Hakk ile halk arasında vasıta
Telif: Ahmed b. Abdülhalîm İbn Teymiyye
[Rasüller tebliğ vasıtasıdır][1]
Şeyhülislâm –Allah ruhunu takdis etsin–, münazara eden iki adam hakkında soruldu: Biri dedi ki: "Bizimle Allah arasında mutlaka bir vasıta olmalıdır; zira onsuz O'na ulaşmaya gücümüz yetmez." Bunun üzerine şöyle cevap verdi:
Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'adır. Eğer bununla, Allah'ın emrini bize ulaştıran bir vasıtanın gerekliliğini kastediyorsa, bu doğrudur. Zira yaratılmışlar, Allah'ın sevdiği ve razı olduğu şeyleri, emredip yasakladıklarını, velî kulları için hazırladığı ikramı ve düşmanlarına vadettiği azabı bilemezler. Ayrıca Allah Teâlâ'nın Esmâ-i Hüsnâ'sından ve yüce sıfatlarından –ki akıllar onları idrakten acizdir– müstehak olduğu şeyleri ve bunun benzerlerini ancak resuller vasıtasıyla bilirler. Resullere iman edip onlara tâbi olanlar, O'nun katında yakınlaştırılan, dereceleri yükseltilen, dünya ve ahirette ikram olunan hidayete ermiş kimselerdir.
[1] Bu başlık ve ileride gelecek başlıklar muhakkik tarafından konulmuştur.
واسطة بين الحق والخلقتأليف: أحمد بن عبد الحليم ابن تيمية[الرسل واسطة تبليغ] ١سئل شيخ الإسلام ـ قدس الله روحه:عن رجلين تناظرا، فقال أحدهما: لابد لنا من واسطة بيننا وبين الله، فإنا لا نقدر أن نصل إليه بغير ذلك.فأجاب:الحمد لله رب العالمين. إن أراد بذلك أنه لابد من واسطة تبلغنا أمر الله، فهذا حق. فإن الخلق لا يعلمون ما يحبه الله ويرضاه، وما أمر به وما نهى عنه، وما أعده لأوليائه من كرامته، وما وعد به أعداءه من عذابه، ولا يعرفون ما يستحقه الله تعالى من أسمائه الحسنى، وصفاته العليا، التى تعجز العقول عن معرفتها وأمثال ذلك إلا بالرسل، الذين أرسلهم الله إلى عباده.فالمؤمنون بالرسل المتبعون لهم هم المهتدون الذين يقربهم لديه زُلفى، ويرفع درجاتهم، ويكرمهم فى الدنيا والآخرة.١ - هذا العنوان والعناوين فيما سيأتي وضعها المحقق
Resullere muhalefet edenlere gelince, onlar lânetlenmişlerdir ve onlar Rablerinden sapmış ve perdelenmişlerdir. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: {Ey Âdemoğulları! Size içinizden âyetlerimi anlatan resuller geldiğinde, kim takvâ sahibi olur ve kendini düzeltirse, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler ise işte onlar cehennem ehlidir; orada ebedî kalacaklardır.} [A'râf Sûresi 35-36] ve yine şöyle buyurdu: {Benden size bir hidâyet geldiğinde, kim hidâyetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz. Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, şüphesiz onun için dar bir geçim vardır ve kıyamet günü onu kör olarak haşrederiz. Der ki: 'Rabbim! Ben gören biri idim, beni niçin kör olarak haşrettin?' Allah buyurur: 'İşte böyle; âyetlerimiz sana geldi de sen onları unuttun; bugün de sen unutuluyorsun.'} [Tâhâ Sûresi 123-126]. İbn Abbas dedi ki: Allah, kim Kur'an'ı okur ve onunla amel ederse, dünyada sapmayacağına ve ahirette bedbaht olmayacağına kefil oldu. Ve Allah Teâlâ cehennem ehli hakkında şöyle buyurdu: {İçine her bir topluluk atıldığında, bekçileri onlara sorar: 'Size bir uyarıcı gelmedi mi?' Onlar: 'Evet, bize bir uyarıcı geldi fakat yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, dedik. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz.'} [Mülk Sûresi 8-9].
