[2] Marife beş çeşittir: özel isim olan adlar; tenvin anlamı kastedilmemek şartıyla marifeye muzâf olan isim; elif-lâm (belirlilik takısı) taşıyan isimler; mübhem isimler; ve zamirler. Özel isme gelince, bunun örneği Zeyd, Amr, Abdullah ve benzerleridir. Bu tür isimlerin marife olmasının sebebi, kendisiyle bir kişinin -kendi topluluğunun geri kalanından ayrı olarak- bizzat tanındığı bir ad olmasıdır.
فالمعرفةُ خمسة أشياء: الأسماء التي هي أعلامٌ خاصة، والمضاف إلى المعرفة، إذا لم ترد معنى التنوين، والألف واللامُ، والأسماء المبهمة، والإضمارُ. فأما العلامة المختصة فنحو زَيدٍ وعَمرٍو، وعبدِ الله، وما أشبه ذلك. وإنما صار معرفة لأنه اسمٌ وقع عليه يُعرف به بعينه
[3] Marifeye muzâf olana gelince, bunun örneği "hâzâ ahûke" (bu senin kardeşindir) ve "merertü bi-ebîke" (baban ile karşılaştım) gibi ifadelerdir. Bu, kendisine izafe edildiği "kâf" (sen zamiri) sayesinde marife olmuştur; çünkü kâf ile kastedilen, kendi topluluğunun geri kalanından ayrı olarak bizzat o şeydir.
دون سائر أمته. وأما المضاف الى معرفة فنحو قولك: هذا أخوك، ومررتُ بأبيك، وما أشبه ذلك. وإنما صار معرفة بالكاف التي أضيف إليها، لأن الكاف يراد بها الشيء بعينه دون سائر أمته. وأما الألف واللام فنحو الرجل
[4] Elif-lâma gelince, bunun örneği "er-racül" (adam), "el-feres" (at), "el-baîr" (deve) ve benzerleridir. Bu, elif-lâm ile kendi topluluğunun geri kalanından ayrı olarak bizzat o şeyin kastedilmiş olması sebebiyle marife olmuştur. Çünkü sen "merertü bi-raculin" (bir adama rastladım) dediğinde, yalnızca bu ismin uygulandığı kişilerden birine rastladığını iddia etmiş olursun; muhatabın tanıdığı belli bir adamı kastetmemiş olursun. Elif-lâmı getirdiğinde ise, muhatabına önceden tanıdığı bir adamı hatırlatmış olursun; böylece "hâli şöyle şöyle olan adam" dersin ki, önceden onu tanımış olan kimse, senin anlattığın durumu ona ait olarak tasavvur etsin.
والفرس والبعير وما أشبه ذلك. وإنما صار معرفة لأنك أردت بالألف واللام الشيء بعينه دون سائر أمته، لأنك قلت: مررتُ برجلٍ، فإنك إنما زعمت أنك إنما مررت بواحدٍ ممن يقع عليه هذا الاسمُ، لا تريد رجلا بعينه يعرفه المخاطَب. وإذا أدخلتَ الألف واللام فإنما تُذكّره رجلا قد عرَفه، فتقول: الرجل الذي من أمره كذا وكذا؛ ليتوهم الذى كان عهدَه ما تذكر من أمره. وأما الأسماء المبهمة فنحو هذا وهذه، وهذان وهاتان، وهؤلاء، وذلك وتلك، وذانك
[5] Mübhem isimlere gelince, bunların örneği "hâzâ" (bu), "hâzihî" (bu -dişil-), "hâzân" ve "hâtân" (bu ikisi), "hâülâi" (bunlar), "zâlike" ve "tilke" (o, o -dişil-), "zânike" ve "tânike" (o ikisi), "ülâike" (onlar) ve benzerleridir. Bunlar, kendi topluluğunun geri kalanından ayrı olarak o şeye işaret eden işaret isimleri hâline geldikleri için marife olmuşlardır.
