Şeyhülislam İbn Teymiyye’ye (rahimehullah) yöneltilen sorunun metni:
1- Ey din âlimleri! Sizin dininiz kınanır mı? Şaşırmışım, en açık delille bana yol gösterin.
2- Rabbim, iddianıza göre, benim küfrüme hükmettiği hâlde bundan razı olmuyorsa, benim çarem nedir?
3- Beni çağırdı, kapıyı yüzüme kapadı; girmeme bir yol var mı? Davamı açıklayın.
4- Sapıklığıma hükmetti, sonra “Kadaya rıza göster” dedi. Oysa ben, içinde ebedî bedbahtlığım (şakâvetim) bulunan şeye razı değilim.
5- Mademki kaza edilene –ey kavmim– razıyım, Rabbim de belâmın uğursuzluğuna razı değil.
6- Efendimin razı olmadığı şeye ben razı olabilir miyim? Şaşırdım kaldım, şaşkınlığımı gidermede bana yol gösterin.
7- Rabbim benden bir irade ile küfrü dilerse, o iradeye uymakta ben asi mi olurum?
8- O’nun hükmüne muhalefet etmekte benim bir seçme hakkım var mı? Allah aşkına, delillerle sıkıntımı giderin.
نص السؤال الذي أُورد على شيخ الإسلام ابن تيمية رحمه الله:١- أيا علماءَ الدين ذمِّيُّ دينكم … تحيرَّ دُلُّوه بأوضحِ حجةِ٢- إذا ما قضى ربيْ بكفريْ بزعمكم … ولم يَرضَهُ مني فما وَجْهُ حيلتي٣- دعاني وسدَّ البابَ عنيْ فهل إلى … دخوليْ سبيلٌ بيِّنوا لي قضيتي٤- قضى بضلاليْ ثم قال: ارضَ بالقضا … فما أنا راضٍ (١) بالذي فيه شقوتي٥- فإن كنت بالمقضيِّ -ياقومُ- راضيًا … فَرَبِّيَ لا يرضى بشؤمِ بليَّتي (٢)٦- وهل (٣) ليْ رضا ما ليس يرضاه سيدي … فقد حِرْتُ دُلوني على كشف حيرتي٧- إذا شاء ربِّيْ الكفرَ مني مشيئةً … فهل أنا عاصٍ في (٤) اتباع المشيئةِ (٥)٨- وهل ليْ اختيارٌ أن أخالفَ حُكْمَهُ … فبالله فاشفوا بالبراهين غُلتي (٦) (٧)(١) في ط: فما أنا أرضى.(٢) في عقود: شكيَّتي.(٣) في ط وب وج: فهل.(٤) في ط وهـ: باتباع.(٥) في ب وج: مشيئتي.(٦) في ط: علتي.(٧) في أ: تقديم البيت الثامن على السابع.
Rahmetullahi aleyh cevaben:
1- Ey bu adam! Senin suâlin, Arş'ın Rabbi ve mahlûkatın Bâri'si olan Allah'a karşı inatçı ve husumetkâr bir suâldir[1].
2- Nitekim bu suâl, belânın aslı olan İblîs'in önceden Mele-i A'lâ'ya muhalefet ettiği suâldir[2].
3- Kim el-Müheymin'e (her şeyi gözetip koruyan Allah'a) hasım olursa, başı üstü çukura yuvarlanmış olarak döner.
[1] Bir nüshada 'yuhâsım (muhasama eder)', bir nüshada 'tuhâsım (muhasama edersin)' şeklindedir.
[2] Bir baskıda 'fe-hâzâ' yerine 've-hâzâ' şeklindedir.
[أجاب رحمه الله] :١- سؤالُك يا هذا سؤالُ معاندٍ … مخاصمِ (١) ربِّ العرش باري البريةِ٢- فهذا سؤالٌ (٢) خَاصَمَ الملأَ العُلا … قديمًا به إبليسُ أصلُ البليةِ٣- ومن يكُ خصمًا للمهيمن يرجعنْ … على أمِّ رأسٍ هاويًا في الحُفيرةِ(١) في أوَو: يخاصم، وفي عقود: تخاصم.(٢) في ط: وهذا.