وأما المخالفون للرسل، فإنهم ملعونون، وهم عن ربهم ضالون محجوبون، قال تعالى: {يَا بَنِي آدَمَ إِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِي فَمَنِ اتَّقَى وَأَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ وَالَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُواْ عَنْهَا أُوْلََئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ} [الأعراف: ٣٥، ٣٦] ، وقال تعالى: {فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدًى فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَى وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِي أَعْمَى وَقَدْ كُنتُ بَصِيرًا قَالَ كَذَلِكَ أَتَتْكَ آيَاتُنَا فَنَسِيتَهَا وَكَذَلِكَ الْيَوْمَ تُنسَى} [طه: ١٢٣: ١٢٦] ، قال ابن عباس: تكفل الله لمن قرأ القرآن وعمل بما فيه ألا يضل فى الدنيا، ولا يشقى فى الآخرة.وقال تعالى عن أهل النار: {كُلَّمَا أُلْقِيَ فِيهَا فَوْجٌ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَا أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ قَالُوا بَلَى قَدْ جَاءنَا نَذِيرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ اللَّهُ مِن شَيْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ كَبِيرٍ} [الملك: ٨، ٩] ،
Yüce Allah buyurdu ki: “Kâfirler bölük bölük cehenneme sevk edilir. Nihayet oraya vardıklarında kapıları açılır ve bekçileri onlara: ‘Size kendi içinizden Rabbinizin âyetlerini okuyan ve bu gününüze kavuşacağınız hususunda sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?’ der. Onlar: ‘Evet geldi, fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.’ derler.” [Zümer: 71] Yine Yüce Allah buyurdu ki: “Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve ıslah olursa, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Âyetlerimizi yalanlayanlara ise, işledikleri fısk sebebiyle azap dokunacaktır.” [En‘âm: 48-49] Yine Yüce Allah buyurdu ki: “Muhakkak ki biz sana, Nûh‘a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi vahyettik. İbrahim‘e, İsmâil‘e, İshak‘a, Ya‘kub‘a, torunlarına, İsâ‘ya, Eyyûb‘e, Yûnus‘a, Hârûn‘a ve Süleyman‘a da vahyettik. Dâvûd‘a da Zebur‘u verdik. Sana daha önce anlattığımız peygamberler ve anlatmadığımız peygamberler de (gönderdik). Allah Mûsâ ile doğrudan konuştu. (Bunlar) müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak gönderilmiş peygamberlerdir ki, peygamberlerden sonra insanların Allah‘a karşı bir bahanesi olmasın. Allah Azîz‘dir, Hakîm‘dir.” [Nisâ: 163-165] Kur’ân’da bunun gibi pek çok âyet bulunmaktadır.
وقال تعالى: {وَسِيقَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى جَهَنَّمَ زُمَرًا حَتَّى إِذَا جَاؤُوهَا فُتِحَتْ أَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَتْلُونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِ رَبِّكُمْ وَيُنذِرُونَكُمْ لِقَاء يَوْمِكُمْ هَذَا قَالُوا بَلَى وَلَكِنْ حَقَّتْ كَلِمَةُ الْعَذَابِ عَلَى الْكَافِرِينَ} [الزمر: ٧١] ، وقال تعالى: {وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَلِينَ إِلَاّ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ فَمَنْ آمَنَ وَأَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ وَالَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا يَمَسُّهُمُ الْعَذَابُ بِمَا كَانُواْ يَفْسُقُونَ} [الأنعام: ٤٨، ٤٩] ، وقال تعالى: {إِنَّا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ كَمَا أَوْحَيْنَا إِلَى نُوحٍ وَالنَّبِيِّينَ مِن بَعْدِهِ وَأَوْحَيْنَا إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإْسْحَقَ وَيَعْقُوبَ وَالأَسْبَاطِ وَعِيسَى وَأَيُّوبَ َيُونُسَ وَهَارُونَ وَسُلَيْمَانَ وَآتَيْنَا دَاوُودَ زَبُورًا وَرُسُلاً قَدْ قَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِن قَبْلُ وَرُسُلاً لَّمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ وَكَلَّمَ اللهُ مُوسَى تَكْلِيمًا رُّسُلاً مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلَاّ يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ وَكَانَ اللهُ عَزِيزًا حَكِيمًا} [النساء: ١٦٣: ١٦٥] . ومثل هذا فى القرآن كثير.
Ve bu, Müslümanlar, Yahudiler ve Hıristiyanlar olmak üzere bütün ehl-i milelin üzerinde icmâ ettiği bir husustur. Zira onlar, Allah ile kulları arasında vesâitler bulunduğunu kabul ederler ki bunlar, Allah'ın emir ve haberlerini tebliğ eden resûllerdir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Allah, meleklerden de resûller seçer, insanlardan da. Muhakkak ki Allah Semî'dir, Basîr'dir" (el-Hac, 75). Bu vesâiti inkâr eden kimse, ehl-i milelin icmâsına göre kâfirdir. Allah'ın Mekke'de indirdiği En'âm, A'râf ve 'Elif-Lâm-Râ', 'Hâ-Mîm', 'Tâ-Sîn' gibi hurûf-ı mukattaa ile başlayan sûreler, Allah'a, resûllere ve âhiret gününe iman gibi usûl-i dîni ihtivâ eder. Allah, resûlleri tekzib eden kâfirlerin kıssalarını, onları nasıl helâk ettiğini, resûllerine ve iman edenlere nasıl zafer verdiğini anlatmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Andolsun ki, gönderilmiş kullarımız (resûller) hakkında şu sözümüz geçmiştir: 'Hiç şüphesiz onlar, yardıma mazhar olanlardır. Ve bizim ordumuz mutlaka galip gelecek olanlardır'" (es-Sâffât, 171-173). Yine buyurmuştur: "Şüphesiz biz, resûllerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin ayağa kalkacağı günde mutlaka yardım ederiz" (el-Mü'min, 51). İşte bu vesâitlere itaat edilir, onlara tabi olunur ve onlar örnek alınır. Nitekim Allah Teâlâ: "Biz her resûlü ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesi için gönderdik" (en-Nisâ, 64) buyurmuştur.
