Allah'ın, kullarına azametini göstermek ve onları kendisine ibadet üzere birleştirmek için gönderdiği elçilerine dair câri olan sünneti, onları evrenin tabii kanunlarına aykırı, tabiat nizamından uzak, kendi zamanlarında yerleşmiş, seçkinlerine galebe çalmış ve avamının nazarında büyük görülen türden hissî hususlarla desteklemesi şeklindedir; ta ki kendilerine gönderilen elçinin mucizesi, gözlerinde en şaşırtıcı görünen şeyleri susturucu, kanaatlerince en güçlü saydıkları şeyleri geçersiz kılıcı olsun ve batıl peşinde koşanlar tutunacakları bir dayanak ve zayıfları aldatmak için başvuracakları bir yol bulamasınlar. Nitekim Allah -azze ve celle- Mûsâ aleyhisselâm'ı -ki onun asrı sihir asrıydı- denizi yarmak, asânın koşan bir yılana dönüşmesi ve katı taştan gürül gürül akan su pınarlarının fışkırması gibi mucizelerle desteklemiştir.
جرت سنة الله في ابتعاث رسله إلى خلقه، لتبصيرهم بعظمته وجمعهم على عبادته، أن يؤيدهم بأمور حسية تخالف السنن الكونية، وتشذ عن النواميس الطبيعية، وتكون من قبيل ما استحكم في زمانهم، وغلب على خاصتهم، وعظم في نفوس عامتهم، لتكون معجزة الرسول المرسل إليهم مفحمة لاعجب الامور في أنظارهم، ومبطلة لاقوى الاشياء في حسبانهم، ولئلا يجد المبطلون متعلقا يتشبثون به، ولا سبيلا يتخذونه إلى اختداع الضعفاء فقد أيد الله ﷻ موسى عليه السلام - وكان عصره عصر سحر - بفلق البحر، وانقلاب العصا حية تسعى، وانبجاس الحجر الصلد بعيون الماء الرواء. وأيد عيسى عليه السلام - وكان عهده عهد طب - بإبراء الاكمه والابرص وخلق الطير من الطين، وإحياء الموتى بإذنه. ولما أرسل رسوله محمدا، ﷺ، إلى الناس أجمعين، وجعله خاتم النبيين - أيده بمعجزات حسية كمعجزات من سبقه من المرسلين، وخصه بمعجزة عقلية
Îsâ aleyhisselâm'ı da -ki onun devri tıp devriydi- doğuştan kör olanı ve alacalıyı iyileştirmek, çamurdan kuş yaratmak ve Allah'ın izniyle ölüleri diriltmekle desteklemiştir.
خالدة، وهى إنزال القرآن الكريم، الذى لو اجتمعت الانس والجن على أن يأتوا بمثله لم يستطيعوا ولم يقاربوا، ولو كان بعضهم لبعض ظهيرا. وكان ذلك في زمان سما فيه شأن
Elçisi Muhammed'i (sallallahu aleyhi ve sellem) bütün insanlığa gönderip onu peygamberlerin sonuncusu kıldığında ise, onu kendisinden önceki elçilerin mucizeleri gibi hissî mucizelerle desteklemiş, ayrıca ona ebedî bir aklî mucize ile de özel bir yer vermiştir: bu da, insanlar ve cinler birbirine destek olsalar bile bir benzerini getirmek üzere bir araya gelseler ne buna güç yetirebilecekleri ne de ona yaklaşabilecekleri Kerim Kur'ân'ın indirilmesidir.
البيان، وجلت مكانته في صدور أهله، وعرفوا باللسن والفصاحة، وقوة العارضة في الاعراب عن خوالج النفوس، والابانة عن مشاعر القلوب. وظل رسول الله صلوات الله عليه، يتحداهم بما كانوا يعتقدون في أنفسهم القدرة عليه، والتمكن منه، ولم يزل يقرعهم ويعجزهم، ويكشف عن نقصهم، حتى استكانوا وذلوا، وطبع عليهم الخزى بطابعه، وصاروا حيال فصاحته في أمر مريج. وقد أدهش القرآن العرب لما سمعوه، وحير ألبابهم وعقولهم بسحر بيانه، وروعة
Bu, beyan değerinin yükseldiği, onun sahiplerinin gönüllerinde konumunun büyüdüğü, dillerinin düzgünlüğü ve fesahatleriyle, nefislerinde kıpırdananları dile getirme ve kalplerinin duygularını açığa vurma konusundaki güçlü kabiliyetleriyle tanındıkları bir zamana rastlamıştır.
