشهد بذلك مثل الشيخ أبي الحسن القدوري (١) إمام الحنفيّة، والشيخ أبي حامد الإسفراييني (٢) إمام الشافعيّة،= مذهبهم الرفض ، وباطنه الكفر المحض وقد صنف العلماء كتباً في كشف أسرارهم ، وهتك أستارهم، وبيان كذبهم في دعوى النسب، ودعوى الإسلام، وأنهم بريئون من النبي صلى الله عليه وسلم نسباً وديناً. وقال في ٦/ ٣٤٢ (هؤلاء - يعني بني عبيد الله القداح، الذين أقاموا بالمغرب مدة وبمصر نحو مائتي سنة - بإتقان أهل العلم الدين كانوا ملاحدة، ولنسبهم كان باطلاً، فلم يكن لهم بالرسول اتصال نسب في الباطن، ولا دين، وإنما أظهروا النسب الكاذب، وأظهروا التشيع ليتوسلوا بذلك إلى متابعة الشيعة، إذ كانت أقل الطوائف عقلاً وديناً، أكثرهم جهلاً وإلا فأمر العبيدية المنتسبين إلى إسماعيل ابن جعفر أظهر من أن يخفى على كل مسلم) .بل ونقل ابن تغري بردي في النجوم الزاهرة ٤/ ٨٠ عبارة من كتاب الباقلاني أبي بكر بن الطيب الذي ألفه في الباطنية واسمه كشف الأسرار وهتك الأستار قال (القداح جد عبيد الله كان مجوسياً، ودخل عبيد الله- هو المهدي العبيدى - المغرب وادعى أنه علوي، ولم يعرفه أحد من علماء النسب، وكان باطنياً خبيثاً حريصاً على إزالة ملة الإسلام، أعدم الفقه والعلم ليتمكن من إغرار الخلق، وجاء أولاده بأسلوبه، وأباحوا الخمر والفروج، وأشاعوا الرفض، وبنوا دعاة، فأفسدوا عقائد جبال الشام كالنصيرية والدروزية، كان القداح كاذباً مخرفاً وهو أصل دعاة القرامطة) .(١) اتفقت النسخ - والمطبوعة على تكنيته بأبي الحسن: وفي المصادر المترجمة له هو: أبو الحسين أحمد بن محمد القدورى - بضم المثنأة والمهملة - شيخ الحنفية. قال فيه الخطيب: كان صدوقاً حسن العبارة، جريء اللسان، مديماً للتلاوة، صاحب المختصر المشهور في مذهب الأحناف، وله كتاب النكاح والتجريد في الخلاف بين الشافعية والأحناف. يوجد المجلد الأول منه في مكتبة جامعة الإمام رقم ٣٥٢٣. ويذكره شيخ الإسلام في تعداده لكبار أتباع الأئمة الأربعة - عن الأحناف كثيراً، توفي سنة ٤٢٨ هـ رحمهم الله. النبلاء ١٧ / ٥٧٤، وتاريخ بغداد ٤ / ٣٧٧، تذكرة الحفاظ ٣/ ١٠٨٦، والطبقات السنية رقم ٩٤، تاج التراجم رقم ١٩.(٢) هو أبو حامد أحمد بن أبي طاهر محمد الاسفراييني المولود سنة ٣٤٤ هـ برع من صغره، أذكر له كتاباً في الفقه في خمسين مجلداً، وكان ذا جاه عند الملوك توفي سنة ٤٠٦ هـ. نقل شيخ الإسلام في الدرء ٢/ ٩٥ - ١٠١ (عن أبي الحسن الكرجي في كتابه الفصول في الأصول عن الأئمة الفحول عن عدد من الأئمة والشيوخ أنهم يقولون كان الشيخ أبو حامد أحمد بن أبي طاهر الإسفراييني إمام الأئمة الذي طبق الأرض علماً. . . وكان يقول في يوم الجمعة: اشهدوا علي بأن القرآن كلام الله غير مخلوق، كما قاله الإمام ابن حنبل، لا كما يقوله الباقلاني. . .) . وكان شديد الإنكار عليه وعلى أهل الكلام رحمه الله ورفع ذكره. وانظر كلام الشيخ بتمامه هناك. النبلاء ١٧/١٩٣-١٩٧، وتاريخ بغداد ٤ / ٣٦٨ - ٥ ٣٧ شذرات الذهب ٣/ ١٧٨، طبقات الشافعية الكبرى ٤ / ١ ٦ - ٧٤، طبقات الشافعية لابن هداية الله ١٢٧ وما بعدها.
Ayrıca Hanbelî mezhebinin imamı Kâdî Ebû Ya‘lâ (1) ile Mâlikî mezhebinin imamı Ebû Muhammed b. Ebî Zeyd (2) misal verilebilir. Yine Kâdî Ebû Bekr İbnü't-Tayyib (3) onlar hakkında, sırlarını açığa çıkarmak üzere bir kitap telif etmiş ve ona 'Keşfü'l-Esrâr ve Hetkü'l-Estâr' (4) adını vermiştir.