وهذا مما أجمع عليه جميع أهل الملل من المسلمين، واليهود، والنصارى، فإنهم يثبتون الوسائط بين الله وبين عباده، وهم الرسل الذين بلغوا عن الله أمره وخبره. قال تعالى: {اللَّهُ يَصْطَفِي مِنَ الْمَلَائِكَةِ رُسُلًا وَمِنَ النَّاسِ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ ٌ} [الحج: ٧٥] ومن أنكر هذه الوسائط فهو كَافِرٌ بِإِجْمَاعِ أَهْلِ المِلَل.والسور التى أنزلها الله بمكة مثل: الأنعام، والأعراف، وذوات: {الر} و {حم} و {طس} ونحو ذلك، هى متضمنة لأصول الدين، كالإيمان بالله ورسله واليوم الآخر.وقد قص الله قصص الكفار الذين كذبوا الرسل، وكيف أهلكهم، ونصر رسله، والذين آمنوا، قال تعالى: {وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ إِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنصُورُونَ وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ} [الصافات: ١٧١: ١٧٣] ، وقال: {إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُ} [غافر: ٥١] .فهذه الوسائط تُطاع وتُتَّبَع ويقتدى بها. كما قال تعالى: {وَمَا أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلَاّ لِيُطَاعَ بِإِذْنِ اللهِ} [النساء: ٦٤]
Allah Teâlâ buyurdu ki: "Kim Resûl’e itaat ederse, muhakkak Allah’a itaat etmiş olur." (Nisâ, 80) Allah Teâlâ buyurdu ki: "De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin." (Âl-i İmrân, 31) Buyurdu ki: "O hâlde ona iman edenler, onu yüceltenler, ona yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nura tâbi olanlar, işte onlar kurtuluşa erenlerdir." (A‘râf, 157) Allah Teâlâ buyurdu ki: "Andolsun, Allah’ı ve âhiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah Resûlü’nde güzel bir örneklik vardır." (Ahzâb, 21)
وقال تعالى: {مَّنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللهَ} [النساء: ٨٠] ، وقال تعالى: {قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللهُ} [آل عمران: ٣١] ، وقال: {فَالَّذِينَ آمَنُواْ بِهِ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُواْ النُّورَ الَّذِيَ أُنزِلَ مَعَهُ أُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ} [الأعراف: ١٥٧] ، وَقَالَ تعالى: {لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا} [الأحزاب: ٢١] .
Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratan, sonra arşa istivâ eden O’dur. Sizin için O’ndan başka ne bir velî ne de bir şefaatçi vardır. Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız? (es-Secde, 4). Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Onunla (Kur’an’la), Rablerine haşr olunmaktan korkanları uyar. Onlar için O’ndan başka ne bir velî ne bir şefaatçi yoktur; umulur ki takvâ sahibi olurlar" (el-En‘âm, 51). Ve şöyle buyurmuştur: "De ki: Allah’tan başka (ilâh) diye zannettiğiniz o şeyleri çağırın; onlar sizden bir zararı gidermeye güç yetiremez, onu başka yöne de çeviremez. Onların taptıkları o varlıklar, Rablerine hangisi daha yakın olacak diye vesile ararlar; O’nun rahmetini umar, azâbından korkarlar. Şüphesiz Rabbinin azâbı sakınılması gereken bir azaptır" (el-İsrâ', 56-57). Ve şöyle buyurmuştur: "De ki: Allah’tan başka (ilâh) zannettiğiniz o şeyleri çağırın; onlar göklerde ve yerde zerre ağırlığınca bir şeye sahip değillerdir. Onların bu ikisinde hiçbir ortaklığı olmadığı gibi, Allah’ın onlardan bir yardımcısı da yoktur. O’nun katında, izin verdiği kimseden başkasına şefaat fayda vermez. Nihayet kalplerinden korku giderildiğinde, ‘Rabbiniz ne buyurdu?’ derler. Onlar: ‘Hak olanı’ derler. O, el-Alî ve el-Kebîr’dir" (Sebe’, 22-23). Selef’ten bir topluluk şöyle buyurmuştur: Bazı toplumlar Mesîh’e, Üzeyr’e ve meleklere dua ediyorlardı. Allah, onlara meleklerin ve peygamberlerin...
السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ مَا لَكُم مِّن دُونِهِ مِن وَلِيٍّ وَلَا شَفِيعٍ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ} [السجدة: ٤] ، وقال تعالى: {وَأَنذِرْ بِهِ الَّذِينَ يَخَافُونَ أَن يُحْشَرُواْ إِلَى رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُم مِّن دُونِهِ وَلِيٌّ وَلَا شَفِيعٌ لَّعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ} [الأنعام: ٥١] ، وقال: {قُلِ ادْعُواْ الَّذِينَ زَعَمْتُم مِّن دُونِهِ فَلَا يَمْلِكُونَ كَشْفَ الضُّرِّ عَنكُمْ وَلَا تَحْوِيلاً أُولَئِكَ الَّذِينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ إِلَى رَبِّهِمُ الْوَسِيلَةَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُ إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحْذُورًا} [الإسراء: ٥٦، ٥٧] ، وقال: {قُلِ ادْعُوا الَّذِينَ زَعَمْتُم مِّن دُونِ اللَّهِ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَمَا لَهُمْ فِيهِمَا مِن شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُم مِّن ظَهِيرٍ وَلَا تَنفَعُ الشَّفَاعَةُ عِندَهُ إِلَّا لِمَنْ أَذِنَ لَهُ حَتَّى إِذَا فُزِّعَ عَن قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ قَالُوا الْحَقَّ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ} [سبأ: ٢٢، ٢٣] .وقالت طائفة من السلف: كان أقوام يدعون المسيح، والعزير، والملائكة: فبين الله لهم أن الملائكة والأنبياء
Onlar, kendilerinden sıkıntıyı gidermeye ve onu başka yöne çevirmeye malik değillerdir ve onlar Allah'a yakınlaşır, O'nun rahmetini umar ve azabından korkarlar. Yüce Allah şöyle buyurdu: "Bir beşerin, Allah'ın kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik vermesinden sonra insanlara: 'Allah'ı bırakıp bana kul olun' demesi mümkün değildir. Fakat: 'Öğrettiğiniz ve ders aldığınız kitap sayesinde rabbânîler olun' der. Ve size melekleri ve peygamberleri rablar edinmenizi emretmez. O, size Müslüman olduktan sonra küfrü mü emreder?" (Âl-i İmrân, 79-80) Böylece Allah sübhânehû, melekleri ve peygamberleri rablar edinmenin küfür olduğunu beyan etti. Kim melekleri ve peygamberleri vesâit edinir; onlara dua eder, onlara tevekkül eder, onlardan menfaatlerin celbini ve zararların def'ini talep eder; mesela onlardan günahın bağışlanmasını, kalplerin hidayetini, sıkıntıların giderilmesini ve ihtiyaçların karşılanmasını isterse, işte o, Müslümanların icmâı ile kâfirdir. Yüce Allah şöyle buyurdu: "Onlar: 'Rahman bir çocuk edindi' dediler. O (bundan) münezzehtir. Bilakis onlar (melekler) ikram olunmuş kullardır. Onlar O'nun sözünün önüne geçmezler, onlar O'nun emriyle iş yaparlar. O, onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. Onlar, O'nun razı olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler. Ve onlar O'nun korkusundan titrerler. Onlardan kim 'Ben ilahım' derse..."