معانيه، ودقة ائتلاف ألفاظه ومبانيه، فمنهم من آمن به ومنهم مكفر، وافترقت كلمة الكافرين على وصفه، وتباينت في نعته، فقال بعضهم، هو شعر، وقال فريق: إنه سحر، وزعمت طائفة أنه أساطير الاولين اكتتبها محمد، فهى تملى عليه بكرة وأصيلا، وذهب قوم أنه إفك افتراه
Allah'ın salâtı üzerine olsun, Resûlullah, kendilerinde gücü yettiğine ve becerebileceklerine inandıkları şeyle onlara meydan okumayı sürdürdü; onları durmadan çarptı, âciz bıraktı ve eksikliklerini ortaya çıkardı; ta ki boyun eğip zillete düşünceye, üzerlerine rüsvaylık damgası vuruluncaya kadar. Böylece onun fesahati karşısında şaşkın bir hâle düştüler.
وأعانه عليه قوم آخرون. وقال غير هؤلاء وهؤلاء: لو نشاء لقلنا مثل هذا. ولكنهم لم يقولوا هم ولا غيرهم لان تأليف القرآن البديع، ووصفه الغريب، ونظمه العجيب، قد أخذ عليهم منافذ البيان كلها وقطع أطماعهم في معارضته، فظلوا مقموعين مدحورين ثلاثة وعشرين عاما، يتجرعون مرارة الاخفاق، ويهطعون لقوارع التبكيت، وينغضون رؤوسهم تحت
Kur'ân, onu işittiklerinde Arapları hayrete düşürmüş, beyanının büyüleyiciliği, mânâlarının haşmeti, lafızlarının ve yapılarının birbirine uyumundaki incelikle akıllarını ve zihinlerini şaşkına çevirmiştir. Kimileri ona iman etti, kimileri de inkâr etti; kâfirlerin sözü onu nitelendirme konusunda ayrılığa düştü, vasıflandırmaları farklılaştı: kimileri onun şiir olduğunu, bir grup onun sihir olduğunu söyledi; bir başka topluluk onun, Muhammed'in yazdırdığı, sabah akşam kendisine dikte ettirilen öncekilerin masalları olduğunu ileri sürdü; bir kısmı da onun, kendisinin uydurup başka bir topluluğun kendisine yardım ettiği bir iftira olduğunu iddia etti.
مقارع التحدي والتعيير، مع أنفتهم وعزتهم، واستكمال عدتهم وكثرة خطبائهم وشعرائهم، وشيوع البلاغة فيهم، والتهاب قلوبهم بنار عداوته، وترادف الحوافز إلى مناهضته، وعرفانهم أن معارضته بسورة واحدة أو آيات يسيرة أنقض لقوله، وأفعل في إطفاء أمره، وأنجع في تحطيم دعوته، وتفريق الناس عنه - من مناجزته، ونصبهم الحرب له، وإخطارهم بأرواحهم وأموالهم، وخروجهم عن أوطانهم وديارهم. وقد ندب الله المسلمين إلى تلاوة القرآن، وقراءة ما تيسر منه، وحضهم على ادكار معانيه، وتدبر أغراضه ومراميه، ليهتدوا ببصائره وهداه، وليستضيئوا بأنواره في الحياة، حتى تكون كلمتهم فيها هي العليا، وكلمة الذين كفروا السفلى. فأقبل عليه
Bunlardan başkaları da: "Dilesek biz de bunun benzerini söyleriz" dediler.
