et-Tedmüriyye – [et-Tedmüriyye: İsimlerin ve Sıfatların İspatının Tahkiki ile Kader ve Şer‘ Arasında Cem‘in Hakikati] – Müellif: Takıyyüddîn Ebü’l-Abbâs Ahmed b. Abdülhalîm b. Abdüsselâm b. Abdillâh b. Ebî’l-Kāsım b. Muhammed İbn Teymiyye el-Harrânî el-Hanbelî ed-Dımaşkî (ö. 728). Muhakkik: Dr. Muhammed b. Avde es-Sa‘vî. Yayınevi: Mektebetü’l-‘Ubeykân – Riyad. Baskı: Altıncı Baskı, 1421/2000. Sayfa sayısı: 241. [Kitap mukabele edilmiş, fihristlenmiş ve sayfa numaraları matbu nüshaya uygundur.] Mektebetü’ş-Şâmile için hazırlayan: Muhammed el-Mansûr (m_almansour@yahoo.com), 3 Şaban 1429 (5 Ağustos 2008).
التدمريةـ[التدمرية: تحقيق الإثبات للأسماء والصفات وحقيقة الجمع بين القدر والشرع]ـالمؤلف: تقي الدين أبو العباس أحمد بن عبد الحليم بن عبد السلام بن عبد الله بن أبي القاسم بن محمد ابن تيمية الحراني الحنبلي الدمشقي (المتوفى: ٧٢٨هـ)المحقق: د. محمد بن عودة السعويالناشر: مكتبة العبيكان - الرياضالطبعة: السادسة ١٤٢١هـ / ٢٠٠٠معدد الصفحات: ٢٤١[الكتاب مقابل، ومفهرس، وترقيم صفحاته موافق للمطبوع]* أعده للمكتبة الشاملة: محمد المنصورm_almansour@yahoo.com٣/٨/١٤٢٩هـ - ٥/٨/٢٠٠٨م
Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin seyyiâtından. Allah kimi hidayete erdirirse onu saptıracak yoktur; kimi de saptırırsa onu hidayete erdirecek yoktur. Ve şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur. Ve şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve resulüdür. Sallallahu.
من شرور أنفسنا، ومن سيئات أعمالنا، من يهده الله فلا مضل له، ومن يضلل فلا هادي له، وأشهد أن لا إله إلا الله وحده لا شريك له، وأشهد أن محمدا عبده ورسوله، صلى الله
O'na, âline ve ashâbına pek çok selâm olsun. [Kitabın Konusu ve Telif Sebebi (Tevhidullah)] Emmâ ba‘d: Kendilerine icabet edilmesi gereken kimseler, benden—bir kısım meclislerde işittikleri—tevhid ve sıfatlar ile şeriat ve kader hakkındaki sözlerimin muhtevasını yazmamı istediler. Zira bu iki aslın tahkikine şiddetli ihtiyaç duyulmakta ve bu konularda pek çok sorun duyulmaktadır. Şöyle ki, herkesin bunlara muhtaç olmasına ve nazar uleması, ilim ehli, irade ve ibadet sahipleri için bu hususta hidâyeti dalâletten ayırt edecek bir beyana ihtiyaç duydukları düşünce ve sözlerin akıllarına gelmesi kaçınılmaz olmasına rağmen, özellikle bu konuya kimi zaman hakka kimi zaman batıla (dalâlete) dalanların çokluğu ve bu sebeple kalplere ârız olup onları türlü dalâletlere düşüren şüpheler dikkate alınmalıdır. [Rubûbiyet Tevhidi ve Sıfatlar Hakkındaki Söz Haber Babındandır; Şeriat ve Kader Tevhidi Hakkındaki Söz ise Talep Babındandır] Tevhid ve sıfatlar babındaki söz, nefy ile ispat arasında dönen haber babındandır. Şeriat ve kader hakkındaki söz ise, nefy ve ispât cihetinden irade ile muhabbet ve kerâhet ile buğz arasında dönen talep ve irade babındandır.