4- Allah’ın hasımları, dönüş günlerinde topyekûn Kaderiyye topluluğu olarak ateşe çağrılır. 5- İster onu [kaderi] inkâr etsinler, ister onunla Allah’a karşı tartışmaya ya da şeriata muhalefet etmeye yeltenmiş olsunlar, fark etmez.
٤- ويدعى (١) خصومُ اللهِ يومَ معادهم … إلى النار طُرًّا معشرَ (٢) القدريةِ٥- سواءٌ نفوه أو سعوا ليخاصموا … به اللهَ أو مارَوْا به للشريعةِ(١) في ب وهـ وج: وتدعى.(٢) في أوط وب وج وهـ: فرقة.
6- Her fırkadan halkın dalâletinin aslı, İlâh’ın fiili hakkında illet ile mübahase etmektir.
٦- وأصلُ ضلالِ الخَلْقِ من كل فرقةٍ … هو الخوضُ في فعل الإله بِعِلَّةِ
7- Çünkü onlar, O'nun [Allah'ın] bir hikmetini anlamadılar… böylece bir tür cahiliye üzere oldular.
8- Zira bütün kâinatın fiilini vacip kılan, halkın Rabbi, yaratılmışların Bârî'si olan Allah'ın meşîetidir.
[Yazma nüshada: 'Arş'ın Rabbi, beriyyenin Bârî'si' şeklindedir.]
٧- فإنهمو لم يفهموا حكمةً له … فصاروا على نوعٍ من الجاهليةِ٨- فإن جميعَ الكونِ أوجب فِعْلَه … مشيئةُ ربِّ الخلق باري الخليقةِ (١)(١) في و: رب العرش باري البريةِ.
Hâlık (yaratan) İlâh'ın zâtı, kendisine ait vâcib ve kadîm sıfatlar sebebiyle vâcibdir. Meşîeti, ilmi ve ardından kudreti, Allah'ın zâtının levâzımıdır – ki O, davaların hâkimidir. O'nun dilediği mahlûkatı ibdâ etmesinde, (onlarda) bir hikmet ve türlü rahmetler bulunmaktadır.
٩- وذاتُ إله الخَلْقِ واجبة بما … لها من صفات واجبات قديمةِ١٠- مشيئتُه مَعْ عِلْمِه ثم قدرة … لوازمُ ذاتِ الله قاضي القضيةِ١١- وإبداعُه ما شاء من مُبْدَعاته … بها حِكْمَةٌ فيه وأنواعُ رحمةِ
12- Biz, "O'nun meşîetiyle cereyan etmiştir" dediğimiz zaman, onun dosdoğru âyetlerini inkâr edenlerden değiliz. 13- Bilakis hak olan şudur: Hüküm yalnızca Allah'a aittir. Yaratmak da emir de O'nundur ki bunlar şeriatın [kapsamındadır].[1] [1] Şu nüshada: "Onun meşîetiyle (li meşîetihî)."
١٢- ولسنا إذا قلنا جَرَتْ بمشيئة (١) … من المنكري آياتِه المستقيمةِ١٣- بل الحقُّ أن الحكمَ لله وحده … له الخلقُ والأمرُ الذي في الشريعةِ(١) في أ: لمشيئة.
14- O, her hal üzere övülmeye lâyık Melik'tir. Mülk, hiçbir ortaklık sebebiyle noksanlaşmaksızın yalnız O'na aittir. 15- Mevlâmız olan İlâh ne dilerse o olur; dilemediği şey ise herhangi bir hile ile dahi vücuda gelmez.
