Oğlu Hâfız Ebû Muhammed el-Kâsım ondan rivayet etmiştir. Şeyh, yüce isnad sahibi (müsnid) ve uzun ömürlü (muammer) Nâsıhüddîn Ebü'l-Gays Ferac b. Abdullah el-Habeşî —İmam Ebû Ca‘fer Ahmed b. Ali el-Kurtubî’nin mevlâsıdır— ondan rivayet etmiştir. Abdullah b. Yahyâ b. Ebî Bekr b. Yûsuf el-Cezâirî ondan semâ‘ etmiştir.
رِوَايَة وَلَده الْحَافِظ أبي مُحَمَّد الْقَاسِم عَنهُرِوَايَة الشَّيْخ الْمسند المعمر نَاصح الدّين أبي الْغَيْث فرج بن عبد الله الحبشي مولى الإِمَام أبي جَعْفَر احْمَد بن عَليّ الْقُرْطُبِيّسَماع مِنْهُ لعبد الله بن يحيى بن أبي بكر بن يُوسُف الجزائري
Bismillâhirrahmânirrahîm. Hamd, tevhidinde ehl-i tahkîka basîretler ve hilimler bahşeden; kendi katından bir tevfik ve ilham olmak üzere göğüslerini O'nu tazim ile tasdike şerheden; kalplerinin kilitlerini O'na gayb ile iman etmeye açan ve kalplerin gaybını hakkıyla bilen; lutfu ile onlardan, emri hakkındaki şüphe ve tereddüt hastalıklarını gideren Allah'a mahsustur. Yaratıkları üzerinde büyük büyük tezâhür eden nimetleri ve bunlar arasında rızkının tecellilerinde ardı ardına gelen bol ve yüce nimetleri sebebiyle O'na hamdederim. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur. O, bizim ilâhımızdır; birdir, tektir, sameddir, kuddûstür, selâmdır, kahhardır, kâdirdir, azîmdir, alîmdir, habîrdir, kadîrdir, hayydır, kayyûmdur. Yine şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve resûlüdür. Allah onunla putları ve sanemleri mahvetmiş, onu resûl olarak göndermekle dikili taşları/kurban putlarını (ansâb) ve fal oklarını (azlâm) yok etmiştir. Nübüvvetine iman edip şeriatine iktidâ edenlerin ağır yüklerini ve günahlarını onun hürmetine bağışlamış; davasında onu tasdik edenlerin ise şefaatini iktizâ etmeleri sebebiyle günahlarını ve cürümlerini örtmüştür. Allah'ın salâtı onun, âlinin ve ashâbının üzerine olsun; bir yiyenin yemeği kolayca yuttuğu, bir susayanın içeceği tatlı bulduğu ve uykusuz kimsenin uykuyu lezzetli saydığı müddetçe.
بسم الله الرحمن الرحيمالْحَمد لِلَّه الَّذِي منح أهل التَّحْقِيق فِي توحيده بصائر وأحلاما وَشرح صُدُورهمْ للتصديق بتمجيده تَوْفِيقًا مِنْهُ وإلهاما وَفتح أقفال قُلُوبهم للْإيمَان بِهِ بِالْغَيْبِ وَكَانَ لغيبها علاما وَمسح عَنْهَا بِلُطْفِهِ من الشَّك والارتياب فِي أمره أسقاما أَحْمَده على نعمه الَّتِي تظاهرت على خلقه عظاما وَمِنْه الَّتِي تَوَاتَرَتْ من أدوار رزقه جِسَامًا وَأشْهد أَن لَا إِلَه إِلَّا الله هُوَ إلهنا أحدا فَردا صمدا قدوسا سَلاما قاهرا قَادِرًا عَظِيما عليما خَبِيرا قَدِيرًا حَيا قيَاما وَأشْهد أَن مُحَمَّدًا عَبده وَرَسُوله الَّذِي محق بِهِ أوثانًا وأصنَامًا وأزهق ببعثته رَسُولا أنصابا وأزلاما وَغفر بِهِ لمن آمن بنبوته واقتدى بِشَرِيعَتِهِ آصارا وآثاما وَكفر عَمَّن صدقه فِي دَعوته إِيجَابا لشفاعته ذنوبا وإجراما صلى اللَّه عَلَيْهِ وعَلى آله وَصَحبه مَا أساغ طاعم طَعَاما واستعذب ظمآن شرابًا والتذ مسهد منَاما
Amma ba'd! Şüphesiz Allah sübhânehû, yarattıkları arasından bazı kimseleri peygamberliğiyle seçkin kıldı; onları, yaratıkları üzerinde şeriatına davet hususunda dosdoğru kāimler (kavvâm) kıldı. Onlar için şeriat kıldığı dosdoğru dini en sağlam şekilde muhkem kıldı. Onlardan her bir peygambere dosdoğru terazi ile bir şeriat ve ahkâm kıldı. İnsanlara, onların hidâyetlerine ve şeriatlarına uymayı ilzam edici bir farz kıldı; onların kendileri için koydukları yolu — gerek bozma (nakz) gerek sağlamlaştırma (ibrâm) cihetiyle — izlemeyi de farz kıldı. Onlar arasından Muhammed'i (s.a.v.) seçti; onu bütün peygamberlere hâtem, muttakîlere imam nasbetti. Onun için atası İbrahim'in milletini seçti ve onu İslâm diye adlandırdı. Yaratılmışlara, ona itaati, ona boyun eğme ve teslimiyet olarak vacip kıldı. Onun (s.a.v.) fecir nûru ile şirkin karanlık gölgelerinden zulmeti giderdi; kesin burhânı ile şüphe çöllerinin tozunu dumanını yok etti. Onun hürmetine bütün Müslümanlara nimetini, onlara iyilik ve lütuf olarak bol bol ihsan etti. Nihayet onlara, Allah'ın helâl kıldığını helâl, haram kıldığını haram olarak açıkladı. Allah, ona ve onlara, zamanlar geçtikçe artarak devam eden salâtlar eylesin; onları, kendisine kavuşacakları gün Firdevs'te tahiyye ve selâmla buluştursun. Sabretmelerine karşılık onları cennetle mükâfatlandırsın. Çünkü onlar, O'na itaat uğrunda, kendilerine muhalefet edenlerden nice meşakkatler ve elemler yüklendiler! Onları fazlıyla Dâru'l-Mukāme'ye yerleştirsin; orası ne güzel bir durak ve makamdır!
Sonra şüphesiz Allah — hamd O'na mahsustur — dinini ikmal ve itmam etti. O din için, onu bilen âlimlerden kendilerine uyulan imamlar ve a'lâm (işaretler) dikti. Onlara şüpheler anında nüfuz eden basiretler verdi ve onlara kavrayışlar nasip etti. Onlar da — bâtıl bulutu boşanıp küme hâline geldikten sonra sağanak yağmur gibi yağdığı, bid'at pazarının Müslümanların yöneticileri yanında doğuda ve batıda (iki ufukta) ayaklandığı ve ehl-i i'tizâl sünnetleri reddetme cüret ve saldırısıyla itidal sünnetlerinden saptığı sırada — hayrette kalan müstebsirleri aydınlatmayı, açıklama ve anlatma ile üstlendiler. Böylece onlar, Rab (sübhânehû) hakkında nefsi için sabit kıldığı sıfatları nefyettiler; ne bir sıfat ne de kelâm ispat ettiler. Teşbih ehli ise temvîh yollarında ileri gitti.