عليه وعلى آله وصحبه وسلم تسليما كثيرا.[موضوع الكتاب وأسباب تأليفه (توحيد الله) ]أما بعد: فقد سألني من تعينت إجابتهم أن أكتب لهم مضمون ما سمعوه مني في بعض المجالس، من الكلام في التوحيد والصفات، وفي الشرع والقدر، لمسيس الحاجة إلى تحقيق هذين الأصلين، وكثرة الاضطراب فيهما، فإنهما مع حاجة كل أحد إليهما، ومع أن أهل النظر والعلم، والإرادة والعبادة، لا بد أن يخطر لهم في ذلك من الخواطر والأقوال ما يحتاجون معه إلى بيان الهدى من الضلال، لا سيما مع كثرة من خاض في ذلك بالحق تارة، وبالباطل تارات، وما يعتري القلوب في ذلك من الشُّبه التي توقعها في أنواع الضلالات.[الكلام في توحيد الربوبية والصفات من باب الخبر، وفي توحيد الشرع والقدر من باب الطلب]فالكلام في باب التوحيد والصفات هو من باب الخبر، الدائر بين النفي والإثبات، والكلام في الشرع والقدر هو من باب الطلب والإرادة، الدائر بين الإرادة والمحبة، وبين الكراهة والبغض نفيًا وإثباتًا.
İnsan nefiy ile ispat, tasdik ile tekzib, muhabbet ile buğz, teşvik ile men arasındaki farkı nefsinde bulur. Hatta bu tür ile diğer tür arasındaki fark avam ve havas nezdinde, ilimdeki çeşitli mütekellimîn katında bilinmektedir. Nitekim fukahâ bunu Kitâbü'l-Eymân'da, kelâmı taksim eden nahiv ve beyan ehli de zikretmişlerdir. Şöyle ki kelâm iki türdür: haber ve inşa. Haber nefiy ile ispat arasında döner; inşa ise emir, nehiy veya ibahadır.
[Kulun tevhid-i ilâhîdeki vecibesinin mahiyeti]
Durum böyle olunca, kulun Allah'a sıfât-ı kemâlden ispat edilmesi gerekeni ispat etmesi, bu hâle aykırı düşen vasıfları da O'ndan nefyetmesi kaçınılmazdır. Kezâ O'nun ahkâmında halkını ve emrini ispat etmelidir. Böylece O'nun kudretinin kemâlini ve meşîetinin şümûlünü ihtivâ eden halkına; O'nun sevdiği ve razı olduğu söz ve fiilleri beyan eden emrine iman eder. Ayrıca O'nun şer'ine ve kaderine zellden hâlî bir iman ile iman eder.
والإنسان يجد في نفسه الفرق بين النفي والإثبات، والتصديق والتكذيب، وبين الحبّ والبغض، والحضّ والمنع، حتى إن الفرق بين هذا النوع وبين النوع الآخر معروف عند العامة والخاصة، معروف عند أصناف المتكلمين في العلم، كما ذكر ذلك الفقهاء في كتاب الأيمان، وكما ذكره المقسِّمون للكلام، من أهل النظر والنحو والبيان، فذكروا أن الكلام نوعان: خبر وإنشاء، والخبر دائر بين النفي والإثبات، والإنشاء: أمر أو نهي أو إباحة.[محمل الواجب على العبد في توحيد الله]وإذا كان كذلك فلا بد للعبد أن يثبت لله ما يجب إثباته له من صفات الكمال، وينفي عنه ما يجب نفيه عنه مما يضادّ هذه الحال. ولا بدّ له في أحكامه من أن يثبت خلقه وأمره، فيؤمن بخلقه المتضمن كمال قدرته، وعموم مشيئته، ويثبت أمره المتضمن بيان ما يحبه ويرضاه، من القول والعمل، ويؤمن بشرعه وقدره إيمانا خاليا من الزلل.