١٤- هو المَلِكُ المحمودُ في كلِّ حالةٍ … له المُلْكُ من غير انتقاص بِشِركةِ١٥- فما شاء مولانا الإلهُ فإنه … يكون وما لا لا يكون بحيلةِ
16- Kudretinde hiçbir noksanlık yoktur, hükmü ise her şeyi kapsar; bu (mantıksal/kelâmî) önermede (kadiyye) hiçbir istisna/tahsis söz konusu değildir. 17- Bununla kastettiğim şudur: Bütün hadiseler, O'nun kudreti ve sırf meşieti (iradesi) ile vücuda gelmiştir. 18- Mâlik'imiz (Allah'a), her dilediği şeyde hamd olsun; öyle bir hamd ki her medhin (övgünün) üstüne yükselir.
١٦- وقدرتُه لا نقصَ فيها وحكمه (١) … يَعُمُّ فلا تخصيصَ في ذي القضيةِ١٧- أُرِيْدُ بذا أن الحوادثَ كلَّها … بقدرته كانت ومحضِ المشيئةِ١٨- ومالِكُنا في كلِّ ما قَدْ أراده … له الحمدُ حمدًا يعتلي كلَّ مِدْحةِ(١) في أ: وخلقه.
19- Zira O'nun yaratılışta yayılan nimetleri[1] ve akılları aşan hikmetleri vardır.
20- Öyle işler[2] ki akıl onları gördüğünde şaşakalır; yüce hikmetlerden ve her hayret verici şeydendir.
[1] Mecmû'u'l-Fetâvâ ve ed-Dürre'de: 'rahmeti yayıldı' şeklindedir; A nüshasında ise 'nimetler' olarak tespit edilmiştir.
[2] A nüshasında: 'أمورٌ' (merfû) şeklindedir.
١٩- فإن له في الخلق من نعم (١) سرت … ومن حِكَمٍ فوق العقولِ الحكيمةِ٢٠- أمورًا (٢) يحار العقل فيها إذا رأى … من الحِكم العليا وكل عجيبةِ(١) في مجموع الفتاوى والدرة: رحمته سرت، والمثبت في الأعلى من: أ.(٢) في أ: أمورٌ.
21- Şu hâlde biz, Allah'ın meşîetinin hükmü gereği kudreti, yaratması ve sağlamlaştırması ile azîz kıldığına iman ederiz.
22- İşte biz bütün bunları ilâhımız için sübût bulmuş kabul eder ve bunda bulunan her hikmeti de ispat ederiz.
23- İşte bu öyle bir makamdır ki, onu nefyedenler [inkâr edenler] nice zamandır acz içinde kalarak şaşkın bir hâlde geri dönüp durmuşlardır.
[1] Bir nüshada: "بغوه" (azgınlık gösterdiler) şeklinde geçmektedir.
٢١- فنؤمنُ أن الله عزَّ بقدرةٍ … وخلقٍ وإبرامٍ لحكم المشيئةِ٢٢- فنثبت هذا كلَّه لإلهنا … ونثبت ما في ذاك من كل حكمةِ٢٣- وهذا مقام طالما عجز الأُلى … نفوه (١) وكروا راجعين بحيرةِ(١) في أ: بغوه.
24- Ve onun muhtevasının tahkîki – derinliğini beyan ile … ve Hakk'ın hakkını bu hakîkatte tahrîr etmek – 25- onun denizine varanlar(1) için en büyük maksattır. Ve bu, şu kasîdenin nazmında zordur. 26- O, Mevlâmız olan İlâh'ın kerîm sıfatlarının,(2) 27- ve Esmâ-i Hüsnâ'sının, dininin ahkâmının ve bütün bu mahlûkat(3) üzerindeki fiillerinin 28- tahkîk edilmiş bir ilimle beyanına muhtaç olduğu içindir. Ve bu –Allah'a hamd olsun– apaçık ortaya çıkmıştır. O'nun halka ilhamı en faziletli nimettir. 29- Ve bu hususta söylenmiş ve kitabı yazılmış(4) bir beyan(5) vardır ki, hastalıklı nefislere(6) şifadır. (1) ed-Dürretü'l-Behiyye'de: 'denizine varanlar için' şeklindedir; 'varrâd' daha evlâdır. (2) Mecmû'u'l-Fetâvâ'da: 'muhakkak bir beyana ihtiyacı' şeklindedir. (3) Bir nüshada: 'bu' şeklindedir. (4) Bir nüshada: 'tahsis edilmiş' şeklindedir. (5) ed-Dürretü'l-Behiyye'de: 'beyan' yerine 'bân' (açık) gelmiştir. (6) Bir nüshada: 'es-sakîme' (hasta) şeklindedir.