أما بعد فَإِن اللَّه سُبْحَانَهُ خص من بريته بنبوته أَقْوَامًا وجعلهم على خليقته فِي الدُّعَاء إِلَى شَرِيعَته قوّاما وَأحكم مَا شرع لَهُم من الدّين القويم إحكاما وَجعل لكل نَبِي مِنْهُم بالقسطاس الْمُسْتَقيم شرعة وأحكاما وَفرض على الأنَام الِاقْتِدَاء بهداهم وشرعتهم إلزاما والاقتفاء بنهجهم فِيمَا نهجوه لَهُم نقضا وإبراما وَاصْطفى مِنْهُم مُحَمَّدا صلى الله عليه وسلم وَجعله لِلنَّبِيِّينَ كلهم ختاما ونصبه لِلْمُتقين إِمَامًا وَاخْتَارَ لَهُ مِلَّة أَبِيه إِبْرَاهِيم وسماعها إسلاما وَأوجب على الْخلق طَاعَته انقيادا لَهُ واستسلاما فجلا بِنور فجره من غياهب الشّرك ظلاما وأذهب بِيَقِين برهانه من سباسب الشَّك قتاما وأسبغ بِهِ على كَافَّة الْمُسلمين نعْمَته برا بهم وإنعاما حَتَّى أوضح لَهُم مَا أَبَاحَ حَلَالا وَمَا حظر حَرَامًا فصلى اللَّه عَلَيْهِ وَعَلَيْهِم صلوَات تزداد على ممر الْأَوْقَات دواما ولقّاهم يَوْم يلقونه فِي الفردوس تَحِيَّة وَسلَامًا وجزاهم الْجنَّة بِمَا صَبَرُوا فكم تحملوا فِي طَاعَته مِمَّن خالفهم متاعب وآلاما وأحلهم دَار المقامة بفضله وَحسنت مُسْتَقرًّا ومقاما ثمَّ إِن اللَّه وَله الْحَمد أكمل دينه وأتمه إتماما وَنصب لَهُ من الْعلمَاء بِهِ أَئِمَّة يقْتَدى بهم وأعلاما وآتاهم بصائر نَافذة عِنْد الشُّبُهَات ورزقهم أفهاما فانتدبوا التبصير المستبصرين حِين أَصْبحُوا متحيرين إيضاحا وإفهاما لما همى سَحَاب الْبَاطِل وهطل بَعْدَمَا صَار ركاما وَقَامَ سوق الْبدع عِنْد وُلَاة الْمُسلمين فِي الْخَافِقين قيَاما وحاد أهل الاعتزال عَن سنَن الِاعْتِدَال جرْأَة مِنْهُم على رد السّنَن وإقداما فنفوا عَن الرب سُبْحَانَهُ مَا أثبت لنَفسِهِ من صِفَاته فَلم يثبتوا صفة وَلَا كلَاما وَتَمَادَى أهل التَّشْبِيه فِي طرق التمويه
Haktan yüz çevirdiler; böylece Rablerini teşbih ettiler, hatta O'nu, tahayyüz, iftirâk ve indimâm kabul eden bir cisim olarak vehmettiler. Kelâmını ispat hususunda aşırı gittiler; cehaletleri yüzünden O'nun kelâmının tecezzî ve inkisâma ihtimali olduğunu sandılar. Allah'ın kadîm isminin, bir lâm ile bir lâmı izleyen elif ve he'den ibaret olduğunu zannettiler. Bu sebeple sıfatları ispat eden âlimler, mezheplerinin ihtilâfından dolayı rahatsız oldular; Sünnete sımsıkı sarıldılar ve avamı, ayağının kayması endişesiyle kelâm ilmine dalmaktan alıkoydular. Bu hususta en şiddetli ihtimamı gösteren, Allah'ın rahmeti ve rıdvânı üzerine olan Eş'arî oldu. O, Allah'ın isimleri ve sıfatları hakkında ilhâda yeltenenlere karşı en inatçı hasım, Sünnete inatla karşı çıkanlara karşı en keskin mızrak ve en keskin kılıç, mihne vukûunda en keskin basîret sahibi ve alt edilmesi en güç olanıydı. Sünnete ve açık yola muhalefet edenlere hücceti tam bir ilzam ile gerekli kıldı. Ne ta'tilde israf etti, ne de teşbihte aşırıya kaçtı; ikisi arasında bir kıvam (denge) aradı. Allah, akıl delilleriyle Sünneti muzaffer kılmayı ona ilham etti; nihayet onun sayesinde Ehl-i Sünnet'in dağınık topluluğu intizam buldu. Mevcudâtı, hâdis olanları araz, cevher ve cisimler olarak taksim etti. Allah'ı tazim ederek, O'nun semâdan ve sıfatlardan kendisi için ispat ettiği şeyleri O'na ispat etti; O'nun celâline yakışmayan, mahlûkatına benzeyen şeyleri O'ndan nefyetti. O'nu, hâdis (sonradan olma) alâmetlerinden —değişme, intikal, uzaklaşma ve yaklaşma, uzuvlar ve cisimler— tenzih etti. Allah'ın muvaffak kıldığı kimseler, Sünnete sarılmak hususunda hakka tâbi olarak ona iktidâ ettiler. Ehl-i bid'atın türlerinden, hüccetleri ve delilleri apaçık ortaya koyarak intikam aldığında, onlar da münazarada —uydurdukları şeylerin aleyhine delil ortaya koyarken— onu gayretli bir kahraman olarak buldular. Nihayet hasetlerinden dolayı onun hakkında, bir Müslüman'ın telaffuz etmesi câiz olmayan iftiralarda bulundular.
وأحجموا عَن الْحق إحجاما فشبهوا رَبهم حَتَّى توهموه جسما يقبل تحيزا وإفتراقا وانضماما وغلوا فِي إِثْبَات كَلَامه حَتَّى حسبوه يحْتَمل بجهلهم تجزيا وانقساما وظنوا اسْم اللَّه الْقَدِيم ألفا وهاء تتلو لاما ولاما فامتعض الْعلمَاء من المثبتين من تفَاوت مذهبيهم واعتصموا بِالسنةِ اعتصاما وألجموا الْعَوام عَن الْخَوْض فِي علم الْكَلَام خوف العثار إلجاما فَكَانَ الْأَشْعَرِيّ رَحْمَة اللَّه عَلَيْهِ ورضوانه أَشَّدهم بذلك اهتماما وألدهم لمن حاول الْإِلْحَاد فِي أَسمَاء اللَّه وَصِفَاته خصاما وأمدهم سنَانًا لمن عاند السّنة وأحدهم حساما وأمضاهم جنَانًا عِنْد وُقُوع المحنة وأصعبهم مراما ألزم الْحجَّة لمن خَالف السّنة والمحجة إلزاما فَلم يسرف فِي التعطيل وَلم يغل فِي التَّشْبِيه وابتغى بَين ذَلِك قواما وألهمه اللَّه نصْرَة السّنة بحجج الْعُقُول حَتَّى انتظم شَمل أَهلهَا بِهِ انتظاما وَقسم الموجودات من المحدثات أعراضا وجواهر وأجساما وأثبتت لله سُبْحَانَهُ مَا أثْبته لنَفسِهِ من السَّمَاء وَالصِّفَات إعظاما وَنفى عَنهُ مَا لَا يَلِيق بجلاله من شبه خلقه إجلالا لَهُ وإكراما ونزهه عَن سمات الْحَدث تغيرا وانتقَالا وإدبارا وإقبالا وأعضاء وأجراما وائتم بِهِ من وَفقه الله إتباع الْحق فِي التَّمَسُّك بِالسنةِ ائتماما فَلَمَّا انتقم من أصنَاف أهل الْبدع بإيضاح الْحجَج والأدلة انتقاما ووجدوه لَدَى الْحجَّاج فِي تَبْيِين الِاحْتِجَاج عَلَيْهِم فِيمَا ابتدعوه هماما قَالُوا فِيهِ حسدا من الْبُهْتَان مَا لَا يجوز لمُسلم أَن ينْطق
Onun hakkında meseleyi büyüterek ve Yahudilerin Abdullah b. Selâm ile babası Selâm'ı suçladıkları türden bir iftirayla onu itham ettiler. Böylece onu ehl-i tahkik nezdinde eksiltmediler; bilakis söyledikleri o sözlerle onu tam anlamıyla yücelttiler ve aynı zemleriyle onu medhettiler. Nitekim atasözünde denilmiştir: 'Güzel kadın kendisini ayıplayandan hâlî olmaz.' Çağların pek azı, dine dil uzatan ve müphemlikle saptıran bir azgından; diliyle Müslümanların imamlarını yaralayan ve kuruntularla uluyan bir azgından; avamdan nice cahil toplulukları ve aşağılık güruhları kaydıran, cehâleti yüzünden sefih ve taşkın kimseleri âlimlere sövmeye ve onları ayıplamaya sevk eden bir azgından hâlî kalmıştır. Fakat âlimler, onların hilelerini işittiklerinde bunu onlardan gelen bir âfet sayarlar; büyük imamlar hakkındaki bâtıl sözlerine uğradıklarında ise kerem ile geçip giderler. Cahiller kendilerine hitap ettiğinde de onlara «selâm» derler. Allah, onun hakkında uydurdukları sözlere ve onu yalanlamalarına aslâ itibar etmeyecek; bu onlara yakında kaçınılmaz bir ceza olacaktır. Gördüğün kimsenin sorusu olmasaydı -ki onun bana sorması üzerimde bir hak teşkil etti- hürmeten onun işaret ettiğine uymayı kendime lâzım kıldım; câhillerin âlimler hakkında söylediklerini anmaktan hayâ ederek vazgeçerdim. Fakat ben, onun mertebesinin yüceliğini açıklamada sevabı ganimet bildim ve bu işi ganimet edindim. Onların ayıplamaları bilinen bir şey olmakla beraber, ehl-i hak -Allah'a hamd olsun- düşmanlarına karşı üstün gelmişlerdir; kendilerine sığınan bid'at ehlinden, bütün beldelerde onlara muhalefet edenlere galebe çalmışlardır. İnatları yüzünden kendilerine düşmanlık gösterenlerden intikam almaya da kādirdirler. Nasıl böyle olmasınlar ki Allah onların Mevlâsı ve yardımcısıdır. O ise...
بِهِ استعظاما وقذفوه بِنَحْوِ مَا قذفت بِهِ الْيَهُود عَبْد اللَّهِ بن سَلام وأباه سَلاما فَلم ينقصوه بذلك عِنْد أهل التَّحْقِيق بل زادوه بِمَا قَالُوا فِيهِ تَمامًا ومدحوه بِنَفس ذمهم وَقد قيل فِي الْمثل لن تعدم الحسنَاء ذاما وقلما انْفَكَّ عصر من الْأَعْصَار من غاو يقْدَح فِي الدّين ويغوي إبهاما وغاو يجرح بِلِسَانِهِ أَئِمَّة الْمُسلمين ويعوي إيهاما ويستزل من الْعَامَّة طوائف جُهَّالًا وزعانف أغتاما وَيحمل بجهله على سبّ الْعلمَاء والتشنيع عَلَيْهِم سُفَهَاء طغاما لَكِن الْعلمَاء إِذَا سمعُوا بمكرهم عدوه مِنْهُم عراما وَإِذا مَا مروا بلغوهم فِي الْكِبَار من الْأَئِمَّة مروا كراما وَإِذا خاطبهم الجاهلون مِنْهُم قَالُوا لَهُم سَلاما وَلنْ يعبأ اللَّه بتقولهم فِيهِ وتكذيبهم عَلَيْهِ فَسَوف يكون لزاما وَلَوْلَا سُؤال من رَأَيْت لحق سُؤَاله إيَّايَ ذماما فألزمت نَفسِي امْتِثَال مَا أَشَارَ بِهِ عَليّ احتراما لصدفت عَن ذكر وقيعة ذَوي الْجَهْل فِي الْأَئِمَّة احتشاما لكني اغتنمت الثَّوَاب فِي إِيضَاح الصَّوَاب فِي علو مرتبته اغتنَاما وَمَعَ مَا عرف من تشنيعهم فأصحاب الْحق بِحَمْد اللَّه قد أَصْبحُوا على أعدائهم ظَاهِرين وَلمن تأواهم من أَصْحَاب الْبدع مِمَّن خالفهم فِي جَمِيع الْبِلَاد قاهرين وعَلى الانتقام مِمَّن يظْهر لَهُم الْعَدَاوَة للعنَاد قَادِرين وَكَيف لَا يكونُونَ كَذَلِك واللَّه مَوْلَاهُم ونَاصرهم وَهُوَ
Ebü'l-Hasan'ın —Allah'ın rahmeti üzerine olsun— kendisine isnat edilen şeylerden uzak olduğu konusundaki kadri daha da yücedir. Ulemâ nezdinde onun faziletlerini anmak ve kendisine rahmet dilemek, onu tenkis etmekten evlâdır. Onun konumu, bütün memleketlerdeki emsâr fukahâsı arasında meşhurdur. Kendi dönemindeki ilim erbabına üstünlüğü zikredilen, din, vakar ve asaletle vasıflanan, baba ve soy şerefiyle bilinen bir zattır. Onun âlemin hâdis olduğu hususundaki kelâmı, babalarından ve dedelerinden kendisine miras kalmıştır. Bu, Ebû Mûsâ el-Eş'arî'nin (r.a.) evlatlarına miras bıraktığı bir mertebedir. Onun tasnifleri ilim ehli arasında meşhur ve maruf olup, muhakkikler nezdinde tahkikte isabet ve güzellikle vasıflandırılmıştır. Kim el-İbâne adlı kitabına muttali olursa, onun ilim ve diyanetteki yerini bilir. Tefsirde telif ettiği kitabını bilen ise...
