el-İktisâd fi'l-İ‘tikâd
Telif: Takıyyüddîn Ebû Muhammed Abdülganî b. Abdülvâhid el-Makdisî
Tahkîk: Dr. Ahmed b. Atıyye el-Gâmidî
Bismillâhirrahmânirrahîm
Mukaddime
Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. Salât ve selâm, yaratılmışların en hayırlısı, nebimiz Muhammed'e (Allah'ın salât ve selâmı O'nun üzerine olsun), âline, ashâbına ve din gününe kadar onların yolunda gidenlerin üzerine olsun. Emmâ ba‘d:
Şüphesiz ki İslâm ümmetinin farklı asırlarında, birtakım taifelerin doğru yoldan sapmaları ve İslâm düşmanlarının Müslümanları dinlerinden uzaklaştırıp akideleriyle irtibatlarını koparmak istedikleri neticeyi veren çarpık yollara girmeleri sebebiyle zihinlerini meşgul eden itikadî sapmalarla karşı karşıya kalması; bu ümmetin âlimlerini, İslâm akidesini muhafaza ve onu himaye etmek, düşmanlarının hücumunu defetmek için bu cihete ehemmiyet vermeye sevk etmiştir. Âlimler, her Müslümanın tazim etmesi ve teslim olması gereken kaynağından —ki o da iki kısmıyla vahiy olan Allah Teâlâ'nın Kitabı ve Resûlü (s.a.v.)'in sünnetidir— açık ve sarih delilleriyle desteklenmiş olarak Müslümanların benimsemesi gereken sahih akideyi beyan etmeye girişmişler; bu hususta çözülmüş fikirlerin kirlerinden uzak durmuşlardır.
الاقتصاد في الاعتقادتأليف: تقي الدين أبو محمد عبد الغني بن عبد الواحد المقدسيتحقيق: د/ أحمد بن عطية الغامديبسم الله الرحمن الرحيمالمقدمةالحمد لله رب العالمين، والصلاة والسلام على أفضل الخلق أجمعين نبينا محمد صلوات الله وسلامه عليه وعلى آله وصحبه ومن سار على هديهم إلى يوم الدين، أما بعد.فإن ما منيت به الأمة الإسلامية على مختلف عصورها من انحرافات عقدية لعبت بأفكار بعض طوائفها بسبب جنوحهم عن الطريق القويم، وسلوك طرق ملتوية تؤدي إلى ما يريده أعداء الإسلام من إبعاد المسلمين عن دينهم وفك ارتباطهم بعقيدتهم، جعل علماء هذه الأمة يولون هذا الجانب اهتمامهم، حفاظاً على عقيدة الإسلام، وصيانة لها، ودفعاً لصولة أعدائها، فانبروا لبيان العقيدة الصحيحة التي يجب على المسلمين اعتناقها مدعومة بأدلتها الصريحة الواضحة من مصدرها الذي يجب على كل مسلم تعظيمه، والتسليم له، ألا وهو الوحي بقسميه كتاب الله تعالى وسنة رسوله صلى الله عليه وسلم، مبتعدين في ذلك عن أوضار الأفكار المنحلة،
Sapkın fırkalara karşı, Ehl-i Sünnet âlimleri hakikati, lafzı ve manası itibarıyla muhalif olan her şeyin tutarsızlığını ve ayıbını ortaya koyan delilleriyle tespit etmek üzere kitaplar telif ettiler. Buna örnek vermeye ihtiyacım yok; zira bu Selef kütüphanesi, farklı asırlardaki telifleriyle dolup taşmaktadır: İbn Mende, İbn Huzeyme, İbn Kuteybe ve el-Lâlikâî'nin eserleri gibi. Bunların tamamından önce de Ehl-i Sünnet'in imamı Ahmed b. Hanbel, yıkıcı fikirlerin ve bâtıl akaidlerin ateşiyle sınanmış, bunların sahipleriyle mücadele etmiş, nihayet Allah onu onlara galip getirmiştir. Bunların hepsinden sonra da Şeyhülislam İbn Teymiyye, her sapkın fikir sahibine veya sapkın yöntem izleyene binlerce taş yutturmuştur. Bunların arasında, aynı yolda yürümüş ve aynı hedefe hizmet etmiş çok değerli âlimler de vardı. Bunlardan biri de, bu asil hedefin hizmetine katkıda bulunan, bu uğurda cihat eden, diğerleri gibi imtihan edilen ve samimi âlimler gibi akidesi uğruna eziyet gören imam, hâfız Abdulganî el-Makdisî'dir. O, kıymetli kitaplar telif etmiştir. Bunların en önemlisi belki de, içeriğine başlığıyla işaret eden bu değerli kitaptır. Bu kitap, satırlarında Selef akidesinin açıklamasını taşımaktadır; ve bu akidenin, mensuplarının bütün fırkalar arasında vasat konumda bulunduğu en üstün akide olduğunu belirtmektedir. İşte bu sebepten bu kıymetli eser şu adı taşımaktadır:
والمذاهب المنحرفة، فألفوا الكتب لتقرير الحق بأدلته التي تحمل في منطوقها ومفهومها تهافت كل ما خالفها، وفضح عواره، ولست في حاجة إلى ضرب أمثلة لذلك فهذه المكتبة السلفية تزخر بمؤلفاتهم على مختلف العصور، كمؤلفات ابن منده وابن خزيمة، وابن قتيبة، واللالكائي، وقبل هؤلاء جميعاً إمام أهل السنة الإمام أحمد بن حنبل الذي أصطلى بنار الأفكار الهدامة والعقائد الباطلة، فقارع أصحابها حتى أظهره الله عليهم.وبعد هؤلاء جميعاً شيخ الإسلام ابن تيمية الذي ألقم كل صاحب فكر ضال أو منهج منحرف ألف حجر وحجر، وبين هؤلاء وأولئك كان ثمة علماء أجلاء، ساروا على الطريق نفسه وخدموا الهدف ذاته، ومن هؤلاء الإمام الحافظ عبد الغني المقدسي الذي أسهم في خدمة هذا الهدف النبيل، حيث جاهد في سبيل ذلك، فامتحن كما امتحن غيره، وأوذي في عقيدته كما أوذي غيره من العلماء المخلصين، وقد ألف كتباً قيمة، ولعل أهمها هذا الكتاب النفيس الذي يدل عنوانه على محتواه فهو كتاب يحمل في طياته إيضاحاً لعقيدة السلف، وأنها العقيدة المثلى التي يتبوأ أربابها الوسطية بين جميع الطوائف، ولذلك حمل هذا السفر النفيس اسم
((el-İktisâd fi’l-İ‘tikâd)) [İtikâtta İktisad] — ki bu isim, mevzûnun kendisine mutâbık düşmektedir. Zira Selef akîdesi, ifrat ile tefrit arasında bir orta yoldur; cem‘eder, tefrîk etmez. Kendisinde, sapık akîdelerde asla bulunmayacak ve bulunmamış olan öyle büyük vasıflar mevcuttur ki, bunlar vahyin delâletini bir kenara atarak, selîm olmayan akılcılıkların ve semeresiz felsefelerin ardınca koşmak sûretiyle doğru yoldan sapan; Hâlık‘ı kemâl sıfatlarından ta‘tîle, kaderi nefye, cebr görüşüne, ümmetin günahkârlarını tekfîre, sâbit olan gaybiyyâtı inkâra ve daha başka iğrenç sapmalara yol açan akîdelerden ayrılır. Sapkınlık sancağını taşıyan ise, ilk yüzyılın sonlarında ortaya çıkan ve ta‘tîl sancağını yüklenip büyük bir inkâr ve reddiyeye girişen içeriden bir adam, yani Cehm b. Safvân et-Tirmizî olmuştur; o, Rab Teâlâ’nın sıfatlarını ta‘tîl etmiş, İslâm’ın öğretileriyle savaşmış, ondan sonra da kelâmî mezhepler ve felsefî yöntemler yayılmış, mîrâsı taraftarları arasında paylaşılmıştır. Fakat hak yücedir, hiçbir şey onun üzerine çıkamaz; o parlak, duru, kolay ve âsândır. Kavmin bu karmaşaları ancak fıtratı bozulmuş, cehli büyümüş veya şekāveti galip gelmiş kimseleri aldatabilmiştir. Ümmetin âlimleri ve onların arasında İmâm el-Makdisî de, izah ve beyan vazifesini edâ etmiş, Ehl-i Kur’ân yolundan ayrılmanın tehlikesine karşı uyarıda bulunmuştur. Ben de işte bu kıymetli eseri —ihtivâ ettiği, müphemi açıklayan veya mücmeli tafsil eden ta‘lîkātıyla birlikte— takdim ediyorum.
((الاقتصاد في الاعتقاد)) وهو اسم على مسمى، فعقيدة السلف وسط بين الإفراط والتفريط، عقيدة تجمع ولا تفرق، لها من الخصائص العظيمة ما لم ولن يتوافر في ما سواها من العقائد المنحرفة، التي ضلت الطريق القويم باطراح دلالة الوحي، والجري وراء عقليات سقيمة، وفلسفات عقيمة، أدت إلى تعطيل الخالق عن صفات الكمال، وإلى نفي القدر، وإلى القول بالجبر، والتكفير لمذنبي الأمة ونفي الغيبيات الثابتة، وغير ذلك من الانحرافات المزرية.وكان حامل لواء الانحراف رجل دخيل هو الجهم بن صفوان الترمذي، الذي ظهر في نهاية المئة الأولى، فحمل لواء التعطيل، وتولى كبر الجحود والإنكار، فعطل صفات الرب تعالى، وحارب تعاليم الإسلام، وانتشرت بعد ذلك المذاهب الكلامية، والمناهج الفلسفية، وتوزعت تركته بين أربابها، ولكن الحق يعلو ولا يعلى عليه فهو أبلج ناصع، سهل ميسور، أما تعقيدات القوم فلم تنطل إلا على من فسدت فطرته، أو عظم جهله، أو غلبت عليه شقوته، وقد أدى علماء الأمة ومن بينهم الإمام المقدسي واجب الإيضاح والبيان، والتحذير من مجانبة طريق أهل القرآن، وإنني إذ أقدم هذا السفر القيم بما حوى من تعليقات توضح غامضاً، أو تفصل مجملاً،
Umarım ki Kerîm olan Allah’tan, Arş-ı Azîm’in Rabbi’nden, amelimi kendi rızası için hâlis kılmasını ve işimizde bize rüşd ihsân etmesini dilerim. Çağrımızın sonu: ‘Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.’ – Dr. Ahmed b. Atiyye el-Gâmidî, Medîne-i Münevvere, 25 Zilhicce 1413.