لا يملكون كشف الضر عنهم ولا تحويلا، وأنهم يتقربون إلى الله ويرجون رحمته ويخافون عذابه.وقال تعالى: {مَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُؤْتِيَهُ اللهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُواْ عِبَادًا لِّي مِن دُونِ اللهِ وَلَكِن كُونُواْ رَبَّانِيِّينَ بِمَا كُنتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ وَبِمَا كُنتُمْ تَدْرُسُونَ وَلَا يَأْمُرَكُمْ أَن تَتَّخِذُواْ الْمَلَائِكَةَ وَالنِّبِيِّيْنَ أَرْبَابًا أَيَأْمُرُكُم بِالْكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَنتُم مُّسْلِمُونَ} ؟ [آل عمران: ٧٩: ٨٠] ، فبين سبحانه: أن اتخاذ الملائكة والنبيين أربابا كفر.فمن جعل الملائكة والأنبياء وسائط يدعوهم، ويتوكل عليهم، ويسألهم جلب المنافع ودفع المضار، مثل أن يسألهم غفران الذنب، وهداية القلوب، وتفريج الكروب، وسد الفاقات، فهو كافر بإجماع المسلمين.وقد قال تعالى: {وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمَنُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ بَلْ عِبَادٌ مُّكْرَمُونَ لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُم بِأَمْرِهِ يَعْمَلُونَ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَ إِلَّا لِمَنِ ارْتَضَى وَهُم مِّنْ خَشْيَتِهِ مُشْفِقُونَ وَمَن يَقُلْ مِنْهُمْ إِنِّي إِلَهٌ
«...O'ndan başkasına (ibadet edene gelince,) işte onu cehennemle cezalandırırız. Biz zalimleri işte böyle cezalandırırız» [el-Enbiyâ 21/29] buyurmuştur. Yine Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Mesih, Allah'a kul olmaktan asla çekinmez. (O'na) yaklaştırılmış melekler de (çekinmez). Kim O'na kulluk etmekten çekinir ve büyüklük taslarsa, bilsin ki, O, onların hepsini huzurunda toplayacaktır.» [en-Nisâ 4/172] Yine Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: «(Yahudilerle Hıristiyanlar:) 'Rahmân çocuk edindi' dediler. Andolsun, siz çok çirkin bir söz söylediniz. Ondan neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar paramparça olup dökülecektir. Rahmân'a çocuk isnat ettiler diye. Oysa Rahmân'a bir çocuk edinmek yakışmaz. Göklerde ve yerde olan herkes (kıyamet günü) Rahmân'a kul olarak gelecektir. Andolsun, O, onların hepsini (her birini tek tek) saymış ve tam bir sayıyla sayıya dökmüştür. Onların hepsi, kıyamet günü O'na tek başına gelecektir.» [Meryem 19/88-95] Yine Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Onlar, Allah'ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de fayda veren şeylere taparlar ve: 'Bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir' derler. De ki: 'Siz, Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? O, onların ortak koştukları her şeyden uzak ve yücedir.» [Yûnus 10/18] Yine Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Göklerde nice melekler vardır ki, Allah'ın dilediği ve razı olduğu kimselere izin vermedikçe, onların şefaatleri hiçbir işe yaramaz.» [en-Necm 53/26]
مِّن دُونِهِ فَذَلِكَ نَجْزِيهِ جَهَنَّمَ كَذَلِكَ نَجْزِي الظَّالِمِينَ} [الأنبياء ٢٦: ٢٩] ، وقال تعالى: {لَّن يَسْتَنكِفَ الْمَسِيحُ أَن يَكُونَ عَبْداً لِّلّهِ وَلَا الْمَلآئِكَةُ الْمُقَرَّبُونَ وَمَن يَسْتَنكِفْ عَنْ عِبَادَتِهِ وَيَسْتَكْبِرْ فَسَيَحْشُرُهُمْ إِلَيهِ جَمِيعًا} [النساء: ١٧٢] ، وقال تعالى: {وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمَنُ وَلَدًا لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْئًا إِدًّا تَكَادُ السَّمَاوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنشَقُّ الْأَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّا أَن دَعَوْا لِلرَّحْمَنِ وَلَدًا وَمَا يَنبَغِي لِلرَّحْمَنِ أَن يَتَّخِذَ وَلَدًا إِن كُلُّ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِلَّا آتِي الرَّحْمَنِ عَبْدًا لَقَدْ أَحْصَاهُمْ وَعَدَّهُمْ عَدًّا وَكُلُّهُمْ آتِيهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَرْدًا} [مريم: ٨٨ ـ ٩٥] ، وقال تعالى: {وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَؤُلاء شُفَعَاؤُنَا عِندَ اللهِ قُلْ أَتُنَبِّئُونَ اللهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الأَرْضِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ} [يونس: ١٨] ، وقال تعالى: {وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِي السَّمَاوَاتِ لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا إِلَّا مِن بَعْدِ أَن يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَن يَشَاء وَيَرْضَى} [النجم: ٢٦] ،