خير النَاصرين وَقدر أَبِي الْحسن رَحْمَة اللَّه عَلَيْهِ عَمَّا يرمونه بِهِ أَعلَى وَذكر فضائله والترحم عَلَيْهِ من الانتقاص لَهُ عِنْد الْعلمَاء أولى وَمحله عِنْد فُقَهَاء الْأَمْصَار فِي جَمِيع الأقطار مَشْهُور وَهُوَ بالتبريز على من عاصره من أهل صنَاعته فِي الْعلم مَذْكُور مَوْصُوف بِالدّينِ والرجاجة والنبل ومعروف بشرف الأَبُوة وَالْأَصْل وَكَلَامه فِي حدث الْعَالم مِيرَاث لَهُ عَن آبَائِهِ وأجداده وَتلك رُتْبَة ورثهَا أَبُو مُوسَى الْأَشْعَرِيّ رضي الله عنه لأولادهوتصانيفه بَين أهل الْعلم مَشْهُورَة مَعْرُوفَة وبالإجادة والإصابة للتحقيق عِنْد الْمُحَقِّقين مَوْصُوفَة وَمن وقف على كِتَابه الْمُسَمّى بالإبانة عرف مَوْضِعه من الْعلم والديانة وَمن عرف كِتَابه الَّذِي أَلفه فِي تَفْسِير
Kur’an ve beyâna muhalefet eden iftira ve bühtan ehlinden olanlara reddiye, onun ittibâ ve istikamet sahiplerinden olduğunu ve fazilet ile imâmette öne geçmeye lâyık bulunduğunu ilmen ortaya koymuştur. Onun zikrine dair hatırımda olanları anacak, onun durumundan bana ulaşanı açıklayacağım; tahkīkin vuzûha kavuşturulmasında Allah’a rağbet ederek, yardım ve tevfiki O’ndan dileyerek. O, ümidi gerçekleştirmeye lâyık, duaya icâbete kādir olandır; O bize yeter, O ne güzel vekildir. Her dokunaklı ve acı veren işte dayanak yalnızca O’nadır. Ey kardeşim, bil ki —Allah bizi ve seni rızâsına muvaffak kılsın; bizi, kendisinden korkan ve kendisine hakkıyla takvâ gösterenlerden eylesin— âlimlerin etleri, Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun, zehirlidir. Allah’ın, onları küçümseyenlerin perdelerini yırtma âdeti bilinmektedir. Çünkü onların berî oldukları şeyleri kendilerine nispet ederek onlara dil uzatmak büyük bir iştir. Onların ırzlarına bâtıl ve iftira yoluyla uzanmak sonu vahim bir alandır. Allah’ın, ilmi ihyâ için içlerinden seçtiği kimseye yalan uydurmak kötü bir ahlâktır. Allah’ın, tâbi olanların kendilerinden önce geçenler için istiğfârda bulunma sözlerini övdüğü hususa uymak ise kerîm bir vasıftır. Nitekim O, güzel ahlâkları ve onların doğru olanını hakkıyla bilen olarak Kitâbında onları övmekle şöyle buyurmuştur: “Onlardan sonra gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve imanda bizi geçen kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz! Şüphesiz Sen Raûf ve Rahîm’sin.” Nebî (s.a.v.)’in yasağını çiğnemek ise
الْقُرْآن وَالرَّدّ على من خَالف الْبَيَان من أهل الْإِفْك والبهتان علم كَونه من ذَوي الاتّباع والاستقامة واستحقاقه التَّقَدُّم فِي الْفضل والإمامة وسأذكرها مَا حضرني من ذكره وَأبين مَا وَقع إِلَيّ من أمره رَاغِبًا إِلَى اللَّه فِي إِيضَاح التَّحْقِيق وطالبا مِنْهُ المعونة والتوفيق وَهُوَ جدير بتحقيق الرَّجَاء قدير على استجابة الدُّعَاء وَهُوَ حسبنَا وَنعم الْوَكِيل وَعَلِيهِ فِي كل ملم مؤلم التعويلوَاعْلَم يَا أخي وفقنَا الله وَإِيَّاك لمرضاته مِمَّن يخشاه ويتقيه حق تُقَاته إِن لُحُوم الْعلمَاء رَحْمَة اللَّه عَلَيْهِم مَسْمُومَة وَعَادَة اللَّه فِي هتك أَسْتَار منتقصيهم مَعْلُومَة لِأَن الوقيعة فيهم بِمَا هم مِنْهُ برَاء أمره عَظِيم والتنَاول لأعراضهم بالزور والافتراء مرتع وخيم والاختلاق على من اخْتَارَهُ اللَّه مِنْهُم لنعش الْعلم خلق ذميم والاقتداء بِمَا مدح اللَّه بِهِ قَول المتبعين من الاسْتِغْفَار لمن سبقهمْ وصف كريم إِذْ قَالَ مثنيا عَلَيْهِم فِي كِتَابه وَهُوَ بمكارم الْأَخْلَاق وصدها عليم {وَالَّذين جاؤوا مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالإِيمَانِ وَلا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلا للَّذين آمنُوا رَبنَا إِنَّك رؤوف رَحِيم} والارتكاب لنهي النَّبِي صَلَّى
Allah onun üzerine salât ve selâm etsin. Gıybet ve ölülere sövmek büyük [günahtır]. Onun emrine muhalefet edenler, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya kendilerine elem verici bir azabın dokunmasından sakınsınlar. Ondan (s.a.v.) şu da rivayet edilmiştir: Bu ümmetin sonu öncekilerine lanet ettiğinde, yanındaki ilmi gizleyen kimse için ne büyük vebal ve günah vardır! İşte bu, bize Şam'da Şeyh Ebü'l-Hasan Alî b. el-Müslim es-Sülemî'nin ihbâr ettiği rivayette yer almaktadır: Bize Ebû Muhammed Abdülazîz b. Ahmed es-Sûfî imlâen tahdîs etti; bize Ebû Bekr Ahmed b. Talha b. Hârûn el-Münekkî ihbâr etti; bize Muhammed b. Abdillâh eş-Şâfiî tahdîs etti. Ayrıca bize iki şeyh ihbâr ettiler: Ebü'l-Hasan Alî b. Ahmed b. Alî el-Hatîb; bize Ahmed b. Muhammed b. Rızk ihbâr etti; bize Ebû Sehl Ahmed b. Muhammed b. Abdillâh b. Ziyâd el-Kattân tahdîs etti; dedi ki: Bize Muhammed b. el-Ferec el-Ezrak tahdîs etti; bize Halef b. Teym tahdîs etti; bize Abdullah b. es-Serî, Muhammed b. el-Münkedir'den, o da Câbir'den; dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle dedi: Sülemî'nin hadisinde ise Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: Bu ümmetin sonu öncekilerine lanet ettiğinde, yanında ilim bulunan kimse onu açığa çıkarsın. Zira o gün ilmi gizleyen, Muhammed'e (s.a.v.) indirileni gizleyen gibidir. Süreyc b. Yûnus ile Muhammed b. Abdurrahîm “Sâ'ika” da Halef'e bu rivayette mütâbaat etmiştir. Onu İbn es-Serî'den başkası da rivayet etmiş ve isnadına üç kişi daha eklemiştir. Bize fakih Şeyh Ebü'l-Hasan Alî b. Ahmed b. Mansûr ile Şam'daki Ebü'l-Hasan Alî b. el-Hasen b. Saîd ihbâr ettiler; ikisi dedi ki; Bağdat'ta Ebü'n-Necm eş-Şîhî de dedi ki: bize hâfız Ebû Bekr Ahmed b. Alî b. Sâbit ihbâr etti; bize orada Ebü'l-Hasan Abdurrahmân b. Muhammed b. Abdillâh el-İsfahânî ihbâr etti; dedi ki: bize Süleyman b. Ahmed et-Taberânî tahdîs etti; bize Ahmed b. Halîl el-Halebî tahdîs etti; dedi ki: bize Abdullah b. es-Serî el-Antâkî tahdîs etti; bize Saîd b. Zekeriyyâ el-Meydânî, Anbese b. Abdurrahmân'dan, o da Muhammed'den...