Bu, ibadetinde O'nu birlemeyi; O'nun hiçbir ortağı bulunmadığını ihtivâ eder ki bu, kasıt, irade ve amelde tevhiddir. Birincisi [yani ilk kısım] ise ilim ve sözde tevhidi ihtivâ eder. Nitekim buna (Kul hüvellâhu ehad) sûresi delâlet etmekte; diğerine ise (Kul yâ eyyuhe'l-kâfirûn) sûresi delâlet etmektedir. Bu iki sûre, İhlâs sûreleridir. Resûlullah (s.a.v.) sabah namazının sünnetinde, tavaf namazında ve diğer yerlerde Fâtiha'dan sonra bu iki sûreyi okurdu.
وهذا يتضمن التوحيد في عبادته وحده لا شريك له، وهو التوحيد في القصد والإرادة والعمل، والأول يتضمن التوحيد في العلم والقول، كما دلت على ذلك سورة (قل هو الله أحد) ، ودلت على الآخر سورة (قل يا أيها الكافرون) وهما سورتا الإخلاص، وبهما كان يقرأ صلى الله عليه وسلم بعد الفاتحة في ركعتي الفجر وركعتي الطواف وغير ذلك.
[Birinci Esas - Sıfatlarda Tevhid; asıl bunda] Birinciye gelince, o sıfatlardaki tevhid olup, bu husustaki asıl ise...
[الأصل الأول - توحيد الصفاتالأصل فيه]فأما الأول، وهو التوحيد في الصفات، فالأصل في هذا
Bâb: Allah teâlâ, kendisini vasfettiği şeylerle ve rasüllerinin O'nu vasfettikleri şeylerle nefiy ve isbat yoluyla vasfolunur. Böylece Allah'a, kendisi için ispat ettiği sıfatlar ispat edilir; kendisinden nef yetmiş olduğu şeyler de O'ndan nefyedilir. [Selefin bu husustaki mezhebi:] Bilindiği üzere ümmetin selefi ve imamlarının yolu, Allah'ın kendisi için ispat ettiği sıfatları, keyfiyetsiz, temsilsiz, tahrifsiz ve ta‘tîlsiz olarak ispat etmek; aynı şekilde O'nun kendisinden nef yetmiş olduğu şeyleri de -sıfatları ispatla birlikte- nefyetmektir; bu nefiy ise ne isimlerinde ne de âyetlerinde ilhâd olmaksızın yapılır. Zira Allah teâlâ, isimlerinde ve âyetlerinde ilhâda sapanları zemmetmiştir. Nitekim şöyle buyurmuştur: 'En güzel isimler Allah'ındır; O'na onlarla dua edin ve O'nun isimleri hakkında ilhâda sapanları terk edin. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır.' Yine şöyle buyurmuştur: 'Âyetlerimiz hakkında ilhâda sapanlar bize gizli kalmaz. O halde ateşe atılan mı daha hayırlıdır, yoksa kıyamet günü güven içinde gelen mi? Dilediğinizi yapın; şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.'
الباب أن يوصف الله تعالى بما وصف به نفسه، وبما وصفته به رسله نفيا وإثباتا، فيُثبَت لله ما أثبته لنفسه، ويُنفى عنه ما نفاه عن نفسه.[مذهب السلف فيه]وقد عُلم أن طريقة سلف الأمة وأئمتها، إثبات ما أثبته من الصفات من غير تكييف ولا تمثيل، ومن غير تحريف ولا تعطيل، وكذلك ينفون عنه ما نفاه عن نفسه - مع ما أثبته من الصفات - من غير إلحاد، لا في أسمائه ولا في آياته، فإن الله ذم الذين يلحدون في أسمائه وآياته، كما قال تعالى: {وَلِلَّهِ الأَسْمَاءُ الْحُسْنَى فَادْعُوهُ بِهَا وَذَرُوا الَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِي أَسْمَائِهِ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ} وقال تعالى: {إِنَّ الَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِي آيَاتِنَا لَا يَخْفَوْنَ عَلَيْنَا أَفَمَن يُلْقَى فِي النَّارِ خَيْرٌ أَم مَّن يَأْتِي آمِنًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ اعْمَلُوا مَا شِئْتُمْ إِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ} .