Allah Teâlâ buyuruyor ki: "O'nun izni olmaksızın O'nun katında kim şefaat edebilir?" [Bakara: 255] Yine buyuruyor: "Allah sana bir zarar dokundurursa, onu O'ndan başka giderecek yoktur. Sana bir hayır dilerse, O'nun lütfunu geri çevirecek de yoktur." [Yûnus: 107] Allah Teâlâ buyuruyor: "Allah'ın insanlara açtığı rahmeti tutacak kimse yoktur. O'nun tuttuğunu da O'ndan sonra salıverecek yoktur." [Fâtır: 2] Yine buyuruyor: "De ki: Allah'ın bana bir zarar vermek istemesi hâlinde, sizin Allah'ı bırakıp da taptıklarınız O'nun zararını giderebilir mi? Yahut O bana bir rahmet dilerse, onlar O'nun rahmetini tutabilir mi? De ki: Bana Allah yeter. Tevekkül edenler ancak O'na tevekkül ederler." [Zümer: 38] Kur'ân'da bunun gibi pek çok âyet vardır.
وقال تعالى: {مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلَاّ بِإِذْنِهِ} [البقرة: ٢٥٥] ، وقال: {وَإِن يَمْسَسْكَ اللهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُ إِلَاّ هُوَ وَإِن يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فلا راد لفضله} [يونس: ١٠٧] ، وقال تعالى: {مَا يَفْتَحِ اللَّهُ لِلنَّاسِ مِن رَّحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَا وَمَا يُمْسِكْ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِن بَعْدِهِ} [فاطر: ٢] ، وقال تعالى: {قُلْ أَفَرَأَيْتُم مَّا تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ إِنْ أَرَادَنِيَ اللَّهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّهِ أَوْ أَرَادَنِي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِهِ قُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ} [الزمر: ٣٨] ، ومثل هذا كثير فى القرآن.
…dalâlet üzeredir. Herhangi bir şeyde ihtilâfa düştüklerinde onu Allah’a ve Resûl’e havale ederler. Zira onlardan hiçbir kimse mutlak anlamda masum değildir; bilâkis insanlardan herkesin sözü alınır ve terk edilir; ancak Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem müstesnadır. Nitekim Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Âlimler, peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler ne bir dinar ne de bir dirhem miras bırakmışlardır; onlar ancak ilim miras bırakmışlardır. Kim ilmi alırsa, büyük bir nasip almış olur.”
Eğer siz, Allah ile yaratıkları arasında bir takım vesâit (aracılar) ispat ederseniz —tıpkı hükümdar ile tebaası arasındaki hâcibler (perdeler) gibi— öyle ki bu vesâit, yaratıkların hâcetlerini Allah’a yükseltir; Allah da kullarına ancak onların vesâtetiyle hidâyet eder ve rızık verir; bu durumda yaratıklar onlara niyazda bulunur, onlar da Allah’a niyaz ederler. Nitekim hükümdarlar nezdinde bulunan vesâit, halkın ihtiyaçlarını hükümdarlardan talep ederler; çünkü bu vesâit hükümdara yakındır. Halk ise onlardan talepte bulunur; ya hükümdara bizzat arz etme edebinden kaçındıkları için, yahut vesâit vasıtasıyla talepte bulunmanın, bizzat hükümdardan talepte bulunmaktan daha faydalı olduğunu düşündüklerinden —ki bu, vesâitin hâcet sahibine kıyasla hükümdara daha yakın olması sebebiyledir. İşte kim vesâiti bu şekilde ispat ederse, o kimse kâfir ve müşriktir; tevbe ettirilmesi vâciptir. Tevbe ederse ne âlâ; aksi takdirde öldürülür. Bunlar Allah’a teşbih yapanlardır; mahlûku Hâlık’a benzetmişler ve Allah’a eşler (andâd) koşmuşlardır.