الله عَلَيْهِ وَسلم عَن لإغتياب وَسَب الْأَمْوَات جسيم فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ وَقد رُوِيَ عَنهُ صلى الله عليه وسلم فِيمَن كتم مَا عِنْده من الْعلم عِنْد لعن آخر هَذِه الْأمة أَو لَهَا مَاله من الْوزر وَالْإِثْم وَذَلِكَ فِيمَا أَخْبَرَنَا الشَّيْخُ أَبُو الْحَسَنِ عَلِيُّ بْنُ الْمُسْلِمِ السُّلَمِيُّ بِدِمَشْقَ نَا أَبُو مُحَمَّدٍ عَبْدُ الْعَزِيزِ بن أَحْمد الصُّوفِي املاء أَنا أَبُو بَكْرٍ أَحْمَدُ بُنْ طَلْحَةَ بن هرون الْمُنَقِّيُّ نَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الشَّافِعِيُّ وَأَخْبَرَنَا الشَّيْخَانِ أَبُو الْحَسَنِ عَلِيُّ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ عَليّ الْخَطِيب أَنا أَحْمد بن مُحَمَّد ابْن رِزْقٍ نَا أَبُو سَهْلٍ أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زِيَادٍ الْقَطَّانُ قَالَ نَا مُحَمَّدُ بْنُ الْفَرَجِ الأَزْرَقُ نَا خلف بن تيم نَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ السَّرِيِّ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ عَنْ جَابِرٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ وَفِي حَدِيثِ السُّلَمِيِّ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَإِذَا لَعَنَتْ آخِرُ هَذِهِ الأُمَّةِ أَوَّلَهَا فَمَنْ كَانَ عِنْدَهُ عِلْمٌ فَلْيُظْهِرْهُ فَإِنَّ كَاتِمَ الْعِلْمِ يَوْمَئِذٍ كَكَاتِمِ مَا أُنْزِلَ عَلَى مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم تَابَعَهُ سُرَيْجُ بْنُ يُونُسَ وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ صَاعِقَةُ عَنْ خَلَفٍ وَرَوَاهُ غَيْرُهُ عَنِ ابْنِ السَّرِيِّ فَزَادَ فِي إِسْنَادِهِ ثَلاثَةَ أَنْفُسٍ أَخْبَرَنَا الشَّيْخُ أَبُو الْحَسَنِ عَلِيُّ ابْن أَحْمَدَ بْنِ مَنْصُورٍ الْفَقِيهُ وَأَبُو الْحَسَنِ عَلِيُّ بْنُ الْحَسِنِ بْنِ سعيد بِدِمَشْق قالانا وَأَبُو النَّجْمِ الشِّيحِيُّ بِبَغْدَادَ قَالَ أَنا أَبُو بَكْرٍ أَحْمَدُ بْنُ عَلِيٍّ بن ثَابت الْحَافِظ أَنا أَبُو الْحَسَنِ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الأَصْفَهَانِيُّ بِهَا قَالَ نَا سُلَيْمَانُ بْنُ أَحْمَدَ الطَّبَرَانِيُّ نَا أَحْمَدُ بْنُ خَلِيلٍ الْحَلَبِيُّ قَالَ نَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ السَّرِيِّ الأَنْطَاكِيُّ نَا سعيد بن زَكَرِيَّا الميداني عَنْ عَنْبَسَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَن مُحَمَّد
İbn Zâzân, Muhammed b. el-Münkedir'den, o da Câbir (r.a.)'den rivayet etti. Câbir dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Bu ümmetin sonrakileri öncekilerine lânet ettiği zaman, kimin yanında ilim varsa onu izhar etsin. Zira o gün ilmi ketmeden kimse, Muhammed (s.a.v.)'e indirileni ketmeden gibidir.' Bunu böylece Ebû Hârûn Mûsâ b. en-Nu'mân el-Mısrî, Abdullah b. es-Serî'den rivayet etti. Bunu bize Ebü'l-Hasan b. Kubeys ihbâr etti; dedi ki: bize tahdîs etti; Ebü'n-Necm et-Tâcir dedi ki: bize ihbâr etti: Ebû Bekr el-Hatîb; dedi ki: bize tahdîs etti: İbn Rızk; bize ihbâr etti: Ebû İsmâil b. Ziyâd; bana tahdîs etti: Ebû Abdillâh Muhammed b. Yûsuf b. Bişr el-Herevî; bize tahdîs etti: Mûsâ b. en-Nu'mân el-Mısrî Ebû Hârûn; bize tahdîs etti: Abdullah b. es-Serî, Antakya'da; dedi ki: bize tahdîs etti: Sa'îd b. Zekeriyyâ el-Medâinî; o da Anbese b. Abdirrahmân'dan; o da Muhammed b. Zâzân'dan; o da Muhammed b. el-Münkedir'den; o da Câbir b. Abdillâh'tan. Câbir dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Bu ümmetin sonrakileri öncekilerine lânet ettiğinde...' sonra hadisi zikretti. Bize Şerîf Ebü'l-Kâsım Alî b. İbrâhîm b. el-Abbâsî el-Alevî el-Hatîb, Dımaşk'ta ihbâr etti; dedi ki: bize tahdîs etti: Ebü'l-Hasan Muhammed b. Abdirrahmân b. Osmân b. el-Kâsım b. Ebî Nasr et-Temîmî; dedi ki: bize ihbâr etti: Kâdî Ebû Bekr Yûsuf b. el-Kâsım b. Yûsuf b. Fâris b. Sevvâr el-Meyânacî. Yine bize Şeyh Ebü'l-Kâsım Zâhir b. Tâhir b. Muhammed b. Muhammed el-Mu'addel eş-Şahhâmî, Nişâbur'da ihbâr etti; dedi ki: Ebû Osmân Sa'îd b. Muhammed b. Hamdân el-Hîrî'ye, ben hazır olduğum hâlde (hadis) okundu; ona denildi ki: 'Size Ebû Amr Muhammed b. Ahmed b. Hamdân el-Hîrî ihbâr etti mi?' (O da) dedi: bize ihbâr etti: Muhammed b. İshâk b. İbrâhîm es-Sekafî; dedi ki: bize tahdîs etti: Kuteybe b. Sa'îd; dedi ki: bize tahdîs etti: Ubeys b. Meymûn; o da Asel b. Süfyân'dan; o da Atâ b. Ebî Rebâh'tan; o da Câbir b. Abdillâh (r.a.)'den. Câbir dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Kim bir ilmi gizlerse, Allah onu gem vurur.'
ابْن زَاذَانَ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ عَنْ جَابِرٍ رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلمإِذَا لَعَنَ آخِرُ هَذِهِ الأُمَّةِ أَوَّلَهَا فَمَنْ كَانَ عِنْدَهُ عِلْمٌ فَلْيُظْهِرْهُ فَإِنَّ كَاتِمَ الْعِلْمِ يَوْمَئِذٍ كَكَاتِمِ مَا أُنْزِلَ عَلَى مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم وَهَكَذَا رَوَاهُ أَبُو هرون مُوسَى بن العنعمان الْمصْرِيّ عَن عبد الله ابْن السَّرِيِّ أَخْبَرَنَاهُ أَبُو الْحَسَنِ بْنُ قبيس قَالَ نَا وَأَبُو النَّجْم التَّاجِر قَالَ أَنا أَبُو بَكْرٍ الْخَطِيبُ قَالَ نَا ابْن رزق أَنا أَبُو إِسْمَاعِيلَ بْنُ زِيَادٍ حَدَّثَنِي أَبُو عَبْدِ اللَّهِ مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ بْنِ بِشْرٍ الْهَرَوِيُّ نَا مُوسَى بْنُ النُّعْمَانِ الْمِصْرِيُّ أَبُو هرون نَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ السَّرِيِّ بِأَنْطَاكِيَةَ قَالَ نَا سَعِيدُ بْنُ زَكَرِيَّا المدايني عَن عَنْبَسَة ابْن عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زَاذَان عَن مُحَمَّد بن المكدر عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلمإِذَا لَعَنَتْ آخِرُ هَذِهِ الأُمَّةِ أَوَّلَهَا ثُمَّ ذَكَرَ الْحَدِيثَ وَأَخْبَرَنَا الشَّرِيفُ أَبُو الْقَاسِمِ عَلِيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ الْعَبَّاسِيِّ الْعَلَوِيُّ الْخَطِيبُ بِدِمَشْقَ نَا أَبُو الْحَسَنِ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عُثْمَانَ بْنِ الْقَاسِمِ بْنِ أَبِي نَصْرٍ التَّمِيمِيُّ قَالَ انا الْقَاضِي أَبُو بَكْرٍ يُوسُفُ بْنُ الْقَاسِمِ بْنِ يُوسُفَ بْنِ فَارِسِ بْنِ سَوَّارٍ الْمَيَانَجِيُّ وَأَخْبَرَنَا الشَّيْخُ أَبُو الْقَاسِمِ زَاهِرُ بْنُ طَاهِرِ بن مُحَمَّد بْنِ مُحَمَّدٍ الْمُعَدَّلُ الشَّحَّامِيُّ بِنَيْسَابُورَ قَالَ قرىء عَلَى أَبِي عُثْمَانَ سَعِيدِ بْنِ مُحَمَّد بن حمدَان الْحِيرِيِّ وَأَنَا حَاضِرٌ قِيلَ لَهُ أَخْبَرَكُمْ أَبُو عَمْرٍو مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمد بن حمدَان الْحِيرِي قالانا مُحَمَّد ابْن اسحق بْنِ إِبْرَاهِيمَ الثَّقَفِيُّ قَالَ نَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ قَالَ نَا عُبَيْسُ بْنُ مَيْمُونٍ عَنْ عَسَلِ بْنِ سُفْيَانَ عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي رَبَاحٍ عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلممَنْ كَتَمَ علما ألْجمهُ الله