علماؤهم يتدبرونه ويفسرونه، ويجلون آياته على أعين الناس لعلهم يشهدون
Fakat ne kendileri ne de başkaları buna cesaret edemedi; çünkü Kur'ân'ın eşsiz tertibi, garip vasfı ve şaşırtıcı nazmı, beyan yollarının tamamını onlara kapatmış, ona karşı çıkma tamahlarını kesip atmıştı. Böylece yirmi üç yıl boyunca ezilmiş ve kovulmuş bir hâlde kaldılar; başarısızlığın acılığını yudumladılar, kınanma darbeleri karşısında boyun eğdiler ve meydan okuma ile ayıplama kırbaçları altında -kibirlerine, izzetlerine, hazırlıklarının tamlığına, hatip ve şairlerinin çokluğuna, aralarında belâgatin yaygınlığına, kalplerinin ona düşmanlık ateşiyle tutuşmasına ve ona karşı koyma dürtülerinin birbirini izlemesine rağmen- başlarını salladılar. Halbuki tek bir sure veya birkaç âyetle ona karşı çıkmanın, onun sözünü çürütmede, işini söndürmede, davasını yıkmada ve insanları ondan uzaklaştırmada, onunla savaşmaktan, ona karşı harp ilan etmekten, canlarını ve mallarını tehlikeye atmaktan, yurtlarından ve diyarlarından çıkmaktan daha etkili ve daha yararlı olacağını biliyorlardı.
ما فيها من المنافع لهم، فيأتمروا حيث أمر، وينتهوا حيث زجر. وأقبل عليه غيرهم، من أعدائه وأعدائهم، فاتبعوا ما تشابه من آيه ابتغاء الفتنة بتأويلها، وتحريف كلمه عن مواضعها، وخيلت لهم أفهامهم الكليلة، وأذهانهم العليلة، أن في نظمه فسادا، وفى أسلوبه لحنا، وفى معانيه تناقضا، وفى نقله اضطرابا، فنفوا عنه صفة الاعجاز، وسددوا نحوه المطاعن، وبثوا حوله الشكوك. وكان الناجمون الاولون منهم يخافتون بأقوالهم، ويجمجمون بآرائهم، ويستخفون بمذاهبهم ويصطنعون الحذر والدهاء في كل ما يأتون وما يذرون، خوفا من بطش الخلفاء الراشدين، ومن تلاهم من خلفاء الامويين. وخلف من بعد هؤلاء خلف كانوا أكثر ثقافة، وأعزر علما، وأحسن بيانا فأصحروا بآرائهم، وجاهروا بمعتقداتهم، وبثوا شكوكهم في المجالس والاندية، وسطروها في الكتب والرسائل التى أسرفوا في تحسينها، وبالغوا في تزيينها، وغالوا في انتقاء ورقها ومدادها واستجادة خطها، ليحسن وقعها في الانظار، وتصبو إليها أنفس القراء. وقد ساعدهم على جهرهم هذا ومكن لهم منه، تبدل الزمان
Allah, müslümanları Kur'ân'ı tilavet etmeye ve kolaylarına geleni okumaya teşvik etmiş, mânâlarını hatırlamaya, amaç ve gayelerini tedebbür etmeye sevk etmiştir; ta ki onun basîretleri ve hidayetiyle doğru yolu bulsunlar, hayatta onun nurlarıyla aydınlansınlar, böylece hayatta üstün olan onların sözü, alçak olan da inkâr edenlerin sözü olsun.
وتغير الحال، بتسامح الخلفاء في غير ما يمس سلطانهم ويعرض لدولتهم، وامتلاك غير العرب لزمام الامور في الدولة، وانتشار الكتب المترجمة، وازدياد اتصال العرب بغيرهم من أهل المذاهب والنحل الاخرى، وكثرة الجدال بين المذاهب الاسلامية، واشتعال نار العداوة بين الفرق الكلامية ولما كثرت المطاعن في القرآن، وأوشكت الشبهات
Bunun üzerine âlimleri ona yönelip onu tedebbür ettiler, tefsir ettiler ve âyetlerini insanların gözleri önüne serdiler; ta ki insanlar onda kendilerine ait faydaları görsünler de emrettiği yerde emrolunanı yapsınlar, yasakladığı yerde de vazgeçsinler.