(1) Bu zat, Muhammed b. el-Hüseyin b. el-Ferrâ' olup Hanbelîlerin kadısı Ebû Ya‘lâ'dır. 380 hicrî yılında doğmuş, Kur'an'ı on kıraat üzere okumuş; hadis ve fıkıhta ileri düzeyde bilgi sahibiydi. Dindar, ibadet ve teheccüde düşkün biriydi. Pek çok eseri vardır: İbtâlü't-Te'vîlât, el-‘Udde fî'l-Usûl, er-Rivâyeteyn ve'l-Vecheyn fi'l-Mezâhib gibi. 458 yılında vefat etmiştir. Oğulları Hanbelî âlimleridir. Allah hepsine rahmet eylesin. Şeyhülislâm [İbn Teymiyye] Ebû Ya‘lâ ve diğer âlimler hakkında sorulunca el-Mecmû‘ 20/40'ta şöyle cevap vermiştir: 'Onlar ehl-i hadis mezhebi üzeredirler; belirli bir âlimi taklit etmezler, mutlak müctehid imamlardan da değildirler. Bilakis hadis imamlarının kavline meylederler... Bunların hepsi sünneti ve hadisi yüceltirler...' Belki de onun sıfatçı kelâmcılara meyli vardı. Allah onu affetsin. Bkz. Câmi‘u’r-Resâil 1/127, el-Minhâc 5/360 ve 412; en-Nübelâ 18/89, Tabakâtü’l-Hanâbile 2/193-230, Târîhu Bağdâd 2/256 vd., Menâkıbu Ahmed (İbnü’l-Cevzî) s. 520, el-Vâfî bi’l-Vefeyât 3/7.
(2) Bu zat, Ebû Muhammed Abdullah b. Abdurrahman b. Ebî Zeyd el-Kayrevânî'dir. Mağrib âlimi olup 'Mâlik-i Sağîr' (Küçük Mâlik) lakabıyla anılır. 310 hicrî yılında doğmuştur. Zehebî onu övmüş ve şöyle demiştir: 'O, usûl konusunda Selef yolunda idi; kelâm bilmez ve te'vîl yapmazdı. Allah'tan tevfik dileriz.' En meşhur eseri 'er-Risâle fî Mu‘tekadi Ehli's-Sünne'dir. Basılmış olup bir kısmı basılı, bir kısmı yazma halinde birçok şerhi vardır. 386 yılında vefat etmiştir. Şeyhülislâm onu birçok yerde övmüştür. Bunlardan biri el-Mecmû‘ 5/182-183'tedir ve şöyle demiştir: 'Mâlikîlerin cehmî nefyedicileri zemmetmeleri kitaplarında meşhurdur. Mâlikî imamlarının ve kadim âlimlerinin isbât (yani sıfatlar ve gayb konuları) hakkındaki sözleri çok ve meşhurdur. Hatta âlimleri, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'in ittifakını nakletmişlerdir: Allah zâtıyla arşının üzerindedir. İbn Ebî Zeyd, diğer Selef imamlarının söylediklerinden başka bir şey söylememiştir. Mâlikî imamlarından hiçbiri bu konuda İbn Ebî Zeyd'e muhalefet etmemiştir. O bunu, risalesinin mukaddimesinde bütün Müslümanlara telkin edilmek üzere zikretmiştir; çünkü bu, Sünnet imamları yanında herkese telkin edilen itikadî esaslardandır…' Bkz. en-Nübelâ 177/210, ed-Dîbâcü'l-Müzehheb 1/427, Tertîbü'l-Medârik 4/492, Şeceretü'n-Nûri'z-Zekiyye 1/96, Fihristü İbn Hayr 244.