Resullerin yolu, esmâ ve sıfatların isbatını, mahlûkata benzerliğin nefyini, teşbihten uzak bir isbat ve ta‘tîlden uzak bir tenzihi ihtiva eder. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Onun gibi hiçbir şey yoktur; O, işitendir, görendir.» İşte burada «Onun gibi hiçbir şey yoktur» ifadesi teşbih ve temsili reddetmekte; «O, işitendir, görendir» ifadesi ise ilhad ve ta‘tîli reddetmektedir. [Resullerin İsbat ve Nefiydeki Yöntemi. Bunun Kur’an’dan Şahidleri] Allah Sübhânehû ve Teâlâ, resullerini mufassal bir isbat ve mücmel bir nefiy ile göndermiştir. Onlar da Allah’a sıfatları tafsilatlı bir şekilde isbat etmişler, O’na yakışmayan teşbih ve temsili ise nefyetmişlerdir. Nitekim Allah Teâlâ: «O’na kulluk et ve kulluğunda sabret. O’nun adını taşıyan birini biliyor musun?» buyurmuştur. Dil âlimleri şöyle demiştir: «hel ta‘lemu lehu semiyyâ» âyetinin anlamı, O’nun isminin benzerini hak eden bir dengi var mı demektir. Ayrıca «müsâmiyen yüsâmîh» denilir. Bu, İbn Abbâs (r.a.)’tan rivayet edilen: «O’nun bir benzeri veya dengi var mı?» sözünün manasıdır. Allah Teâlâ: «Doğurmamış ve doğurulmamıştır. O’nun hiçbir dengi yoktur.» buyurmuştur. Yine Allah Teâlâ: «Öyleyse Allah’a eşler koşmayın, siz...» buyurmuştur.
فطريقتهم تتضمن إثبات الأسماء والصفات، مع نفي مماثلة المخلوقات، إثباتا بلا تشبيه، وتنزيها بلا تعطيل، كما قال تعالى: {لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ} ، ففي قوله: {لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ} رد للتشبيه والتمثيل، وقوله: {وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ} رد للإلحاد والتعطيل.[طريقة الرسل في الإثبات والنفي. شواهد ذلك من القرآن]والله سبحانه وتعالى بعث رسله بإثبات مفصَّل، ونفي مجمل، فأثبتوا له الصفات على وجه التفصيل، ونفوا عنه ما لا يصلح له من التشبيه والتمثيل، كما قال تعالى: {فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِهِ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا} ، قال أهل اللغة: (هل تعلم له سميًا) أي نظيرًا يستحق مِثْل اسمه، ويقال مُسامِيًا يُسامِيه. وهذا معنى ما يروى عن ابن عباس: هل تعلم له مِثْلاً أو شبيهًا.وقال تعالى: {لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ • وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُوًا أَحَدٌ} ، وقال تعالى: {فَلَا تَجْعَلُوا لِلَّهِ أَندَادًا وَأَنتُمْ
«Bilirsiniz.» Yüce Allah buyurdu ki: «İnsanlardan kimi, Allah’tan başkasını eşler edinir, onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenler ise Allah’ı daha şiddetli severler.» Yine buyurdu ki: «Allah’a cinleri ortak koştular, oysa onları O yarattı. Bilgisizce O’na oğullar ve kızlar uydurdular. O, onların nitelendirdikleri şeylerden yücedir, münezzehtir. O, göklerin ve yerin Bedî‘idir. O’nun bir çocuğu nasıl olabilir ki, zira O’nun bir eşi yoktur. Her şeyi O yaratmıştır ve O her şeyi bilir.» Yine buyurdu ki: «Furkan’ı kulu üzerine indiren (Allah) ne yücedir ki, âlemlere bir uyarıcı olsun. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur; çocuk edinmemiştir ve mülkünde hiçbir ortağı yoktur.» Yine buyurdu ki: «Şimdi onlara sor: Kızlar Rabbinin mi, erkek çocuklar onların mı? Yoksa melekleri dişi yarattık da onlar şahit mi oldular? İyi bilin ki, onlar iftiralarından dolayı “Allah doğurdu” diyorlar ve şüphesiz yalancıdırlar. Allah kızları oğullara tercih mi etmiş? Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz? Hiç düşünmez misiniz? Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var? Doğru sözlü iseniz kitabınızı getirin. Allah ile cinler arasında bir soy bağı kurdular, oysa cinler de (hesap için) getirileceklerini bilmişlerdir. Allah onların nitelendirdiklerinden yücedir, ancak Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.» Nihayet şu âyetine kadar: «Senin Rabbin, izzet sahibi Rab, onların nitelendirdiklerinden yücedir. Gönderilen peygamberlere selam olsun. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.» Böylece (Allah) kendisini, iftiracı müşriklerin nitelendirmelerinden tenzih etti; onların söylediklerinin iftira ve şirkten salim olması sebebiyle peygamberlere selam verdi ve kendisine hamd etti, zira O…
تَعْلَمُونَ} ، وقال تعالى: {وَمِنَ النَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ اللَّهِ أَندَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللَّهِ وَالَّذِينَ آمَنُوا أَشَدُّ حُبًّا لِّلَّهِ} ، وقال تعالى: {وَجَعَلُواْ لِلَّهِ شُرَكَاءَ الْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ وَخَرَقُوا لَهُ بَنِينَ وَبَنَاتٍ بِغَيْرِ عِلْمٍ سُبْحَانَهُ وَتعَالَى عَمَّا يَصِفُونَ • بَدِيعُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ أَنَّى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُن لَّهُ صَاحِبَةٌ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ وهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ} ، وقال تعالى: {تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلَى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيرًا • الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُن لَّهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ} ، وقال تعالى: {فَاسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَ • أَمْ خَلَقْنَا الْمَلَائِكَةَ إِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ • أَلَا إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ • وَلَدَ اللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ • أَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَنِينَ • مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ • أَفَلَا تَذَكَّرُونَ • أَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُّبِينٌ • فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ • وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ • سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ • إِلَاّ عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ} إلى قوله: {سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ • وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ • وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ} ، فسبح نفسه عما يصفه المفترون المشركون، وسلَّم على المرسلين، لسلامة ما قالوه من الإفك والشرك، وحمد نفسه إذ هو
Sübhân olan O (Allah), sahip olduğu isimler, sıfatlar ve bedî‘ mahlûkatı sebebiyle hamde müstehaktır. Mufassal isbâta gelince, O, muhkem âyetlerinde indirdiği isim ve sıfatlarını zikretmiştir. Nitekim Allah teâlâ şöyle buyurur: 'Allah, O'ndan başka ilah yoktur, el-Hayy, el-Kayyûm'dur' âyetinin tamamı; ve yine 'De ki: O Allah, Ehaddır (birdir) • Allah Samed'dir • Doğurmamıştır ve doğurulmamıştır • O'nun hiçbir dengi yoktur'; ve yine 'O, el-Alîm, el-Hakîm'dir', 'O, el-Alîm, el-Kadîr'dir', 'O, es-Semî‘, el-Basîr'dir', 'O, el-Azîz, el-Hakîm'dir', 'O, el-Gafûr, er-Rahîm'dir', 'O, el-Gafûr, el-Vedûd'dur • Arş'ın sahibi Mecîd'dir • Dilediğini yapandır', 'O, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir ve el-Bâtın'dır • O, her şeyi bilendir • O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva edendir • Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona yükseleni bilir • O, nerede olursanız sizinle beraberdir • Allah, yaptıklarınızı görendir.'