Azze ve Celle ateşten bir gem ile... [Bu] el-Meyânacî hadisinin lafzıdır. Bize Ebü'l-Hasan Alî b. Ahmed b. Mansûr b. Kabîs el-Gassânî haber verdi; o dedi ki: Bize Ebû Mansûr Abdurrahmân b. Muhammed b. Abdülvâhid b. Züreyk eş-Şeybânî rivayet etti; o dedi ki: Bize Ebû Bekr Ahmed b. Alî b. Sâbit el-Hatîb haber verdi; o dedi ki: Bize Muhammed b. Ahmed b. Rızk ile el-Hasen b. Ebî Bekr haber verdi; ikisi dediler ki: Bize Abdullah b. İshâk el-Begavî rivayet etti. (Hâ; tahvil işaretidir.) Ebû Bekr der ki: Bana Hilâl b. Muhammed el-Haffâr da haber verdi; bize Ebû Alî Muhammed b. Ahmed b. el-Hasen b. es-Savvâf rivayet etti; onlar dediler ki: Bize Bişr b. Mûsâ rivayet etti; bize Ebû Abdillâh Muhammed b. el-Ferec b. Fedâle, babası el-Ferec b. Fedâle'den, o Yahyâ b. Saîd el-Ensârî'den, o Muhammed b. Alî'den, o Alî b. Ebî Tâlib'den rivayet etti; Alî dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ümmetim on beş haslet işlediğinde belâ üzerlerine çöker.” Denildi ki: “Ey Allah’ın Resûlü, bunlar nelerdir?” Buyurdu ki: “Ganimet elden ele dolaşan bir meta hâline geldiğinde, emânet ganimet sayıldığında, zekât bir borç/yük sayıldığında, kişi hanımına itaat edip annesine âsî olduğunda, arkadaşına iyilik edip babasına kaba davrandığında, bir kimseye şerrinden korktuğu için ikram edildiğinde, kavmin başkanı en aşağılığı olduğunda, mescidlerde sesler yükseltildiğinde, içki içildiğinde, ipek giyildiğinde, şarkıcı câriyeler edinildiğinde, çalgı âletleri edinildiğinde ve bu ümmetin sonradan gelenleri öncekilerine lânet ettiğinde; işte o zaman kızıl bir rüzgârı, yere batmayı (hasf) ve şekil değiştirmeyi / insanlıktan çıkarılmayı (meskh) bekleyin.” Bu lafız İbnü’s-Savvâf hadisine aittir. Bize Bağdat’ta Şeyh Ebû Sehl Muhammed b. İbrâhîm b. Muhammed b. Sa‘deveyh el-Asbahânî el-Mu‘addil haber verdi; bize Hâfız Ebü’l-Fadl Muhammed b. el-Fadl b. Muhammed b. Abdillâh el-Halâvî ihbar etti; bize Hâfız Ebû Bekr Ahmed b. Mûsâ b. Merdûye haber verdi; bize Süleymân b. Ahmed rivayet etti; o dedi ki: Bize Bekr b. Sehl rivayet etti; bize Mûsâ b. Muhammed el-Belkāvî haber verdi; o dedi ki: Bize Zeyd b. el-Müsevvir, ez-Zührî’den, o Saîd b. el-Müseyyeb’den, o Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayet etti; Ebû Hureyre dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ne...
عزوجل بِلِجَامٍ مِنْ نَارٍ لَفْظُ حَدِيثِ الْمَيَانَجِيِّ أَخْبَرَنَا أَبُو الْحَسَنِ عَلِيُّ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ مَنْصُورِ بْنِ قبيس الغساني قَالَ ونا أَبُو مَنْصُورٍ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مُحَمَّد ابْن عَبْدِ الْوَاحِدِ بْنِ زُرَيْقٍ الشَّيْبَانِيُّ قَالَ أَنا أَبُو بَكْرٍ أَحْمَدُ بْنُ عَلِيٍّ بن ثَابت الْخَطِيب قَالَ أَنا مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ رِزْقٍ وَالْحَسَنُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ قَالا نَا عبد الله ابْن اسحق الْبغَوِيُّ ح قَالَ أَبُو بَكْرٍ وَأَخْبَرَنِي هِلالُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْحَفَّارُ نَا أَبُو عَلِيٍّ مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ الْحَسَنِ بْنِ الصَّوَّافِ قَالا نَا بِشْرُ بْنُ مُوسَى نَا أَبُو عَبْدِ اللَّهِ مُحَمَّدُ بْنُ الْفَرَجِ بْنِ فَضَالَةَ عَنْ أَبِيهِ الْفَرَجِ بْنِ فَضَالَةَ عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ الأَنْصَارِيِّ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ عَنِ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلمإِذَا فَعَلَتْ أُمَّتِي خَمْسَ عَشْرَةَ خِصْلَةً حَلَّ بِهَا الْبَلاءُ قيل يارسول اللَّهِ وَمَا هِيَ قَالَ إِذَا كَانَ الْمَغْنَمُ دُوَلا وَالأَمَانَةُ مَغْنَمًا وَالزَّكَاةُ مَغْرَمًا وَأَطَاعَ الرَّجُلُ زَوْجَتَهُ وَعَقَّ أُمَّهُ وَبَرَّ صَدِيقَهُ وَجَفَا أَبَاهُ وَأَكْرَمَ الرَّجُلَ مَخَافَةَ شَرِّهِ وَكَانَ زَعِيمُ الْقَوْمِ أَرْذَلَهُمْ وَارْتَفَعَتِ الأَصْوَاتُ فِي الْمَسَاجِدِ وَشُرِبَ الْخَمْرُ وَلُبِسَ الْحَرِيرُ وَاتَّخَذُوا الْقِيَانَ وَاتَّخَذُوا الْمَعَازِفَ وَلَعَنَ آخِرُ هَذِهِ الأُمَّةُ أَولهَا فترقبوا عِنْد ذَلِك ثلثا رِيحًا حَمْرَاءَ وَخَسْفًا وَمْسَخًا وَاللَّفْظُ لِحَدِيثِ ابْنِ الصَّوَّافِ وَأَخْبَرَنَا الشَّيْخُ أَبُو سَهْلٍ مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ سَعْدَوَيْهِ الأَصْبَهَانِيُّ الْمعدل بِبَغْدَاد أَنا أَبُو الْفضل مُحَمَّد ابْن الْفَضْلِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الله الحلاوي الْحَافِظ انا أَبُو بَكْرٍ أَحْمَدُ بْنُ مُوسَى بْنِ مَرْدَوَيْهِ الْحَافِظُ نَا سُلَيْمَانُ بْنُ أَحْمَدَ قَالَ نَا بَكْرُ بن سهل أَنا مُوسَى ابْن مُحَمَّدٍ الْبَلْقَاوِيُّ قَالَ نَا زَيْدُ بْنُ الْمُسَوِّرِ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيِّبِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلممَا
Allah Teâlâ bir âlime ilim verdi mi, muhakkak onu gizlememesi üzere ondan mîsak almıştır. Gıybetin haram olduğunu bildiği hâlde gıybete ikdam etmek büyük bir iştir. Gıybetten ve ölülere sövmekten nehyeden rivayetler pek çoktur; onun bütün ayrıntılarıyla ele alınması ve bütün tarikleri ve isnadlarıyla rivayet edilmesi ise güçtür. Saîd olan, bundan el çeken ve onu zikretmekten kendisine az bir şeyin kâfi geldiği kimsedir.
Bize Şeyh Ebû Abdillâh el-Hüseyin b. Abdülmelik b. el-Hüseyin el-Edîb, İsfahan'da ihbâr etti. (O dedi ki:) Bize Ebû Tâhir Ahmed b. Mahmûd b. Ahmed es-Sekafî el-Edîb ihbâr etti. (O dedi ki:) Bize Ebû Bekr Muhammed b. İbrâhîm b. Alî b. el-Kurrâ ihbâr etti. (O dedi ki:) Bize Ebû Ya‘lâ Ahmed b. Alî el-Mevsılî ihbâr etti. (O dedi ki:) Bize el-Hakem b. Mûsâ b. Muhammed b. Seleme tahdîs etti. (O dedi ki:) Bize Muhammed b. İshâk tahdîs etti; amcası Mûsâ b. Yesâr'dan, o da Ebû Hureyre'den (r.a.) rivayet etti. Ebû Hureyre dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim dünyada kardeşinin etinden yerse, âhirette o et kendisine yaklaştırılır ve ona: 'Onu diri iken yediğin gibi ölü olarak ye!' denilir.” Râvî dedi ki: O da onu yer, yüzünü ekşitir ve bağırır.
Bize Şeyh Ebü'l-A‘az Karatekin b. es-Sa‘d b. el-Mezkûr el-Ezecî, Bağdat'ta ihbâr etti. (O dedi ki:) Bize Ebû Muhammed el-Hasan b. Alî b. Muhammed el-Cevherî ihbâr etti. (O dedi ki:) Bize Ebü'l-Hasan Alî b. Muhammed b. Ahmed b. Lü’lü’ el-Verrâk ihbâr etti. (O dedi ki:) Bize Muhammed b. İbrâhîm b. Ebân es-Serrâc tahdîs etti. (O dedi ki:) Bize Yahyâ b. Abdülhamîd el-Himmânî tahdîs etti. (O dedi ki:) Bize Ebû Bekr b. Ayyaş tahdîs etti; el-A‘meş'ten, o Sa‘îd b. Abdillâh b. Cüreyc'ten, o da Ebû Berze'den (r.a.) rivayet etti. Ebû Berze dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ey dilleriyle iman edip de kalplerine henüz iman girmemiş olanlar! Müslümanların gizli ayıplarını ve sürçmelerini takip etmeyin. Zira kim bir Müslümanın sürçmesinin peşine düşerse, Allah da onun sürçmesinin peşine düşer. Allah kimin sürçmesinin peşine düşerse, onu evinin içinde dahi olsa rezil eder.” Bu hadisi İmâm Ahmed b. Hanbel, Müsned'inde Esved b. Âmir'den, o da Ebû Bekr b. Ayyaş'tan rivayet etmiştir.