(3) Bu zat, 403 yılında vefat eden Ebû Bekr Muhammed b. et-Tayyib b. el-Bâkıllânî'dir. Pek çok telifi vardır. Zekâ ve anlayış bakımından darbımesel haline gelmiştir. Rum melikiyle bu konuda yaşadığı kıssalar anlatılır. Kelâbîyye'den [Ashâb-ı Kelâb] olan Eş‘arîlerin büyük âlimlerinden ve teorisyenlerindendir. Bâtınîler, Râfızîler, Cehmîler ve Hâricîlere karşı yetmiş bin varak tutarında reddiyeleri vardır. Kur'an'ın icâzına dair et-Temhîd ve başka eserleri vardır. Şeyhülislâm onu büyük mütekellimler arasında sıkça zikreder. Daha önce İsferâînî'nin onun hakkındaki sözlerinden bir kısmı Şeyh'in Der'ü't-Ta‘âruz'undan (2/95-102) nakledilmişti. Allah rahmet eylesin, Der'ü't-Ta‘âruz 1/270'te mütekellimlerin tasnifinde şöyle demiştir: 'Şu da vardır ki, Irak'ta Ehl-i İsbât'a mensup olanlar, İbn Küllâb'ın takipçileri olup Ebü'l-Abbas el-Kalânî ='
ومثل القاضي أبي يعلى (١) إمام الحنبليّة، ومثل أبي محمد بن أبي زيد (٢) إمام المالكيّة.وصنف القاضي أبو بكر ابنُ الطيِّب (٣) فيهم كتاباً، في كشف أسرارهم، سماه: "كشف الأسرار وهتك الأستار" (٤) .(١) هو محمد بن الحسين بن الفراء ، أبو يعلى قاضي الحنابلة ولد سنة ٣٨٠ هـ وقرأ القرآن بالروايات العشر مع المعرفة البالغة في الحديث والفقه ، كان دينا ذا عبادة وتهجد، له تصانيف كثيرة: كإبطال التأويلات ، والعدة في الأصول ، والروايتين والوجهين في المذاهب توفي سنة ٤٥٨ هـ أبناؤه علماء حنابلة رحمهم الله جميعاً. ولما سئل شيخ الإسلام عن أبي يعلى وغيره من العلماء أجاب في المجموع ٢٠/٤٠ (إنهم على مذهب أهل الحديث ليسوا بمقلدين لواحد بعينه من العلماء ولا هم من الأئمة المجتهدين على الإطلاق ، بل يميلون إلى قول أئمة الحديث..وهؤلاء كلهم يعظمون السنة والحديث..) وربما كان له ميل إلى الكلامية الصفاتية والله يغفر له. انظر جامع الرسائل ١/١٢٧ والمنهاج ٥/٣٦٠ و٤١٢. وانظر النبلاء ١٨/٨٩ وطبقات الحنابلة ٢/١٩٣ - ٢٣٠ وتاريخ بغداد ٢/٢٥٦ وما بعدها ، ومناقب أحمد لابن الجوزي ص ٥٢٠، والوافي بالوفيات ٣/٧.(٢) هو أبو محمد عبد الله بن عبد الرحمن بن أبي زيد القيرواني ، عالم المغرب ، الملقب بمالك الصغير ، ولد سنة ٣١٠ هـ أثنى عليه الذهبي فقال: كان رحمه الله على طريقة السلف في الأصول ، لا يدري الكلام ولا يتأول فنسأل الله التوفيق. أشهر مؤلفاته: الرسالة في معتقد أهل السنة ، مطبوعة ولها شروح عديدة منها المطبوع والمخطوط توفي سنة ٣٨٦ هـ أثنى عليها شيخ الإسلام في مواضع. ومنها المجموع ٥/١٨٢-١٨٣ فقال (كلام المالكية في ذم الجهمية النفاة مشهور في كتبهم ، وكلام أئمة المالكية وقدمائهم في الإثبات - أي الصفات وأمور الغيب - كثير مشهور ، حتى علماؤهم حكوا إجماع أهل السنة والجماعة على أن الله بذاته فوق عرشه ، وابن أبي زيد إنما ذكر ما ذكره سائر أئمة السلف ، ولم يكن من أئمة المالكية من خالف ابن أبي زيد في هذا ، وهو إنما ذكر هذا في مقدمة الرسالة لتلقن لجميع المسلمين ، لأنه عند أئمة السنة من الاعتقادات التي يلقنها كل أحد … ) النبلاء ١٧٧/٢١٠ الديباج المذهب ١/٤٢٧ ، ترتيب المدارك ٤/٤٩٢ ، شجرة النور الزكية ١/٩٦ فهرست ابن خير ٢٤٤.(٣) هو أبو بكر محمد بن الطيب بن الباقلاني المتوفى سنة ٤٠٣ هـ صاحب التواليف ، ومضرب المثل في ذكائه وفهمه ، له مع ملك الروم قصص في هذا ، من كبار علماء الأشاعرة الكلابية ومنظريهم ، كان ذا ردود على الباطنية والرافضة والجهمية والخوارج تقدر بسبعين ألف ورقة له التمهيد في إعجاز القرآن وغيرها كثيراً ما يذكره شيخ الإسلام في تعداد كبار المتكلمين وسبق نقل شيء من كلام الإسفراييني فيه من درء التعارض للشيخ ٢/٩٥-١٠٢ ، وقال رحمه الله في ترتيب الكلاميين في درء التعارض ١/٢٧٠ (وهذا كما أن العراقيين المنتسبين إلى أهل الإثبات من أتباع ابن كلاب كأبي العباس القلاني =
Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî, Ebü’l-Hasan Alî b. Mehd et-Taberî, Kādî Ebû Bekr b. el-Bâkıllânî ve emsâlleri, Sünnet’e daha yakın ve Ahmed b. Hanbel ile emsâli olan Horasan ehlinden İbn Küllâb’ın yoluna meyledenlere nazaran daha tâbi‘dirler. İşte bu sebeple Kādî Ebû Bekr b. et-Tayyib, cevaplarında bazen “Muhammed b. et-Tayyib el-Hanbelî” diye yazardı; nitekim el-Eş‘arî de böyle söylerdi. Zira el-Eş‘arî ve ashâbı, Ahmed b. Hanbel ve onun emsâli Sünnet imamlarına intisap ediyorlardı. el-Eş‘arî, Ahmed b. Hanbel ve Ehl-i Sünnet mezhebine, İbn ‘Akīl, Sadaka b. el-Hüseyin, İbnü’l-Cevzî ve emsâlleri gibi Ahmed’e intisap edenlerden bir kısmının –ki bunlar Mu‘tezile’nin bazı kelâmî sözlerine meyletmişlerdir– birçoğundan daha yakındı. (Bk. el-Minhâc, 3/293; Siyeru A‘lâmi’n-Nübelâ, 5/379; Tertîbü’l-Medârik, 4/585-606; ed-Dîbâc, 2/228; Tebyînü Kezibi’l-Müfterî, 172-262.)