سبحانه المستحق للحمد بما له من الأسماء والصفات وبديع المخلوقات.وأما الإثبات المفصَّل، فإنه ذكر من أسمائه وصفاته ما أنزله في محكم آياته، كقوله تعالى: {اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَاّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ} الآية بكمالها، وقوله: {قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ • اللَّهُ الصَّمَدُ • لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ • وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُوًا أَحَدٌ} وقوله: {وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ} ، {وَهُوَ الْعَلِيمُ الْقَدِيرُ} ، {وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ} ، {وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ} ، {وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ} ، {وَهُوَ الْغَفُورُ الْوَدُودُ • ذُو الْعَرْشِ الْمَجِيدُ • فَعَّالٌ لِّمَا يُرِيدُ} ، {هُوَ الأَوَّلُ وَالآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ • هُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنزِلُ مِنَ السَّمَاءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَمَا كُنتُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ} .
Ve O'nun şu kavl-i şerifi: "Bu, onların Allah'ı gazaplandıran şeye uymaları ve O'nun rızasından hoşlanmamaları sebebiyledir; böylece (Allah) amellerini boşa çıkarmıştır." Ve yine buyuruyor ki: "Allah yakında öyle bir kavim getirecektir ki (Allah) onları sever, onlar da O'nu severler." Ve yine: "Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır." Ve yine: "Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır." Ve yine: "Şüphesiz inkâr edenlere şöyle seslenilir: 'Allah'ın buğzu, sizin kendinize olan buğzunuzdan daha büyüktür; zira siz imana çağrılıyordunuz da inkâr ediyordunuz.'" Ve yine: "Onlar, Allah'ın bulut gölgeleri içinde meleklerle birlikte kendilerine gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?" Ve yine: "Sonra duman halindeki göğe yöneldi (istiva etti); ona ve yeryüzüne 'İsteyerek veya istemeyerek gelin' dedi. İkisi de 'İsteyerek geldik' dediler." Ve yine: "Allah, Mûsâ ile dosdoğru konuştu." Ve yine: "Ona (Mûsâ'ya) Tûr'un sağ tarafından seslendik ve onu, (kendisiyle) gizlice konuşmak üzere yaklaştırdık." Ve yine: "O gün onlara seslenerek: 'Benim ortaklarım olduğunu iddia ettikleriniz nerede?' diyecektir."
وقوله: {ذَلِكَ بِأَنَّهُمُ اتَّبَعُوا مَا أَسْخَطَ اللَّهَ وَكَرِهُوا رِضْوَانَهُ فَأَحْبَطَ أَعْمَالَهُمْ} ، وقوله: {فَسَوْفَ يَأْتِي اللَّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ} ، وقوله: {رَّضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ} ، وقوله: {وَمَن يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُّتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فِيهَا وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظِيمًا} ، وقوله: {إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا يُنَادَوْنَ لَمَقْتُ اللَّهِ أَكْبَرُ مِن مَّقْتِكُمْ أَنفُسَكُمْ إِذْ تُدْعَوْنَ إِلَى الإِيمَانِ فَتَكْفُرُونَ} ، وقوله: {هَلْ يَنظُرُونَ إِلَاّ أَن يَأْتِيَهُمُ اللَّهُ فِي ظُلَلٍ مِّنَ الْغَمَامِ وَالْمَلَائِكَةُ} ، وقوله: {ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلأَرْضِ ائْتِيَا طَوْعًا أَوْ كَرْهًا قَالَتَا أَتَيْنَا طَائِعِينَ} .وقوله: {وَكَلَّمَ اللَّهُ مُوسَى تَكْلِيمًا} ، وقوله: {وَنَادَيْنَاهُ مِن جَانِبِ الطُّورِ الأَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا} ، وقوله: {وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ فَيَقُولُ أَيْنَ شُرَكَائِيَ الَّذِينَ كُنتُمْ تَزْعُمُونَ} ،