لأرجو الله الكريم، رب العرش العظيم أن يجعل عملى خالصاً لوجهه، وأن يهئ لنا من أمرنا رشداً، وآخر دعوانا أن الحمد لله رب العالمين.د/ أحمد بن عطية الغامديالمدينة المنورة في ٢٥/١٢/١٤١٣هـ.
(Müellifin tanımı) Adı ve nesebi: İmam, hâfız Abdülganî b. Abdülvâhid b. Alî b. Sürûr b. Râfi‘ b. Hüseyin b. Ca‘fer el-Makdisî[1], el-Cemmâ‘îlî[2], sonra Dımaşk menşeli, es-Sâlihî[3] olup, künyesi Ebû Muhammed, lakabı Takıyyüddîn'dir. [1] el-Makdisî: Mîm fetha, kâf sâkin, dâl kesra ile, bu nisbet Beytülmakdis'e (Kudüs) aittir. Kendisine birçok âlim nisbet edilir. Bkz. el-Lübâb, 3/246. [2] Cemmâ‘îl: Fetha ve şeddeli mîm ile, Filistin topraklarındaki Nablus dağında bir köydür. el-Makdisî, burada doğduğu halde Beytülmakdis'e nisbet edilmiştir; çünkü Cemmâ‘îl Beytülmakdis'e yakındır ve Nablus ile çevresi Beytülmakdis'in mülhakatındandır; araları bir günlük mesafedir. Mu‘cemü'l-Büldân, 2/159-160. [3] es-Sâlihiyye nisbetidir. Bu, Dımaşk'ın Guta bölgesindeki Kâsiyun Dağı'nda bulunan, çarşıları ve camisi olan büyük bir köydür. Sakinlerinin çoğu, Beytülmakdis'ten göç eden, İmam Ahmed b. Hanbel mezhebine mensup kimselerdi. Bkz. Mu‘cemü'l-Büldân, 3/390.
(التعربف بالمؤلف)اسمه ونسبههو الإمام الحافظ عبد الغني بن عبد الواحد بن علي بن سرور بن رافع بن حسين بن جعفر المقدسي١، الجَمّاعيلي٢، ثم الدمشقي المنشأ، الصالحي٣، يكنى أبا محمد، ويلقب بتقي الدين.١ المَقْدسي، بفتح الميم، وسكون القاف، وكسر الدال، هذه النسبة إلى بيت المقدس، وينسب إليه كثير من العلماء.انظر: اللباب ٣/٢٤٦.٢ جَمَّاعيل: بالفتح وتشديد الميم، قرية من جبل نابلس، من أرض فلسطين، وإنما انتسب المقدسي المولود بها إلى بيت المقدس لقرب جَمَّاعيل منها، ولأن نابلس وأعمالها جميعاً من مضافات بيت المقدس، وبينهما مسيرة يوم واحد.معجم البلدان ٢/١٥٩-١٦٠.٣ نسبة إلى الصالحية، وهي قرية كبيرة، ذات أسواق وجامع في جبل قاسيون من غوطة دمشق، كان أكثر سكانها من النازحين من بيت المقدس، ممن هم على مذهب الإمام أحمد بن حنبل.انظر: معجم البلدان ٣/٣٩٠.
Doğumu: Rahmetullahi aleyh, Nablus topraklarındaki Cemmâîl’de doğmuştur. Doğum tarihi ihtilaflıdır. Nitekim İbn Receb, Hâfız Ziyâüddîn el-Makdisî’den[1] onun doğumunun hicrî beş yüz kırk bir yılı Rebîülâhir ayında olduğunu nakletmektedir[2]. İbn Tolun ise yine Ziyâüddîn’den, onun doğumunun beş yüz kırk dört yılı olduğunu tercih ettiğini rivayet etmektedir[3]. Münzirî şöyle demiştir: “Bazı talebeleri ondan, doğumunun beş yüz kırk dört yılı olduğuna delâlet eden bilgiler nakletmişlerdir”[4]. İbnü’d-Dimyâtî de el-Müstefâd adlı eserinde bu görüşü kaydetmiştir[5].