Bize iki şeyh, Ebü'l-Kâsım İsmâil
آتَى اللَّهُ عَالِمًا عِلْمًا إِلا أَخَذَ عَلَيْهِ الْمِيثَاقَ أَلا يَكْتُمَهُ فالإقدام على الْغَيْبَة مَعَ الْعلم بتحريمها أَمر كَبِير وَمَا ورد فِي النَّهْي عَنهُ وَعَن سبّ الْأَمْوَات كثير واستقصاء ذكره وَالرِّوَايَة بِطرقِهِ وَأَسَانِيده عسير والسعيد من كف عَن ذَلِك وَكَفاهُ عَن ذكره الْيَسِير أَخْبَرَنَا الشَّيْخُ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ الْحُسَيْنُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ الْحُسَيْنِ الأَدِيبِ بِأَصْبَهَانَ أَنا أَبُو طَاهِرٍ أَحْمَدُ بْنُ مَحْمُودِ بن أَحْمد الثَّقَفِيّ الأديب أَنا أَبُو بَكْرٍ مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بن عَليّ بن القري أَنا أَبُو يَعْلَى أَحْمَدُ بْنُ عَلِيٍّ الْمَوْصِلِيُّ نَا الْحَكَمُ بْنُ مُوسَى بن مُحَمَّدِ بْنِ سَلَمَةَ نَا مُحَمَّدُ ابْن اسحق عَنْ عَمِّهِ مُوسَى بْنِ يَسَارٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلممَنْ أَكَلَ مِنْ لَحْمِ أَخِيهِ فِي الدُّنْيَا قُرِّبَ لَهُ لَحْمُهُ فِي الآخِرَةِ فَيُقَالُ لَهُ كُلْهُ مَيِّتًا كَمَا أَكَلْتَهُ حَيًّا قَالَ فَيَأْكُلُهُ وَيَكْلَحُ وَيَصِيحُ وَأَخْبَرَنَا الشَّيْخُ أَبُو الْأَعَز قراتكين بن السعد بْنِ الْمَذْكُورِ الأَزَجِيُّ بِبَغْدَادَ قَالَ أَنا أَبُو مُحَمَّدٍ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيِّ بن مُحَمَّد الْجَوْهَرِي أَنا أَبُو الْحَسَنِ عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَحْمَدَ بْنِ لُؤْلُؤٍ الْوَرَّاقُ قَالَ نَا مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ أَبَانٍ السَّرَّاجُ نَا يَحْيَى بْنُ عَبْدِ الْحَمِيدِ الْحِمَّانِيُّ نَا أَبُو بكر ابْنَ عَيَّاشٍ عَنِ الأَعْمَشِ عَنْ سَعِيدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ جُرَيْجٍ عَنْ أَبِي بَرْزَةَ رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلميَا مَعْشَرَ مَنْ آمَنَ بِلِسَانِهِ وَلما يُؤْمِنْ بِقَلْبِهِ لَا تَتَّبِعُوا عَوَرَاتِ الْمُسْلِمِينَ وَلا عَثَرَاتِهِمْ فَإِنَّ مَنْ تَتَبَّعَ عَثَرَاتِ الْمُسْلِمِينَ تَتَبَّعَ اللَّهُ عَثْرَتَهُ وَمَنْ تَتَبَّعَ اللَّهُ عَثْرَتَهُ يَفْضَحْهُ وَإِنْ كَانَ فِي بَيْتِهِ رَوَاهُ الإِمَامُ أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ فِي مُسْنَدِهِ عَنْ أَسْوَدَ بْنِ عَامِرٍ عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ عَيَّاش وَأخْبرنَا الشَّيْخَانِ أَبُو الْقسم اسماعيل
İbn Ahmed b. Ömer b. es-Semerkandî ve Bağdat'ta vekîl Ebû Ca‘fer Muhammed b. Alî b. Muhammed b. es-Semmânî dediler ki: Bize Ebû Muhammed b. Abdillâh b. Muhammed b. Abdillâh es-Sarîfînî haber verdi; bize Ubeydullah b. Muhammed b. Habâbe el-Bezzâz dedi ki: Bize Abdullah b. Muhammed b. Abdülazîz el-Begavî tahdîs etti; bize Ali b. el-Ca‘d, Şu‘be'den, o el-A‘meş'ten, o Mücâhid'den, o Âişe (r.anha)'dan, o da Peygamber (s.a.v.)'den tahdîs etti ki, şöyle buyurmuştur: "Ölülere sövmeyin; çünkü onlar, önden gönderdikleri şeylere kavuşmuşlardır." Ali bu rivayette "bize onu haber verdi" dememiştir. Bunu Buhârî, Sahîh'inde Ali b. el-Ca‘d'dan rivayet etmiştir. Bu mânâda bu kadarı kâfîdir ve bundan faydalanmaya muvaffak kılınan kimsenin kalbine şifâdır.
Bâb: Ebü'l-Hasan el-Eş‘arî'nin Adının, Nesebinin ve Kendisi Sebebiyle Ehl-i İ‘tizâl Akîdesinden Ayrıldığı Meselenin Zikri
Bize Nişâbur'da fakîh Şeyh Ebû Abdillâh Muhammed b. el-Fadl b. Ahmed el-Furâvî haber verdi; dedi ki: Bize hâfız İmam Ebû Bekr Ahmed b. el-Hüseyin b. Alî el-Beyhakî haber verdi; dedi ki: Ashâbımızın kitaplarında şunu gördüm: Ebü'l-Hasan Alî b. İsmâil b. İshâk b. Sâlim b. İsmâil b. Abdillâh b. Mûsâ b. Bilâl b. Ebû Bürde b. Ebû Mûsâ el-Eş‘arî.
Ve bize Dımaşk'ta Şeyh Ebü'l-Hasan Alî b. Ahmed b. Kabîs ile Bağdat'ta mukrî Ebû Mansûr Muhammed b. Abdülmelik b. Hayrûn haber verdi; ikisi dediler ki: Bize hâfız İmam Ebû Bekr Ahmed b. Alî b. Sâbit el-Hatîb el-Bağdâdî şöyle dedi: Alî b. İsmâil b. Ebû Bişr —onun adı İshâk'tır— b. Sâlim b. İsmâil b. Abdillâh b.
ابْن أَحْمَدَ بْنِ عُمَرَ بْنِ السَّمْرَقَنْدِيِّ وأَبُو جَعْفَر مُحَمَّد بن عَلِيِّ بن مُحَمَّد بن السماني الْوَكِيل بِبَغْدَاد قَالَا أَنا أَبُو مُحَمَّدِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الصريفيني أَنا عُبْيَدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ حَبَابَةَ الْبَزَّازُ قَالَ نَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ الْبَغَوِيُّ نَا عَلِيُّ بْنُ الْجَعْد عَن شعيبة عَنِ الأَعْمَشِ عَنْ مُجَاهِدٍ عَنْ عَائِشَةَ رضي الله عنها عَنِ النَّبِي صلى الله عليه وسلم قَالَلَا تَسُبُّوا الأَمْوَاتَ فَإِنَّهُمْ قَدْ أَفْضَوْا إِلَى مَا قَدَّمُوا وَلم يقل فِيهِ عَليّ أحبرناه رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ فِي الصَّحِيحِ عَنْ عَلِيِّ بْنِ الْجَعْدِ وَهَذَا الْقدر فِي هَذَا المعني كَاف ولصدر من وفْق للِانْتِفَاع بِهِ شافبَاب ذكر تَسْمِيَة أَبِي الْحسن الْأَشْعَرِيّ وَنسبه وَالْأَمر الَّذِي فَارق عقد أهل الاعتزال بِسَبَبِهِأَخْبَرَنَا الشَّيْخُ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ مُحَمَّدُ بْنُ الْفَضْلِ بْنِ أَحْمَدَ الْفُرَاوِيُّ الْفَقِيه بنيسابور قَالَ أَنا الإِمَامُ أَبُو بَكْرٍ أَحْمَدُ بْنُ الْحُسَيْنِ بْنِ عَلِيٍّ الْبَيْهَقِيُّ الْحَافِظُ قَالَ رَأَيْت فِي كتب أَصْحَابِنَا أَبُو الْحَسَنِ عَلِيُّ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ إِسْحَاقَ بْنِ سَالِمِ بْنِ إِسْمَاعِيلَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُوسَى بْنِ بِلالِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ بْنِ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ وَأَخْبَرَنَا الشَّيْخُ أَبُو الْحَسَنِ عَلِيُّ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ قبيس بِدِمَشْقَ وَأَبُو مَنْصُورٍ مُحَمَّدُ بْنُ عبد الْملك بن خيرون الْمقري بِبَغْدَادَ قَالا قَالَ لَنَا الإِمَامُ أَبُو بَكْرٍ أَحْمَدُ بْنُ عَلِيٍّ بْنِ ثَابِتٍ الْخَطِيبُ الْحَافِظُ الْبَغْدَادِيُّ عَلِيُّ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي بشر وإسمه اسحق بْنِ سَالِمِ بْنِ إِسْمَاعِيلَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ
Mûsâ b. Bilâl b. Ebî Bürde b. Ebî Mûsâ Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî; mülhidlere, onların dışında Mu‘tezile, Râfıza, Cehmiyye, Havâric ve sair bid‘at ehli sınıflarına karşı reddiyeler ihtiva eden kitap ve tasnifleri bulunan mütekellimdir. Basralı olup Bağdat’a yerleşmiş ve orada vefat etmiştir. Cuma günleri Mansûr Camii’nde fakih Ebû İshak el-Mervezî’nin halkasında otururdu. İmam Ebû Bekir b. Fûrek, onun babasının Ebû Bişr İsmâil b. İshâk olduğunu, kendisinin Sünnî, cemâat ehli ve hadis taraftarı olduğunu zikretmiştir. Vefatında Zekeriyyâ b. Yahyâ es-Sâcî’ye vasiyette bulunmuştur; o ise fıkıh ve hadis imamı olup kendisinin İhtilâfü’l-Fukahâ adlı eseri de dâhil olmak üzere kitapları vardır ve Şâfiî mezhebine giderdi. Şeyh Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî, Tefsir kitabında ondan — yani es-Sâcî’den — pek çok hadis rivayet etmiştir. Ben derim ki: Doğrusu, daha önce geçtiği üzere Ebû Bişr’in dedesi İshâk’tır. Ashâbının onun babasını Ebû Bişr’e nisbet etmesi, Ebû Alî el-Ehvâzî’nin uydurduğu şeyi yalanlamaktadır. Zira o, onun nesebinin sahih olmadığını ve ancak bu sebeple babasının adı yerine künye ile anıldığını iddia etmiştir. Eğer onun ricâl isimlerine ve neseblere dair bir dikkati olsaydı, bizim ‘künye’ ile ‘kinâye’ sözlerimiz arasındaki farkı ayırt ederdi. İnsanların onu el-Eş‘arî diye adlandırmada ittifak etmesi de bu iftiracının söylediğini yalanlamaktadır. Müctebâ Resûl’den, neseb hakkında bilgisizce dil uzatan kimse hakkında şu hadis varid olmuştur: Bize Şeyh Ebü’l-Kâsım Zâhir b. Tâhir eş-Şehhâmî haber verdi; bize Ebû Bekir Ahmed b. Hüseyin b. Alî el-Beyhakî haber verdi; bize Ebû Bekir İbn Fûrek haber verdi; bize Abdullah b. Ca‘fer tahdîs etti; bize Yûnus b. Habîb tahdîs etti; bize Ebû Dâvûd tahdîs etti; bize Şu‘be ve el-Mes‘ûdî, Alkame b. Mersed el-Hadramî’den; o, Ebü’r-Rebî‘den; o, Ebû Hureyre’den; o da Peygamber (s.a.v.)’den rivayetle dedi ki: “Ümmetimde câhiliye âdetlerinden kalma, terk etmeyecekleri dört şey vardır.”