وتانك، وأولئك، وما أشبه ذلك. وإنما صارت معرفة لأنها صارت أسماء إشارة إلى الشيء دون سائر أمّته. وأما الإضمار فنحو: هو، وإياه، وأنتَ، وأنا، ونحن، وأنتم، وأنتن، وهن، وهم، وهي، والتاء التي في فعَلتُ وفعلَتْ وفعلْتِ، وما زِيدَ على التاء نحو
[6] Zamirlere gelince, bunların örneği: "hüve" (o), "iyyâhu" (onu), "ente" (sen), "ene" (ben), "nahnü" (biz), "entüm" (siz), "entünne" (siz -dişil-), "hünne" (onlar -dişil-), "hüm" (onlar), "hiye" (o -dişil-); "fealtü, fealet, fealti" fiillerindeki "tâ"; bu "tâ" üzerine eklenen "fealtümâ, fealtüm, fealtünne" gibi ekler; "fealû" fiilindeki "vâv"; tesniye ve cemi hâlinde "fealnâ" fiilindeki "nûn" ve "elif"; "fealne" fiilindeki "nûn"; "kad feale zâlike" (onu şüphesiz yaptı) örneğinde olduğu gibi görünür bir alâmeti bulunmayan zamir; "fealâ" fiilindeki "elif"; "raeytüke" ve "raeytehû" (seni/onu gördüm) örneklerindeki "kâf" ve "hâ" ile bunlara eklenen "raeytükümâ, raeytüküm, raeytehümâ, raeytehüm, raeytekünne, raeytehünne" gibi ekler; "raeytenî" (beni gördü) örneğindeki "yâ"; "raeytenâ" (bizi gördü) ve "gulâmünâ" (bizim oğlanımız) örneklerindeki "elif" ve "nûn"; "bike", "bihî" ve "bihâ" (seninle, onunla -eril-, onunla -dişil-) örneklerindeki "kâf" ve "hâ" ile bunlara eklenen "bikümâ, biküm, bikünne, bihimâ, bihim, bihinne" gibi ekler; ve "gulâmî" ile "bî" (benim oğlanım, bende) örneklerindeki "yâ"dır.
قولك: فعلتما وفعلتم وفعلتن، والواو التي في فعلُوا، والنون والألف اللتان في فعلْنا في الاثنين والجميع، والنون في فعلْنَ، والإضمار الذي ليست له علامة ظاهرة نحو: قد فعل ذلك، والألف التي في فعَلا، والكاف والهاء في رأيتُكَ ورأيته، وما زيدَ عليهما نحو: رأيتكما ورأيتكم، ورأيتهما، ورأيتهم، ورأيتكن ورأيتهن، والياء في رأيتُني، والألف والنون اللتان في رأيتَنا وغُلامُنا، والكاف والهاء اللتان في بكَ وبه وبها، وما زيد عليهن نحو قولك: بكما وبكم وبكن وبهما وبهم وبهن، والياء في غلامي وبى. وإنما صار الإضمار معرفة لأنك إنما تضمِر اسما بعد ما تعلم أن مَنْ يحدَّث قد عرف مَن تعنى وما تعنى، وأنك تريد شيئا يعلمه. واعلم أن المعرفة لا توصَف إلا بمعرفة، كما أن النكرة لا توصَف إلا بنكرة. واعلم أن العَلَم الخاص من الأسماء يوصَف بثلاثة
[7] Zamirin marife olmasının sebebi şudur: bir ismi ancak, kendisiyle konuştuğun kişinin senin kimi ve neyi kastettiğini bildiğini, ve senin bilinen bir şeyi kastettiğini bildiğinde gizlersin (zamir hâline getirirsin).
أشياء: بالمضاف إلى مثله، وبالألف واللام، وبالأسماء المبهمة. فأما المضاف فنحو: مررتُ بزيدٍ أخيك. والألف واللام نحو قولك: مررت بزيد الطويل،
[8] Bil ki marife, ancak marife ile nitelenir; tıpkı nekrenin ancak nekre ile nitelenmesi gibi.