[1] Muhammed b. Abdülvâhid b. Ahmed b. Abdurrahman b. İsmâil b. Mansûr, Ziyâüddîn, Ebû Abdullah es-Sa‘dî el-Makdisî el-Cemmâîlî, sonra Dımaşkī es-Sâlihî, 569 yılında doğmuş, imam ve hafız olup Makdisîler hakkında bir dizi biyografi kaleme almıştır. Bunlar arasında iki hocası Hâfız Abdülganî ve Muvaffak’ın biyografileri de bulunmaktadır. 643 yılında vefat etmiştir. Bkz: es-Siyer, 23/126-130; Zeylü Tabakāti’l-Hanâbile, 2/236-240.
[2] Bkz: Zeylü Tabakāti’l-Hanâbile, 2/5; es-Siyer, 21/444.
[3] Bkz: el-Kalâidü’l-Cevheriyye, 2/439.
[4] et-Tekmile, 2/18.
[5] Bkz: el-Müstefâd min Zeyli Târîhi Bağdâd, s. 169.
ولادتهولد رحمه الله بجَمَّاعيل من أرض نابلس، واختلف في تاريخ ولادته، فبينما يذكر ابن رجب عن الحافظ ضياء الدين المقدسي١ أن ولادته كانت في ربيع الآخر من سنة إحدى وأربعين وخمسمائة ٢ يذكر ابن طولون عن الضياء نفسه ترجيحه أنه ولد سنة أربع وأربعين وخمسمائة٣، وقال المنذري: ذكر عنه بعض أصحابه ما يدل على أن مولده كان سنة أربع وأربعين وخمسمائة٤، وهو ما ذكره ابن الدمياطي في المستفاد ٥.١ محمد بن عبد الواحد بن أحمد بن عبد الرحمن بن إسماعيل بن منصور، ضياء الدين، أبو عبد الله السَّعْدي المقدسي الجًمَّاعيلي، ثم الدمشقي الصالحي، ولد سنة ٥٦٩هـ، وكان إماماً حافظاً، كتب مجموعة سير للمقادسة، منها سيرة شيخيه الحافظ عبد الغني، والشيخ الموفق، توفي سنة٦٤٣هـ.انظر: السير ٢٣/١٢٦-١٣٠، وذيل طبقات الحنابلة ٢/٢٣٦-٢٤٠.٢ انظر: ذيل طبقات الحنابلة ٢-٥، والسير ٢١/٤٤٤.٣ انظر: القلائد الجوهرية ٢/٤٣٩.٤ التكملة ٢/١٨.٥ انظر: المستفاد من ذيل تاريخ بغداد ص١٦٩.
İbn Receb, İbnü'n-Neccâr'ın Târih'inden naklen Hâfız Abdülganî'ye doğumu hakkında sorduğunu, onun da "Ya 543 ya da 544 (hicrî) senesinde" dediğini zikretmiştir. İşte bu üç ifade, doğum tarihi hususunda birbirine yakındır. [Bk. Zeyl-i Tabakāti'l-Hanâbile, II/5.]
وذكر ابن رجب نقلاً عن ابن النجار في تاريخه أنه سأل الحافظ عبد الغني عن مولده فقال: إما في سنة ثلاث، أو في سنة أربع وأربعين وخمسمائة ١، فهذه ثلاثة أقوال متقاربة في تاريخ ولادته.١ انظر: ذيل طبقات الحنابلة ٢/٥.
Rahmetullâhi aleyh, kerîm bir âilenin himâyesinde, ilme meftun ve kendini onun hizmetine adamış bir muhit içinde yetişti. Bu âile önce Kudüs'te ikamet etmekteydi; daha sonra evlâdlarıyla birlikte Şam'a hicret ederek evvelâ Bâb-ı Şarkî dışında, Ebî Sâlih Mescidi civârına kondular; akabinde Kâsiyûn Dağı eteğine nakledip bu sebeple Sâlihiye Mahallesi onlarla anılır oldu[1]. Bu âilenin en meşhur ve en büyük simalarından ikisi, Hâfız Abdulganî el-Makdisî ile onun hala oğlu İmâm Muvaffakuddin İbn Kudâme el-Makdisî'dir. İbn Kudâme, Hâfız Abdulganî ile münâsebetini şöyle tavsif eder: 'Sabâ arkadaşım ve ilim talebinde yoldaşımdı. Bir hayra koştuğumuzda —pek azı müstesnâ— dâimâ bana ondan evvel o ulaşırdı…'[2] Âile Kâsiyûn Dağı eteğinde yerleşince bir ev inşa ettiler.
أسرتهترعرع رحمه الله في أكناف أسرة كريمة، شغوفة بالعلم، نذرت نفسها لخدمته، وكانت هذه الأسرة تقيم في بيت المقدس، ثم رحلت بأبنائها إلى دمشق ونزلت عند مسجد أبي صالح، خارج الباب الشرقي أولاً، ثم انتقلوا إلى سفح جبل قاسيون، فعرفت محلة الصالحية بهم ١ وكان من أشهر هذه الأسرة وأجلهم الإمامان الحافظ عبد الغني، وابن خالته الإمام موفق الدين ابن قدامة المقدسي الذي وصف علاقته بالحافظ عبد الغني بقوله: " رفيقي في الصبا، وفي طلب العلم، وما كنا نستبق إلى خير إلا سبقني إليه إلا القليل …" ٢.وحين استقرت هذه الأسرة بسفح جبل قاسيون، بنوا داراً١ انظر: البداية والنهاية ١٣/٣٨.٢ ذيل طبقات الحنابلة ٢/١١.