Bu kitabın iki ismi vardır: Birincisi Şeyh’in zikrettiği; muhtasarı ise Fedâihu’l-Bâtıniyye veya er-Reddü ale’l-Bâtıniyye’dir. Bu kitabı ne gördüm ne de basıldığını duydum; hatta kayıp olduğu zannedilmektedir. Gazzâlî, el-İhyâ’da (2/130) bu kitaptan istinbâtta bulunduğunu zikretmiştir. İbn Teymiyye de onu muhtelif yerlerde, meselâ el-Minhâc’da (8/14 ve 258) anmıştır: “Âlimler, onların sırlarını keşfeden ve örtülerini yırtan kitaplar telif etmişlerdir. Bunlar arasında Kādî Ebû Bekr el-Bâkıllânî’nin, Kādî Abdülcebbâr el-Hemedânî’nin, Gazzâlî’nin kitabı ve benzerleri vardır.” Müellif, el-Minhâc’da (8/479-486) Bâtınîlerin davet üslubu ve yönteminden nakiller yapmıştır. Bu nakillerden biri şudur:
“Bütün Bâtınîler ile onların bâtıl daveti düzenleme konusunda risâle ve kitap yazan her bir müellifi şu hususta ittifak etmişlerdir: Dâvete çağıran kişinin, davet edeceği kişiyi Müslüman olarak bulduğu zaman, ‘Şîa’yı dinin ve şiarın olarak benimsemeli; ona giriş kapısı olarak selefe zulmedilmesi, Hüseyin’in katledilmesi, kadınlarının ve zürriyetinin esir alınması, Temîm, Adî, Benî Ümeyye ve Benî Abbâs’tan berî olma konusunu kullanmalısın. Ayrıca Alî’nin gaybı bilen bir ilâh olduğunu, âlemin yaratılışının kendisine tevdi edildiğini ve Şîa’nın diğer acâyib ve cehâletlerinden bahsetmelisin. Zira onlar bu yasaya senin davetine en süratli icabet edenlerdir… Davet esnasında Şîa’dan birinde icabet ve irşad emaresi sezersen, onu Alî ve evlâdının menkıbelerine vakıf kıl; ona hakikatin kimde ve kimde olduğunu, Muhammed (s.a.v.) ümmetinin ve diğer peygamberlerin mensup olduğu her şeyin bâtılın bâtılı olduğunu bildir. Sabiî bulduğunu ise, üfürükçülük, yıldızlara tazim gibi şeylerle içeri al… Mecusî bulduğunu ise, ateş, nûr, güneş ve aya tazim konusundaki dördüncü derecede aslen onunla ittifak edersin. Zira onlar, sabiîlerle birlikte bize en yakın ümmetler ve en layık olanlardır… Bir Yahudi yakalarsan, ona Mesih’i bekleme kapısından gir; onların nezdinde cumartesiyi tazim et ve bununla onlara yaklaş… Davet ettiğin kişiyi Hristiyan bulursan, ona hem Yahudilere hem de Müslümanlara sövme ve teslis hakkındaki sözlerinin doğruluğu kapısından gir; onların nezdinde haçı tazim et ve ona tevilini bildir…” Bu, saf zındıklığın nihayetine kadardır. Allah’a sığınırız tüm bunlardan.
Bu kitap –Bâkıllânî’ye, Allah onun zuhuruna acele etsin, nispeti doğrudur. Zira İbnü’s-Sübkî, onu Tabakāt’ında muhtelif yerlerde zikretmiş ve ondan nakilde bulunmuştur; nitekim Alî b. Muhammed b. el-Hüseyin’in ve Muhammed b. el-Muvaffak b. Saîd’in biyografilerinde olduğu gibi. İbn Kesîr de el-Bidâye ve’n-Nihâye’de (11/350) onun biyografisinde zikretmiş; Hacı Halîfe ve hatta Bâkıllânî hakkında biyografi yazan herkes de öyle yapmıştır. en-Nücûmü’z-Zâhire’den bu kitaptan nakil daha önce geçmiştir.