على ضلالة، وإن تنازعوا فى شىء ردوه إلى الله والرسول، إذ الواحد منهم ليس بمعصوم على الإطلاق، بل كل أحد من الناس يؤخذ من كلامه ويترك إلا رسول الله صلى الله عليه وسلم، وقد قال النبى صلى الله عليه وسلم: " العلماء ورثة الأنبياء، فإن الأنبياء لم يورثوا دينارًا ولا درهمًا، وإنما ورثوا العلم، فمن أخذه فقد أخذ بحظ وافر ".وإن أثبتم وسائط بين الله وبين خلقه ـ كالحجاب الذين بين الملك ورعيته ـ بحيث يكونون هم يرفعون إلى الله حوائج خلقه، فالله إنما يهدى عباده ويرزقهم بتوسطهم، فالخلق يسألونهم، وهم يسألون الله، كما أن الوسائط عند الملوك يسألون الملوك الحوائج للناس، لقربهم منهم، والناس يسألونهم، أدبا منهم أن يباشروا سؤال الملك، أو لأن طلبهم من الوسائط أنفع لهم من طلبهم من الملك؛ لكونهم أقرب إلى الملك من الطالب للحوائج. فمن أثبتهم وسائط على هذا الوجه، فهو كافر مشرك، يجب أن يستتاب، فإن تاب وإلا قتل. وهؤلاء مشبهون لله، شبهوا المخلوق بالخالق، وجعلوا لله أندادا.
[Reddedilen Vesâit Türleri]
Kur’an’da bunlara reddiye sadedinde, bu fetvaya sığmayacak kadar çok delil vardır. Zira melikler ile insanlar arasındaki vasıtalar şu üç kısımdan biridir:
Birincisi: Onlara, bilmedikleri insanların hallerini haber vermek içindir. Her kim, Allah’ın, kullarının hallerini, bazı melekler, peygamberler veya başkaları O’na haber verinceye kadar bilmediğini söylerse kâfirdir. Bilakis O, Sübhan olan, gizliyi ve ondan daha gizli olanı bilir; yerde ve gökte hiçbir şey O’na gizli kalmaz. {وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ} [Şûrâ, 11] O, dillerin farklılığı ve ihtiyaçların çeşitliliği ile seslerin uğultusunu işitir; bir işitme diğerini meşgul etmez, meseleler O’nu şaşırtmaz ve ısrarla dua edenlerin ısrarlarından bıkmaz.
İkincisi: Hükümdarın, tebaasını idare etmekten ve düşmanlarını defetmekten ancak yardımcılar sayesinde aciz kalmasıdır; zillet ve acziyetinden dolayı mutlaka yardımcılara ve destekçilere muhtaç olur. Allah ise, Sübhan olan, hiçbir zahîre sahip değildir ve zilletten hiçbir velîsi yoktur. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: “{قُلِ ادْعُوا الَّذِينَ زَعَمْتُم مِّن دُونِ اللَّهِ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي لسَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَمَا لَهُمْ فِيهِمَا مِن شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُم مِّن ظَهِيرٍ}” [Sebe’:
[أنواع الوسائط المردودة]وفى القرآن من الرد على هؤلاء، ما لم تتسع له هذه الفتوى.فإن الوسائط التى بين الملوك وبين الناس، يكونون على أحد وجوه ثلاثة:الوجة الأول: إما لإخبارهم من أحوال الناس بما لا يعرفونه.ومن قال: إن الله لا يعلم أحوال عباده حتى يخبره بتلك بعض الملائكة أو الأنبياء أو غيرهم فهو كافر، بل هو ـ سبحانه ـ يعلم السر وأخفى، لا تخفى عليه خافية فى الأرض ولا فى السماء {وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ} [الشورى: ١١] . يسمع ضجيج الأصوات باختلاف اللغات على تفنن الحاجات، لا يشغله سمع عن سمع، ولا تغلطه المسائل، ولا يتبرم بإلحاح الملحين.الوجه الثانى: أن يكون الملك عاجزًا عن تدبير رعيته، ودفع أعدائه ـ إلا بأعوان يعينونه ـ فلابد له من أنصار وأعوان، لذله وعجزه. والله ـ سبحانه ـ ليس له ظهير، ولا ولى من الذل، قال تعالى: {قُلِ ادْعُوا الَّذِينَ زَعَمْتُم مِّن دُونِ اللَّهِ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي لسَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَمَا لَهُمْ فِيهِمَا مِن شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُم مِّن ظَهِيرٍ} [سبأ:
22] Allah teâlâ buyurdu: {De ki: Hamd, çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, zilletten ötürü bir dostu da bulunmayan Allah'a mahsustur. O'nu tekbir ile yücelt.} [el-İsrâ, 111]. Vücuttaki her sebebin O, yaratıcısı, Rabbi ve mâlikidir. O, her şeyden müstağnidir; her şey O'na muhtaçtır. Bu husus, destekçilerine muhtaç olan meliklerin durumunun aksinedir; ki onlar hakikatte mülkte ortaklarıdır. Allah teâlânın ise mülkte ortağı yoktur. Aksine, O'ndan başka ilâh yoktur, tek başınadır, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'na mahsustur ve O her şeye kadirdir. Üçüncü vecih: Melikin, tebaasına fayda vermeyi, onlara ihsan ve merhamet etmeyi, ancak dışarıdan bir harekete geçirici olmadıkça istememesidir. Şöyle ki: Melike nasihat eden, onu tazim eden yahut kendisine (bir başkasını) delil gösteren kimse hitap ettiğinde, öyle ki melik o kimseden (bir şey) umar ve ondan korkar; işte o zaman melikin iradesi ve himmeti tebaasının ihtiyaçlarını gidermek için harekete geçer; ya nasihat eden, vaaz eden, işaret eden kişinin sözünden kalbinde hasıl olan sebeple, ya da kendisine delil gösterilen (aracı kılınan) kişinin sözünden doğan rağbet veya korku sebebiyle. Allah teâlâ ise her şeyin Rabbi ve mâlikidir; O, kullarına, annesinin evlâdına merhametinden daha merhametlidir. Her şey ancak O'nun meşietiyle olur; dilediği olur, dilemediği olmaz. O ise...