أن تأخذ سبيلها إلى نفوس الاغرار والاحداث -: نهض فريق من العلماء يدرءون عنه، وينافحون دونه ويرمون من ورائه بالحجج النيرة، والادلة الواقعة، فشرعوا أقلامهم لتأليف الكتب والرسائل في الرد عليهم، وتبيين مفترياتهم. وفى طليعة هؤلاء
Onun ve onların düşmanlarından başkaları da ona yöneldiler; fitne çıkarmak amacıyla onun müteşabih âyetlerinin peşine düşüp te'vil ettiler, kelimelerini yerlerinden tahrif ettiler. Körelmiş anlayışları ve hastalıklı zihinleri onlara, onun nazmında bir bozukluk, üslubunda bir hata, mânâlarında bir çelişki, naklinde bir karışıklık bulunduğunu vehmettirdi; böylece ondan mucize vasfını nefyettiler, ona doğru tenkitler yönelttiler ve etrafında şüpheler yaydılar.
أبو محمد عبد الله ابن مسلم بن قتيبة الدينورى، فقد عمد إلى مطاعنهم فيه فجمعها، ثم كر عليها بالنقض في كتابه الجليل: «تأويل مشكل القرآن» وكانت مسألة الاعجاز من أبرز المسائل التى تعاورها العلماء بالبحث في أثناء تفسيرهم للقرآن، وردهم على منكري النبوة، وخوضهم في علم الكلام، كعلى بن ربن كاتب المتوكل في كتاب: «الدين والدولة» وكأبي جعفر الطبري في تفسيره: «جامع البيان عن وجوه تأويل آى القرآن» وكأبي الحسن الاشعري في
Bunların ilk ortaya çıkanları, Râşid halifelerin ve onlardan sonra gelen Emevî halifelerinin şiddetinden korkarak sözlerini kısık sesle söylüyor, görüşlerini kapalı biçimde dile getiriyor, mezheplerini gizli tutuyor, yaptıkları ve terk ettikleri her şeyde ihtiyat ve kurnazlık gösteriyorlardı.
«مقالات الاسلاميين» وأبى عثمان الجاحظ في كتاب: «الحجة في تثبيت النبوة» وكان علماء الاعتزال أكثر المثيرين للكلام في إعجاز القرآن، فقد ذهب النظام - من بينهم - إلى أن القرآن نفسه غير معجز، وانما كان إعجازه بالصرفة وقال» ان الله ما أنزل القرآن ليكون حجة على النبوة،
Bunlardan sonra, kültürce daha zengin, ilimce daha güçlü, beyanca daha üstün bir nesil geldi; bunlar görüşlerini açıkça ortaya koydular, inançlarını ilan ettiler, şüphelerini meclislerde ve toplantılarda yaydılar, bunları kitaplara ve risalelere yazdılar; bu eserlerin güzelleştirilmesinde ölçüyü aştılar, süslenmesinde mübalağa ettiler, kâğıdının, mürekkebinin seçiminde ve yazısının güzelliğinde aşırıya gittiler; ta ki gözlerde iyi bir tesir bıraksın ve okuyanların gönülleri ona meyletsin.
بل هو كسائر الكتب المنزلة لبيان الاحكام من الحلال والحرام. والعرب إنما يعارضوه، لان الله تعالى صرفهم عن ذلك، وسلب علومهم به وذهب هشام الفوطى، وعباد بن سليمان إلى أن القرآن لم يجعل علما للنبى وهو عرض من الاعراض، والاعراض لا يدل شئ منها على الله ولا على نبوة النبي. وكان ذلك وغيره من أقوال أئمتهم، منبعا غزيرا للقول في إعجاز القرآن وقد انبرى كثير منهم للرد على من أنكر إعجازه جملة، كأبى الحسين الخياط وأبى على الجبائى، اللذين نقضا على «ابن
Bu açıklıklarına yardımcı olan ve bunu onlara mümkün kılan husus, zamanın değişmesi ve durumun farklılaşmasıydı: halifelerin, kendi saltanatlarına ve devletlerine dokunmayan konularda müsamaha göstermeleri, Arap olmayanların devlet işlerinin dizginini ele geçirmeleri, tercüme edilen kitapların yayılması, Arapların diğer mezhep ve din mensuplarıyla temaslarının artması, İslâm mezhepleri arasındaki tartışmaların çoğalması ve kelâmî fırkalar arasında düşmanlık ateşinin alevlenmesiydi. Kur'ân'a yönelik tenkitler çoğalıp şüpheler tecrübesiz gençlerin ve toy kimselerin nefislerine yol bulmaya başlayınca, âlimlerden bir grup ona sahip çıkmak, onu savunmak ve arkasında parlak deliller ve somut kanıtlarla durmak üzere ayağa kalktı; kalemlerini onlara reddiye yazmak ve iftiralarını ortaya koymak için harekete geçirdiler.