_________= وأبي الحسن الأشعري، وأبي الحسن علي بن مهد الطبري والقاضي أبي بكر بن الباقلاني وأمثالهم، أقرب إلى السنة، وأتبع لأحمد بن حنبل وأمثاله من أهل خرسان المائلين إلى طريقة ابن كلاب، ولهذا كان القاضي أبو بكر بن الطيب يكتب في أجوبته أحياناً: محمد بن الطيب الحنبلي، كما كان يقول الأشعري. إذ كان الأشعري وأصحابه منتسبين إلى أحمد بن حنبل وأمثاله من أئمة السنة، وكان الأشعري أقرب إلى مذهب أحمد بن حنبل وأهل السنة من كثير من المتأخرين المنتسبين إلى أحمد الذين مالوا إلى بعض كلام المعتزلة، كابن عقيل، وصدقة بن الحسين، وابن الجوزي وأمثالهم) ٠ انظر المنهاج ٢٩٣/٣ ٠ النبلاء ٣٧٩/٥، وترتيب المدارك ٤/ ٥٨٥ - ٢ ٠ ٦، الديباج ٢٢٨/٢، تبيين كذب المفتري ١٧ ٢ - ٢٦ ٢.(٤) هذا الكتاب له اسمان، الأول ما ذكره الشيخ، ومختصر هو فضائح الباطنية أو الرد على الباطنية، وهذا الكتاب لم أره ولم أسمع أنه طبع، بل يظن أنه مفقود، وقد ذكر الغزالي في الإحياء ٢/ ١٣٠ أنه استنبط ما فيه من كتاب الفضائح وقد ذكره ابن تيمية في مواضع ومما ذكره في المنهاج ٨/ ١٤ و ٢٥٨ (وقد صنف العلماء كتباً في كشف أسرارهم وهتك أستارهم مثل كتاب القاضي أبي بكر الباقلاني والقاضي عبد الجبار الهمداني وكتاب الغزالي ونحوهم) . ونقل منه أسلوب دعوة هو الباطنية ومنهجها في المنهاج ٨/ ٤٧٩ - ٨٦ ٤ ومما نقل (قد اتفق جميع الباطنية، وكل مصنف لكتاب ورسالة منهم في ترتيب الدعوة المضلة، على أن من سبيل الداعي إلى دينهم ورجسهم. . فقالوا للداعي: يجب عليك إذا وجدت من تدعوه مسلماً: أن تجعل التشيع عنده دينك وشعارك، واجعل المدخل عليه من جهة ظلم السلف، وقتلهم الحسين، وسبيهم نساءه وذريته، والتبري من تيم وعدي، وبني أمية والعباس. . وأن علياً إله يعلم الغيب، مفوض إليه خلق العالم، وما أشبه ذلك من أعاجيب الشيعة وجهلهم؟ فإنهم أسرع إلى إجابتك بهذا الناموس. . . . فإذا آنست من بعض الشيعة عند الدعوة إجابة ورشداً أوقفته على مثالب علي وولده، وعرفته حقيقته الحق لمن هو، وفيمن هو، وباطل البطلان كل ما عليه أهل ملة محمد صلى الله عليه وسلم وغيره من الرسل.ومن وجدته صابئا. فأدخله بالأشانيع وتعظيم الكواكب. . . .، ومن وجدته مجوسياً اتفقت معه، في الأصل، في الدرجة الرابعة، من تعظيم النار والنور والشمس والقمر. . فإنهم مع الصائبة أقرب الأمم إلينا، وأولاهم بنا. . . . . . وإن ظفرت بيهودي فادخل عليه جهة انتظار المسيح. . وعظم السبت عندهم وتقرب إليهم بذلك. . . . وإن وجدت المدعى نصرانياً فادخل عليه بالطعن على اليهود والمسلمين جميعاً، وصحة قولهم في الثالوث. وعظم الصليب عندهم وعرفهم تأويله. .) إلى آخر الزندقة المحضة، نعوذ بالله من ذلك كله.وهذا الكتاب للباقلاني - عجل الله الظفر به - صحيح النسبة إليه فقد ذكره ابن السبكي في طبقاته في مواطن ونقل منه ، كما في ترجمته علي بن محمد بن الحسين ، وترجمته محمد بن الموفق بن سعيد وذكره ابن كثير في ترجمته من البداية والنهاية ١١/٣٥٠ ، وحاجي خليفة بل وعامة من ترجموا للباقلاني. وسبق نقل من النجوم الزاهرة من هذا الكتاب. =
Ayrıca Cemâleddîn Ebû'l-Fazâil es-Safedî'nin (ö. 696 h.) Keşfü'l-Esrâr ve Hetkü'l-Estâr adlı üç ciltlik bir eseri mevcut olup Türkiye'de Murat Molla Kütüphanesi'nde 158-162 numaralarıyla, Topkapı Sarayı Müzesi'nde ise 1865-1867 numaralarıyla kayıtlıdır. Bu üç cilt 767 varak olup 169 h. yılında yazılmıştır. Süleymaniye'de 133, Rüstem Paşa'da 45, 46 ve Şehid Ali Paşa'da 550 varak, numara 157 olmak üzere başka nüshaları da bulunmaktadır. Bu eserin tefsirle ilgili olduğunu düşünmekteyim, ancak