وما أشبه هذا من الإضافة والألف واللام. وأما المبهمة فنحو:
[9] Bil ki isimlerden özel isim, üç şeyle nitelenir: kendisi gibi bir isme muzâf olanla, elif-lâm ile ve mübhem isimlerle.
مررتُ بزيد هذا وبعمرو ذاك. والمضاف إلى المعرفة يوصف بثلاثة أشياء: بما أضيف كإضافته،
[10] Muzâf olana örnek: "merertü bi-Zeydin ahîke" (kardeşin Zeyd'e rastladım). Elif-lâma örnek: "merertü bi-Zeydini't-tavîl" (uzun boylu Zeyd'e rastladım) ve izafet ile elif-lâmdan buna benzeyenler. Mübheme örnek ise: "merertü bi-Zeydin hâzâ" ve "bi-Amrin zâke" (şu Zeyd'e, öbür Amr'a rastladım).
وبالألف واللام، والأسماء المبهمة؛ وذلك: مررتُ بصاحبك أخي زيد، ومررتُ بصاحبك الطويل ومررت بصاحبك هذا. فأما الألف واللام فتوصف بالألف واللام، وبما أضيف إلى الألف واللام؛ لأن ما أضيف إلى
[11] Marifeye muzâf olan isim de üç şeyle nitelenir: kendisininki gibi bir izafetle muzâf olanla, elif-lâm ile ve mübhem isimlerle; örneği: "merertü bi-sâhıbike ahî Zeydin" (kardeşim Zeyd'in sahibine rastladım), "merertü bi-sâhıbike't-tavîl" (uzun boylu sahibine rastladım) ve "merertü bi-sâhıbike hâzâ" (şu sahibine rastladım).
الألف واللام بمنزلة الألف واللام فصار نعتا، كما صار المضاف إلى غير الألف واللام صفة لما ليس فيه الألف واللام، نحو مررتُ بزيد أخيك، وذلك قولك: مررتُ بالجميل النبيل، ومررتُ بالرجل ذى المال. وإنما منع أخاك أن يكون
[12] Elif-lâma gelince, o hem elif-lâm ile hem de elif-lâmlı bir isme muzâf olanla nitelenir; çünkü elif-lâmlıya muzâf olan, elif-lâm mesabesindedir, dolayısıyla sıfat olmuştur; tıpkı elif-lâmı bulunmayan bir ismin, elif-lâmı bulunmayan bir isme muzâf olan tarafından nitelenmesi gibi -"merertü bi-Zeydin ahîke" örneğinde olduğu gibi-. Bunun örneği: "merertü bi'l-cemîli'n-nebîl" (asil güzel kişiye rastladım) ve "merertü bi'r-raculi zi'l-mâl" (mal sahibi adama rastladım) sözleridir.
صفة للطويل أن الأخ إذا أضيف كان أخصَّ، لأنه مضاف إلى الخاص وإلى إضماره، فإنما ينبغي لك أن تبدأ به وإن لم تكتفِ بذلك زدتَ من المعرفة ما تزداد به معرفة. وإنما منع هذا أن يكون صفة للطويل والرجل أن المخبِر أراد أن يقرب به شيئا ويشير إليه لتعرفه بقلبك وبعينك، دون سائر الأشياء. وإذا قال الطويل فإنما يريد أن يعرفك
[13] "Ahâke" (kardeşin) ifadesinin "et-tavîl" (uzun boylu) için sıfat olmasının engellenmesinin sebebi şudur: "ah" (kardeş) muzâf kılındığında daha has olur; çünkü hem has bir isme hem de onun zamirine muzâf olmuştur. Bu yüzden önce onunla başlaman gerekir; buna da yetinmezsen, marifeliğini artıracak bir marife daha eklersin.