الراوندي» كتابه «الدامع» الذى طعن فيه على نظم القرآن وما يحتويه من المعاني، وقال: إن فيه سفها وكذبا وكذلك رد كثير منهم على من خالف عن قول جماعتهم: بأن تأليف القرآن ونظمه معجز، وأنه علم لرسول الله ﷺ، كالجاحظ الذى رد على النظام رأيه في الصرفة، في كتاب: «نظم القرآن». ألف الجاحظ كتابه في الاحتجاج لنظم القرآن وغريب تأليفه، وبديع تركيبه، على حد قوله في مقدمة كتاب الحيوان. وهو من كتبه الضائعة. وقد أشار إليه الباقلانى في إعجاز القرآن، إذ يقول ص ٧: «وقد صنف الجاحظ في نظم القرآن كتابا لم يزد فيه على ما قاله المتكلمون قبله، ولم يكشف عما يلتبس في أكثر هذا المعنى» وأخشى أن يكون الباقلانى قد حاف في حكمه على نظم القرآن، وحملته العصبية المذهبية على تنقصه. فقد وصف الجاحظ نظم القرآن في كتابه «حجج النبوة» حيث يقول في صفحة ١٤٧ مخاطبا من كتب له
Bunların öncüsü, Ebû Muhammed Abdullah b. Müslim b. Kuteybe ed-Dîneverî'dir; o, Kur'ân hakkındaki tenkitlerini bir araya toplamış, sonra da meşhur eseri «Te'vîlü Müşkili'l-Kur'ân»'da bunları çürütmeye girişmiştir. İ'câz meselesi, âlimlerin Kur'ân'ı tefsir ederken, nübüvveti inkâr edenlere reddiye yazarken ve kelâm ilmine dalarken üzerinde defalarca durdukları en belirgin meselelerden biri olmuştur; nitekim Mütevekkil'in kâtibi Ali b. Rabben, «ed-Dîn ve'd-Devle» adlı kitabında; Ebû Cafer et-Taberî, «Câmiu'l-Beyân an Vücûhi Te'vîli Âyi'l-Kur'ân» adlı tefsirinde; Ebü'l-Hasan el-Eş'arî, «Makālâtü'l-İslâmiyyîn»'de; Ebû Osman el-Câhız da «el-Hucce fî Tesbîti'n-Nübüvve» adlı kitabında bu meseleye değinmişlerdir.
الكتاب: "وفهمت - حفظك الله - كتابك الاول، وما حثثت عليه من تبادل العلم، والتعاون على البحث والتحاب في الدين، والنصيحة لجميع المسلمين. وقلت اكتب إلى كتابا تقصد فيه إلى حاجات النفوس، وإلى صلاح القلوب، وإلى معتلجات الشكوك وخواطر الشبهات، دون الذى عليه أكثر المتكلمين من التطويل،. ومن التعمق والتعقيد، ومن تكلف ما لا يجب، وإضاعة ما يجب. وقلت: كن كالمعلم اللوحة رقم: ١ عنوان نسخة المتحف البريطاني المرموز لها بحرف: م اللوحتان: ٢، ٣ الصفحتان الاولى والاخيرة من نسخة المتحف البريطاني المرموز لها بحرف: م اللوحة: ٤ عنوان نسخة كوبريللى المرموز لها بحرف: ك اللوحة: ٥ الصفحة الاولى من نسخة كوبر يللى المرموز لها بحرف: ك اللوحة: ٦ آخر صفحة من نسخة كوبر