٢٢] ، وقال تعالى: {وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَم يَكُن لَّهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُن لَّهُ وَلِيٌّ مِّنَ الذُّلَّ َكَبِّرْهُ تَكْبِيرًا} [الإسراء: ١١١] .وَكُلُّ مَا فى الوجود من الأسباب فهو خالقه، وربه ومليكه، فهو الغنى عن كل ما سواه، وكل ما سواه فقير إليه، بخلاف الملوك المحتاجين إلى ظهرائهم وهم ـ فى الحقيقة ـ شركاؤهم فى الملك. والله ـ تعالى ـ ليس له شريك فى الملك، بل لا إله إلا الله وحده لا شريك له، له الملك وله الحمد وهو على كل شىء قدير.والوجه الثالث: أن يكون الملك ليس مريدًا لنفع رعيته، والإحسان إليهم ورحمتهم إلا بمحرك يحركه من خارج. فإذا خاطب الملك من ينصحه، ويعظمه، أو من يدل علىه، بحيث يكون يرجوه ويخافه، تحركت إرادة الملك وهمته، فى قضاء حوائج رعيته، إما لما حصل فى قلبه من كلام الناصح الواعظ المشير، وإما لما يحصل من الرغبة أو الرهبة من كلام المدل عليه.والله ـ تعالى ـ هو رب كل شىء ومليكه، وهو أرحم بعباده من الوالدة بولدها، وكل الأشياء إنما تكون بمشيئته، فما شاء كان وما لم يشأ لم يكن، وهو إذا
Allah Teâlâ, kulların birbirlerine fayda vermesini takdir etmiştir; nitekim birini diğerine iyilik eder, ona dua eder ve onun hakkında şefaat eder kılmıştır. İşte bunların hepsini yaratan O'dur. O, bu iyilik edenin, dua edenin ve şefaat edenin kalbinde iyilik etme, dua etme ve şefaat etme iradesini yaratandır. Varlıkta, O'nu iradesinin hilafına zorlayacak, yahut bilmediği bir şeyi O'na öğretecek veya Rabbin kendisinden ümitvar olup kendisinden korktuğu bir kimsenin bulunması caiz değildir. İşte bu sebeple Nebî (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: 'Sizden biriniz sakın "Allah'ım, dilersen beni bağışla; Allah'ım, dilersen bana merhamet et" demesin; bilakis azmederek istesin. Zira O'nu zorlayacak hiçbir kimse yoktur.' O'nun katında şefaat edecek olanlar, ancak O'nun izniyle şefaat ederler. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: 'O'nun katında, izni olmaksızın şefaat edecek kim vardır?' (Bakara, 255). Yine Yüce Allah buyurmuştur: 'Ancak O'nun razı olduğu kimseler için şefaat ederler.' (Enbiyâ, 28). Yine Yüce Allah buyurmuştur: 'De ki: Allah'ın dışında ilâh olduklarını iddia ettiklerinize yalvarın. Onlar göklerde ve yerde zerre ağırlığına bile sahip değillerdir. Onların buralarda hiçbir ortaklıkları yoktur. O'nun onlardan hiçbir yardımcısı da yoktur. O'nun katında şefaat, ancak izin verdiği kimseye fayda verir.' (Sebe', 22-23). Böylece O'ndan başkasına dua eden herkesin hiçbir mülke sahip olmadığını ve...
أجرى نفع العباد بعضهم على بعض، فجعل هذا يحسن إلى هذا ويدعو له ويشفع فيه ونحو ذلك، فهو الذى خلق ذلك كله، وهو الذى خلق فى قلب هذا المحسن الداعى الشافع إرادة الإحسان والدعاء والشفاعة، ولا يجوز أن يكون فى الوجود من يكرهه على خلاف مراده، أو يعلمه ما لم يكن يعلم، أو من يرجوه الرب ويخافه.ولهذا قال النبى صلى الله عليه وسلم: " لا يقولن أحدكم: اللهم اغفر لى إن شئت، اللهم ارحمنى إن شئت، ولكن ليعزِم المسألة، فإنه لا مكره له ". والشفعاء الذين يشفعون عنده لا يشفعون إلا بإذنه، كما قال: {مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلَاّ بِإِذْنِهِ} [البقرة: ٢٥٥] ، وقال تعالى: {وَلَا يَشْفَعُونَ إِلَّا لِمَنِ ارْتَضَى} [الأنبياء: ٢٨] ، وقال تعالى: {قُلِ ادْعُوا الَّذِينَ زَعَمْتُم مِّن دُونِ اللَّهِ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَمَا لَهُمْ فِيهِمَا مِن شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُم مِّن ظَهِيرٍ وَلَا تَنفَعُ الشَّفَاعَةُ عِندَهُ إِلَّا لِمَنْ أَذِنَ لَهُ} [سبأ: ٢٢، ٢٣] .فَبَيَّنَ أنَّ كُلَّ من دعى من دونه ليس له ملك ولا
Mülkte şirk bulunmaktadır; O'nun bir yardımcısı da yoktur ve onların şefaati, ancak O'nun izin verdiği kimseye fayda verir. Bu ise meliklerden [dünya hükümdarlarından] farklıdır. Zira onların nezdinde şefaatçi, bazen melikin mülkünde bir paya sahip olabilir, bazen onlara mülkte ortak olabilir, bazen de onlara mülkleri hususunda yardım eden bir destekçi olabilir. Bunlar ve başkaları meliklerin izni olmaksızın onların huzurunda şefaat ederler. Melik ise onların şefaatini kabul eder; kimi zaman onlara olan ihtiyacından, kimi zaman onlardan korkusundan, kimi zaman da onların kendisine yaptığı iyiliğin karşılığı ve onlardan gelen nimetler sebebiyle. Hatta bu sebeple oğlunun ve eşinin şefaatini kabul eder; çünkü o eşine ve çocuğuna muhtaçtır. Öyle ki oğlu ve eşi yüz çevirecek olsa bundan zarar görür. Kölesinin şefaatini de kabul eder; şayet onun şefaatini kabul etmezse, kölenin kendisine itaat etmemesinden yahut ona zarar vermeye çalışmasından korkar. Kulların birbirleri nezdindeki şefaatleri de tamamen bu türdendir; hiç kimse bir başkasının şefaatini ancak bir istek veya korku sebebiyle kabul eder. Yüce Allah ise hiç kimseden bir şey ummaz, hiç kimseden korkmaz, hiç kimseye ihtiyaç duymaz; bilakis O, Ğanî'dir (hiçbir şeye muhtaç olmayan). Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {İyi bilin ki, göklerde ve yerde kim varsa Allah'ındır. Allah'ı bırakıp da ortaklar diye yalvardıkları şeylere uymazlar. Onlar sadece zanna uyarlar ve sadece yalandan başka bir şey söylemezler.} [Yûnus Sûresi, 66. âyet] âyet 68'e kadar, {Allah bir çocuk edindi dediler.} [sözüne kadar].