شيئا بقلبك ولا يريد أن يعرفكه بعينك، فلذلك صار هذا يُنعت بالطويل ولا يُنعت الطويل بهذا، لأنه صار أخصَّ من الطويل حين أراد أن يعرفه شيئا بمعرفة العين ومعرفة القلب. وإذا قال الطويل فإنما عرفه شيئا بقلبه دون عينه،
[14] "Hâzâ" (bu) ifadesinin "et-tavîl" (uzun boylu) ve "er-racül" (adam) için sıfat olmasının engellenmesinin sebebi şudur: haber veren kişi, bir şeyi yaklaştırıp ona işaret ederek, onu diğer her şeyden ayrı olarak hem kalbinle hem de gözünle tanımanı istemiştir. "et-Tavîl" dendiğinde ise sana bir şeyi ancak kalbinle tanıtmak istenir, gözünle tanıtmak kastedilmez. Bu yüzden "hâzâ", "et-tavîl" ile nitelenebilir, fakat "et-tavîl", "hâzâ" ile nitelenemez; çünkü "hâzâ", hem göz bilgisiyle hem de kalp bilgisiyle bir şeyi tanıtmayı kastettiğinde "et-tavîl"den daha has olmuştur. "et-Tavîl" dendiğinde ise, o şey ancak kalp ile tanıtılmış olur, göz ile değil; dolayısıyla kendisinde bu iki bilgi türü birleşen taraf daha has olur.
فصار ما اجتمع فيه شيئان أخص. واعلم أن المبهمة توصَف بالأسماء التي فيها الألف واللام والصفات التي فيها الألف واللام جميعا. وإنما وُصفتْ بالأسماء التي فيها الألف واللام لأنها والمبهمة كشيء واحد، والصفات التي فيها الألف واللام هي في هذا الموضع بمنزلة الأسماء وليست بمنزلة الصفات في زيد وعمرو إذا قلتَ مررتُ بزيد الطويل، لأني لا أريد أن أجعل هذا اسما خاصا ولا صفة له يُعرف بها، وكأنك أردت أن تقول مررت بالرجل، ولكنك إنما ذكرت هذا لتقرب به الشيء وتشير إليه. ويدلك على ذلك
[15] Bil ki mübhem isim, hem içinde elif-lâm bulunan isimlerle hem de içinde elif-lâm bulunan sıfatlarla nitelenir. Mübhem isim, içinde elif-lâm bulunan isimlerle nitelenmiştir çünkü </content> (mübhem isimler, içinde elif-lâm bulunan isimlerle nitelendi, çünkü)
أنك لا تقول: مررتُ بهذين الطويل والقصير وأنت تريد أن تجعله من الاسم الأول بمنزلة هذا الرجل، ولا تقول: مررتُ بهذا ذى المال كما قلت: مررتُ بزيد ذى المال. واعلم أن صفات المعرفة
[16] onlar mübhem isimle âdeta tek bir şey gibidir. İçinde elif-lâm bulunan sıfatlar ise bu bağlamda isim mesabesindedir; "merertü bi-Zeydini't-tavîl" (uzun boylu Zeyd'e rastladım) dediğinde Zeyd ve Amr için olan sıfat mesabesinde değildir. Çünkü burada "et-tavîl"i, kendisiyle tanınan özel bir isim ya da ona ait bir sıfat kılmak istemem; sanki "merertü bi'r-racül" (adama rastladım) demek istemişsin gibidir; fakat bunu ancak o şeyi yaklaştırıp ona işaret etmek için zikretmişsindir.
تجرى من المعرفة مجرى صفات النكرة من النكرة، وذلك قولك: مررتُ بأخوَيْك الطويلَيْن؛ فليس في هذا إلا الجر كما ليس في قولك: مررت برجل طويل، إلا الجر. وتقول: مررت بأخوَيْك الطويل والقصير، ومررتُ بأخوَيك الراكع والساجد، ففي هذا البدل، وفي هذا الصفة، وفيه الابتداء، كما كان ذلك في مررت برجلين صالح وطالح. وإذا