Çok sayıda hücre ihtiva etmekteydi ki bunlara Dâr'ul-Hanâbile denilmiştir. Sonra Kasyûn Dağı'nda ilk medreseyi inşa etmeye başladılar ki bu medrese 'Ömeriyye Medresesi' diye bilinmektedir.[1] Bu aileden, Hanbelî mezhebini Şam'da yaymaya katkıda bulunan seçkin âlimler yetişmiştir. Zira bu mezhep ve medreseleri yalnız Şam'da değil, etrafındaki bölgelerde dahi yayılmıştır. Onların hicretlerinin, İmam Ahmed'in mezhebine hizmette büyük tesiri olmuştur. Nitekim mezhepte günümüze dek temel kaynak haline gelmiş kıymetli kitaplar telif etmişlerdir. Bu eserlerin müellifleri, ulemanın seçkinleri arasında sayılır: Hâfız Abdulganî, onun teyze oğlu Muvaffakuddin İbn Kudâme —ki İslâm fıkıh tarihinde en meşhur eser olan el-Muğnî adlı kitabın sahibidir— ve ailelerinin reisi, Hâfız Abdulganî'nin dayısı Allâme Şeyh Ahmed b. Muhammed b. Kudâme el-Makdisî gibi.[2]
[1] Bkz: el-Kalâidü'l-Cevheriyye, 1/250. Bu medreseyi, Muvaffak'ın babası Şeyh Ebû Ömer el-Makdisî Muhammed b. Ahmed b. Kudâme inşa etmiştir ve o dönemin en meşhur medreselerindendi.
[2] Bkz: Umdetü'l-Ahkâm kitabının mukaddimesi, s.18.
تحتوي على عدد كبير من الحجرات دعيت بدار الحنابلة، ثم شرعوا في بناء أول مدرسة في جبل قاسيون، وهي المعروفة بـ ((المدرسة العمرية)) ١.ومن هذه الأسرة ظهر علماء أجلاء، أسهموا في نشر المذهب الحنبلي في الشام حيث انتشر هذا المذهب ومدارسه، لا في دمشق وحدها، بل حتى في المناطق المجاورة لها، وكان لهجرتهم الأثر البالغ في خدمة مذهب الإمام أحمد، حيث ألفوا فيه الكتب القيمة التي أصبحت عمدة في فقه المذهب حتى يومنا هذا، ومؤلفوها يعدون من جهابذة العلماء، كالحافظ عبد الغني، وابن خالته موفق الدين ابن قدامة صاحب أشهر كتاب في تاريخ الفقة الإسلامي ألا وهو كتاب المغني، وعميد أسرتهم العلامة الشيخ أحمد بن محمد بن قدامة المقدسي خال الحافظ عبد الغني ٢.١ انظر: القلائد الجوهرية ١/٢٥٠، وقد أنشأ هذه المدرسة الشيخ أبو عمر المقدسي، محمد بن أحمد بن قدامة، والد الموفق، وكانت من أشهر المدارس في ذلك العصر.٢ انظر: مقدمة كتاب عمدة الأحكام ص١٨.
Ve bu kerîm âile, kervanların dilinde dolaşan büyük bir şöhrete kavuştu; faziletleri ve tarihleri hakkında kitaplar telif edildi. Bunların en meşhurları Ziyâüddîn el-Makdisî'nin eserleri, İbn Tolon'un el-Kalâidü'l-Cevheriyye fî Târîhi's-Sâlihiyye'si ve diğerleridir. Bu âile, ilmin yayılmasında ve çeşitli vasıtalarla —ders verme, telif, medreseler inşa etme, talebelerine ihtimam gösterme gibi— hizmetinde seçkin bir role sahip olduğu için tarihçilerin alâkasına lâyıktır. İmam Abdülganî, dayısının kızı olan hanımı Râbia bint Ahmed b. Muhammed b. Kudâme el-Makdisî'den üç erkek evlat sahibi oldu: Muhammed, Abdullah ve Abdurrahman ile Fâtıma adında bir kız evlat. Bu üç oğlu, fıkıh ve hadis sahasında büyük bir itibara sahip, faziletli büyük âlimlerdi. 1 — Bunların en büyüğü Muhammed'di; muhaddis, hâfız, imam ve çok seyahat eden (rahhâle) bir âlimdi. Lakabı İzzüddîn, künyesi Ebü'l-Feth idi. Altı yüz on üç yılında vefat etti.