مُوسَى بْنِ بِلالِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ بْنِ أَبِي مُوسَى أَبُو الْحَسَنِ الأَشْعَرِيُّ الْمُتَكَلِّمُ صَاحِبُ الْكُتُبِ والتصانيف فِي الرَّدِّ عَلَى الْمُلْحِدَةِ وَغَيْرِهِمْ مِنَ الْمُعْتَزِلَةِ وَالرَّافِضَةِ وَالْجَهْمِيَّةِ وَالْخَوَارِجِ وَسَائِرِ أَصْنَافِ الْمُبْتَدِعَةِ وَهُوَ بَصْرِيُّ سَكَنَ بَغْدَادَ إِلَى أَنْ تُوُفِّيَ بِهَا وَكَانَ يَجْلِسُ أَيَّامَ الْجُمُعَاتِ فِي حَلقَة أبي اسحق المرزوي الْفَقِيهِ مِنْ جَامِعِ الْمَنْصُورِ وَذَكَرَ الإِمَامُ أَبُو بَكْرِ بْنُ فُورَكٍ أَنَّ أَبَاهُ هُوَ أَبُو بِشْرٍ اسماعيل بن اسحق وَأَنَّهُ كَانَ سُنِّيًّا جَمَاعِيًّا حَدِيثِيًّا أَوْصَى عِنْدَ وَفَاتِهِ إِلَى زَكَرِيَّا بْنِ يَحْيَى السَّاجِيِّ رحمه الله وَهُوَ إِمَام الْفَقِيه وَالْحَدِيثِ وَلَهُ كُتُبٌ مِنْهَا كِتَابُ اخْتِلافِ الْفُقَهَاءِ وَكَانَ يَذْهَبُ مَذْهَبَ الشَّافِعِيِّ وَقَدْ رَوَى عَنْهُ الشَّيْخُ أَبُو الْحَسَنِ الأَشْعَرِيُّ فِي كِتَابِ التَّفْسِير أَحَادِيث كَثِيرَة يَعْنِي المساجي قلت وَالصَّحِيح أَن أَبَا بشر جده اسحق كَمَا سبق وَفِي نِسْبَة أَصْحَابه أَبَاهُ إِلَى أَبِي بشر تَكْذِيب لأبي عَليّ الْأَهْوَازِي فِيمَا اختلق فَإِنَّهُ زعم أَنه غير صَحِيح النّسَب وَأَنه مَا كنى عَن اسْم أَبِيه إِلَّا لهَذَا السَّبَب وَلَو كَانَت لَهُ بأسماء الرِّجَال وأنسابهم عنَاية لفرَّق بَين قولنَا كنية وكنَاية وَفِي إطباق النَّاس على تَسْمِيَته بالأشعري تَكْذِيب لما قَالَه هَذَا المفتري وَقد ورد عَن الرَّسُول المنتجب فِيمَن يطعن بِغَيْر علم فِي النّسَب مَا أَخْبَرَنَا الشَّيْخُ أَبُو الْقسم زَاهِر بن طَاهِر الشحامي انا أَبُو بَكْرٍ أَحْمَدُ بْنُ الْحُسَيْنِ بن عَليّ الْبَيْهَقِيّ انا أَبُو بكر ابْن فورك أَنا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ جَعْفَرٍ نَا يُونُسُ بْنُ حَبِيبٍ نَا أَبُو دَاوُدَ نَا شُعْبَةُ وَالْمَسْعُودِيُّ عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ مَرْثَدٍ الْحَضْرَمِيِّ عَنْ أَبِي الرَّبِيعِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَأربح من أَمر الْجَاهِلِيَّة لن يدعن
Nesebe dil uzatmak, ölü üzerine yas tutup ağıt yakmak, yıldızlara yağmur isnat etmek ve bulaşma iddiası insanlarda görülen hususlardandır. Uyuz bir deve yüz deveyi uyuz etti; öyleyse ilk deveyi kim uyuz etti? Dedesi Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’nin (r.a.) nesebine gelince: Bize Şeyh Ebü'l-Kâsım İsmâil b. Ahmed b. es-Semerkandî ihbâr etti; o şöyle dedi: Bize ihbâr etti Ebü'l-Hüseyin Ahmed b. Muhammed b. Ahmed b. en-Nakūr el-Bezzâz; bize ihbâr etti Ebü'l-Kâsım Îsâ b. Alî b. Îsâ el-Kâtib; bize ihbâr etti Abdullah b. Muhammed b. Abdilazîz. O dedi ki: Bana amcam, yani Alî b. Abdilazîz, Ebû Ubeyd'den tahdîs etti. Ebû Ubeyd şöyle dedi: Ebû Mûsâ Abdullah b. Kays, el-Cemâhir b. el-Eş‘ar b. Üded'in soyundandır. Abdullah dedi ki: Ebû Ubeyd'den başkası şöyle dedi: Abdullah b. Kays b. Süleym b. Hadâr b. Harb b. Âmir b. Itr b. Bekr b. Âmir b. Uzr b. Vâil b. Nâciye b. el-Cemâhir b. el-Eş‘ar —ki o, Nebt b. Üded b. Yeşcüb b. Urayb b. Zeyd b. Kehlân b. Sebe' b. Yeşcüb b. Ya‘rub b. Kahtân'dır— diye zikredilmiştir. Ebû Mûsâ'nın annesi Zabye bint Vehb b. Akk idi; Müslüman olmuş ve Medine'de vefat etmiştir. Ve bize Bağdat'ta Şeyh Ebü'l-Berekât Abdülvehhâb b. el-Mübârek b. Ahmed el-Enmâtî el-Hâfız ihbâr etti; o dedi ki: Bize bildirdi Ebû Tâhir Ahmed b. el-Hasen b. Ahmed ve Ebü'l-Fadl Ahmed b. el-Hasen b. Hayrûn el-Bâkıllânîler. Ve bize Bağdat'ta Şeyh Ebü'l-‘İzz Sâbit b. Mansûr b. el-Mübârek el-Kîlî ihbâr etti; bize bildirdi Ebû Tâhir Ahmed b. el-Hasen. O ikisi şöyle dedi: Bize bildirdi Ebü'l-Hüseyin Muhammed b. el-Hasen b. Ahmed b. Muhammed b. Mûsâ b. İmrân el-İsbahânî; bize bildirdi Ebü'l-Hüseyin Muhammed b. Ahmed b. İshâk; bize bildirdi Ebû Hafs...