buna kat‘îlikle hükmedemiyorum. Bu itibarla Şeyh, Minhâc'ın çeşitli yerlerinde (8/14'te olduğu gibi) onların sırlarını keşfeden ve perdelerini yırtan eserler telif edenlere işaret etmektedir. Bunlardan bazıları şunlardır: 1- Kādî Abdülcebbâr el-Hemedânî el-Mu‘tezilî (ö. 415). Şeyh muhtemelen onun el-Münye ve'l-Emel fî Şerhi'l-Milel ve'n-Nihal adlı eserini kastetmektedir ki bu eser yakın zamanda basılmış olup 1972'de Fırak ve Tabakātu'l-Mu‘tezile adıyla bir baskısı yapılmıştır. 2- Ebû Bekr b. et-Tayyib el-Bâkıllânî (ö. 403). Hal tercümesinde eserine daha önce işaret edilmişti. 3- Kâdî Ebû Ya‘lâ b. el-Ferrâ'' el-Hanbelî (ö. 458). Onlar hakkında basılı veya yazma bir eserine vakıf değilim; ancak mütercimler onun er-Redd ale'l-Bâtıniyye adlı bir eserinin bulunduğunu zikretmişlerdir. 4- Ebû Hâmid el-Gazzâlî (ö. 505). Eseri ve hal tercümesi daha önce geçmişti. 5- Ebü'l-Vefâ Ali b. Akīl el-Hanbelî (ö. 513). Onun Kitâbü'l-Fırak adlı bir eseri olup Hindistan'da Râmpûr'daki Riza Kütüphanesi'nde 1/512 (119) numaralı bir yazma nüshası bulunmaktadır. 6- Ebû Abdillah Muhammed eş-Şehristânî (ö. 548). Görünüşe göre kastedilen meşhur kitabı el-Milel ve'n-Nihal'dir; bu eserinde Bâtıniyye ve onun kollarını ayrıntılı olarak ele almıştır. Ayrıca onların sırlarını ifşa edenler arasında Ebû Muhammed Abdurrahman, İbn Şâme diye meşhur (ö. 665) de bulunmaktadır. Onun Keşfü mâ kâne ‘aleyhî Benû Ubeyd mine'l-küfri ve'l-kezibi ve'l-mekri ve'l-keyd adlı bir eseri olup ez-Zeyl alâ er-Ravzateyn'de (s. 39) zikredilmiştir. İbn Kesîr, Târîh'inde (21/872) ve Zehebî, Ma‘rifetü'l-Kurrâi'l-Kibâr'ında (2/538) buna yakın isimlerle bu eseri ona nisbet etmişlerdir.
_________= هذا ويوجد لجمال الدين أبي الفضائل الصفدي (ت ٦٩٦ هـ) كتاب باسم كشف الأسرار وهتك الأستار في ثلاثة مجلدات في مكتبة مراد ملا بتركيا أرقامها من (١٥٨ - ١٦٢) وفي متحف طبقو سراى من (١٨٦٥ - ١٨٦٧) المجلدات الثلاث في ٧٦٧ ورقة مكتوبة سنة ١ ٦٩ هـ ونسخ أخرى في السليمانية رقم ١٣٣ ورستم باشا ٤٥، ٤٦ وشهيد علي باشا ٥٥٠ ورقة رقم ١٥٧ وأظنه في التفسير، ولا أجزم بذلك.هذا وأشار الشيخ في مواطن من المنهاج إلى من صنف في كشف أسرارهم وهتك أستارهم كما في ٨/ ١٤ فمن عد:١- القاضي عبد الجبار الهمذاني المعتزلي (٤١٥) ولعل الشيخ يقصد كتابه المنية والأمل شرح الملل والنحل وهو مطبوع حديثاً، وله طبعة سنة ١٩٧٢ باسم فرق وطبقات المعتزلة.٢- أبو بكر ابن الطيب بن الباقلاني (٤٠٣) وسبقت الإشارة إلى كتابه في ترجمته.٣- أبو يعلى ابن الفراء الحنبلي (٤٥٨) ولا أعلم له كتاباً فيهم مطبوعاً أو مخطوطاً لكن ذكر المترجمون له أن له كتاباً اسمه الرد على الباطنية.٤- أبو حامد الغزالي (٥٠٥) وسبق ذكر كتابه وترجمته.٥- أبو الوفاء علي بن عقيل الحنبلي (٥١٣) وهذا له كتاب اسمه كتاب الفرق له نسخة خطية بالهند في مكتبه رجتا رامبور رقمه ١/ ٥١٢ (١١٩) .٦- أبو عبد الله محمد الشهرستاني (٥٤٨) والظاهر أن المقصود بكتابه الملل والنحل الكتاب المشهور وفيه تحدث عن الباطنية وفرقها بالتفصيل.وممن ألف في كشفهم أيضا أبو محمد عبد الرحمن المعروف بأبي شامة (٦٦٥) ألف كتابا سماه كشف ما كان عليه بنو عبيد من الكفر والكذب والمكر والكيد ذكره في الذيل على الروضتين ص ٣٩ ونسبة له ابن كثير في التاريخ ٢ ١/ ٨٧ ٢ والذهبي في معرفة القراء الكبار ٢/٥٣٨ بأسماء نحو هذا.