شرك فى الملك، ولا هو ظهير، وأن شفاعتهم لا تنفع إلا لمن أذن له.وهذا بخلاف الملوك، فإن الشافع عندهم قد يكون له ملك، وقد يكون شريكًا لهم فى الملك، وقد يكون مظاهرًا لهم معاونا لهم على ملكهم، وهؤلاء يشفعون عند الملوك بغير إذن الملوك هم وغيرهم، والملك يقبل شفاعتهم، تارة بحاجته إليهم، وتارة لخوفه منهم، وتارة لجزاء إحسانهم إليه ومكافأتهم ولإنعامهم عليه، حتى إنه يقبل شفاعة ولده وزوجته لذلك، فإنه محتاج إلى الزوجة وإلى الولد، حتى لو أعرض عنه ولده وزوجته لتضرر بذلك، ويقبل شفاعة مملوكه، فإذا لم يقبل شفاعته، يخاف ألا يطيعه، أو أن يسعى فى ضرره، وشفاعة العباد بعضهم عند بعض، كلها من هذا الجنس، فلا يقبل أحد شفاعة أحد إلا لرغبة أو رهبة.والله ـ تعالى ـ لا يرجو أحدًا، ولا يخافه، ولا يحتاج إلى أحد بل هو الغنى، قال تعالى: {أَلا إِنَّ لِلّهِ مَن فِي السَّمَاوَات وَمَن فِي الأَرْضِ وَمَا يَتَّبِعُ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ اللهِ شُرَكَاء إِن يَتَّبِعُونَ إِلَاّ الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلَاّ يَخْرُصُونَ} [يونس: ٦٦] .إلى ٦٨ إلى قوله: {قَالُوا اتَّخَذَ اللَّهُ وَلَداً
O her türlü noksandan münezzehtir. O, Ganî'dir; göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O'nundur. Müşrikler ise kendi alışageldikleri şefâat türünden şefaatçiler edinirler. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Allah'ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de fayda verebilecek şeylere ibadet ediyorlar ve ‘Bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir.’ diyorlar. De ki: Siz Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? O, ortak koştukları her şeyden münezzehtir ve yücedir.” [Yûnus, 18] Yine Allah Teâlâ: “Allah'ın dışında kendilerine yaklaşmak için tanrılar edinmiş olanların bu ilâhları onlara yardım etselerdi ya! Aksine onlardan uzaklaşıp kayboldular. İşte bu, onların yalanları ve uydurdukları iftiralardır.” [el-Ahkāf, 28] buyurmuştur. Allah Teâlâ, müşriklerin: “Biz onlara sırf bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” dediklerini haber vermiştir [ez-Zümer, 3]. Ayrıca şöyle buyurmuştur: “O size melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi emretmez. Size, Müslüman olduktan sonra kâfir olmayı mı emreder?” [Âl-i İmrân, 80]
سُبْحَانَهُ هُوَ الْغَنِيُّ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ}والمشركون يتخذون شفعاء من جنس ما يعهدونه من الشفاعة، قال تعالى: {وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَؤُلاء شُفَعَاؤُنَا عِندَ اللهِ قُلْ أَتُنَبِّئُونَ اللهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الأَرْضِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ} [يونس: ١٨] وقال تعالى: {فَلَوْلَا نَصَرَهُمُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ قُرْبَانًا آلِهَةً بَلْ ضَلُّوا عَنْهُمْ وَذَلِكَ إِفْكُهُمْ وَمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ} [الأحقاف: ٢٨]وأخبر عن المشركين أنهم قالوا: {مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى} [الزمر: ٣] ، وقال تعالى: {وَلَا يَأْمُرَكُمْ أَن تَتَّخِذُواْ الْمَلَائِكَةَ وَالنِّبِيِّيْنَ أَرْبَابًا أَيَأْمُرُكُم بِالْكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَنتُم مُّسْلِمُونَ} [آل عمران: ٨٠]