٢٤- وتحقيقُ ما فيه بتبيين غوره … وتحرير حقِّ الحق في ذي الحقيقةِ٢٥- هو المطلب الأقصى لِوُرَّاد (١) بحره … وذا عسِرٌ في نظم هذي القصيدةِ٢٦- لحاجته تبيينَ علمٍ مُحقَّقٍ … لأوصافِ مولانا الإلهِ الكريمةِ (٢)٢٧- وأسمائه الحسنى وأحكام دينه … وأفعاله في كل هذي (٣) الخليقةِ٢٨- وهذا -بحمد الله- قد بان ظاهرًا … وإلهامُه للخلق أفضلُ نعمةِ٢٩- وقد قيل في هذا وخُطَّ (٤) كتابُه … بيانٌ (٥) شفاءٌ للنفوس المريضةِ (٦)(١) في الدرة البهية: لروَّاد بحره، والورَّاد أولى.(٢) في مجموع الفتاوى: لحاجته إلى بيان محقق.(٣) في أ: هذا.(٤) في أ: وخُصَّ.(٥) في الدرة البهية: بانٌ بدل: بيان.(٦) في أ: السقيمة.
30- Şu hâlde senin «Niçin dilemişti?» sözün, tıpkı «Niçin ezeliyette var idi?» diye soran kimsenin sorusu gibidir. 31- Bu ise aklın vechesini iptal ettiği bir sorudur; onun haram kılınışı her şeriatta gelmiştir.
٣٠- فقولك: «لِمْ قد شاء؟» مثل سؤالِ مَنْ … يقول: فَلِمْ قد كان في الأزليةِ٣١- وذاك سؤال يبطل العقلُ وَجْهَهُ … وتحريمُه قد جاء في كل شرعةِ
32- Kâinatta pek çok tahsis vardır ki, bir tür akla sahip olan kimseye bunun bir irade [sahibi tarafından] olduğunu gösterir.
33- Onu birbiri ardınca izhar etmesi… yahut (1) tecvîz görüşü bir hayret atımıdır.
(1) V nüshasında: erâ (gördüm / bak).
٣٢- وفي الكون تخصيصٌ كثيرٌ يدلُّ من … له نوعُ عقلٍ أنه بإرادةِ٣٣- وإصدارُه عن واحد بعد واحد … أو (١) القولُ بالتجويز رميةُ حيرةِ(١) في و: أرى.
34- Ve her müsebbebin, kendisinden önce gelen mûcibiyyet illetine ta‘likinde hiç şüphe yoktur. 35- Fakat asıl mesele, gördüklerinin sebepleri olan sebeplerdedir ve onların saf meşîetin hükmüyle sudûrundadır. (1) و nüshasında: 'في'. (2) ط ve أ nüshalarında: 'وإصداره'; عقود, ب ve هـ nüshalarında: 'ومصدرها'.
٣٤- ولا ريبَ في تعليق كلِّ مُسَبَّبٍ … بما قبله من (١) علة مُوجِبيَّةِ٣٥- بل الشأنُ في الأسبابِ أسبابِ ما ترى … وإصدارها (٢) عن حكم محض المشيئة(١) في و: في.(٢) في ط وأ: وإصداره، وفي عقود وب وهـ: ومصدرها.