Bâtıniyye ve Râfizîlerin müslümanlara düşmanlığı ve şekilleri: İslâm beldelerinde bulunan İsmâiliyye, Nusayriyye, Dürziyye(1) ve bunların benzeri tâbileri. Bunlar, müslümanlarla savaşta Tatarlara(2) yardım edenlerdir. Hülâgû'nun veziri Nasîrüddin et-Tûsî'ydi.
(1) Zahiriyye nüshasında: Dürziyye yerine Kaderiyye yazılıdır. Kaderiyye'nin tarifi ileride gelecektir. Dürzîler: Bâtıniyye fırkası olup, onların kolu Ubeydîler'dir. Bu isim, bu fırkanın ikinci adamı olan Muhammed b. İsmâil ed-Dürzî'ye nisbet edilir. Meşhur olan Nüştekin lakaplıdır, 411 yılında öldürülmüştür. O, Ubeydî halifesi Mansûr b. Abdülazîz'i (411'de ölmüştür) alenen ilâhlaştıran ilk kişidir. Şeyh Takıyyüddin İbn Teymiyye'nin onlar hakkında bir fetvası vardır (Mecmû‘, 35/161-162). Kendisine sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: 'Bu Dürzîler ve Nusayrîler, müslümanların ittifakıyla kâfirdirler. Kesim hayvanlarını yemek, kadınlarıyla evlenmek helâl olmaz. Hatta cizye vermelerine dahi izin verilmez. Çünkü bunlar İslâm dininden irtidâd etmişlerdir. Ne müslüman, ne yahudi, ne de hıristiyandırlar. Beş vakit namazın farziyetine, Ramazan orucuna, hacca, Allah ve Resûlü'nün haram kıldığı ölü eti, içki ve diğerlerinin haramlığına inanmazlar. Bu akidelerle birlikte şehâdet getirseler bile müslümanların ittifakıyla kâfirdirler. Bunların küfründe müslümanlar ihtilâf etmez; hatta küfürlerinde şüphe eden de onlar gibi kâfir olur. Onlar ne ehl-i kitap ne de müşrikler mertebesindedirler; bilâkis onlar sapkın kâfirlerdir. Yiyecekleri yenmez, kadınları esir alınır, malları ganimet olarak alınır. Çünkü onlar mürted zındıklardır; tövbeleri kabul edilmez, nerede bulunurlarsa öldürülürler ve belirtildiği gibi lânetlenirler. Onların bekçilik, kapıcılık ve koruma işlerinde kullanılmaları câiz değildir. Başkalarını saptırmamaları için âlimleri ve sâlihleri öldürülmelidir. Onlarla evlerinde yatmak, arkadaşlık etmek, birlikte yürümek, öldüklerinde cenazelerine katılmak haramdır. Müslüman yöneticilerin, Allah'ın emri olan hadleri onlar hakkında uygulamayı ihmal etmeleri haramdır - bu konuda uygulayan makamın takdirine bağlı olarak değil, aksine uygulama gereği olarak. Allah'tan yardım dileriz, O'na tevekkül ederiz.'
(2) Tatarlar: Türk cinsinden Acem kavimler olup Orta Asya ve doğu uçlarından gelmişlerdir. Putperest ve ayak takımıydılar. Şeyhülislâm İbn Teymiyye, İktizâ es-Sırâtî'l-Müstakîm (1/369)'de onların 'Türk bedevîleri' olduklarını, Câmi‘u'r-Resâil (2/360)'da 'ilim ve imandan uzak ümmetlerden olduklarını, tıpkı câhiliye dönemi Arapları gibi' dediğini, Minhâc (5/155)'ta ise şöyle söylediğini nakleder: 'Nihayet Bağdat'a girdiler -yani Tatarlar- ve müslümanlardan on milyondan fazla veya az insan öldürdüler. İslâm'da, Tatar denilen kâfir Türklerin bu savaşı gibi bir savaş görülmemiştir.'