وأصبح لهذه الأسرة الكريمة شهرة عظيمة، سارت بها الركبان، وألفت في فضائلها وتاريخها الكتب، ومن أشهرها مؤلفات الضياء المقدسي وكتاب القلائد الجوهرية في تاريخ الصالحية لابن طولون، وغيرها.وهي أسرة جديرة بعناية المؤرخين، لما لها من دور بارز في نشر العلم وخدمته بشتى الوسائل، من تدريس، وتأليف، وإنشاء مدارس، وعناية بطلابه.وقد رزق الإمام عبد الغني ثلاثة أولاد من زوجته إبنة خاله: رابعة بنت أحمد بن محمد بن قدامة المقدسي وهم، محمد، وعبد الله، وعبد الرحمن، وبنت واحدة أسماها فاطمة.وقد كان أولاده الثلاثة علماء أجلاء، لهم شأن كبير في ميدان الفقه والحديث.١ ـ فأما محمد فكان أكبرهم، وهو محدث حافظ إمام رحال، يلقب بعز الدين ويكنى أبا الفتح، مات سنة ثلاث عشرة وستمائة.
2 – Abdullah’a gelince, o muhaddis, hâfız ve musannif Cemâlüddîn Ebû Mûsâ’dır. İlim yolculuğuna çıkmış, İbn Küleyb ve Halîl er-Rârânî’den semâ‘ etmiştir. Ramazan 629’da vefat etmiştir.3 – Üçüncü oğul ise Abdurrahman olup künyesi Ebû Süleyman’dır. Fıkıh ilmiyle meşgul olmuş, nihayet bu alanda temayüz etmiş ve meselelerinde müftîlerden olmuştur. el-Bûsîrî ve İbnü’l-Cevzî’den semâ‘ etmiştir1. Hanımı Râbia’nın hadis ilmiyle iştigal edenlerden olduğunu, ayrıca dindar, zâhid, âbid ve sâliha bir kadın bulunduğunu bildiğimiz takdirde, bu eşsiz ailenin güzel bir sîrete ve yüksek bir ilmî mevkie sahip olduğu; bu durumun çocuklarına tesir ederek onları hıfz cihetiyle ilmin kapları, aynı ilme ihtimam, tetkik ve neşir yönlerinden mahir kimseler kıldığı açığa çıkar. Allah hepsine rahmet eylesin ve onları İslâm ile ehl-i İslâm adına en güzel mükâfatla mükâfatlandırsın.
1 Şu üç zat hakkında bkz.: Siyeru A‘lâmi’n-Nübelâ, 21/468.
٢ ـ وأما عبد الله، فهو المحدث الحافظ المصنف جمال الدين أبو موسى، رحل وسمع من ابن كُلَيب، وخليل الرَّاراني، مات في رمضان سنة تسع وعشرين وستمائة.٣ ـ أما الابن الثالث وهو عبد الرحمن ويكنى أبا سليمان، فقد اشتغل بعلم الفقه حتى برز فيه، وأصبح من المفتين في مسائله، وسمع من البوصيري، وابن الجوزي ١.وإذا علمنا أن زوجته رابعة كانت من المشتغلين بعلم الحديث، وكانت ذات دين وزهد وعبادة وصلاح فإنه يتضح لنا أن هذه الأسرة الفريدة كانت ذات سيرة حميدة ومكانة علمية مرموقة، أثرت في أبنائها بما جعلهم من أوعية العلم حفظاً، ومن حذاقه عناية وتدقيقاً ونشراً.فرحمهم الله، وجزاهم عن الإسلام وأهله خير الجزاء.١ انظر عن هؤلاء الثلاثة: سير أعلام النبلاء ٢١/٤٦٨.
İlmî seyahatleri: Tarih kitaplarının bize anlattığına göre, selef-i sâlihînden olan muhterem ulemâmızın ilim tahsîli, kaynaklarını takip edip dağınık parçalarını bir araya getirme yolunda izledikleri vasıtalar, himemleri harekete geçirir, hayranlık ve takdir uyandırır. Zira onlar -Allah kendilerine rahmet etsin- ilim yolunda gerek güç gerek kolay demeden yola koyulur, çölleri aşar, büyük tehlikelere atılır; âlimlerin ikametgâhlarına varıp onlardan ders almak, ilimlerini tedvin etmek, rivayet ve neşretmek için bu dîne hizmet, emânet vazifesini edâ, ümmete nasihat ve onlara aslî şer'î ilmin nûruyla hidâyet maksadıyla bunu yaparlardı. Hâfız Abdulganî el-Makdisî ise, yüce bir ilmî mevkiye ulaşmış, hadis ilminde benzersiz bir dehâ göstermiş ve bu alanda büyük eserler telif etmiş olmasını, ancak büyük bir gayret sarf etmek ve ağır meşakkatlere katlanmak sûretiyle elde edebilmiştir. Zira o, ilim otoritelerinin kendisiyle tanındığı bilinen sünneti, yani taleb uğrunda rihle yapmak ve bu...