النَّاسُ الطَّعْنُ فِي الأَنْسَابِ وَالنِّيَاحَةُ عَلَى الْمَيِّتِ وَالأَنْوَاءُ وَالإِعْدَاءُ أَجْرَبَ بَعِيرٌ فَأَجْرَبَ مِائَةً فَمَنْ أَجْرَبَ الْبَعِيرَ الأَوَّلَفَأَمَّا نَسَبُ جَدِّهِ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ رضي الله عنه فَأخْبرنَا الشَّيْخ أَبُو الْقسم إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ السَّمَرْقَنْدِيِّ أَنا أَبُو الْحُسَيْنِ أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ ابْن أَحْمد بن النقور الْبَزَّاز أَنا ابو الْقسم عِيسَى بْنُ عَلِيِّ بْنِ عِيسَى الْكَاتِب أَنا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ قَالَ حَدَّثَنِي عَمِّي يَعْنِي عَلِيَّ بْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ عَن أبي عبيد قَالَ أَبُو مُوسَى عَبْدُ اللَّهِ بْنُ قَيْسٍ مِنْ وَلَدِ الْجَمَاهِرِ بْنِ الأَشْعَرِ بن أُدَدٍ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ وَقَالَ غَيْرُ أَبِي عُبَيْدٍ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ قَيْسِ ابْن سُلَيْمِ بْنِ حَضَارِ بْنِ حَرْبِ بْنِ عَامِرِ بْنِ عِتْرِ بْنِ بكر بن عَامر بن عذر بْنِ وَائِلِ بْنِ نَاجِيَةَ بْنِ الجماهير بْنِ الأَشْعَرِ وَهُوَ نَبْتُ بْنُ أُدَدِ بْنِ يَشْجُبَ بْنِ عُرَيْبِ بْنِ زَيْدِ بْنِ كَهْلانَ بْنِ سبابن يَشْجُبَ بْنِ يَعْرُبَ بْنِ قَحْطَانَ وَأُمُّ أَبِي مُوسَى ظَبْيَةُ بِنْتُ وَهْبِ بْنِ عَكٍّ كَانَتْ أَسْلَمَتْ وَمَاتَتْ بِالْمَدِينَةِ وَأَخْبَرَنَا الشَّيْخُ أَبُو الْبَرَكَاتِ عَبْدُ الْوَهَّابِ بْنُ الْمُبَارَكِ ابْن أَحْمَدَ الأَنْمَاطِيُّ الْحَافِظُ بِبَغْدَادَ قَالَ انا أَبُو طَاهِرٍ أَحْمَدُ بْنُ الْحَسَنِ بْنِ أَحْمَدَ وَأَبُو الْفَضْلِ أَحْمَدُ بْنُ الْحَسَنِ بْنِ خَيْرُونَ الْبَاقِلانِيَّانِ وَأَخْبَرَنَا الشَّيْخُ أَبُو الْعِزِّ ثَابِتُ بْنُ مَنْصُورِ بْنِ الْمُبَارَكِ الْكَيْلِيُّ بِبَغْدَاد أَنا ابو طَاهِر أَحْمد ابْن الْحسن قَالَا أَنا أَبُو الْحُسَيْنِ مُحَمَّدُ بْنُ الْحَسَنِ بْنِ أَحْمَدَ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ مُوسَى ابْن عمرَان الْأَصْبَهَانِيّ أَنا أَبُو الْحُسَيْنِ مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ بن اسحق أَنا أَبُو حَفْصٍ
Ömer b. Ahmed b. İshâk el-Hevâzî dedi: Bize Şebâb Halîfe b. Hayyât el-ʿUsfurî tahdîs etti; o dedi: Bize Hişâm b. el-Kelbî, babasından tahdîs etti. O şöyle dedi: Derler ki Kahtân, Mürʿaf'ı doğurdu; o da Yaʿrub'dur. Yaʿrub, Yeşcüb'ü doğurdu. Yeşcüb, Sebe'yi doğurdu; o da Âmir'dir. Sebe, Kehlân'ı doğurdu. Kehlân, Zeyd'i doğurdu. Zeyd, Ureyb'i doğurdu. Ureyb, Yeşcüb'ü doğurdu. Yeşcüb b. Ureyb, Zeyd'i doğurdu. Zeyd, Uded b. Zeyd'i doğurdu. Uded b. Zeyd, Nebt'i doğurdu; o da Eşʿar'dır.
Şebâb dedi: Eşʿarîlerden biri Ebû Mûsâ el-Eşʿarî'dir: Abdullah b. Kays b. Süleym b. Hadâr b. Harb b. Âmir b. Itr b. Bekr b. Âmir b. Azr b. Vâil b. Nâciye b. Cemâhir b. el-Eşʿar b. Uded b. Zeyd. Ebû Mûsâ, Ömer ve Osman (r.anhümâ) adına Basra valiliği yaptı; orada onun eliyle pek çok fetih vuku buldu. Kûfe valiliğinde de bulundu; orada, mescid-i câmiin yakınında bir evi ve evlâdı vardı.
Şebâb dedi: Bize Hişâm b. Muhammed b. es-Sâib el-Kelbî tahdîs etti; o dedi: Bana babam, Ebû Sâlih'ten, o da İbn Abbâs'tan şöyle tahdîs etti: İbn Abbâs dedi ki: Kahtân, İsmâil b. İbrâhim'in soyundandır; onunla İsmâil arasında otuz baba vardır. Râvi dedi: Babam da şöyle dedi: Kahtân oğulları bunu bilir ve ona nisbet olunurlardı; ta Haccâc dönemine kadar böyle sürdü. Böyle dedi; doğrusu ise üç babadır.
Bize Bağdat'ta Şeyh Ebû Bekr Muhammed b. Abdülbâkî b. Muhammed el-Ensârî ihbâr etti; bize Ebû Muhammed el-Hasan b. Alî b. Muhammed el-Cevherî ihbâr etti; bize Ebû Ömer Muhammed b. el-Abbâs b. Hayveyh el-Hazzâz ihbâr etti; bize Ebü'l-Hasan Ahmed b. Maʿrûf b. Bişr el-Haşşâb tahdîs etti; bize Hüseyin b. Muhammed b. Abdurrahmân b. el-Fehm el-Fakîh tahdîs etti; bize Vâkıdî'nin kâtibi Muhammed b. Saʿd tahdîs etti. O şöyle dedi: Yemen'in neseb kökü Kahtân'da birleşir. Onu İsmâil b. İbrâhim'e nisbet eden kimse şöyle der: Kahtân b. el-Humeysaʿ b. Teym b. Nebt b. İsmâil b. İbrâhim —Allah'ın salâtı o ikisinin üzerine olsun—. Hişâm b. Muhammed b. es-Sâib onu böyle nisbet ederdi.
عمر بن احْمَد بن اسحق الهوازي نَا شَبَّابٌ خَلِيفَةُ بْنُ خَيَّاطٍ الْعُصْفُرِيُّ نَا هِشَامُ بْنُ الْكَلْبِيِّ عَنْ أَبِيهِ قَالَ يَقُولُونُ وَلَدَ قَحْطَانُ الْمُرْعَفَ وَهُوَ يَعْرُبُ فَوَلَدَ يَعْرُبُ يَشْجُبَ فَوَلَدَ يَشْجُبُ سَبَأً وَهُوَ عَامِرُ فَوَلَدَ سَبَأُ كَهْلانَ فَوَلَدَ كَهْلانُ زَيْدًا فَوَلَدَ زَيْدُ عُرَيْبًا فَوَلَدَ عُرَيْبُ يَشْجُبَ فَوَلَدَ يَشْجُبُ بْنُ عُرَيْبٍ زَيْدًا فَوَلَدَ زَيْدُ أُدَدَ بْنَ زَيْدٍ فَوَلَدَ أدد بن زيد نَبْتًا وَهُوَ الأَشْعَرُ قَالَ شَبَّابٌ فَمِنَ الأَشْعَرِيِّينَ أَبُو مُوسَى الأَشْعَرِيُّ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ قَيْسِ بْنِ سُلَيْمِ بْنِ حَضَارِ بْنِ حَرْبِ بْنِ عَامِرِ بْنِ عِتْرِ بْنِ بكر بن عَامر بن عذر ابْن وَائِلِ بْنِ نَاجِيَةَ بْنِ جَمَاهِرِ بْنِ الأَشْعَرِ بْنِ أُدَدِ بْنِ زَيْدٍ وَلِيَ الْبَصْرَةَ لِعُمَرَ وَعُثْمَانَ رضي الله عنهما وَلَهُ بِهَا فُتُوحٌ كَثِيرَةٌ وَوَلِيَ الْكُوفَةَ وَلَهُ بِهَا دَارٌ وَوَلَدٌ حَضْرَةَ الْمَسْجِدِ الْجَامِعِ قَالَ شَبَّابٌ وَنَا هِشَامُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ السَّائِبِ الْكَلْبِيُّ قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي عَنْ أَبِي صَالِحٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ قَحْطَانُ مِنْ وَلَدِ إِسْمَاعِيلَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ وَبَيْنَهُ وَبَيْنَ إِسْمَاعِيلَ ثَلاثُونَ أَبًا قَالَ وَقَالَ أَبِي لَمْ يَزَلْ قَحْطَانُ يَعْرِفُونَ ذَلِكَ وَيَنْتَسِبُونَ إِلَيْهِ حَتَّى كَانَ زَمَنُ الْحَجَّاجِ كَذَا قَالَ وَالصَّوَابُ ثَلاثَةُ آبَاءٍ أَخْبَرَنَا الشَّيْخُ أَبُو بَكْرٍ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْبَاقِي بن مُحَمَّدٍ الْأنْصَارِيّ بِبَغْدَاد أَنا أَبُو مُحَمَّدٍ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيِّ بن مُحَمَّد الْجَوْهَرِي أَنا أَبُو عُمَرَ مُحَمَّدُ بْنُ الْعَبَّاسِ بن حيويه الخزازنا أَبُو الْحَسَنِ أَحْمَدُ بْنُ مَعْرُوفِ ابْن بِشْرٍ الْخَشَّابُ نَا الْحُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْفَهْمِ الْفَقِيهُ نَا مُحَمَّدُ بْنُ سَعْدٍ كَاتِبُ الْوَاقِدِيُّ قَالَ إِلَى قَحْطَانَ جِمَاعُ الْيَمَنِ فَمَنْ نَسَبَهُ إِلَى إِسْمَاعِيلَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ قَالَ قَحْطَانُ بْنُ الْهَمَيْسَعِ بْنِ تَيْمِ بن نبت بن اسماعيل ابْن إِبْرَاهِيمَ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِمَا هَكَذَا كَانَ يَنْسِبُهُ هِشَامُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ السَّائِبِ