Bu Tatarların İslâm beldelerine girişleri sırasındaki kralları Hülâgû idi. Şeyh, el-Fetâvâ (13/18)'de şöyle demiştir: 'Bazı şeyhler derdi ki: Hülâgû - Irak'ta halifeyi mağlup eden, Bağdat'ta çok büyük bir katliam yapan Tatar kralı; denir ki onlardan bir milyon kişi öldürdü. Aynı şekilde Halep'te de o zamanın hükümet merkezinde katliam yaptı. Bazı şeyhler onun müslümanlar için, Buhtunnasr'ın İsrailoğulları'na olan konumunda olduğunu söylerdi. Bu toplulukların İslâm diyarına girmesinin sebeplerinden biri, ilhad, nifak ve bid'atlerin ortaya çıkmasıydı.' Ayrıca Râfizîlerin onlara yardım etmesi, Hülâgû'nun iki veziri İbnü'l-Alkamî ve Nasîrüddin et-Tûsî'de tezahür etmiştir. Bunların rezîllikleri ve ifşası ileride gelecektir.
عداوة الباطنية والرافضة للمسلمين وصوره:والذين يوجدون في بلاد الإسلام من الإسماعيلية، والنصيرية، والدرزية (١) ، وأمثالهم من أتباعهم.وهم الذين عاونوا التتر (٢) على قتال المسلمين وكان وزير هولاكو النصير(١) في الظاهرية: والقدرية بدل الدرزية. والقدرية يأتي تعريفهم.والدروز: فرقة باطنية فرخها العبيديون ، وهذا الاسم نسبة إلى الرجل الثاني في هذه الفرقة وهو محمد بن إسماعيل الدرزي المشهور بنشتكين المقتول سنة ٤١١ هـ وهو أول من أله الحاكم العبيدي المنصور بن عبد العزيز المتوفى سنة ٤١١ هـ علانية ، وللشيخ تقي الدين فتوى فيهم ، المجموع ٣٥/١٦١-١٦٢ ، لما سئل عنهم أجاب (هؤلاء الدرزية والنصيرية كفار باتفاق المسلمين لا يحل أكل ذبائحهم ، ولا نكاح نسائهم ، بل ولا يقرون بالجزية ، فإنهم مرتدون عن دين الإسلام ، ليسوا مسلمين ، ولا يهود ، ولا نصارى لا يقرون بوجوب الصلوات الخمس ، ولا وجوب صوم رمضان ، ولا وجوب الحج ولا تحريم ما حرم الله ورسوله من الميتة والخمر وغيرها. وإن أظهروا الشهادتين مع هذه العقائد فهم كفار باتفاق المسلمين.. كفر هؤلاء مما لا يختلف فيه المسلمون ، بل من شك في كفرهم فهو كافر مثلهم لا هم بمنزلة أهل الكتاب ولا المشركين ، بل هم الكفرة الضالون ، فلا يباح أكل طعامهم ، وتسبى نساؤهم ، وتؤخذ أموالهم. فإنهم زنادقة مرتدون لا تقبل توبتهم ، بل يقتلون أينما ثقفوا ، ويلعنون كما وصفوا ولا يجوز استخدامهم للحراسة والبوابة والحفاظ. ويجب قتل علمائهم وصلحائهم لئلا يضلوا غيرهم، ويحرم النوم معهم في بيوتهم، ورفقتهم، والمشي معهم، وتشييع جنائزهم إذا علم موتها، ويحرم على ولاة أمور المسلمين إضاعة ما أمر الله من إقامة الحدود عليهم بأي شيء يراه المقيم لا المقام عليه. والله المستعان وعليه التكلان) .(٢) التتار شعوب أعاجم من جنس الترك قدموا من وسط آسيا وأطرافها الشرقية وثنيون أوباش ذكر شيخ الإسلام في الاقتضاء ١/٣٦٩ أنهم بادية الترك وذكر في جامع الرسائل ٢/ ٣٦٠ أنهم من الأمم البعيدة عن العلم والإيمان كالعرب في جاهليتهم وقال في المنهاج ٥/ ١٥٥ (حتى دخلوا - أي التتار لبغداد - فقتلوا من المسلمين ما يقال إنه بضعة عشر ألف ألف إنسان، أو أكثر أو أقل، ولم ير في الإسلام ملحمة مثل ملحمة الترك الكفار المسمين بالتتر. . .) .وملك هؤلاء التتر حين دخولهم بلاد الإسلام المدعو هولاكو. قال الشيخ في الفتاوى ١٣ / ١٨ (وكان بعض المشائخ يقول: هولاكو - ملك التتر الذي قهر الخليفة بالعراق، وقتل ببغداد مقتلة عظيمة جداً، يقال: قتل منهم ألف ألف. وكذلك قتل بحلب دار الملك حينئذ. كان بعض الشيوخ يقول هو للمسلمين بمنزلة بخنتصر لبني إسرائيل. وكان من أسباب دخول هؤلاء ديار المسلمين ظهور الإلحاد والنفاق والبدع. . .) وكذا إعانة الرافضة لهم، تمثل ذلك في وزيري هولاكو ابن العلقمي، والنصير الطوسي وسيأتي لهما تشهير وفضح.