رحلاته العلميةما تحدثنا به كتب التاريخ عن الوسائل التي اتبعها علماؤنا الأجلاء من سلفنا الصالح في سبيل تحصيل العلم، وتتبع مصادره، وجمع شتاته، تحفز الهمم، وتبعث على الإعجاب والتقدير، فقد كانوا رحمهم الله يركبون الصعب والذلول، ويقطعون المفاوز، ويتعرضون للأخطار الجسام، في سبيل الوصول إلى العلماء في مواطن إقامتهم، والأخذ عنهم، وتدوين علمهم، وروايته ونشره، خدمة لهذا الدين، وأداءاً لواجب الأمانة، ونصحاً للأمة، وهداية لها بنور العلم الشرعي الأصيل.والحافظ عبد الغني المقدسي لم يصل إلى ما وصل إليه من مكانة علمية سامقة، ولم يتمكن من النبوغ الفريد في علم الحديث، ويؤلف ما ألف فيه من كتب عظيمة، إلا بعد بذل جهد كبير، ومكابدة مشقة عظيمة، فقد سلك السنة المعروفة المميزة لجهابذة العلماء، ألا وهي الرحلة في سبيل الطلب، والإتصال بأئمة هذا
Mesele, o zaman zarfında İslâm memleketlerinin ulaşabildiği bölgelerine gitmesi, onların ellerinde yetişmesi ve ilimlerinden elde edebildiğini kaydetmesiydi. Seyahatlerinin menzilleri arasında uçsuz bucaksız mesafeler bulunuyordu; doğuda İsfahan'dan batıda Mısır'ın sâhil şehrine kadar. Bu mesafeler, o devrin ulaşım imkânlarıyla ölçüldüğünde geniş ve uzak sayılırdı. Lâkin ilim talebesinin himmeti, zor olanı kolaylaştırır ve onu hedeflerine ulaşmaktan alıkoymaz; hele ki o seçkin âlimler –kerîm ecdâdımız– arasında ilmi Allah için ihlâs ve tecerrüd ile talep eden, bu uğurda bir câh elde etmeyi yahut dünyalık kazanmayı önemsemeyen kimselerin hâli böyledir. İşte bu sebeple görüyoruz ki, yaptıkları rihlelerin eserleri, tahsillerinin genişliğine, teliflerinin kalitesine ve bunların kendilerinden sonra gelenlere olan umumi faydasına yansımıştır. Rihleler ne kadar çok olur, hocalar ne kadar çoğalır ve süreler ne kadar uzarsa, o kimsenin ilmi o kadar geniş, itkânı o kadar sağlam ve talebeleri ile akranları arasında mevkisi o kadar yüksek olurdu. Tarih kitapları, Hâfız Abdülganî hakkında pek çok rihle anlatır. Bunlara, küçük yaşta ailesiyle birlikte Filistin'deki doğum yerinden Şam'a hicret ederek başlamıştır. Bu, beş yüz elli bir (551) senesinde olmuştur. O sırada yaşı, doğumunun ... senesinde olduğu rivayetine göre on bir idi.
الشأن في ما تيسر له الوصول إليه من بقاع العالم الإسلامي في ذلك الوقت، والتتلمذ على أيديهم، وتدوين ما تيسر له من علومهم، وكان يفصل بين مواطن رحلاته مسافات شاسعة، فمن أصبهان شرقاً، إلى ثغر مصر غرباً، وهي مسافات تعد بمقاييس المواصلات في ذلك العصر شاسعة متباعدة، ولكن همة طالب العلم تستسهل الصعب، ولا تقف به دون بلوغ مطامحه، سيما بين أولئك العلماء الأفذاذ من أسلافنا الكرام، الذين كانوا يطلبون العلم لله بإخلاص وتجرد، لا يهمهم في ذلك بلوغ جاه، أو نيل دنيا.ولذلك نرى أثار رحلاتهم انعكست على سعة تحصيلهم، وجودة تأليفهم، وعموم نفعها لمن بعدهم. فكلما تعددت الرحلات، وكثر الشيوخ، وطالت المدد، كلما كان صاحبها أوسع علماً، وأكثر إتقاناً، وأحظى مكانة بين تلاميذه وأقرانه.وتحدثنا كتب التاريخ عن رحلات كثيرة للحافظ عبد الغني، بدأها بهجرته مع أسرته من مسقط رأسه في فلسطين، إلى دمشق وهو صغير، وكان ذلك سنة إحدى وخمسين وخمسمائة، وكانت سنه آنذاك إحدى عشرة سنة على القول بأن ولادته كانت سنة
Beşyüz kırk bir [541] senesi —ki doğumunun beşyüz kırk dört [544] senesi olduğu kavlince sekiz yıl geçmişti—; ilk ilim talebi burada olup Ebü’l-Mekârim Abdülvâhid b. Muhammed b. Hilâl ile Ebû Ali el-Hasan b. Mekkî b. Ca‘fer es-Sûfî ve diğerlerinden semâ‘ etti. Bu yolculuk, daha geniş safhalara ve daha meşakkatli ve daha kapsamlı seyahatlere atılışın başlangıcı olmuştur. Nitekim beşyüz altmış [560] —veya beşyüz altmış bir [561]— senesinde Bağdat’a yolculuk etti; o esnada Bağdat ilmin ve âlimlerin merkeziydi. Bu yolculukta kendisine dayısının oğlu İmam Muvaffakuddin Ebû Muhammed Abdullah b. Ahmed b. Kudâme el-Makdisî eşlik etti. İlmî meyilleri farklı idi: İmam Muvaffak fıkha yönelip onunla iştigal etmeyi ve bu alanda derinleşmeyi tercih ederken, Hâfız Abdülganî ise ihtimamını hadise yöneltmişti. (Yine) bu yolculukta Şeyh Abdülkādir el-Cîlî’nin medresesine indiler; o medresede kimseyi indirmezdi, ancak onlarda hayır, necâbet ve salah alametleri gördüğü için onları gözetir, iyilik ederdi. Şeyh’e bir miktar hadis ve fıkıh okudular. Şeyh Muvaffak’ın zikrettiğine göre yanlarında kırk gün —bir rivayette elli gün— ikamet ettiler; ardından Şeyh Abdülkādir vefat etti. Sonrasında (her ikisi de) onun ardından fıkıh tahsiline devam ettiler.