Ve (Allah'ın) şu kavli: {Muhakkak ki O'nun emri, bir şeyi dilediği zaman ona 'Ol' demesidir, o da hemen oluverir.} Ve yine Allah Teâlâ'nın şu kavli: {O, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah'tır; gaybı ve şehâdeti bilendir. O, er-Rahmân'dır, er-Rahîm'dir. • O, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah'tır; el-Melik'tir, el-Kuddûs'tür, es-Selâm'dır, el-Mü'min'dir, el-Müheymin'dir, el-Azîz'dir, el-Cebbâr'dır, el-Mütekebbir'dir. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir. • O, yaratan (el-Hâlık), eşsiz bir şekilde var eden (el-Bâri'), şekil veren (el-Musavvir) Allah'tır. En güzel isimler (Esmâ-i Hüsnâ) O'na aittir. Göklerde ve yerde ne varsa O'nu tesbih eder. O, el-Azîz'dir, el-Hakîm'dir.} Bunlar gibi, Rabb Teâlâ'nın isim ve sıfatları hakkında gelen âyetler ve Nebî (s.a.v.)'den sâbit olan hadîslere kadar varan nice deliller vardır. Zira bunda, O'nun zâtını ve sıfatlarını tafsilatlı bir şekilde ispat etmek, ayrıca teşbîhi nefyetmek suretiyle vahdâniyetini ispat etmek vardır ki Allah, kullarını bu yolla dosdoğru yola hidâyet etmiştir. İşte bu, resullerin (sallallahu aleyhim ecmaîn) yoludur.
[Resullere Muhalefet Edenlerin Yolu]
Onların yolundan sapan ve ayrılan kâfirler, müşrikler ve...
وقوله: {إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شيئًا أَن يَقُولَ لَهُ كُن فَيَكُونُ} .وقوله تعالى: {هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَاّ هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ • هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ • هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الأَسْمَاءُ الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ} .إلى أمثال هذه الآيات والأحاديث الثابتة عن النبي صلى الله عليه وسلم في أسماء الرب تعالى وصفاته، فإن في ذلك من إثبات ذاته وصفاته على وجه التفصيل، وإثبات وحدانيته بنفي التمثيل ما هدى الله به عباده إلى سواء السبيل، فهذه طريقة الرسل صلى الله عليهم أجمعين.[طريقة مخالفي الرسل]وأما من زاغ وحاد عن سبيلهم من الكفار والمشركين والذين
Kendilerine kitap verilenler (Ehl-i Kitap) ve bunlara dâhil olan Sâbiîler ile mütefelsifeler.
أوتوا الكتاب، ومن دخل في هؤلاء من الصابئة والمتفلسفة
Cehmiyye, Bâtınî Karmatîler ve benzerleri ise bunun zıddı üzeredir,
والجهمية، والقرامطة الباطنية، ونحوهم فإنهم على ضد ذلك،
O'nu tafsilatlı bir vechile selbî sıfatlarla tavsif ederler ve tahsil cihetinden hiçbir hakikati bulunmayan mutlak bir vücûddan başkasını isbat etmezler. Halbuki bu, a'yânda tahakkuku mümkün olmayıp ancak zihinlerde mevcûd olan bir vücûda rücû eder. İşte onların bu kavli, gāye-i ta‘tîl ile gāye-i ... istilzam eder.
يصفونه بالصفات السلبية على وجه التفصيل، ولا يثبتون إلا وجودا مطلقا لا حقيقة له عند التحصيل، وإنما يرجع إلى وجود في الأذهان يمتنع تحققه في الأعيان، فقولهم يستلزم غاية التعطيل وغاية