إحدى وأربعين وخمسمائة، وثمان سنين على القول بأن ولادته كانت سنة أربع وأربعين وخسمائة، وكان أول طلبه العلم بها، حيث سمع من أبي المكارم عبد الواحد بن محمد بن هلال، وأبي علي الحسن بن مكي بن جعفر الصوفي وغيرهما.وكانت هذه الرحلة بداية الانطلاق لمراحل أرحب، ورحلات أشق وأوسع، ففي سنة ستين وقيل إحدى وستين وخمسمائة رحل إلى بغداد، وكانت حاضرة العلم والعلماء في ذلك الوقت، وقد صحبه في هذه الرحلة ابن خالته الإمام موفق الدين أبي محمد عبد الله بن أحمد بن قدامة المقدسي، وكان بين ميولهما العلمية اختلاف، فبينما فضل الإمام الموفق الاتجاه إلى الفقه والعناية به، والتبحر فيه، وجه الحافظ عبد الغني عنايته إلى الحديث.وفيها نزلا على الشيخ عبد القادر الجيلي في مدرسته، وكان لا ينزل بها أحداً، إلا أنه توسم فيهما الخير والنجابة والصلاح، وكان يراعيهما، ويحسن إليهما، وقرآ عليه شيئاً من الحديث والفقه، ودامت إقامتهما عنده أربعين يوماً ـ كما ذكر الشيخ الموفق، وقيل خمسين، توفي بعدها الشيخ عبد القادر، ثم تتلمذا بعده في الفقه
Şeyh Nasr b. Fütyân –ki İbnü'l-Münâ diye bilinir– ile ihtilaf etmiş, çok sayıda şeyhten (hadis) dinlemiş, ardından dört yıl sonra Dımaşk'a gelmişlerdir. Şeyh Abdülganî, Mısır ve İskenderiye'ye seyahat etmiş; bu, hicrî 566 yılında vuku bulmuştur. Orada bir müddet ikamet etmiş, ancak 570 yılında İskenderiye'ye dönmüş; orada Hâfız Ebû Tâhir es-Silefî'den ders dinlemiş ve pek çok rivayet almıştır. Hatta ondan bin cüz yazdığı rivayet edilmiştir. Mısır'da, başta allâme Ebû Muhammed Abdullah b. Berrî ve Ebû Abdullah Muhammed b. Ali er-Rahbî olmak üzere, pek çok âlimden ders dinlemiştir. İmam İbn Kesîr'in zikrettiğine göre, el-Cezîre'ye[1] bir seyahati olmuş, ayrıca Bağdat'a da bir seyahat yapmıştır. İsfahan seyahatine gelince, o da [daha sonra] vuku bulmuştur.[1] Bu, Dicle ile Fırat arasında yer alan, Şam'a komşu olup Diyâr-ı Mudar ve Diyâr-ı Bekr'i ihtiva eden Cezîre'dir. Dicle ile Fırat arasında kaldığı için 'Cezîre' adını almıştır. (Mu‘cemü’l-Büldân, 2/134)
والخلاف على الشيخ نصر بن فتيان المعروف بابن المنى، وأكثرا فيها من السماع على عدد كبير من الشيوخ، ثم قدما دمشق بعد أربع سنوات.ورحل الشيخ عبد الغني إلى مصر والاسكندرية وكان ذلك سنة ست وستين وخمسمائة فأقام هناك مدة، إلا أنه عاد إلى الاسكندرية سنة سبعين، وسمع بها من الحافظ أبي طاهر السلفي وأكثر عنه، حتى قيل: إنه كتب عنه ألف جزء.وسمع بمصر من عدد كبير من العلماء من أبرزهم العلامة أبو محمد عبد الله بن بَرّي، وأبو عبد الله محمد بن علي الرحبي، وغيرهم.وكانت له رحلة إلى الجزيرة ١ كما يذكر الإمام ابن كثير، ورحلة أخرى إلى بغداد، أما رحلته إلى أصبهان فكانت بعد١ هي جزيرة أقُور، بالقاف، وهي بين دجلة والفرات، مجاورة الشام، تشتمل على ديار مضر، وديار بكر، سميت الجزيرة لأنها بين دجلة والفرات.معجم البلدان ٢/١٣٤.